Gönderen Konu: Allah-uTeâla'nın nice gizli dostları vardır.  (Okunma sayısı 3604 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı muhacir

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 228
Allah-uTeâla'nın nice gizli dostları vardır.
« : 17 Temmuz 2006, 10:55:13 »

Allah–U TEALA'NIN NİCE
GİZLİ DOSTLARI VARDIR
Beni Cıdan mescidinde müezzinlik yaptığım yıllardır. Bir gün bir genç mescide beni ziyarete geldi. Bu genci tanımıyordum, kim olduğunu da doğrusu merak etmiştim. Ezanı okudum, sonra namazı kıldık, daha gence bir şey sormadan pabuçlarını giyip uzaklaştı. Aradan birkaç gün geçti genç yine camiye geldi, namazı kıldıktan sonra bana dedi ki:
–Bana bir Mushaf verebilir misin? Kur'an okuyacağım.
İstediği Mushaf'ı getirdim, eline aldı ve şöyle dedi:
–Bugün çok güzel, farklı bir gün olacak, her ikimiz içinde.
İkindi namazı oldu genç yoktu, akşam oldu yok, yatsıyı bekledim yine yoktu. İçime bir şüphe düştü. Mushaf'ı alıp götürmüş, giderken de çok manalı bir söz söylemişti, "Bu gün çok güzel, farklı bir gün olacak, her ikimiz içinde" Yatsı namazından sonra onu aramaya çıktım. Önce oturduğu mahalleyi buldum. Sonrada gencin evini buldum. Evinin kapısı açıktı, içeri girdim, iki odalı bir evdi. Bir odada, bir kap sudan başka bir şey yoktu. Diğer odanın kapısı yok, kapının yerine bir bez parçası asılmıştı. Kapıda ki bez parçasını kaldırdığımda, genci boylu boyuna yerde yatığını gördüm. Yanı başında ki bir taşın üstününde de öğlen namazında kendisine verdiğim Mushaf duruyordu.
Komşularına haber verdim, onlar gelirdi, baktık ki genç vefat etmiş. Yapacağımız bir şey yoktu, Mushaf'ı alarak olarak ayrıldım. Bu gencin defin işlerini halletmem gerekiyordu. Defin işleri için gerekli malzemeleri nereden bulacağımı düşünüyordum.
Sabah namazı için mescide gittim, ezanı okuduktan sonra mescidin kıble tarafında ki bir parıltı dikkatimi çekti. Yaklaşıp bakınca hayretten dona kaldım 'kat kat sarılmış bir kefen' orada duruyordu. Kefeni alıp doğru evime götürdüm. Bu cenaze farklı bir cenaze olacaktı. Namaz için camiye gittim. Namazı kıldık, namaz bittiğinde yanı başımda devrin en ünlü Şeyhlerini gördüm. Sâbit el–Bünânî, Malik bin Dinar, Habîb el–Fârîsî ve Salih el–Mürrî, sabah namazı için benim mescidime gelmişlerdi. Şaşkınlığımı üzerimden atar atmaz onlara sordum:
–Siz bu mescide gelmezdiniz, hele dördünüzü bir araya toplayıp buraya getiren sebep nedir?
–Bu yakınlarda bu gece biri öldü. Onun için geldik, dediler.
–Evet! Bu gece yakınlarda bir genç öldü, yakında tanımıştım arada namazlara bu mescide geliyordu.
–Bizi onun yanına götürür müsün?
Bu dört Allah dostu ile vefat eden gencin evine gittik. Gencin cesedinin bulunduğu odaya girdiğimizde, bu Allah dostları genci tanımıştı. Her biri genci alnından öptüler. Dördününde gözlerinden yaş aktığını fark ettim. Beni ve orada bulunanların merakını gidermek için içlerinden Malik bin Dinar şöyle dedi:
–Ey güzel kardeşim! Bir yerde seni tanıdıklarında hemen orayı terk eder, başka yere yerleşirdin, tanımayacağın yere giderdin. Bu yolculuğun hep surdu, şimdi son noktaya gedin atık bundan ötesi Rabbinin yanıdır. Haydı kardeşimizi yıkamaya götürelim.
Genci yıkanacağı yere götürdük, yıkama işlemine başlamadan, bu dört Allah dostunun arasında bir kefen sözü dolaşmaya başladı. Her biri bir kefen getirmiş, onunla kefenlemeyi istiyordu. Kefen sözü geçin bende sabah yaşadığımı olayı anlattım:
–Sabah ezanını okuduktan sonra, mescidin kıble istikametinde bir kefen buldum. Kimin getirdiğini de bilmiyorum. O kefen şimdi evimde duruyor.
Benim bu haberimi duyan bu Allah dostları:
–Tamam, bu genci o kefenle defnedeceğiz, kefeni alıp gel.
Evden kefeni alıp geldim, genci kefenledik. Sonra namaz için mescide doğru hareket ettik ki, o da ne kalabalıktan yürüyemiyoruz. Herkes genci taşımak istiyordu, bu yüzden çıkan izdihamdan yol alamıyorduk. Kalabalığa baktım; büyük çoğunluğu tanımadığımız insanlardı. Yanımda bulunan Malik bin Dinar'a sordum:
–Bu ne haldir?
–Bu genç Allah Teala'nın gizli dostlarındandı, vefat haberini Allah duyurdu. İşte bu kalabalık Mevla Teala'nın haberi ile toplanan insanlardır.
amâ ve hırsa uyup nefs ile mahkûr olma,
Rahatın zâil olur,nâmı meşhur olma,
Sohbet-i Arif-i Billah'a eriş, dûr olma,
Saltanat-ı Mesned-i Dünya ile mağrur olma.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Allah-uTeâla'nın nice gizli dostları vardır.
« Yanıtla #1 : 18 Temmuz 2006, 01:44:34 »
cok güzel bir hadise.malum Allah dostlari cesitlidir.

1-Allah dostu oldugunu kendisi bilir baskasi bilmez.

2-Allah dostu oldugunu baskasi bilir,kendisi bilmez.

3-Allah dostu oldugunu baskasi bilmez kendisi bilmez Allah bilir.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı ayse622

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 1
ibret
« Yanıtla #2 : 20 Temmuz 2006, 20:36:31 »
yapilan isin sadece rabbe ayan kalmasi yapilanlarin degerini nede cok katliyor. meyvesi cok olan agacin dallari yere yakindir. meyvesiz agacin dallari tepededir. dolu insan mutevazidir. zira gercek dostu bulmustur gayrisini neylesin.
akin incitme bir cani
yakarsin arsi rahmani

mazhar

  • Ziyaretçi
HAKK'IN DIŞINDAKİ HER ŞEY PERDEDİR
« Yanıtla #3 : 21 Aralık 2014, 09:17:54 »

HAKK'IN DIŞINDAKİ HER ŞEY PERDEDİR
Şunu bil ki, halka bakmak ve nefsin arzularına bağımlı olmak Hakka karşı bir perdedir.
Yaptığı işleri kendinden bilmek, bir çeşit şirktir; çünkü kulun yaptığı bütün işleri yaratan ve ortaya çıkaran yüce Allah'tır. Kula ait olan ise onu yapmaktır. Bu durum, kulun yaptığı iyiliklere sevap ve kötü işlerine ceza vermek için böyle takdir edilmiştir.
Kul, ilâhî kudretin ortaya çıkarmasıyla bir iş yaptığında, buna kulun kesbi/fiili ve kazancı denir. Ehl-i sünnet mezhebinin görüşü böyledir. Kul, bir işi yapmaya başladığında ona bu işi yapma kudreti verilir; öncesinde değil. Kul bir işe başlayacağı anda Allahu Teâlâ onun için bir kudret yaratır; bu kudretle yapılan işe kulun kesbi denir.
Kim, yaptığı işi sadece kendisinin istediğini ve kendi kudretiyle yaptığını söylerse, o, Kaderî'dir.
2    Kaderî; kaderi inkâr eden, kulun yaptığı bir işi, ezeldeki bir kadere göre değil; o anda kendi irade ve kudretiyle yaptığını söyleyen bâtıl, bozuk, sapık fırkanın adıdır. Bu gruba "Mu'tezile" de denir.
Kim, yaptığı bir işte kendisinin hiçbir irade ve kudretinin olmadığını söylerse, o, Cebrî'dir.3
3   Cebrî, Cebriyye mezhebi, kulun hiçbir irade ve kudrete sahip olmadığını; ilâhî kader ve kudrete tabi olduğunu, yaptığı her işte, rüzgârın önündeki yaprak gibi, nereye sevkedilirse oraya gittiğini söyleyen bozuk fırkadır.
Kim, yaptığı bir işi Allahu Teâlâ'nın irade ettiğini, kendisinin de bu işi yaptığını ve ondan sorumlu olduğunu söylerse; o, sünnet üzere giden, doğru yola ulaşmış bir kimsedir. Bu konu çok uzundur; burası yeri değildir. Biraz sonra -inşAllah- bu konuda bazı açıklamalar gelecektir.
Doğru inanç ve sahih akideden sapmaya gelince, bunun sebebi; nefsin kötü arzularının kalbe hâkim olması ve bozuk mezhep/fikir üzerinde taassup göstermektir.
Büyük âlimlerden biri demiştir ki: "Nice insanlar vardır ki, onların ameli az olduğu halde, güzel inançları kendilerini kurtarır. Birçok insan da vardır ki, pek çok ameli bulunmakla birlikte, bozuk inançları kendilerini helak eder."
Makam, mal ve dünya sevgisi, öldürücü bir zehirdir.
Baş olma ve şöhret sevgisi, insanda kibir meydana getirir.
Dünyaya fazla dalmak, dini mahveder.
Ariflerden biri der ki: "Yaptığım bir hayır işi insanlar gördüğünde, o ameli gözümden düşürürüm/artık ondan bir sevap beklemem."
Uzun emele/fazla yaşama hırsına gelince, bu düşünce, güzel amele mani olur ve insanı Hak'tan alıkoyar.
İleride yaparım düşüncesi ise, şeytanın en büyük tuzağıdır.
Cimrilik, kötü arzulara kapılma ve insanın kendisini beğenmesi, kişiyi helake götüren büyük günahlardandır.

http://www.unitedamericanmuslim.org/hakyolun_esaslari.php#TAKVANIN_ZAFERİ_