Gönderen Konu: Adalet Yoksa Çöküş Kaçınılmazdır  (Okunma sayısı 3494 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı 33.yıldız

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 343
Adalet Yoksa Çöküş Kaçınılmazdır
« : 02 Mart 2010, 16:09:41 »

Bir ülkede adalet yoksa, o ülke adaletli bir şekilde idare edilmiyorsa yıkılış ve çöküş kaçınılmazdır.

İslâm ulemâ ve hükeması "Âdil bir devlet kâfir de olsa ayakta durur, Müslüman bir devlet adaletli değilse batar" demişlerdir.

Adalet sadece kanunlar, mahkemeler, yargıçlar, cezaevleri demek değildir. Adaletin bir ruhu vardır. Halkın, idarecilerin içinde olmalıdır. Beyinlerinde ve yüreklerinde.

Bir ülkede, haddinden-gerekenden fazla mahkeme, hakim, savcı, kanun, cezaevi varsa orada adalet tehlikededir.

Bir ülkede sayıları haddinden fazla olan mahkemeler davalara bakmaya yetişemiyorsa orada büyük bir adalet krizi var demektir.

Bir ülkede cezaevleri tıklım tıklım doluysa orada adalet var mıdır, yok mudur?

Adaletin olduğu yerde davalar senelerce sürmez. Bir cinayet dosyası birkaç ayda hazırlanır, belgeler, bilgiler içine konur. Dava açıldıktan sonra bilemediniz birkaç hafta içinde sonuçlanır.

Davaların senelerce sürdüğü, sürüncemede kaldığı bir adalet sistemi bozuktur.

Adaletle eşitlik birlikte olmalıdır. Eşitlik yoksa adalet ya çok eksiktir, yahut yoktur.

Küçük hırsız yakalanıp cezalandırılıyor. Büyük hırsızlar yakalanamıyor... Adalet yoktur.

Büyük eroin kaçakçısı serbest, küçük pazarlamacı tutuklanıyor...

Böyle adalet olur mu?

Ben bu örnekleri verirken Türkiye'yi kasd etmiyorum. Hiç anlı şanlı Türkiye'de böyle adaletsizlikler, eşitsizlikler olur mu?.. Bazı muz ve patates cumhuriyetlerini kasd ediyorum...

Bir yerde adalet çok pahalı ise yine yoktur. Bir fakirle bir zengin arasında niza çıkıyor, mahkemeye başvuruluyor. Zengin en pahalı, dişli, yırtıcı avukatları, büyük ücretler vererek tutuyor. Fakirin parası yok, ya hiç avukat tutamıyor, yahut üçüncü sınıf bir avukat tutabiliyor... Eşitlik nerede kaldı?

Bir ülkede zenginlik artsa, zina ve bina çoğalsa, otuz yıl önce beş parası olmayanlar gökdelenler yaptırsa, halkın bir kısmı lüks meskenlerde otursa, lüks otomobillere binse; havaalanları, limanlar, barajlar, köprüler, hızlı trenler, elektronik cihazlar, pahalı restoranlar, israf, sefahat, eğlence çoğalsa, adalet yoksa orası yine batar.

Halkın yüzde ikisini teşkil eden mutlu ve putlu bir azınlık çok kazanıyor, bir kısmı haram ve şüpheli yollardan zengin oluyor, vur patlasın çal oynasın yaşıyor, halk sınıfları arasında gelir ve geçim bakımından uçurumlar var, bir tarafta lüks, israf, sefahat, öbür tarafta açlık, sefalet, darlık, ihtiyaç, zaruret... orada adalet yoktur.

Boşuna söylenmemiş: "Adalet mülkün temelidir" diye. Adalet yoksa, var da krizde ise adalet sarsılmış ise yıkım, çöküş, izmihlal kaçınılmazdır.

(Adalet mülkün temelidir sözü Hazret-i Ali'ye aittir.)

Mehmet şevked Eygi
Ortak paydamız, İbrahimi dinler değil! EHLİ SÜNNET, EHLİ SÜNNET...

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Adalet Yoksa Çöküş Kaçınılmazdır
« Yanıtla #1 : 02 Mart 2010, 23:03:52 »
Alıntı
(Adalet mülkün temelidir sözü Hazret-i Ali'ye aittir.)

Allah Razı Olsun
*~*~* TUĞRA *~*~*

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Adalet Yoksa Çöküş Kaçınılmazdır
« Yanıtla #2 : 24 Temmuz 2011, 20:47:24 »


Kanuni Sultan Süleyman'dan:

Süleymaniye Camiinin inşaası sırasında bir ermeni usta, yanlış duvar yapması sonucu, Kanuni tarafından cezalandırılır. Ermeni usta, sultandan şikayetçi olur. Kadı, ikisini de huzuruna çağırır. Kanuni ve usta, kadının karşısında ayakta beklemektedirler. Karar açıklanır: "Kısas!" yani Kanuni de aynı şekilde cezalandırılacaktır. Ermeni usta, adalete hayret eder ve:
-"Madem dininiz bu kadar adil, hem davamdan vazgeçiyorum hem de müslüman oluyorum"

Davadan sonra Kanuni, kadıya:
-"Eğer ben padişahım diye benim lehimde bir karar verseydin, seni bu kılıcımla öldürürdüm"

Kadı, oturduğu minderin altından bir hançer çıkarır ve :
-"Sultanım siz de eğer 'ben padişahım' diye kararıma itiraz etseydiniz ben de bu hançeri sizin kalbinize saplardım...
 


Alıntı,
Tarihman











mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Adalet Yoksa Çöküş Kaçınılmazdır
« Yanıtla #3 : 24 Eylül 2011, 23:45:54 »
İdaresini fazilete dayandıran  bir devlet adamı kutup yıldızına benzer. Bütün yıldızlr onun etrafında döner ama  kutup yıldızı yerinde sabit kalır.

 konfüçyus

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Adalet Yoksa Çöküş Kaçınılmazdır
« Yanıtla #4 : 15 Ekim 2012, 21:13:24 »
İSLAMDA ADALET

“Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayasızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.

Nahl suresi, ayet 90

Adalet, her şeyi layık olduğu yere koymak, doğru hüküm vermek haksızlıktan sakınmaktır. Adaletin zıddı zulüm, haksızlık, adam kayırmak gibi kötü davranışlardır. Hz. Adem’den son Peygamber Hz.Muhammed (sav)’e kadar gelen bütün peygamberler hak ve adalet anlayışını insanlara tebliğ etmek için gönderilmişlerdir. Yer yüzünde ilahi adalete uyulduğu  sürece  insanlar arasında huzur, barış ve sevgi hakim olmuş, ilahi adalet ölçülerine uyulmadığı dönemlerde ise  zulüm, kan, göz yaşı ve haksızlık hakim olmuştur. İslam, hak ve adalet anlayışı üzerinde yükselen bir dindir. İslam dininde adalet denince din, dil, ırk, cinsiyet ve ülke farkı gözet¬meden insanlara, insan olarak yaratıldıkları için  eşit davranmak ve Allah’ın insana doğuştan verdiği can, mal, akıl, namus ve din gibi insan için hayati önem arzeden  hakları korumak akla gelir.  Kahraman ecdadımız   tarihte  bu anlayışla hareket ettiği için asırlarca farklı kültür ve farklı ırklara mensup milyonlarca insanın kardeşçe, huzur içinde bir arada yaşamalarını sağlamıştır. Nezaman ki  hak ve adalet anlayışından ayrılmalar başlamış işte o zaman  zulüm ve haksızlıklar, bölünüp parçalanmalar  başlamıştır.


        Kur’an-ı Kerim’in üzerinde durduğu en önemli konulardan biri de adalettir. Adalet bütün kötülüklerin ve haksızlıkların en önemli ilacıdır. Sizlere konuyla ilgili  birkaç ayetin mealini sunmak istiyorum. “Ey iman edenler! Kendinizi ana babanız ve yakınlarınızın aleyhine de olsa Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kişiler olun (menfaatiniz ve yakınlarınızın hatırı için doğruluktan ayrılıp yalançı şahitliği yapmayınız. Zira Allah’ın belası ve laneti yalancılar üzerinedir.“ [1] „Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kin ve nefretiniz sizi asla onlara karşı adaletsizliğe sevketmesin.“ [2] “Allah size mutlaka emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.“ [3]                                         
 
Adalet bütün güzelliklerin ve faziletlerin kaynağıdır. Adalet gözetilirken duygusal davranılmamalı, merhamet duygusu adaletsizliği getirmemeli. Kendi eş,dost akraba aleyhine dahi olsa adil bir şekilde hüküm verilmelidir. Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) adaletin herkes için olduğunu adaletsiz bir hakimiyetin uzun sürmeyeceğini şu örnekle tüm insanlığa göstermiştir. Mahsunoğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapmıştı. Cezanın tatbik edilmemesi için Üsame bin Zeyd aracı kılınmış. Üsame durumu Peygamberimize söyleyince Peygamberimizin yüzü renkten renge girmiş ve şöyle buyurmuştu: “Ey Üsame, sizden evvelkilerin helak olmalarının sebebi: zengin ve soylu birisi hırsızlık yaptığında, bir suç işlediğinde  onu bırakırlar, zayıf ve gariban birisi suç işlediğinde ise ona ceza verirlerdi. Allah’a yemin ederim ki eğer Muhammed’in kızı Fatıma da suç işlese aynı cezayı verirdim.“ [4]
İşte bu prensip ve bu ruhla koca İslam devleti vücut bulmuş, bu adalet anlayışıyla insanlar akın akın islamı kabul etmişlerdir.


       İslamda adalet hayatın her alanında gösterilmelidir. Savaşta adalet, barışta adalet, nimetlerin paylaşımında adalet, ölçü ve tartıda adalet, söz söylerken adalet, çalışmada ve ücrette adalet, çocuklar arasındaki sevgi ve mal paylaşımında adalet,  eşimize karşı adalet, komşularımıza karşı adalet, kısaca her zaman her yerde adalet. Hatta İslam ibadette dahi adaleti tavsiye ediyor. Nefsimizin ve bedenimizin bizde hakkı olduğunu beyan ediyor. Hülasa adalet, kâinatın düzeni, bir devletin bekası, ailenin ve toplumun huzuru, dünyanın saadeti, müminlerin ise ahirette huzur ve mutluluğudur. İnsanlık için hava su ve güneş kadar önemli olan adalet anlayışının evimizde, işimizde ve yaşadığımız dünyada yeniden hakim olması temennisiyle hutbeme son veriyorum.
           
1-Nisa 135                                                     
2-Maide 8                                                                             
3-Nisa 58                                                                                 
4-Buhari Hudud 11
dingörevlileriblogcu.com

mazhar

  • Ziyaretçi
İSLÂM HUKUKUNDA ŞAHİTLERİN ADALET SORUŞTURMASI: TEZKİYE*
« Yanıtla #5 : 29 Aralık 2014, 01:12:44 »

İSLÂM HUKUKUNDA ŞAHİTLERİN
ADALET SORUŞTURMASI: TEZKİYE*

Mahkemede şahitlik yapacak kimsede İslâm hukuku açısından belli şartlar aranır.
Hâkimin taraflar arasında „şahitlik ile ispat delili‟ne dayalı olarak hüküm
vermeden önce şahitlerin güvenilir olduğuna ilişkin gerekli gizli ve açık araştırmayı/soruşturmayı
yapması ve takdir yetkisini kullanırken de şahitlerde „adalet
vasfı‟ bulunduğunu tespit etmesi gerekir. Yazar “tezkiye” başlığını verdiği bu bö-
lümde “müzekkinin sıfatları”, “tezkiye çeşitleri” ve “müzekkilerin sayısı” örneklerinde
konuyu bütünlük içinde ve özet olarak sunmuştur.



ication of the „adâla
[Çevirenin Önsözü: İslâm hukukunda şahitlik, şahitlerin güvenilirli-
ği ve adalet vasfı taşıdıklarının tespiti üzerinde önemle durulmuştur.
Şahitlerdeki adalet vasfının gerçekten bulunup bulunmadığı, bunun
araştırılarak ortaya çıkartılması ve hâkimin hükmünü buna dayanarak
vermesi İslâm yargılama hukukunda ve ilgili eserlerde incelenmiş
olan önemli bir meseledir. Bu meselenin tarihî gelişimini de
kapsayacak ayrıntılı ve müstakil çalışmalara ihtiyaç vardır. Ancak
şimdilik İslâm ceza hukuku alanında yaptığı çalışmalar ile tanınan
bir yazarın kitabından konuya ışık tutacağına inandığımız muhtasar
bir bölümün çevirisiyle yetiniyoruz. Çevirdiğimiz bu bölüm, Kahire
Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyelerinden Dr. Ahmed Fethî
Behnesî‟nin Nazariyyetü’l-isbât fi’l-fıkhi’l-cinâiyyi’l-İslâmî adlı eserinden
alınmıştır. Bu eserin dışında müellifin ceza hukuku alanında çok
sayıda çalışması mevcuttur.
Tezkiye konusuyla ilgili bu çeviriyi yapmaktaki amacımız, klasik İslâm
fıkhı ile modern hukuk sistemini karşılaştırmak isteyen araştırmacılara
konuyla ilgili olarak özet bir bilgi sunmaktır. Ayrıca İslâm
hukuku eserlerinde yer alan çeşitli nazariye ve görüşlere ışık tutmak
suretiyle bunların ilgilileri tarafından günümüz uygulamaları ile
mukayese edilmesine bir nebze imkân sağlamak arzu edilmektedir.
Bu vesile ile de insanlara daha faydalı olabilecek görüşlerin seçilmesine
az da olsa katkı sağlamayı düşünüyoruz.]
A. Müzekki’nin Sıfatları
Müzekki, şahidin adaletli olduğuna şahitlik eden kimsedir. Hâ-
kime düşen görev, salih bir müzekki seçmesidir. Bu kişinin dünyalı-
ğa fazla rağbet etmeyen bir kimse olması gerekir ki, para vb. şeylerle
kandırılamasın. Yine bu kişinin insanlar hakkında tecrübe sahibi
olması yanında onların arasına katılan biri olması da gerekir. Kendi
köşesinde oturan biri müzekki olamaz. Çünkü bu görev ancak devamlı
takip ve ilgi (müdâhale)1
ile öğrenilebilir. Müzekki, cerh ve
ta„dîl sebeplerini tanıyabilmesi için fakih olmalıdır.


1 İbnü‟l-Hümâm, Fethü’l-kadîr, 1356, c. VI, s. 13; Desûkî,
http://www.dinbilimleri.com/Makaleler/196207597_1103110710.pdf


mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Adalet Yoksa Çöküş Kaçınılmazdır
« Yanıtla #6 : 01 Ocak 2015, 08:37:13 »
Adâlet devletin esasıdır

“Adâlet mülkün (devletin) esasıdır” sözü Hz. Ömer’e (r.a) aittir. Bu söz, söz olmadan önce onun ameli olmuş, devlet yönetiminde tecelli etmiştir. Söz gücünü Hz. Ömer’in vakasından alır. Öyle olmasaydı süslü bir cümleden öteye geçemezdi zaten.


Onun hayatını, mücadelesini ve özellikle de devlet yönetimini, yönetimdeki içtihat ve icraatlarını bilmek âdil olma iddiasında bulunan ve Allah’ın (c.c) rızasını uman bütün devlet ricali için bulunmaz bir kaynaktır.


Cennet’e yakınlaşmak Cehennem azabından da uzaklaşmak isteyen yöneticiler onun Müslüman devlet adamlarına yol haritası niteliğindeki uygulamalarını mutlaka incelemelidir. Soyut öğretilerden ziyade somut rol model arayanlar için onun bir tasarrufunu paylaşmak istiyorum.


Hz. Ömer (r.a) devrinde yeni fetihlerle İslâm devletinin sınırları genişlemiş, devlet zenginleşmiş ve beytülmal hiç olmadığı kadar bollaşmıştı. Mü’minlerin Emiri bu durum karşısında sahabelere İslâm’a olan hizmetlerini esas alarak yıllık tahsisat bağlamaya karar vermişti.


Efendimiz (sas) döneminde hicret etmek, İslâm’a hizmetin en önemli ölçülerinden biri kabul edilirdi. Çünkü Medine’de filizlenen İslâm toplumunu destekleyecek kadrolara büyük ihtiyaç vardı.


Bir manada hicret edenler Hz. Peygamber’in (sas) inşa etmekte olduğu İslâm devletinin memurunu, askerini ve ordusunu meydana getireceklerdi. Ayrıca bunlar hicret ederek hem hayatlarını hem de maddi birikimlerini büyük risk altına atmışlardı.


Hz. Ömer (r.a) de her şeyi geride bırakıp hicret eden sahabelere özel muamele yaparak herbirine dörder bin dirhem tahsis etmişti.


Tirmizi’nin rivâyetine göre bir defasında Hz. Ömer (r.a), Peygamber Efendimiz’in (sas) âzatlısı Zeyd b. Hârise’nin oğlu Üsâme’ye (r.a) üç bin beş yüz dirhem tahsis etmiş, oğlu Abdullah’a ondan beş yüz dirhem daha az vermişti.


İbni Ömer babasına bunun sebebini sorarak:


Üsâme’yi niçin benden üstün tutuyorsun? O benden daha çok savaşa katılmadı ki! demişti.
Hz. Ömer, şu cevabı vermişti:


Oğlum! Rasûlullah (sas) onun babasını senin babandan daha çok severdi. Üsâme’ye de senden daha çok muhabbeti vardı. İşte bu sebeple, Rasûlullah’ın sevdiğini kendi sevdiğime tercih ettim. (Tirmizî: 5/675, hn. 3813).


Bu örneklik bile devlet yöneticilerine önemli mesajlar içermektedir. Yöneticilerin, dava ehlini, gecesini gündüzüne katarak çalışan fedakâr mü’minleri diğerleriyle bir tutmaması gerektiğini, imkânların ve görevlerin emanet olarak işin ehline verilmesini anlatır. Davayı sırtlayan ve gâyesi Allah rızası olan kadrolarla yiyicileri, her devrin adamlarını eş tutmamak ilkesi, toplumu ve devleti yaşatan ahlâk ilkelerinin önde gelenlerindendir..


Dinimizde nepotizm (akraba kayırma) yasaktır. Akraba dahi olsa hizmet esastır. Sadâkat da önemlidir ama liyakat önce gelir. Zira davaya hizmet yolunda bir çivi dahi çakmamış güzel giyimli, ağzı bol laf yapan içi boş kütüklerin öne geçirilmesi toplumu çürütür. 


Bu meyanda Hz. Ömer’in (r.a) uygulamaları âdil yönetimde darbı mesel olmuş ve tarih boyunca Müslümanların yolunu aydınlatmıştır. Bugün de onun adâlete bağlılığındaki eşsiz örnekliği ne yapmamız gerektiği hususunda bize çok şey anlatmaktadır.


Serdar Demirel. Yeni akit.com.tr
« Son Düzenleme: 01 Ocak 2015, 09:01:26 Gönderen: mazhar »