Gönderen Konu: 14 Afrika Ülkesinin Fransa'ya 'Koloni Vergisi' Ödemeye Devam Ettiğini ... ?  (Okunma sayısı 2545 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."


SiliconAfrica adlı sitede Mawuna Remarque KOUTONIN imzası ile yayınlanan makale şaşırtıcı gerçeği ortaya koyuyor.

Sekou Toure/Gine, 1958 yılında bağımsızlığını ilan edip Fransız kolonilerinden biri olmaya devam etmeyeceklerini açıkladıklarında Paris'te oturan elit beyefendiler bu duruma çok sinirlenirler. Hissettikleri kızgınlığın neticesinde Gine'de bulunan Fransız yönetimi ülke içerisinde bulunan her şeyi, bütünüyle yakıp yıkarak Fransız kolonisi olarak kalmanın avantajlarını göstermek istediler.

Üç bin Fransız ülkeyi aniden terk etti. Yanlarına alabildikleri mülklerini götürürken geride bırakmak zorunda kaldıkları her şeyi yaktılar: okullar, kreşler, idare binaları parçalanmıştı; otomobiller, kitaplar, ilaçlar, araştırma labrotuvarlarının ekipmanları, traktörler ya bilerek parçalanmış ya da çeşitli şekillerde sabotaja uğramış; atlar, inekler ve her türlü çiftlik hayvanı öldürülmüş, ambarlarda bulunan yiyecekler ise yakılmış ya da zehirlenmişti.

FRANSA MÜDAHALE ETTİ VE DEVLET BAŞKANI ÖLDÜRÜLDÜ

Ortaya çıkan tablo bir zamanlar "Fakir ama özgür olmayı zengin köle olmaya tercih ederim" sloganını tekrar eden Afrika'nın elitlerinin derin bir sessizliğe bürünmelerine sebep oldu. Batı Afrika'da ufak bir ülke olan Togo Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olan Slyvanus Olympio Fransa ile orta bir yol bulmayı başardı.

Olympio, ülkesinin daha fazla Fransız kolonilerinden biri olarak kalmasını istemiyordu ve De Gaule paktını imzalamadı. Bununla birlikte ülkesinin Fransa'ya 'koloni vergisi' ödemesini de kabul etmişti. Bunu yapmasının tek sebebi, Fransızların ülkeyi terk ederken her şeyi yakıp yıkmalarını engellemekti. Vergi 1963 yılında ülke bütçesinin %30'una yakını bir miktarı ödemeyi gerektiriyordu.

Yeni bağımsız Togo'nun finansal durumu ise tam manasıyla sallantıda idi. Olympio bu dengesizliği aşmak için ulusal para birimine geçmeye karar verdi. Togo'nun kendi parasını basması fikrinden hoşlanmayan Fransa ülkeye askerlerini geri gönderdi ve ülkenin ilk seçilmiş başkanı Olympio öldürüldü. Başkanı vurduğu söylenen, eski Fransız Yabancılar Lejyonu ordusundan çavuş Etienne Gnassingbe, bu başarısı nedeni ile yerel Fransız elçiliği tarafından 612$ parayla ödüllendirildi.

Olympio'nun rüyası bağımsız, kendisine yeten ve kendisine güvenen bir ülke inşa etmekti fakat, Fransızlar bu fikirden hoşlanmamışlardı.

30 Haziran 1962, Mali Cumhuriyeti'nin ilk başkanı, Modiba Keita sosyalist ekonomi hakkında bilgi edindikçe Fransızların ülkeleri üzerindeki yükünü daha iyi anlamaya başladı ve koloni ortak para biriminden çıkarak kendi parasını basmak istediğinde başına benzer şeyler geldi. Bu seferki Fransız Yabancılar Lejyonu'nden üsteğmen Moussa Traore, başkan Keita'yı öldürdüğünde tarih 29 Kasım 1968'i gösteriyordu.

Fransa, Afrika'nın halk tarafından seçilmiş başkanlarını öldürürken yabancılar lejyonunu kullanmayı tercih ediyordu.

1966'da Orta Afrika Cumhuriyeti başkanı, Jean-Bedel Bokassa, yeniden 1966'dan Yukarı Volta (şimdilerde Burkina Faso) Cumhuriyeti'nin başkanı Maurice Yameogo, 1972'de Benin Cumhuriyeti başkanı Hubert Maga'nın koruması öldürüldü.

Son 50 yıldır 26 Afrika ülkesinde toplam 67 tane darbe oldu, bu ülkelerin 16 tanesi eski Fransız kolonilerinden, darbelerin %61'i bu ülkelerde gerçekleşti.

2014 yılında 14 Afrika ülkesi Fransa'ya koloni vergisi ödemeye devam etmektedir ve ulusal rezervlerinin %85'ini Fransız Merkez Bankasına ödeyerek, Fransız Maliye Bakalığı'nın kontrolüne bırakırlar. Yaklaşık olarak 500 milyar dolar civarı olan bu paranın yattığı hesap üzerinde ödemeyi yapan ülkelerin hiç bir tasarrufları bulunmamaktadır. Her sene bu paranın %15'ini paraya ihtiyaçları olursa geri alabilirler. Daha fazlasına ihtiyaç duyacak olurlarsa Fransız bankalarından borç alabilirler.

Fransa'ya 1961 yılından itibaren koloni vergisi ödemekte olan Afrika ülkeleri; Benin, Burkina Faso, Guinea-Bissau, Ivory Coast, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Cameroon, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo-Brazzaville, Ekvatoryal Gine ve Gabon.

Jacques Chirac'ın söylediği gibi; "Afrika olmadan Fransa, hızla bir üçüncü dünya ülkesi haline gelecektir."

Ve...

François Mitterand, "Afrika olmadan, Fransa'nın 21.yy'a gelindiğinde bir tarihi olmayacaktır."


Tuesday, January 28th, 2014 | Mawuna Remarque KOUTONIN | http://www.siliconafrica.com/france-colonial-tax/


***

14 African Countries Forced by France to Pay Colonial Tax For the Benefits of Slavery and Colonization

Africa-France-relationshipDid you know many African countries continue to pay colonial tax to France since their independence till today!

When Sékou Touré of Guinea decided in 1958 to get out of french colonial empire, and opted for the country independence, the french colonial elite in Paris got so furious, and in a historic act of fury the french administration in Guinea destroyed everything in the country which represented what they called the benefits from french colonization.

Three thousand French left the country, taking all their property and destroying anything that which could not be moved: schools, nurseries, public administration buildings were crumbled; cars, books, medicine, research institute instruments, tractors were crushed and sabotaged; horses, cows in the farms were killed, and food in warehouses were burned or poisoned.

The purpose of this outrageous act was to send a clear message to all other colonies that the consequences for rejecting France would be very high.

Slowly fear spread trough the african elite, and none after the Guinea events ever found the courage to follow the example of Sékou Touré, whose slogan was “We prefer freedom in poverty to opulence in slavery.”

Sylvanus Olympio, the first president of the Republic of Togo, a tiny country in west Africa, found a middle ground solution with the French.
He didn’t want his country to continue to be a french dominion, therefore he refused to sign the colonisation continuation pact De Gaule proposed, but agree to pay an annual debt to France for the so called benefits Togo got from french colonization.

It was the only conditions for the French not to destroy the country before leaving. However, the amount estimated by France was so big that the reimbursement of the so called “colonial debt” was close to 40% of the country budget in 1963.

The financial situation of the newly independent Togo was very unstable, so in order to get out the situation, Olympio decided to get out the french colonial money FCFA (the franc for french african colonies), and issue the country own currency.

On January 13, 1963, three days after he started printing his country own currency, a squad of illiterate soldiers backed by France killed the first elected president of newly independent Africa. Olympio was killed by an ex French Foreign Legionnaire army sergeant called Etienne Gnassingbe who supposedly received a bounty of $612 from the local French embassy for the hit man job.

Olympio’s dream was to build an independent and self-sufficient and self-reliant country. But the French didn’t like the idea.

On June 30, 1962, Modiba Keita , the first president of the Republic of Mali, decided to withdraw from the  french colonial currency FCFA which was imposed on 12 newly independent African countries. For the Malian president, who was leaning more to a socialist economy, it was clear that colonisation continuation pact with France was a trap, a burden for the country development.

On November 19, 1968, like, Olympio, Keita will be the victim of a coup carried out by another ex French Foreign legionnaire, the Lieutenant Moussa Traoré.

In fact during that turbulent period of African fighting to liberate themselves from European colonization, France would repeatedly use many ex Foreign legionnaires to carry out coups against elected presidents:

– On January 1st, 1966, Jean-Bédel Bokassa, an ex french foreign legionnaire, carried a coup against David Dacko, the first President of the Central African Republic.
– On January 3, 1966, Maurice Yaméogo, the first President of the Republic of Upper Volta, now called Burkina Faso, was victim of a coup carried by Aboubacar Sangoulé Lamizana, an ex French legionnaire who fought with french troops in Indonesia and Algeria against these countries independence.
– on 26 October 1972, Mathieu Kérékou who was a security guard to President Hubert Maga, the first President of the Republic of Benin, carried a coup against the president, after he attended French military schools from 1968 to 1970.
In fact, during the last 50 years, a total of 67 coups happened in 26 countries in Africa, 16 of those countries are french ex-colonies, which means 61% of the coups happened in Francophone Africa.

Number of Coups in Africa by country

Ex French colonies    Other African countries
Country    Number of coup   Country   number of coup
Togo   1   Egypte   1
Tunisia   1   Libye   1
Cote d’Ivoire   1   Equatorial Guinea   1
Madagascar   1   Guinea Bissau   2
Rwanda   1   Liberia   2
Algeria   2   Nigeria   3
Congo – RDC   2   Ethiopia   3
Mali   2   Ouganda   4
Guinea Conakry   2   Soudan   5
SUB-TOTAL 1   13      
Congo   3      
Tchad   3      
Burundi   4      
Central Africa   4      
Niger   4      
Mauritania   4      
Burkina Faso   5      
Comores   5      
SUB-TOTAL 2   32      
TOTAL (1 + 2)   45   TOTAL   22
As these numbers demonstrate, France is quite desperate but active to keep a strong hold on his colonies what ever the cost, no matter what.

In March 2008, former French President Jacques Chirac said:

“Without Africa, France will slide down into the rank of a third [world] power”

Chirac’s predecessor François Mitterand already prophesied in 1957 that:

 “Without Africa, France will have no history in the 21st century”

At this very moment I’m writing this article, 14 african countries are obliged by France, trough a colonial pact, to put 85% of their foreign reserve into France central bank under French minister of Finance control. Until now, 2014, Togo and about 13 other african countries still have to pay colonial debt to France. African leaders who refuse are killed or victim of coup. Those who obey are supported and rewarded by France with lavish lifestyle while their people endure extreme poverty, and desperation.

It’s such an evil system even denounced by the European Union, but France is not ready to move from that colonial system which puts about 500 billions dollars from Africa to its treasury year in year out.

We often accuse African leaders of corruption and serving western nations interests instead, but there is a clear explanation for that behavior. They behave so because they are afraid the be killed or victim of a coup. They want a powerful nation to back them in case of aggression or trouble. But, contrary to a friendly nation protection, the western protection is often offered in exchange of these leaders renouncing to serve their own people or nations’ interests.

African leaders would work in the interest of their people if they were not constantly stalked and bullied by colonial countries.

In 1958, scared about the consequence of choosing independence from France, Leopold Sédar Senghor declared: “The choice of the Senegalese people is independence; they want it to take place only in friendship with France, not in dispute.”

From then on France accepted only an “independence on paper” for his colonies, but signed binding “Cooperation Accords”, detailing the nature of their relations with France, in particular ties to France colonial currency (the Franc), France educational system, military and commercial preferences.

Below are the 11 main components of the Colonisation continuation pact since 1950s:

 

#1.  Colonial Debt for the benefits of France colonization

The newly “independent” countries  should pay for the infrastructure built by France in the country during colonization.

I still have to find out the complete details about the amounts, the evaluation of the colonial benefits and the terms of payment imposed on the african countries, but we are working on that (help us with info).

 

#2. Automatic confiscation of national reserves

The African countries should deposit their national monetary reserves into France Central bank.

France has been holding the national reserves of fourteen african countries since 1961: Benin, Burkina Faso, Guinea-Bissau, Ivory Coast, Mali, Niger, Senegal, Togo, Cameroon, Central African Republic, Chad, Congo-Brazzaville, Equatorial Guinea and Gabon.

“The monetary policy governing such a diverse aggregation of countries is uncomplicated because it is, in fact, operated by the French Treasury, without reference to the central fiscal authorities of any of the WAEMU or the CEMAC. Under the terms of the agreement which set up these banks and the CFA the Central Bank of each African country is obliged to keep at least 65% of its foreign exchange reserves in an “operations account” held at the French Treasury, as well as another 20% to cover financial liabilities.

The CFA central banks also impose a cap on credit extended to each member country equivalent to 20% of that country’s public revenue in the preceding year. Even though the BEAC and the BCEAO have an overdraft facility with the French Treasury, the drawdowns on those overdraft facilities are subject to the consent of the French Treasury. The final say is that of the French Treasury which has invested the foreign reserves of the African countries in its own name on the Paris Bourse.

In short, more than 80% of the foreign reserves of these African countries are deposited in the “operations accounts” controlled by the French Treasury. The two CFA banks are African in name, but have no monetary policies of their own. The countries themselves do not know, nor are they told, how much of the pool of foreign reserves held by the French Treasury belongs to them as a group or individually.

The earnings of the investment of these funds in the French Treasury pool are supposed to be added to the pool but no accounting is given to either the banks or the countries of the details of any such changes. The limited group of high officials in the French Treasury who have knowledge of the amounts in the “operations accounts”, where these funds are invested; whether there is a profit on these investments; are prohibited from disclosing any of this information to the CFA banks or the central banks of the African states .” Wrote Dr. Gary K. Busch

It’s now estimated that France is holding close to 500 billions African countries money in its treasury, and would do anything to fight anyone who want to shed a light on this dark side of the old empire.

The African countries don’t have access to that money.

France allows them to access only 15% of the money in any given year. If they need more than that, they have to borrow the extra money from their own 65% from the French Treasury at commercial rates.

To make things more tragic, France impose a cap on the amount of money the countries could borrow from the reserve. The cap is fixed at 20% of their public revenue in the preceding year. If the countries need to borrow more than 20% of their own money, France has a veto.

Former French President Jacques Chirac recently spoke about the African nations money in France banks. Here is a video of  him speaking about the french exploitation scheme. He is speaking in French, but here is a short excerpt transcript: “We have to be honest, and acknowledge that a big part of the money in our banks come precisely from the exploitation of the African continent.”



#3.  Right of first refusal on any raw or natural resource discovered in the country

France has the first right to buy any natural resources found in the land of its ex-colonies. It’s only after France would say, “I’m not interested”, that the African countries are allowed to seek other partners.

 

#4. Priority to French interests and companies in public procurement and public biding

In the award of government contracts, French companies must be considered first, and only after that these countries  could look elsewhere. It doesn’t matter if the african countries can obtain better value for money elsewhere.

As consequence, in many of the french ex-colonies, all the majors economical assets of the countries are in the hand of french expatriates. In Côte d’Ivoire, for example, french companies own and control all the major utilities – water, electricity, telephone, transport, ports and major banks. The same in commerce, construction, and agriculture.

In the end, as I’ve written in a previous article, Africans now Live On A Continent Owned by Europeans!

 

#5. Exclusive right to supply military equipment and Train the country military officers

Through a sophisticated scheme of scholarships, grants, and “Defense Agreements” attached to the Colonial Pact, the africans should send their senior military officers for training in France or French ran-training facilities.

The situation on the continent now is that France has trained hundreds, even thousands of traitors and nourish them. They are dormant when they are not needed, and activated when needed for a coup or any other purpose!

 

#6. Right for France to pre-deploy troops and  intervene military in the country to defend its interests

Under something called “Defence Agreements” attached to the Colonial Pact, France had the legal right to intervene militarily in the African countries, and also to station troops permanently in bases and military facilities in those
countries, run entirely by the French.

French military bases in Africa


French-military-bases-in-africa

When President Laurent Gbagbo of Côte d’Ivoire tried to end the French exploitation of the country, France organized a coup. During the long process to oust Gbagbo, France tanks, helicopter gunships and Special Forces intervened directly in the conflit, fired on civilians and killed many.

To add insult to injury, France estimated that the French business community had lost several millions of dollars when in the rush to leave Abidjan in 2006 the French Army massacred 65 unarmed civilians and wounded 1,200 others.

After France succeeded the coup, and transferred power to Alassane Outtara, France requested Ouattara government to pay compensation to French business community for the losses during the civil war.

Indeed the Ouattara government paid them twice what they said they had lost in leaving.

 

#7. Obligation to make French the official language of the country and the language for education

Oui, Monsieur. Vous devez parlez français, la langue de Molière!

A French language and culture dissemination organization has been created called “Francophonie” with several satellites and affiliates organizations supervised by the French Minister of Foreign Affairs.

As demonstrated in this article, if French is the only language you speak, you’d have access to less than 4% of humanity knowledge and ideas. That’s very limiting.

 

#8. Obligation to use France colonial money FCFA

That’s the real milk cow for France, but it’s such an evil system even denounced by the European Union, but France is not ready to move from that colonial system which puts about 500 billions dollars from Africa to its treasury.

During the introduction of Euro currency in Europe, other european countries discovered the french exploitation  scheme. Many, specially the nordic countries, were appalled and suggested France get rid of the system, but unsuccessfully.

 

#9.  Obligation to send France annual balance and reserve report.

Without the report, no money.

Anyway the secretary of the Central banks of the ex-colonies, and the secretary of the bi-annual meeting of the Ministers of Finance of the ex-colonies is carried out by France Central bank / Treasury.

 

#10. Renonciation to enter into military alliance with any other country unless authorized by France

African countries in general are the ones with will less regional military alliances. Most of the countries have only military alliances with their ex-colonisers! (funny, but you can’t do better!).

In the case France ex-colonies, France forbid them to seek other military alliance except the one it offered them.

 

#11. Obligation to ally with France in situation of war or global crisis

Over one million africans soldiers fought for the defeat of nazism and fascism during the second world war.

Their contribution is often ignored or minimized, but when you think that it took only 6 weeks for Germany to defeat France in 1940, France knows that Africans could be useful for fighting for la “Grandeur de la France” in the future.

There is something almost psychopathic in the relation of France with Africa.

First,  France is severely addicted to looting and exploitation of Africa  since the time of slavery. Then there is this complete lack of creativity and imagination of french elite to think beyond the past and tradition.

Finally, France has 2 institutions which are completely frozen into the past, inhabited by paranoid and psychopath “haut fonctionnaires” who spread fear of apocalypse if France would change, and whose ideological reference still comes from the 19th century romanticism: they are the Minister of Finance and Budget of France and the Minister of Foreign affairs of France.

These 2 institutions are not only a threat to Africa, but to the French themselves.

It’s up to us as African to free ourselves, without asking for permission, because I still can’t understand for example how 450 french soldiers in Côte d’Ivoire could control a population of 20 millions people!?

People first reaction when they learn about the french colonial tax is often a question: “Until when?”

For historical comparison, France made Haiti to pay the modern equivalent of $21 billion from 1804 till 1947 (almost one century and half) for the losses caused to french slave traders by the abolition of slavery and the liberation of the Haitian slaves.

African countries are paying the colonial tax only for the last 50 years, so I think one century of payment might be left!



Tuesday, January 28th, 2014 | Mawuna Remarque KOUTONIN | http://www.siliconafrica.com/france-colonial-tax/


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Afrika’nın Geleceği: ‘Çıtalar Su Aygırlarına Karşı’

Çita Jenerasyonu, yozlaşmaya tahammül göstermeyen yeni bir Afrikalı nesli. Onlar, sorumluluğun ve demokrasinin ne olduğunu anlıyorlar. Onlar, devletin kendileri için bir şeyler yapmasını beklemeyecekler.

İşte bu, Çita Jenerasyonu. Ve Afrika’nın kurtuluşu, bu Çitaların sırtında. Tabi ki de, buna karşın Suaygırı Jenerasyonumuz var.

Suaygırı Jenerasyonu, elitleri yönetiyor. Kendi entellektüel yollarında sıkışıp kalmışlar. Sömürgecilik ve emperyalizmden şikayet ederken bir adım dahi ilerleyemeyecekler. Onlardan ekonomileri düzeltmelerini isterseniz, düzeltmeyeceklerdir çünkü onlar, kokuşmuş statükodan faydalanıyorlar.

Şimdi, Afrika’nın durumuna çok kızgın olan çok sayıda Afrikalı var. Aslında biz, yoksul olmayan bir kıtadan bahsediyoruz; mineral kaynakları, doğal mineral kaynakları bakımından zengin bir kıta. Fakat Afrika’nın mineral zenginliği, insanlarının fakirlikten kurtarılması için kullanılmıyor. Birçok Afrikalıyı oldukça kızdıran da bu; bir bakıma, Afrika genellikle bir trajediden daha fazlasıdır.

Sürekli devam eden başka bir trajedi daha var ve bu trajedide Afrika’da hiç anlamadıkları insanlara yardım etmek isteyen çok sayıda insan, çok sayıda hükümet, çok sayıda da kuruluş var. Şimdi, biz demiyoruz ki, Afrika’ya yardım etmeyin. Afrika’ya yardım, çok asil bir davranış. Fakat Afrika’ya yardım, absürd bir tiyatroya dönüştü. Bu, körler sağırlar birbirini ağırlar gibi.

Farkına varmamız gereken belirli şeyler var. Afrika’nın dilenci kutusu sızdırıyor. Afrika’da oluşan sermayenin yüzde 40’nın, burada Afrika’da yatırım yapılmadığını biliyor muydunuz? Afrika dışına götürülüyor. Bunu, Dünya Bankası söylüyor. Afrika’nın dilenci kutusuna bakın. Fena halde sızdırıyor.

Sızdıran bu kutuya daha çok para, daha çok yardım yağdırmamız gerektiğini düşünen kişiler var. Sızıntılar neler? Yolsuzluk, tek başına, Afrika’ya yılda 148 milyar dolara mal oluyor. Evet, bunu bir kenara koyun. Sermayenin Afrika dışına kaçışı, yılda 80 milyar. Bunu da bir kenara koyun. Yiyecek ithalatını ele alalım.

Her yıl, Afrika, yiyecek ithalatına 20 milyar dolar harcıyor. Tüm bu sızıntıları toplayın. Şimdi 1960’lara geri dönelim, Afrika sadece kendini beslemiyor, ayrıca yiyecek ihraç ediyordu. Fakat artık değil.

Bazı şeylerin temelde yanlış gittiğini biliyoruz. Siz, bunu biliyorsunuz; ben, bunu biliyorum, fakat bu hatalar hakkında konuşarak zamanımızı harcamayalım öncelikle, kendimize bu önemli soruyu sorarak başlıyoruz; ”Afrika’da kime yardım etmek istiyoruz?” İnsanlar var daha sonra hükümet ya da liderler.

Şimdi, benden önceki konuşmacı Afrika’da berbat liderler olduğunu ifade etti. Bu niteleme, bence, oldukça sevecen.

Bir Afrika İnternet tartışma forumuna üyeyim ve onlara sordum, dedim ki ”1960’tan bu yana tam olarak 204 Afrika devlet başkanı geldi, 1960’tan bu yana.” Ve onlardan bana sadece 20 tane iyi lider, belki siz de, kendinizi bu liderlik hususunda sorgulamak istersiniz. Onlardan sadece 20 isim söylemelerini istedim.

Demek istediğim şu ki bana 20 isim söyleyebilselerdi bile bu, size ne anlatacaktı? 204 kişiden 20 kişi demek, Afrikalı liderlerin büyük bir çoğunluğu halkını yüzüstü bıraktı. Ve eğer onlara bakarsanız, sömürge sonrası liderlerin listesi askeri sınıf öndedir. İsviçre-bankası sosyalistleri, timsah kurtarıcıları, vampir elitler ve sahte devrimciler.

Şimdi bu liderlik, Afrikalıların yüzyıllardır bildiği geleneksel liderlerden dağlar kadar farklı. Afrika’ya yardım etmeye çalışırken yaptığımız ikinci yanlış da; bazen, Afrika’da hükümet diye adlandırılan şeyin kendi insanlarını umursadığını, insanların yararına hizmet ettiğini ve insanları temsil ettiğini düşünmemizdir. Lesotho başkanının bir keresinde söylediği bir söz var. Der ki: ”Burada Lesotho’da bizim iki tane sorunumuz var: fareler ve hükümet.”

Hükümet olarak anladığımız şey Afrika ülkelerinde mevcut değil. Aslında, bizim hükümet olarak adlandırdığımız şey vampir devletleri. Vampirler, çünkü kendi halklarının ekonomik gücünü emiyorlar. Afrika’daki sorun hükümettir. Hükümet olan bir vampir devletidir.

Yani devlet kaynaklarını kendilerini, dostlarını ve kabile üyelerini zenginleştirmek için kullanan ve diğer herkesi hariç tutan bir topluluk tarafından gasp edilen bir hükümet. Afrika’daki en zengin kişiler; devlet başkanları ve bakanlar; sıklıkla da devlet başkanının ta kendisi.

Bunlar, paralarını nereden buluyor? Servet üreterek mi? Hayır. Acı çeken insanlarının sırtından haksız kazanç elde ederek. Bu servet üretmek değil, servetin yeniden dağıtılmasıdır.

Farkında olmamız gereken üçüncü temel nokta ise eğer Afrikalı insanlara yardım etmek istiyorsak Afrikalı insanların nerede olduğunu bilmemiz gerektiğidir. Herhangi bir Afrika ekonomisini ele alın.

Afrika ekonomisi üç sektöre ayrılabilir:
Modern sektör, enformel sektör ve geleneksel sektör. Modern sektör, elitlerin kerpiç toprağıdır. Hükümetin koltuğudur. Birçok Afrika ülkesinde, modern sektör kayıptır. Bu, sifonksiyoneldir. Bu, elitlerin kendilerinin de anlamadığı ithal sistemlerin ahlaksızlığıdır.

Bu, masumların hayatlarını isteyen politik güç mücadelesinin ortaya çıktığı daha sonra biçimsel olmayan ve geleneksel sektöre yayıldığı Afrika’nın birçok sorununun kaynağıdır.

Şimdi tabi ki de modern sektör birçok kalkınma yardımı ve kaynağının gittiği yer. Fildişi Sahilleri’nin kalkınmasının yüzde 80’ninden fazlası modern sektöre gitti. Diğer sektörler, enformel ve geleneksel sektörler, Afrikalı insanlarının çoğunluğunu bulacağınız yerlerdir.

Afrika’daki gerçek insanları bulacağınız yer orasıdır.  Eğer insanlara yardım etmek istiyorsanız, insanların olduğu yere gidin sağduyusunu oluşturuyor. Fakat biz bunu yapmadık. Aslında, biz, enformel ve geleneksel sektörleri görmezden geldik. Şimdi, geleneksel sektör, Afrika’nın kendi tarımını ürettiği yer, Afrika’nın kendini besleyememe nedenlerinden biri ve bu sebeple yiyecek ihraç etmek zorunda.

Tamam, Afrika’yı enformel ve geleneksel sektörleri görmezden gelerek kalkındıramazsınız. Ve enformel ve geleneksel sektörleri de, bu iki sektörün nasıl işlediğini operasyonel bir anlayışla kavramadan kalkındıramazsınız. Size biraz açıklayayım, bu iki sektörün kendi yerel kuruluşları vardır.

Bunlardan birincisi, politik sistem. Geleneksel olarak, Afrikalılar hükümetlerden, tiranlıktan nefret ederler. Eğer onların geleneksel sistemlerine bakarsanız, Afrikalılar, kendi devletlerini iki şekilde organize ediyorlar. Birincisi, devletin muhakkak acımasız olduğuna ve böylece merkezi sistemle yapacakları hiçbir şey olmadığına inanan bu etnik topluluklara aittir.

Başkanları olan diğer etnik gruplar, başkanlarla çevrili olmalarını ve bu başkanların güçlerini kötüye kullanmalarını önlemek için meclis üstüne meclis olmasını garanti altına almışlardır. Örneğin; Ashanti geleneğinde başkan, ihtiyarlar meclisinin oybirliği olmadan karar veremez.

Meclis olmadan, başkan bir yasayı geçiremez, ve eğer başkan, insanların isteğine göre yönetmezse görevden alınır. Bunu da yapmazlarsa, insanlar başkanı bırakırlar başka bir yere giderler ve yeni bir yerleşim kurarlar. Eski Afrika imparatorluklarına baktığınızda, hepsi, tek bir prensip çevresinde düzen kurmuşlardır. Büyük oranda yetki devri, gücün merkezden dağıtılması ile karakterize edilen konfederasyon prensibidir.

Bu, Afrika’nın doğal politik mirasının bir parçası. Şimdi, bunu, Afrika üzerinde kurulan elit tabakayı yöneten modern sistemlerle karşılaştırın. Aralarında dağlar kadar fark var. Geleneksel Afrika’daki ekonomik sistemde, üretim araçları, özel mülkiyete ait. Sahipleri geniş aileler. Gördüğünüz gibi, Batıda, temel ekonomik ve sosyal birim, bireydir.

Amerikalı ”Ben, ben olduğum için benim ve her zaman istediğim her şeyi yapabilirim” diyecektir. Vurgu, ”Ben” üzerindedir. Afrika’da Afrikalılar, ”Ben, biz olduğumuz için benim” der. ”Biz”, toplumu ifade ediyor yani geniş aile sistemini. Geniş aile sistemi, kaynaklarını bir havuzda bir araya toplar.

Çiftlikleri vardır. Onlar, ne yapılacağına, ne üretileceğine karar verirler. Onlar, başkanlarından emir almazlar. Hasatlarını ürettiklerinde, üretim fazlasını pazarlarda satarlar. Kâr ettiklerinde, bu kâr onlarındır, başkanları tarafından el konulmak için değildir.

Bu nedenle, geleneksel Afrika’da sahip olduğumuz fındıkkabuğu, yani serbest-pazar sistemiydi. Sömürgeciler ayak basmadan çok önce Afrika’da pazarlar mevcuttu. Timbuktu, büyük bir pazar kasabasaydı. Kano, Salaga, hepsi oradaydı.

Afrika’nın yerel kurumlarına geri dönelim, ve bu, bizim enformel sektörlere, geleneksel sektörlere, Afrikalı insanları bulabileceğiniz yere girmeleri için Çitaları görevlendirdiğimiz yer. Ve biliyorum ki Çitalarla, Afrika’yı bir gün geri alabiliriz.


George Ayittey | Ted Konferansı | http://www.diversitydernegi.org/citalar-su-aygirlarina-karsi-afrikanin-gelecegi/




https://www.ted.com/talks/george_ayittey_on_cheetahs_vs_hippos
or
https://www.youtube.com/watch?v=ZnepHUYFqgg

George_AYITTEY Kimdir?

George Ayittey (born 1945) is a Ghanaian economist, author and president of the Free Africa Foundation in Washington DC. He is a professor at American University,[1] and an associate scholar at the Foreign Policy Research Institute.[2] He has championed the argument that "Africa is poor because she is not free", that the primary cause of African poverty is less a result of the oppression and mismanagement by colonial powers, but rather a result of modern oppressive native autocrats. He also goes beyond criticism to advocate for specific ways to address the abuses of the past and present; specifically he calls for democratic government, debt reexamination, modernized infrastructure, free market economics, and free trade to promote development.

https://en.wikipedia.org/wiki/George_Ayittey


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Afrikayı Mahveden Liderler ve Onu Düzeltebilecek Nesil

İlk darbe tecrübemi 4 yaşında edinmiştim. Bu darbe yüzünden ailem memleketimiz Gana'yı terketmek zorunda kalmıştı ve Gambia'ya taşınmışlardı. Şansa bakın ki, taşınmamızdan 6 ay sonra orada da bir askeri darbe oldu. Gece yarısı uyanmış olarak alabildiklerimizi yanımıza alıp, güvenli bir yer için yaklaşık iki saat boyunca yürüdüğümüzü çok net hatırlıyorum. Bir hafta boyunca yataklarımızın altında uyuduk çünkü mermilerin camdan içeri girmesinden endişeleniyorduk.

Sonra 8 yaşımdayken, Botswana'ya taşındık. Bu sefer, farklıydı. Orada darbe yoktu. Her şey yolundaydı. Eğitim harikaydı. O kadar iyi altyapıları vardı ki batılı ülkelere ulaşmasından çok önce fiber optik telefon sistemine sahiplerdi.

Sahip olmadıkları tek şey tek şey kendi ulusal televizyon istasyonlarıydı. Komşu Güney Afrika'daki TV kanallarını izlediğimi hatırlıyorum. Ve hapiste Nelson Mandela'ya ırkçılıkla mücadeleyi bırakma karşılığında özgürlüğünün teklif edilişini izliyordum Ama o kabul etmedi. Güney Afrika'yı ırkçılıktan gerçekten arındırana kadar bunu yapmayı reddetti.

Ve sadece iyi bir liderin Afrika'da büyük bir fark yaratabileceğini hissettiğimi hatırlıyorum.

Ardından 12 yaşındayken ailem beni Zimbabwe'de liseye gönderdi. Başlarda bu da çok şarşıtıcıydı: Büyüyen ekonomi, harika altyapı, ve ülke Afrika'nın ekonomik kalkınması için sanki bir modeldi. Zimbabwe'de liseden mezun oldum ve üniversite için ülkeden ayrıldım.

6 yıl sonra geri döndüm. Her şey farklıydı. Ülke parçalara bölünmüştü. Milyonlarca insan göç etmiş, ekonomi karmaşa içindeydi, 30 yıllık gelişme bir anda silinmiş gibiydi. Bir ülke nasıl bu kadar hızlı bu kadar kötüye gidebilirdi? Birçok kişi bunun tek sebebinin liderlikle alakalı olduğunu kabul ediyordu. Tek bir adam, Başkan Robert Mugabe, bu ülkenin yıkımından neredeyse tek başına sorumluydu. Şimdi, Afrika'nın farklı yerlerinde büyürken edindiğim deneyimlerin bende iki etkisi oldu. Birincisi Afrika'ya aşık oldum. Her gittiğim yerde, kıtamızın muhteşem güzelliklerini ve insanlarımızın metanetini ve şevklerini gördüm ve o anda farkettim ki hayatımın geri kalanını bu kıtayı mükemmelleştirmeye adamak istiyordum. Ama anladım ki Afrika'yı mükemmelleştirmek için liderlik meselesi üzerine kafa yormak gerektiyor. Görüyorsunuz, yaşadığım tüm ülkeler, darbeler ve Gana, Gambia ve Zimbabwe'de gördüğüm yozlaşmalar Botswana ve Güney Afrika'da gördüğüm harika liderlik örnekleriyle tezat oluşturuyordu. Bunlar Afrika'nın çıkışının veya batışının liderlerimizin kalitesine bağlı olduğunu anlamamı sağladı.

Şimdi, aranızdan biri liderliğin dünyanın her yerinde önemli olduğunu düşünebilir tabii ki de. Eğer bugün konuşmamdan çıkaracağınız tek bir şey varsa o da şudur: Afrika'da, dünyanın herhangi bir yerine göre, iyi bir liderin yaratacağı fark dünyanın herhangi bir yerinde yaratacağından daha büyüktür ve nedeni de şu: Çünkü Afrika'daki yargı, anayasa ve sivil toplum gibi kuruluşlar çok zayıf kalıyor. Genel olarak inandığım bir ilke var: Toplumun kuruluşları sağlam olduğunda, iyi bir liderin yaratabileceği fark sınırlıdır, fakat zayıf kurumlara sahipseniz iyi bir lider bir ülkeyi baştan yaratabilir veya yerle bir edebilir.

İzninizle biraz daha somutlaştırayım. Amerika'nın başkanı oldunuz. "Vay be, nihayet. Dünyadaki en güçlü adam benim." diye düşünürsünüz. Belki de bir yasa geçirmeye karar verirsiniz. Birden Kongre üyeleri omuzunuza vurarak, "Hayır, hayır, hayır bunu yapamazsın." derler. "O zaman şu şekilde deneyeyim." dersin. Bu sefer de Senato, "Bunu yapabileceğini sanmıyoruz." der. Belki "Biraz daha para basayım. Bence ekonominin canlanmaya ihtiyacı var." dersin. Merkez bankası başkanı çıldırdığını düşünür. Bundan dolayı suçlanabilirsin bile. Ama Zimbabwe'nin başkanı olursan, dersin ki,"Var ya, bu işi gerçekten seviyorum. Sanırım burda sonsuza dek kalabilirim." (Gülüşmeler) Yani, yaparsın da. Para basmaya karar verirsin. Merkez bankası başkanını arayıp, "Para arzını iki katına çıkartın lütfen." dediğinde; Merkez Bankası Başkanı, "Tabii efendim, sizin için yapabileceğim başka bir şey var mı?" der. İşte Afrikalı liderlerin sahip olduğu güç bu, ve işte bu yüzden kıtadaki en çok farkı onlar yaratır.

İyi haber şu ki , Afrika'daki liderlerin kalitesi artış gösteriyor. Aklımda üç dönemin liderleri bulunuyor. İlk jenerasyondakiler 50'ler ve 60'larda görev yapanlardı. Bu insanlardan Ganalı Kwame Nkrumah ve Tanzanya'dan Julius Nyerere gibi isimlerin bıraktığı miras Afrika'ya bağımsızlık getirdi. Bizi sömürgecilikten kurtardılar, ve onlara bundan dolayı haklarını teslim edelim. Onlar ikinci nesil tarafından takip edildiler. Bu insanlar Afrika'daki kargaşa dışında hiçbir şey bırakmadılar. Savaş, yozlaşma, insan hakları istismarlarını düşünün. Bunlar tipik bir Afrikalı lider için klişelerdir. Sıklıkla aklımıza Zaire'den Mobutu Sese Seko, Nijerya'dan Sani Abacha gelir. İyi haber şu ki bu liderlerin çoğu gitti ve yerlerine üçüncü jenerasyon geldi. Bunlar merhum Nelson Mandela, bugün Afrika'da gördüğümüz liderlerin çoğu ve Paul Kagame gibi insanlar. Bu liderler kesinlikle mükemmel değiller ancak yaptıkları bir şey var ki, o da ikinci nesilin karmaşasının çoğunu temizlemiş olmalarıdır. Kavgayı durdurdular, ve ben onlara "dengeleyici kuşak" diyorum. Halklarına karşı daha sorumlu davrandılar, makroekonomik politikları geliştirdiler ve ilk defa görüyoruz ki Afrika büyüyor ve hatta bu kıta dünyada en hızlı büyüyen ikinci ekonomik bölge. Dolayısıyla bu liderler hiç bir şekilde mükemmel değiller ama onlar geneli itibariyle son 50 yıldır gördüğümüz en iyi liderler.

Peki şimdi nereye gidiyoruz? Bence bundan sonra gelecek olan yani dördüncü nesil kıtayı dönüştürmek için eşsiz bir fırsata sahip. Özellikle önceki neslin yapmadığı iki şeyi yapabilirler. Yapmaları gereken ilk şey kıta için refah oluşturmak. Kıtanın refahı neden bu kadar önemli? Çünkü önceki nesillerden kimsenin yoksullukla ilgilenmeye fırsatı olmadı. Bugün Afrika dünyanın en hızlı büyüyen nüfusuna sahip ama aynı zamanda en fakir nüfusuna. 2030 yılında Afrika Çin'den daha büyük bir iş gücüne sahip olacak, 2050'de ise dünyanın en büyük iş gücüne sahip olacak. Afrika'da 1 milyar insanın işe ihtiyacı olacak, eğer ekonomimizi yeteri kadar hızlı büyütmezsek, saatli bir bomba üzerinde oturuyoruz, bu sadece Afrika için değil tüm dünya için geçerlidir.

Size refah oluşturma mirasına göre yaşamış bir kişinin örneğini göstermek istiyorum: Laetitia. Laetitia Kenyalı genç bir bayan ve kendisi 13 yaşında okulu bırakmak zorunda kaldı, çünkü ailesi onun okul masraflarını karşılayamadı. Bu nedenle kendine ait, doğduğu yerde oldukça revaçta olan tavşan yetiştirme işini kurdu. Kurduğu iş o kadar başarılı olmuştu ki 1 yıl içerisinde 15 kadını işe aldı ve kendini okula gönderebilecek kadar yeterli gelir elde ediyordu ve bu kadınlar aracılığıyla 65 çocuğun daha okul masraflarına karşıladı. İşi üzerinden yaptığı kârı okul inşaatında kullandı, ve bugün kendi toplumundaki 400 çocuğa eğitim imkanı veriyor. Ve 18. yaşına daha yeni girdi. (Alkışlar)

Diğer örnek ise Erick Rajaoary. Kendisi Madagaskar adasından geliyor. Erick, Madagaskar'ın kırsal alanlarında istihdam yaratmada tarımın kilit bir rolü olduğunu ama gübrenin Madagaskarlı bir çok çiftçi için pahalı olduğunu anladı. Madagaskar çok özel bir yarasa türüne sahip, bunlar yüksek besin değeri içeren damlalar üretiyorlar. 2006'da, Erick yeminli muhasebeci olarak çalıştığı görevinden ayrılarak yarasa damlalarından imal ettiği gübre işine başladı. Bugün Erick, yedi milyon dolar gelir getiren bir şirkete sahip. 70 kişiye tam zamanlı, 800 kişiye ise yarasaların damlalarını en fazla düşürdüğü mevsimde mevsimlik iş veriyor. Bu hikayede en fazla hoşlandığım şey ise, refah oluşturacak fırsatların neredeyse her yerde bulunabildiğidir. Erick, Batman olarak tanınıyor. (Kahkahalar) Ve sadece yarasa kakasıyla, bir sürü insana iş verilecek multimilyon dolarlık bir şirket kurulabileceği kimin aklına gelirdi? Bu neslin yapması gereken ikinci şey kurumlarımızı oluşturmaktır. Bir daha Robert Mugabe gibi insanlar tarafından asla haraca bağlanmayacak kurumlar oluşturmalılar.

Şimdi, bunların hepsi kulağa çok iyi geliyor ama acaba bu dördüncü nesli nerede bulacağız? Sadece oturup şans eseri ortaya çıkmalarını ya da tanrının bize direkt vermesini mi umacağız? Hayır, sanmıyorum. Şansa bırakmak için fazla önemli bir konu. Bence Afrika'ya özgü kurumlar oluşturmalıyız. Bu liderleri sistematik ve pratik biçimde tanımlayan, geliştiren yerli kurumlar... Son 10 yıldır Afrika Liderlik Akademisiyle bunu yapmaktayız. Laetitia genç liderlerimizden biri. Şu an Afrika kıtası için, göz kulak olduğumuz 700 tanesi var. Ve gelecek 50 yıl içinde, 6000 daha olmasını umuyoruz.

Ama bir şey bana rahatsızlık veriyor. Akademiye kabul edeceğimiz 100 genç lider için yılda yaklaşık 4000 başvuru alıyoruz. Ve sunduğumuz bu liderlik eğitimi için var olan muazzam açlığı gördüm. Ama bunun hepsini karşılayamazdık. Dolayısıyla bugün, Afrika Liderlik Akademisi'nin vizyonunda genişletme yapılacağını halka ilk kez açıklıyorum. Yeni nesil Afrikalı liderleri yetiştirecek 25 tane yeni üniversite daha açıyoruz Afrika'da. Her kampüsün bir dönemde 10.000 lideri olacak ve böylelikle belirli bi süre içinde 250.000 lideri eğitiyor ve geliştiriyor olacağız. (Alkış)

50 yılın sonunda bu kurumlar, kıta için üç milyon dönüştürücü lider yaratmış olacak.

Umuyorum ki yarısı, ihitiyacımız olan iş imkanlarını sağlayacak girişimciler olacak ve diğer yarısı devlete ve kâr amacı gütmeyen sektörlere girerek ihtiyacımız olan kurumları kuracaklar. Sadece kuramsal şeyleri öğrenmeyecekler. Aynı zamanda nasıl lider olunacağını öğrenip girişimcilik vasıflarını geliştirecekler. Yani bunu Afrika'nın Sarmaşık Birliği olarak düşünün ama sınav sonuçlarınız ya da ne kadar çok paranız olduğu ya da hangi aileden geldiğinizle okula kabul edilmek yerine bu okula girmek için ana kıstas Afrika'yı dönüştürmek için hangi potansiyele sahip olduğundur.

Ama bizim yaptığımız sadece bir kurum oluşturmak. Afrika'yı tek başımıza değiştiremeyiz. Umuyorum ki, çok daha fazla yerli, Afrikalı kurum açılacak ve bu kurumların hepsi gelecek nesil Afrikalı liderleri geliştirme ortak vizyonuyla bir araya gelecek. Dördüncü nesil. Ve onlara şu ortak iletiyi öğretecekler: İş imkanları yaratın, kurumlarımızı kurun.

Nelson Mandela'nın söylediği gibi: "Arada bir, bir nesil muhteşem olarak adlandırılır. Siz bu muhteşem nesil olabilirsiniz." İnanıyorum ki, dikkatli şekilde tanımlar ve gelişirsek gelecek nesil Afrikalı liderler ve bu gelen dördüncü nesil Afrika'nın ve aslında dünyanın gördüğü en muhteşem nesil olacak. Teşekkürler.

Fred Swaniker | Ted Konferansı 2014 | http://www.diversitydernegi.org/afrikayi-mahveden-liderler-ve-onu-duzeltebilecek-nesil/




https://www.ted.com/talks/fred_swaniker_the_leaders_who_ruined_africa_and_the_generation_who_can_fix_it
or
https://www.youtube.com/watch?v=kcEIsbO0ivA


Fred Swaniker Kimdir?

Fred Swaniker (born c. 1976) is a Ghanaian serial entrepreneur and leadership development expert. He has launched five organizations that aim at developing leaders, primarily in Africa. He is the chairman and founder of the African Leadership Academy, an institution located outside Johannesburg in South Africa that aims to develop 6,000 transformative leaders for Africa over a 50-year period. He is also the founder of African Leadership Network, Global Leadership Adventures, and Africa Advisory Group.

https://en.wikipedia.org/wiki/Fred_Swaniker


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Afrika İçin Doğru Yardımın Önemi! (Andrew Mwenda)
« Yanıtla #3 : 05 Şubat 2016, 11:07:41 »
Afrika İçin Doğru Yardımın Önemi!

Benim kültürümde bir deyiş vardır eğer bir tomurcuk, bir ağacı bir şey söylemeden terk ederse bu tomurcuk, genç bir tomurcuktur. Bu durumda, ben, genç olmadığımdan ve çok yaşlı olduğumdan, yine de bir şey söyleyeceğim.

Birleştirmemiz gereken iki şey olduğunu söylemek istiyorum. Batıda medyanın Afrika’ya nasıl yer verdiği ve bunun sonuçları. Çaresizlik, yardımsızlık ve umutsuzluğu sergileyerek, medya, Afrika ile ilgili olarak sadece ve sadece gerçeği anlatmaktadır. Buna rağmen, medya bizlere bütün gerçeği anlatmamaktadır. Çünkü çaresizlik, iç savaş, açlık ve kıtlık, Afrika gerçeğinin parçası olmalarına rağmen, gerçeklik, sadece bunlardan ibaret değildir.

Afrika da 54 devlet buluyor. sadece 6 ülkede iç savaş var, bu, medyanın sadece altı ülkeye yer verdiğini gösterir. Afrika’nın geniş imkanları bulunmakta, ancak, Batı medyasının izleyicilerine geniş biçimde sunduğu çaresizlik ve umutsuzluk söyleminden yer bulamamaktadır.

Afrika’nın temel zayıflıklarının olduğunun kabul edilmesinin önemli olduğunu söylemek isterim. Ancak, aynı şekilde imkanları ve pek çok potansiyeli de var. Afrika’nın karşı karşıya bulunduğu mücadeleyi, yoksulluğun azaltılması denen bir çaresizlik mücadelesinden bir umut mücadelesi çerçevesine oturtmamız gerekiyor. Biz bunu bir umut mücadelesi olarak adlandırıyoruz, ve bu değecek bir çabadır. Afrika ile ilgilenen herkesin karşı karşıya bulunduğu mücadele, yoksulluğun azaltılması mücadelesi değildir. Bu, zenginlik oluşturmanın mücadelesidir.

Bu iki şeyi değiştirdiğimiz de Afrikalıların yoksul olduklarını ve yoksulluğu azaltmaları gerektiğini söylerseniz, uluslararası iyi dilek kartellerini kıtaya çağırmış olursunuz, ne ile? Hastalar için ilaç, açlar için yiyecek ve iç savaş mağdurları için barış birlikleri ile. Ve süreç içerisinde, bunların hiçbirisi verimli olmaz, çünkü, Afrika’nın temel problemlerinin sonuçlarını tedavi edersiniz, sebeplerini değil.

Şimdi, Afrika’da zenginlik oluşturma konusunda konuşmaya başladığımıza göre ikinci mücadelemiz bir toplumda zenginlik oluşturan kesimlerin kimler olduğu meselesi olacaktır. Bunlar girişimcilerdir. bize, bunların her zaman toplumun %4’ünü teşkil ettiklerini belirttiler. Yine de bunlar da girişimcilik işini başarmaktadırlar. Çünkü bilgi, değer oluşturmanın önemli bir parçasıdır.

Ancak, uluslararası yardım camiası bugün Afrika’da ne yapıyor? Büyük miktarda paraları birinci basamak sağlık, ilk öğretim ve gıda yardımı hizmetlerine aktarıyorlar. Kıta, bütünüyle, yardıma muhtaç bir çaresizlik alanına dönüşmüştür.

Dış faktörler, size sadece bir fırsat sunabilir. Bu fırsatı kullanıp bir avantaja döndürebilme yeteneği sizin iç kapasitenize bağlıdır. Afrika pek çok fırsat almıştır, ancak, pek çoğundan fazlaca yararlanamadık. Neden? Çünkü, dış bağlantılarımızdan faydalanmamızı mümkün kılacak dahili kurumsal ve politik çerçevelerden yoksunuz.

Cotonou Anlaşmasına göre Avrupa tarafından Afrika ülkelerine Avrupa Birliği pazarlarına gümrüksüz mal ihraç etme imkanı verilmiştir. Benim kendi ülkem, Uganda’nın Avrupa birliğine 50.000 metrik ton şeker ihraç etme kotası bulunuyor. Henüz bir kilogram ihraç etmiş değiliz. Brezilya ve Küba’dan 50.000 metrik ton şeker ithal ediyoruz. Afrika’nın en başarılı ülkesi Botswana dahil, hiçbiri kotasını hiçbir zaman dolduramamıştır.

Bu durumda, ben, bugün, Afrika’nın, dünyanın geri kalan kısmıyla daha yapıcı bir ilişki kuramamasının temel sebebinin zayıf bir kurumsal ve politik çerçeveye sahip olmasının olduğunu iddia etmek istiyorum. Ve her türlü müdahale biçiminin desteğe ihtiyacı vardır, zenginlik oluşturan tarzda kurumların gelişimi, üretimi arttıran tarzda kurumlar.

Dünyadaki bütün hükumetlerin, ayakta kalabilmek için paraya ihtiyaçları vardır. Para, düzen ve asayiş gibi şeyler için gereklidir. Ordu ve polise, düzen ve asayişi sağlamaları için para ödemeniz gerekir. Çünkü hükumetlerimizin çoğu oldukça diktatörsel olduğundan, muhalefeti bastırabilmek için gerçekten orduya ihtiyaçları vardır.

İkinci yapmanız gereken şey, politik yandaşlarınıza kaynak aktarmaktır. Toplumlar hükumetlerini neden desteklemelidirler? Çünkü hükumet kendilerine yüksek maaşlı işler verir. Ya da, pek çok Afrika ülkesinde, yolsuzluktan çıkar elde etmenin kanunsuz fırsatlarını.

Gerçek, dünyada hiçbir hükümetin, Idi Amin’inki gibi birkaç istisnanın dışında, yönetim aracı olarak sadece kuvvete dayanmayı amaçlayamayacağıdır. Çoğu ülke, meşruluğa ihtiyaç duyar. Meşruluk elde edebilmek için, hükumetlerin, temel eğitim, temel sağlık, yollar, hastahane ve klinikler gibi temel hizmetleri vermesi gerekir.

Eğer bir hükümetin mali olarak ayakta kalması, kendi toplumundan toplayacağı paraya bağlı ise, böyle bir hükümet, kendi çıkarları doğrultusunda güdülenir ve daha aydınlanmış bir tarzda hükumet eder. Zenginlik ouşturanlarla oturur ve bunlarla, işlerinin boyut ve çeşitliliğini geliştirmek için gerekli politika ve kurum biçimlerini konuşur, böylece bunlardan daha fazla vergi geliri toplayabilir.

Afrika kıtasının problemi ve yardım endüstrisinin problemi, Afrika hükumetlerinin karşı karşıya bulunduğu teşvik yapısının bozulmuş olmasıdır. Hükümetlerimizin gelir arayışları konusundaki verimlilik aralığı, yerel ekonomiye değil, uluslararası donörlere bağlıdır.

Ugandalı girişimciler, Ganalı iş adamları, Güney Afrikalı girişimci liderleriyle oturmaktansa, hükumetlerimiz, IMF ve Dünya Bankasıyla konuşmayı daha verimli bulmaktadır.

Bu itibarla, Afrikalı hükumetlere uluslararası camia tarafından kendi vatandaşlarıyla verimli düzenlemeler inşa etmekten kaçınma fırsatı verilmiştir, ve böylece IMF ve Dünya Bankasıyla sonu olmayan görüşmeler başlatma olanağı sağlanmıştır öyleyse bu hükümetlere kendi vatandaşlarının neye ihtiyacı olduğunu söyleyen IMF ve Dünya Bankasıdır.

Süreç içerisinde, biz, Afrika toplumu ülkelerimizdeki politika oluşturulması, politik yönlendirme ve politik uygulama süreçlerinden dışlanmış olduk. Bizim sınırlı bir girdimiz var ve parayı veren düdüğü çalar. IMF, Dünya Bankası ve dünyadaki iyi niyetliler karteli, vatandaşlar olarak bizlerin haklarını devraldılar, ve bu nedenle hükumetlerimizin bu yaptıkları, çünkü yardıma bağımlılar, kendi vatandaşları yerine uluslararası kredi kuruluşlarını dinlemektir.

Ancak, iddiama bir çekince koymak istiyorum, ve bu çekince, yardımın her zaman yıkıcı olduğunun doğru olmadığıdır. Bazı yardımlar bir hastahane inşa edebilir, aç bir köyü doyurabilir. Bir yol inşa etmiş olabilir ve bu yol, çok iyi bir amaca hizmet edebilir.

Uluslararası yardım endüstrisinin yanlışı, bu sınırlı başarı örneklerini alıp, genelleştirip, bunlara milyarlarca ve trilyonlarca doları akıtmaları, ve tüm dünyaya yaymalarıdır, belli bir köyün, yapılan bir ufak yardım projesinin başarıya ulaşmasına imkan veren, özel ve kendine has şartlarını, yetenek ve uygulamalarını, norm ve alışkanlıklarını göz ardı etmesidir.

Yardımlar, hükümetlerin kullanımındaki kaynakları arttırır, bu da Afrika’da kariyer arayan bir kişi için hükumette çalışmayı elde edebileceği en kazançlı şey haline getirir. Devletin politik çekiciliğini arttırarak, özellikle Afrika’daki etnik olarak parçalı toplumlarda, yardım, etnik gerilimlerin ses bulmasına imkan verir, günümüzde tüm etnik grupların, dış yardım pastasına erişmek için, devlete girme mücadelesine başlamış olmaları gibi.

Afrika’nın en girişimci insanları ticaret yapma ve özel sektörde çalışma imkanı bulamamaktadır, çünkü kurumsal ve politik ortam bunlara hasımdır. Hükumetler bu durumu değiştirmiyorlar. Neden? Çünkü kendi vatandaşlarıyla konuşma gereksinimleri yok. Uluslararası donörlerle konuşuyorlar. Böylece en girişimci Afrikalılar sonunda hükumete çalışmak durumunda kalıyor, ve bu, yardıma bağımlı olmamızdan dolayı, ülkelerimizdeki politik gerginliği arttırıyor.

Ayrıca bizim için, Afrika’nın son 50 yıldır uluslararası camiadan artan miktarlarda yardım aldığını not etmenin önemli olduğunu belirtmek isterim, teknik yardım ve finansal yardım şeklinde ve diğer tüm yardım şekillerinde. 1960 ve 2003 arasında kıtamız 600 milyar dolarlık yardım aldı ve halen bizlere Afrika’da büyük bir yoksulluğun olduğu gerçek. Bütün bu yardımlar nereye gitti?

Kendi ülkem Uganda örneğini vermek istiyorum, ve buraya yardımları getiren teşvik yapısını. 206-2007 bütçesi 2.5 trilyon şilinlik bir gelir öngörüyor. Beklenen dış yardım: 1.9 trilyon. Uganda’nın cari harcamaları– cari harcamalarla neyi kastediyorum? Elden-boğaza– 2.6 trilyon. Neden Uganda hükumetinin bütçesi gelirinin %110’unu harcıyor? Çünkü bütçeye destek olan ve dış yardım olarak adlandırılan birisi var.

Ancak, bu size, Uganda hükumetinin, kendi gelirlerini verimli yatırımlara değil kamu harcamalarına ayırmaya adadığını gösterir. Kamu yönetimi, büyük oranda hamiliğe dayanır, 690 milyar alır. Ordu, 380 milyar. Tarım, yoksulluktan kıvranan vatandaşlarımızın yüzde 18ini barındırır, sadece 18 milyar alır.

İşte buyurun Uganda’da 70 kabine bakanı, 114 Başkanlık danışmanı bu arada, bunlar Devlet Başkanını, televizyon hariç asla görmezler. Kendisini fiziksel olarak görmeleri, bu gibi toplumsal faaliyetlerdedir, ve bu durumda bile, danışmanlara tavsiyede bulunan kendisidir.

Bizde yerel hükumetin 81 birimi bulunmakta; her bir yerel hükumet, merkezi hükumet gibi organize olmuştur. Bir bürokrasi, bir kabine, bir parlemento, ve politik yandaşlar için pek çok iş. Devlet Başkanı, anayasayı değiştirip zaman kısıtlamalarını kaldırmak istediği zaman, sayısı 56 olan bölgelere ilaveten 25 yeni bölge oluşturmak durumunda kaldı ve sayı şimdi 81. 333 parlamento üyesi. Parlamentoyu toplamak için Wembley Stadyumu gerekir. 134 komisyon ve yarı-bağımsız hükumet organları, tamamının yönetici ve araçları bulunuyor.

Son dönemdeki bir Uganda hükumet çalışması Sağlık Bakanlığı merkezinde 3,000 dört-çekerli motorlu araç bulunduğunu göstermiştir. Uganda’da, her birinde dispanser bulunan 961 alt-birim var, hiçbirinin ambulansı yok. Öyleyse merkezde bulunan dört-çeker araçlar bakanları, daimi sekreterleri, bürokratları ve yardım projelerinde çalışan uluslararası yardım bürokratlarını taşıyorlar, bu arada yoksullar ambulans ve ilaç yokluğunda ölüyor.

Andrew Mwenda | Ted Konferansı / Uganda | http://www.diversitydernegi.org/afrika-icin-yardim-mi/




https://www.ted.com/talks/andrew_mwenda_takes_a_new_look_at_africa
or
https://www.youtube.com/watch?v=2_6EInnSUfI

Andrew Mwenda Kimdir?

Andrew Mwenda (born 1972) is a Ugandan journalist, founder and owner of The Independent, a current affairs newsmagazine. He was previously the political editor of The Daily Monitor, a Ugandan daily newspaper and was the presenter of Andrew Mwenda Live on the KFM Radio in Kampala, Uganda's capital.

https://en.wikipedia.org/wiki/Andrew_Mwenda