Gönderen Konu: Müslüman'ın bahar yeşilliğine bakışı  (Okunma sayısı 2510 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7482
Müslüman'ın bahar yeşilliğine bakışı
« : 05 Mayıs 2010, 15:07:01 »

Yanından geçtiği mezarlıktaki bir mevtanın kabir azabı çektiğini keşfeden Efendimiz (sas) Hazretleri, getirttiği hurma fidanını mezarın üzerindeki toprağa dikerek şöyle açıklamada bulunur:

- Bu yeşillik bu mezarın üzerinde Allah'ı zikir ve tesbih ettiği sürece altındaki mevta yeşilliğin bu zikir ve tesbihinden faydalanır, azabı azalır!

İşte bu hadis, yeşilliğin dünyadan başka ahirettekilere bile faydası olduğunu müjdeleyen muhteşem bir hadistir. Bundan dolayı fıkıh alimleri, mezarların üstüne yeşilliği önleyen beton dökmenin mekruh olduğunu bildirmiş, altında insan yatan mezarın üzerini yeşilliklerin ibadethanesi haline getirmek gerektiğine dikkat çekmişlerdir. İsra Sûresi'ndeki ayetin açıklaması da bunu ifade etmektedir:

- Bütün varlıklar ve yeşillikler Allah'ı zikir ve tesbih ederler! Ancak onların zikir ve tesbihlerini siz tam olarak idrak edemezsiniz.

Öyle ise yeşilliği yok eder, yahut da kurumasına sebep olursanız, Allah'ı zikir ve tesbih edeni yok etmiş olursunuz. Hangi Müslüman Allah'ın zikrine mani olabilir? Yahut da böylesine bir tesbih ve zikir sevabından mahrum kalmaya gönlü razı olabilir?

O halde sizin de adınıza zikir ve tesbih edecek yeşillikleriniz olmalı, küçük emeklerle büyük sevaplar kazandıran yeşilliklerin yetişmesinde sizin de himmet ve hizmetiniz bulunmalıdır.

İşte size yeşilliklerin zikrine ait tarihî bir misal. Bir kır sohbetinde Bursa'nın meşhur mutasavvıfı Üftade Hazretleri'ne talebelerinden her biri birer demet renkli çiçek takdim ederken bir talebesi de koparılıp da yere atılmış kuru bir çiçeği getirip hocasına uzatır:

- Koskoca kırda çiçek mi bulamadın? diye sitem eden arkadaşlarına da:

-Hangi çiçeğe yaklaştımsa Rabb'imizi zikir ve tesbih eder halde gördüm, koparıp da zikrine mani olmaya gönlüm razı olmadı, onun için zikirden mahrum edilmiş kuru çiçeği getirme gereği duydum, der. Hocası bu cevabı çok beğenir. Yeşilliklerin zikir ve tesbihini düşünen talebesini özel eğitime alır, sonunda Aziz Mahmud Hüdayi olur yeşilliğin değerini takdir eden bu genç.

Kaldı ki, Efendimiz (sas) Hazretleri'nin yeşillik yetiştirme konusundaki şu hadisini duyup da yeşillik yetiştirme, fidan dikme arzusu duymamak da mümkün değildir. Şöyle buyuruyor:

-Elinizdeki fidanı dikmek üzere iken kıyametin kopmaya başladığını anlasanız, sakın artık kıyamet kopuyor, fidan dikmenin kıymeti kalmadı, deyip de fidanı fırlatıp atmayın; dikin fidanınızı! Kıyamet kopacaksa sizin dikilmiş fidanınızın üzerine kopsun. Mahşerde, benim de dünyada dikilmiş bir fidanım vardı, diyebilesiniz.

Evet, yeşilliğin insanlara sağladığı faydalar bunlardan ibaret de değildir. Dahası var. Tarla, bağ, bahçede çalışan ziraatçı köylülerimize unutamayacakları bir muhteşem bir müjdedir bu da.

- Ekin ekiyor, sebze, meyve dikiyor, mahsul yetiştiriyorsanız sevinin, mutluluk duyun. Çünkü yetiştirdiğiniz mahsullerle sadece maddi menfaat kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda meyveli meyvesiz tüm yeşilliklerden müşteri alsa, hırsız çalsa, inek yese, sinek faydalansa.. sadaka sevabı da kazanmış oluyorsunuz. Bu gerçek, Efendimiz'in (sas) müjdesidir yeşillik yetiştirenlere.

Evet, hiç şüpheniz olmasın, emek verip büyüttüğünüz sebze ve meyvelerden müşteri alsa, hırsız çalsa, yeşilliğinden inek yese, sinek faydalansa.. sadaka sevabı vardır yetiştirene. Bundan dolayı yeşillik yetiştiren köylülerimiz hem para kazanmak hem de sadaka sevabı almak niyetiyle aşk ve şevkle çalışırlar tarla, bağ, bahçelerinde..

Bütün bunlar düşünülünce denebilir ki: Yeşillikleriyle güzelleşen bir ülke mi istiyorsunuz? Öyle ise insanların dinlerini öğrenmelerine destek verin, köstek olmayın. Göreceksiniz dinini öğrenen Müslüman, mezarların üzerine varıncaya kadar yeşillendirecek, hem de dünyevi karşılığından başka ahirette sevap kazanma şevkiyle de yapacak bu yeşillik yetiştirme hizmetlerini.

İşte Müslümanlar bahar yeşilliğine bu gözle bakıyor, böyle kutsal değerlendirme ile seyrediyor şu kâinat kitabının bahar yeşilliğini...

alıntı

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Müslüman'ın bahar yeşilliğine bakışı
« Yanıtla #1 : 17 Nisan 2014, 20:47:29 »
Ahmet Şahin Bey efendinin bu güzel yazısını bizimle paylaşan İSRA kardeşimize teşekkürler


Modern Müslümanların Doğayla İmtihanı

    Doğanın talan edilmesini önlemek sadece ahlakî açıdan değil, aynı zamanda insanlığın kendi elleriyle dünyayı -ve pek tabii kendi kendini- yok etmesine engel olmak açısından da kaçınılmaz bir zorunluluk. Bunu başarabilmek için meselenin köklerine inmek ve çevre konusunda toplumsal bilinç uyandırmaya yönelik insanî bir perspektif ortaya koymak gerekiyor.

“İnsan niçin doğayı talan ediyor?” sorusuna bugün çoğunlukla “Maddî başarı, para, güç veya çıkar için” şeklinde verilen cevaplar, meselenin temeline ilişkin bir bakış açısı vermiyor, çünkü bütün bu cevaplar, asıl sebebi değil sonuçları içeriyor sadece. Sınır tanımayan bu talanın temel nedeni ise, insanın, hayatın anlam ve amacını yitirmesi; bu yüzden o, araçları amaç haline getiriyor ve her geçen gün daha da yıkıcı oluyor. İnsan, anlam arayışını yitirdiği ve ‘insanî amaçsızlık’ problemini aşamadığı sürece “daha insanî” gerekçeler öne sürerek, “daha bilimsel”, daha hızlı ve daha korkunç şekillerde doğayı yağmalamaya devam edecek.

İnsanın, hayatın anlam ve amacını yitirmesinin ortaya çıkardığı sonuçları üç ana başlıkta ele almak mümkün: Birincisi, tüm aşkınlık reddedilmiştir; bugün herhangi bir dinî inanca sahip olanlar dahi gerçekte aşkın (müteal) olanla bağlarını koparmış durumdalar. İkincisi, bireysellik ön plana çıkartılmıştır; rekabet, insanı insanın kurdu haline getirmiştir. Üçüncüsü, araçsal akıl yüceltilmiştir; bütün amaç maddî başarı elde etmek, büyümek ve güç kazanmaktan ibarettir, bunlar ise ancak doğal yaşamın ve kaynakların yağmalanmasıyla mümkündür.

   Yaşadığımız ülke söz konusu olduğunda, mevcut durum son derece çelişkili bir hal almaktadır, çünkü halkın büyük çoğunluğunun kendisini Müslüman olarak tanımladığı, artı İslamî köklere sahip bir partinin on bir yıldır iktidarda olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu noktada sorun, Protestanlaşma eğilimidir. Küresel modernliğin güçlü bir parçası olmak isteyen modern Müslümanlar, daha fazla maddî başarı elde etmek, dolayısıyla daha zengin olmak, bu amaçla daha büyük (çılgın) projeler üretmek, bu projeleri hayata geçirerek daha fazla kâr artırımı sağlamak ve sermaye birikimi yapmak istiyorlar. Fabrikalar, köprüler, duble yollar, havalimanları, barajlar, marinalar, hidroelektrik santralleri, nükleer santraller vs.
 
   Modern Müslüman’ı ihtiyaç fazlası üretim ve tüketime, “çılgın” projeler üretmeye ve zenginlikten haz almaya teşvik eden şey, kabiliyetlerini Allah'ı razı etmek amacıyla yapılacak yeni yatırımlar, kâr artırımı ve sermaye birikimi için kullanması gerektiği yönündeki inançtır. Allah'ı razı etmek amacıyla;  Bu nedenle çalışmak, kazanmak ve yeni yatırımlar yapmak ibadet olarak algılanmış ve yüceltilmiştir. Tüm bu yapılanlar “Halka hizmet, Hakk’a hizmettir” şeklinde formüle edilmekte ve ulvî bir boyut kazanmaktadır.

Ne var ki asıl kurban, acımasızca yağmalanan, katledilen doğa olmaktadır; dağlar, ormanlar, denizler, göller, dereler, canlı türleri… Ayrıca yapılanların halkın gerçek ihtiyaçlarını ne kadar karşıladığı ve gerçekte kimin yararına -veya çıkarına- olduğu da başlı başına bir tartışma konusudur.

3. Havaalanı bu konuda çok çarpıcı -aynı zamanda da çok çarpık- bir örnek teşkil ediyor. Projenin yapılacağı alanda hafriyat çalışmaları neticesinde orman alanları, yetmiş adet canlı yaşamı barındıran büyük-küçük su birikintileri, akar ve kuru dereler, tarım alanları ve meralar ortadan kaldırılacak, böylece projenin yapılacağı alanda doğal yaşam ve bitki örtüsü yok edilmiş olacak.

Kim ne derse desin, burada açıkça yapılan şey, Allah’ın nimeti olarak doğadan ihtiyaç oranında ve ahlakî ölçüde yararlanmak değil, aksine O’nun şükre layık olan bu nimetini israf etmek, doğanın Allah’ın eseri, dolayısıyla iradesinin tecellisi olduğunu hiçe saymak, onun düzenliliğine, amaçlılığına, iyiliğine darbe vurmak ve ilahî gayeyle uyum içindeki bir yaklaşımın temelini teşkil eden doğaya karşı duyarlılık ilkesini çiğnemektir.

  İşin ilginç tarafı, halka -dolayısıyla Hakk’a- hizmet etmek adına bunu yapmakta herhangi bir  sakınca görmeyenlerin, “Bir Müslüman bir ağaç diker de bunun meyvesinden insan, evcil veya vahşi hayvan veya bir kuş yiyecek olsa, yenen şey, onu diken için bir sadaka hükmüne geçer”(1) diyen bir peygamberin ümmeti olduklarını söylemeleridir. Buna karşın görünen o ki onlar, tam ters istikamette hareket ederek yeşil yaşama beton dökmeye ve canlı türlerini yok etmeye azmetmiş bulunuyorlar.

Doğayla imtihan olan modern Müslümanlara yapılacak en veciz uyarı ve hatırlatma, “Utanmıyorsan dilediğini yap!”(2) demekten başkası değil. Bunun ne derece etkili olup olmayacağı ise ayrı bir mesele; zira tekâmülün Batı tipi büyüme ideolojisiyle gerçekleşeceğine inanan Müslümanlarla karşı karşıyayız.

(Bu yazı Yeşil Direniş gazetesinin Mart sayısında yayınlanmıştır) 
Dipnotlar:
1- Müslim, Musâkât, 10
2- Buharî, Enbiya, 54; Ebu Davud, Edeb, 6; İbn-i Mâce, Zühd, 17