Gönderen Konu: Aman İmsakiyelere dikkat  (Okunma sayısı 18013 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı fırka-i naciye

  • okur
  • *
  • İleti: 51
    • http://www.dinibilgiler.org
Aman İmsakiyelere dikkat
« : 13 Eylül 2006, 14:47:47 »

Bugün ülkemizde, iki çeşit imsakiye dağıtılmaktadır. Bir kısmı, yüz senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983’ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir.

1983 yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983’ten itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir:

“1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.”

Türkiye Takvimi ve Fazilet takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanetin tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak hazırlanan “Ramazan imsakiyeleri” yanlış değil, sadece temkinlidir. Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuştur? Kısaca bunu da izah edelim:

Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının göz önüne alınması gereklidir.

Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hali düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışına taşmış olabilir.
Bilindiği gibi, namazları vaktinde kılmak şarttır. Birkaç dakika önce kılınsa namaz sahih olmaz. Oruç da böyledir. Güneş batmadan önce yiyip içilince, oruç sahih olmaz. Namazları vakit girdikten üç-beş dakika sonra kılmakta hiç mahzur yoktur. Güneş battıktan 5-10 dakika sonra orucu açmakta da mahzur yoktur. Hatta yıldızlar görülünceye kadar geciktirmek caizdir. Nur-ül izâh şerhinde; “Bulutlu gecelerde, orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyatlı davranarak oruç açmayı biraz geciktirmelidir. Yıldızlar görülmeden önce iftar eden acele etmiş olur” buyuruluyor.
Yeni takvimlerde, imsak vakti 10-15 dakika geciktirilmektedir. Böyle olunca, oruç tehlikeye sokulmaktadır. İmsak vaktinde eski cetvelleri esas alıp, yeni takvimlerden 10-15 dakika önce yiyip içmeyi kesmekte hiç mahzur yoktur. Hatta çok iyi olur, tedbirli ve temkinli hareket edilmiş olur. Tedbirsizlik ve temkinsizlik sebebiyle namaz ve oruçları ifsat etmemek gerekir. İki takvim arasında fark, biri temkinli, öteki temkinsizdir.


« Son Düzenleme: 17 Ağustos 2009, 13:24:08 Gönderen: Fatihan »
"Mezhepsizlik Dinsizliğe Köprüdür." [ Zahid-ül-kevseri ]

Çevrimdışı ankebut-57

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 908
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #1 : 27 Eylül 2006, 17:04:46 »
Alıntı
“1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.”


Bunu anlatmakta bazen zorlanıyoruz. :x
Âlimleri irfan sahib eden, üç harf ile beş noktadır.(عشقْ)
Mü'minleri duhûlü cennet eyleyen, beş harf ile üç noktadır. (ايمان)

www.ayasofya.org

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7476
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #2 : 27 Eylül 2006, 18:10:15 »
uyarı ve bilgiler için teşekkürederim..

diyanetin takvim ve imsakiyelerine göre oruç tutup iftar etsek o zaman orucumuz sahih olmaz mı..bildiğiniz gibi bütün tv kanallarının çoğu ve bizim elimize ulaşan imsakiyeler hep diyanetinki ve birçok insan diyanete güvendiği için onların vakitleriyle hareket ediyorlar.bu durumda tutulan oruçlar sahih olmaz mı?

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #3 : 10 Ekim 2006, 11:53:30 »
iftar vakitlerinde pek sorun yok. esas sorun imsak vaktinde. nerdeyse 15-20 dk yakın bir temkin vakti diyanet tkvimlerinde kaldırıldı. o nedenle daha sabah ezanı okunmadı zaanıyla yemek orucunuza zarar verecektir. cunku diyanete gore sabah ezanı okunan yerlerde -ki heryerde boyle-belki de coktn vakit girmiş olacagı için sizin o aralıkta yedikleriniz oruc vaktinden olacaktır...

o nedenle temkin vakitlerini içerisinde bulunduran bir takvimi tercih etmeniz ibadetleriniz acısından daha guvenilir olacaktır...
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #4 : 13 Eylül 2007, 17:08:18 »
Bu bağlamda en güvenilir takvimlerden biri  Fazilet Takvimidir

Ayrıca şurayı da okumanızı tavsiye ederiz.

http://www.sadakat.net/forum/hakikat-ekseninde/vakit-hususunda-fazilet-takviminden-sasmayin-t4197.0.html
« Son Düzenleme: 17 Ağustos 2009, 13:26:13 Gönderen: Fatihan »

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #5 : 13 Eylül 2007, 20:55:59 »
fazilet takviminden sakin sasmayin.avrupada ondan sasanlar yirmi bes senedir.ibadetlerini saskinkara ismarladilar,sonra birazcik olsa anlamaya calistilar amma yinede yetersiz.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı hadime

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 100
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #6 : 13 Eylül 2007, 22:47:04 »
Bazı kimseler de imsak kesildiğinde değil de ezan okunduğunda yemek yemeyi bitiryor.Bu konuda da insanları uyarmak lazım.Böyle yapan malesef çok kişi var.
Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,birinciliği beyaza verdiler...

Çevrimdışı ankebut-57

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 908
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #7 : 11 Ekim 2007, 06:48:15 »

Konu Hakkında ki makaleyi okumak için tıklayınız:

Ramazanda takvim ve imsâkiyeler neden farklıdır?
« Son Düzenleme: 12 Ekim 2007, 00:19:47 Gönderen: ankebut-57 »
Âlimleri irfan sahib eden, üç harf ile beş noktadır.(عشقْ)
Mü'minleri duhûlü cennet eyleyen, beş harf ile üç noktadır. (ايمان)

www.ayasofya.org

Çevrimdışı Gülfabrikasısahibi

  • okur
  • *
  • İleti: 66
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #8 : 16 Ekim 2007, 14:20:57 »
Peki bir takım kimseler Avrupa'da yaz ayında (özellikle Temmuz-Ağustos ayları)bazı ülkelerde Yatsı namazı kılmanın gerekmediğini söylüyor ve 5 vakit namazı 4'e düşürüyor bu konuda ne dersiniz? Eğer öyleyse daha uzak yerlerde (Norveç, finlandiya gibi) bazen namazların günde 2-3 vakte düşmesi muhtemel buralarda yaşayan müslümanlar ne yapacak?
Bu zamanda Husrev'in aleyhinde olmak benim aleyhimde ,risale-i nur aleyhinde ve bizi perişan edenlerin lehinde bir azim hıyanettir.Said Nursi

Çevrimdışı tarihman

  • yazar
  • ****
  • İleti: 751
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #9 : 16 Ekim 2007, 15:35:33 »
Alıntı
Peki bir takım kimseler Avrupa'da yaz ayında (özellikle Temmuz-Ağustos ayları)bazı ülkelerde Yatsı namazı kılmanın gerekmediğini söylüyor ve 5 vakit namazı 4'e düşürüyor bu konuda ne dersiniz? Eğer öyleyse daha uzak yerlerde (Norveç, finlandiya gibi) bazen namazların günde 2-3 vakte düşmesi muhtemel buralarda yaşayan müslümanlar ne yapacak?
 

Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki, Avrupa'da yatsı namazının vaktinin girmediğini söyleyenler "bir takım insanlar" değil, bizzat İmam-ı Azam tarafından söylenilmiştir. Bunun ilgili Makale Aşağıdadır. Buyurunuz...


Bilindiği üzere vakit, namazın edâsı için şart, farz olması için de sebeptir ve bu hususta namazla oruç müşterektir. Ancak bir vaktin içerisinde hem o vaktin farzı, hem daha başka namazlar kılınabileceği cihetle namaza zarf olan vakit, oruca mi‘yar (ölçü) olur. Bu sebeple namazda niyeti tayin etmek icap ettiği halde, oruçta lâzım değildir.

Allah Teâlâ, “Güneş’in kaymasından gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı güzel kıl! Bir de kıraatiyle mümtaz olan sabah namazını...” (1) buyararak vakti, namazın farziyetine sebep kılmıştır. Ve yine, “... Namaz, mü’minler üzerine belli vakitlerle yazılı kat‘î bir farzdır” (2) âyetiyle de, her namazın vakti belirlenmiş ve her vaktin namazını kendi vaktinde kılmak farz-ı ayn olmuştur. Bu âyet-icelilenin tefsirinde Kaazî Beyzâvî hazretleri “kitâben mevkûtâ”yı, “vakitlerle sınırlı kesin bir farzdır ki, onu vaktinden çıkarmak hiçbir halde caiz olmaz” diye tefsir etmişlerdir.

Bu itibarla farz namazlar ile bunların sünnetleri, vitir namazıyla terâvih ve bayram namazları, vakitleri girmezden önce edâ olunmaz. Zira namazın edâsının şartı olan vakit yok ki, meşrut olan namaz sahih olsun. Fıkıh usûlünde meşhur kâidedir: “Şart bulunursa meşrut vardır.” Biri yoksa öbürü de olmaz.

Edâ, vaktin ilk cüz’ünde olursa, namazın sebebi o vaktin ilk cüz’üdür. Şayet ilk cüz’ünde olmazsa, edânın kavuştuğu herhangi bir cüz’üdür. Eğer edâ, vaktin hiçbir cüz’ünde gerçekleşmezse, sebep, nâkıs yani noksan da olsa vaktin son cüz’üdür. Hatta vaktin son cüz’ünde sağlığına kavuşan bir akıl hastası ile o anda ayılan baygına, temizlenen hayızlı ile nifaslıya, bâliğ olan sabîye ve tekrar Müslüman olan mürtede o namaz farz olur. Ancak vaktin son cüz’ünde edâ mümkün olmayacağı için, kaza ederler.
***

HER YERDE BEŞ VAKİT TAM OLARAK GERÇEKLEŞMEZ

Farz olan namazlar için tayin olunan vakitler, mâlum olduğu üzere beştir. Lâkin bu beş vakit, yer kürenin her tarafında tam olarak gerçekleşmediği için, Kur’ân-ı Kerim’de de açıkça belirtilmemiştir. Hâl böyle olunca, insanın aklına hemen şu soru takılmaktadır:

Peki, bu gibi yerlerde hayatını sürdüren Müslümanlar ne yapacak? Bu vakitlere ait namazlar ne olacak?

İşte İslâm âlimleri, her hususta olduğu gibi, yeryüzünde beş vaktin tamamının bulunmadığı yerlerde yaşayan Müslümanların, o vakitlere ait namazları mevzuunda da nasıl hareket etmeleri icap ettiğine dair ictihadlarda bulunmuş, fetvâlar vermişlerdir. Meselâ başta Nûru’l-izah, Mülteka, Kenz, Meydânî, Merâkı’l-felâh, Dürer, Fetâvâ-yı Hindiye gibi Hanefî fıkhına dair meşhur temel eserlerde hulâsa olarak şöyle denilmektedir:

“Kutup ve kutba yakın beldelerde, senenin en kısa gecelerinde, akşam şafağı kaybolmazdan evvel (sabahın) fecri doğar. Bu ve benzeri yerlerde yaşayanlar, yatsı ve vitrin vaktini bulamazlarsa, onların üzerine o namazlar farz değildir. Çünkü, namazın edâsı için sebep olan vakit yoktur.”

Halebî’de ise bu mesele şöyle açıklanmaktadır:

“Vakit; namazın edâsının şartı olduğu gibi, farz olması için de sebeptir. Öyle ise onsuz namaz farz olmaz. Nitekim es-Sadru’ş-şehîd Burhânü’l-eimme Ömer b. Abdülaziz (ö.536/1141) zamanında fetvâ olarak gelen meselede olduğu gibi... Mesele şöyledir:

- Biz, beldemizde yatsı namazının vaktini bulamıyoruz; bu namazı kılmamız gerekir mi?

Bu soruya şöyle cevap verilmiştir:

- Sizin, yatsı namazını kılmanız gerekmez. Zahîreddîn Hasan b. Ali el-Mergınânî (ö. 600/1203) de bu şekilde fetvâ vermiştir.

Yine bu mesele, senenin en kısa gecelerinde, şafak kaybolmazdan evvel fecrin tulu‘ ettiği Bulgar(3) memleketi hakkında, Şemsü’l-eimme Abdülaziz b. Ahmed el-Halvânî’ye (v. 448/1056) sorulmuş. O, yatsı ve vitir namazlarını kaza etmekle fetvâ vermiştir. Sonra bu mesele, Harzem’de Şeyhu’l-kebîr Seyfü’s-Sünneti’l-Bakâlî’ye (ö. 562/1167 veya 576/1180) gelmiş; o da, yatsı namazının farz olmadığı yönünde fetvâ vermiştir. Onun bu cevabı Halvânî’ye ulaştığında, Halvânî, Şeyhu’l-kebîr Harzem camiinde va‘z ederken, cemaat huzurunda ondan bu meseleyi sorması için bir adam gönderdi. O adam gitti ve dedi ki; ‘Ey Şeyh-i kebîr, beş vakit namazdan birisini ıskat eden (düşüren, hükümsüz bırakan) kimse hakkında ne dersin?’ Soranın maksadını derhal anlayan Şeyh, delille onu susturmak ve doğruyu açıklamak için dedi ki: ‘Elleri dirsekleriyle birlikte veya ayakları topuklarıyla beraber kesilen bir kimse hakkında ne dersin; onun abdestinin farzları kaçtır?’ Buna cevaben adam, ‘Dördüncüye mahal olmadığı için üçtür’ dedi. Şeyh-i kebîr de, ‘İşte beş vakit namaz da böyledir’ buyurdu. Bakâlî’nin cevabı Halvânî’ye ulaştığında, onu güzel buldu ve bu hususta ona uydu.”(4)

Sırrı Paşa’nın, bir tefsirinde; asrımızın fâdıl âlimlerinden diye bahsettiği son devir Osmanlı ulemâsından Hacı Mehmed Zihni Efendi, Nimet-i İslâm (sh. 268) isimli çok kıymetli eserlerinde bu meseleye şöyle açıklık getirmektedirler:

“Senenin en kısa gecelerinde, akşam şafağı kaybolmazdan evvel fecrin tulû‘ ettiği beldelerin ehli gibi, yatsının ve vitrin vaktini bulamayanlara, o namazlar lâzım (farz) olmaz.

Burada anlatılan beldelerden maksat; soğuk kuzey beldelerinin halkı olan Sekâlibe’dir ki, yazın evvelinden 40 gün Güneş, onların arzını 23 saat aydınlatıp (sadece) 1 saat batar. Lâkin, güneşi uzun müddet görmeyenler olduğu gibi, uzun müddet kaybetmeyenler de vardır. Âlûsi’de, Kehf sûresinin tefsirinde, ‘Bazı ufuklarda Güneş, 6 ay doğar, 6 ay da batar’ diye anlatılmıştır. Nitekim 90 arzı (enlemi) ufkunda böyledir. Bazan da 1 saat kaybolup, hemen doğu tarafından aydınlığı meydana çıkar. Senenin bazı günlerinde Bulgar arzı böyledir. Vakitler namaz için sebep olduğundan, fıkıh âlimleri, (bazı) vakitlerin tahakkuk etmediği yerlerde, (o vakitlere ait) namaz da yoktur, dediler. Onların namazları gibi, oruçları ve zekâtları da bahis mevzuu olması lâzımdır. Bununla beraber, oruca sebep olan ‘ayın görülmesi’ gerçekleştiğinden dolayı, farz olmayacağını söylemek de mümkün olmaz. (Bu hususta İbn-i Âbidîn’in açıklaması şöyledir: “Ben derim ki: Oruç, zekât, hac, iddet, alış-veriş, selem, icâre gibi zamanla sınırlı her ibadet ve muâmelede de yine namaz gibi vakit takdir edilir. Bunun için ilk güne dikkat edip dört mevsimin her birine, günlerinin uzunluğuna-kısalığına göre takdir uygulanır. Şâfiî kitaplarında böyle denilmektedir. Biz de buna kailiz, yani bu görüşün doğruluğuna inanıyor ve bunu kabul ediyoruz. Çünkü takdirin aslı, namazlar hakkında ittifakla kabul edilmiştir.” (5)
***

DECCÂL HADÎSİ VE KUTUPLARDA NAMAZ

Müslim’in rivâyet ettiği meşhur Deccâl Hadîsi şudur:

“Nevvâs b. Sem’ân (r.a.) anlatıyor: Biz, ‘Yâ Resûlellah, o (Deccâl) yeryüzünde ne kadar kalacak?’ dedik. Resûlüllah (s.a.v.) buyurdu ki: ‘Kırk gün kalacak. (O kırk gün içinden) bir gün, bir sene gibi; bir gün, bir ay gibi ve bir gün de bir hafta gibidir. Diğer günleri ise, sizin bildiğiniz günleriniz gibi (normal 24 saat) olacak.’ Bunun üzerine biz, ‘Yâ Resûlellah! Bir sene gibi olacak o günde, bize bir günün namazı yeter mi?’ diye sorduk. Resûlüllah (s.a.v.), ‘Hayır! O gün için (her 24 saatte normal) bir günün namaz vakitlerini takdir ediniz’ buyurdu.” (6)

Buraya kadar yani yatsı vaktinin taayyün etmediği yerlerle ilgili olarak kıyası kabul etsek bile, bu, ancak kıyasa aykırı olmayan yerlerde caizdir. Deccâl hadîsi bu kıyasa muhaliftir. Zira kıyasın caiz olması için, iki hükmün mutlaka birbirine eşit olmaları gerekir. Burada ise eşitlik bulunmuyor. Deccâl Hadîsi’nde sadece alâmet yok; yatsı namazının vaktinin tahakkuk etmediği yerlerde ise hem alâmet, hem de takdire müsait zaman yok. Zira akşam namazının vakti biter bitmez, sabah namazının vakti giriyor. Binaenaleyh bu meselede, yatsı namazı için ayrılacak hususi bir zaman mevcut değildir. Bu itibarla bu ve benzeri yerlerde yaşayan Müslümanlar, şayet yatsı ve vitir namazlarını akşam şafağı kaybolmazdan evvel kılmış olsalar cem’-i takdim, fecr-i sâdık tulu’ ettikten sonra kılsalar cem’-i tehir olur ki, her ikisi de caiz değildir.

Şeyh Ekmeleddin hazretleri de, Deccâl Hadîsi ile alâkalı olarak, Meşârik şerhinde naklettiğine göre, Kaadî İyâz hazretleri şöyle demiştir: “Bu hüküm o zamana mahsustur. Şerîat sahibi, onu bize beyan buyurmuştur. Zira bu hususta biz, kendi ictihadımıza bırakılsaydık, o günde namaz, bilinen vakitlerde kılınır ve beş namazla iktifa ederdik.”

Hadîs-i şeriften anlaşılan ise, her namaz için hususi bir vakit takdir edilmesidir ki, o vakit, başka namaz için vakit sayılmayacaktır. Hatta o namaz için ayrılan vakit geçmedikçe, ondan sonraki namazın vakti girmeyecektir. Şayet vakit geçer de, o vaktin namazı kılınmazsa, diğer günlerde olduğu gibi namaz kazaya kalacaktır. Zira, sanki zevâl, gölgenin bir veya iki misli oluşu, Güneş’in batması, akşam şafağının kaybolması, fecr-i sâdıkın doğması bu zaman cüzleri içinde, şerîatin hükmiyle takdiren mevcuttur. Ama akşam şafağı kaybolmadan fecr-i sâdıkın doğduğu yerlerde yaşayan Müslümanlar içinse zaman, ya akşam namazının vakti, yahut ittifakla sabah namazının vaktidir. Bu durumda kıyas nasıl sahih (geçerli) olabilir?

Bütün bu açıklamalardan sonra gâyet net bir şekilde anlaşılır ki; elleri dirseklerinden, ayakları topuklarından kesilmiş bulunan kimsenin hâli ile bu mesele arasında fark yoktur. Nitekim Bakâlî de bunu söylemiştir. Halvânî ise bu hususta ona muhalif bulunduğu halde, insaf ederek, kendisini tasdik etmiş, onun sözüne dönmüştür. Çünkü el ve ayakları yıkamanın hükmü, şartı bulunmadığı için kalkmıştır. Mahaller, yani yıkama yerleri şartlar demektir. Burada da namazın şartı, hatta sebebi de bulunmadığı için, farz değildir. Abdestte elleri yıkamanın farz olması için, dirseklerden koltuklara kadar; ayaklarda ise, topuklardan yukarı ayak miktarı bir kısmın halef olduğunu (onun yerine geçtiğini) gösteren bir delil nasıl yoksa, bu meselede de akşam veya sabah namazının yahut her ikisinin vakitlerinden bir cüz’ün, yatsı vaktine halef olduğuna işaret eden bir delil yoktur.

Evet, mükellef olan Müslümanlara namaz nasıl icmâ ile beş vakit farz ise, abdestin farzları da yine icmâ ile dörtten az değildir. Lâkin bütün bunlarda, farziyetin şart ve sebeplerinin tamamının bulunması da mutlaka lâzımdır.

Kısacası kutuplarda, meselâ 90 arzı (enlemi) ufkunda olduğu gibi, vakitlerin normal olarak tahakkuk etmediği, bununla birlikte takdire müsait bir zamanın hüküm sürdüğü yerlerde ibâdetler, vakitleri normal olarak teşekkül eden en yakın yerlere kıyas edilerek edâ edilir. Zira buralarda, namazın edâsı için şart olan, takdire müsait bir zaman süresi mevcuttur. (7)

Halis ECE

DİPNOTLAR
(1) İsrâ sûresi, 17/78.
(2) İsrâ sûresi, 17/78.
(3) Bulgar beldesi, kuzeyde Rusların karanlık ve pek soğuk bir şehridir. İbn Âbidîn, Terc. 2, 25.
(4) İbrahim el-Halebî (ö.956/1549), Mukayyed Halebî Sağîr, s. 151.
(5) İbn Âbidîn Terc., 2, 31.
(6) el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2, 31, (Hadis No: 1621) Beyrut, 1351; İbn-i Âbidîn (Terc), 2, 28.
(7) İbn Âbidîn (Terc.), 2, 25-32.
Bu hizmet peygamber hizmetir. Cenab-ı hakk sevdiği kullarını dinine hizmet ettirmek için sevkeder. Bu hizmetler sevkullahtır, sevkullahtır. (Hacı Süleyman Dede)

Çevrimdışı Gülfabrikasısahibi

  • okur
  • *
  • İleti: 66
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #10 : 16 Ekim 2007, 16:11:10 »
Yazdığınız bu cevap çok karmaşık buna mukabil bende şu cevabı yazmak isterim:

Bilindiği üzere, dünyada, bazı bölgelerde bazı vakitler tam olarak oluşmamaktadır. Sözgelimi, kutuplara yakın bölgelerde günlerce, hatta aylarca güneş doğmayabilir veya batmayabilir. Bununla beraber, bir gün 24 saattir ve tarih değişimi de buna göre olmaktadır. Bu sebeple, bir bölgede herhangi bir namazın vakti gerçekleşmiyorsa veya tam olarak belirlenemiyorsa, takdir yapılarak/oraya en yakın bölgenin vakitlerine göre namazlar kılınır. Deccal hadisi olarak bilinen hadiste Hz. Peygamber, “Deccal yeryüzünde 40 gün kalacaktır. Bu kırk günün bir günü bir yıl gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir hafta gibi, diğer günleri ise normal günleriniz gibi olacaktır.” deyince Sahabiler, uzun günlerde bir günlük namazın yeterli olup olmadığını sormuşlar, bunun üzerine Hz. Peygamber “Hayır bir günlük namaz yeterli değildir; namaz vakitlerini takdir edersiniz.” buyurmuştur (Müslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşrâtu’s-Sâat, 20). Bu hadis, vakitlerin oluşmamasının namazı düşürmeyeceğini ve vakit oluşmayan bölge ve zamanlarda vakitlerin takdir edilerek namazın kılınması gerektiğini açıkça göstermektedir.

Bu açıklamalardan da anlaşıldığı gibi, hangi ülkede normal vakit ölçüleri işlemiyor, gece-gündüzlerinde a-normal farklar içeriyorsa, özellikle İslam'ın emrettiği namaz, oruç gibi ibadetlerin, hatta zekâtın yıllanması ve hac aylarının tespitine imkân vermiyorsa, o ülke a-normal bir ülke kabul edilir. Böyle bir ülkede yaşayanlar, ibadetlerle ilgili takvimlerini kendilerine en yakın, normal zaman formuna sahip ülkenin saatine göre ayarlarlar.

Oruç da namaz gibi, en yakın ve normal gündüz ve gecesi ülkenin saatine göre tutulur. Zekâtın yıllanmasıyla ilgili hesaplanması da buna göre ayarlanabilir. Yalnız hac ibadeti, -diğer normal takvimli Ülkeler için de söz konusu olduğu gibi-Suudi Arabistan ülkesinin belirlemesine göre yapılır. Çünkü Arafat günü yalnız bir gündür ve hac ibadetin en temel şartı da Arafattaki vakfedir. (krş. ibn Abidin, I/375; M. Hamidullah, İslam'a diriş, s. 65; Celal Yıldırım, İslam Fıkhı, I/184-189).

bir diğer cevap ise

Bilindiği üzere bulunduğumuz ülkede, günün saatleri fazlaca farklılık arz etmez. Gece ve gündüzler her ne kadar bazı mevsimlerde uzayıp kısalırsa da normal uzunluk ve kısalıktan ileri geçmez. Ancak bu normal uzayıp kısalmalar kutuplara doğru yaklaşıldıkça çok farklı hale gelir. Kırk beşinci enlemden başlayarak kısalmaya başlayan geceler (90) ıncı enleme varınca iyice kısalır, bazı mevsimde tam altı ay uzunluğunda bir gün sürer, arkasından da kış mevsiminde yine altı ay uzunluğunda bir gece devam eder.
Bu altı ay kadar uzun süren günde tek günlük namaz mı kılınır? Yoksa bu uzun günün saatleri günlere taksim edilir, yirmi dört saatta bir gece gelip geçtiği tasavvur edilerek namazlar bu saata göre mi ayarlanır?

— Bu suale çeşitli cevaplar verilmiştir. Bu cevapların özetini kısaca arzedecek olursak şöyle ifade edebiliriz:

— Kutuplara doğru yaklaşıldıkça iyice uzayan gün ve gecelerde namaz vakitleri (takdir edilir). İşte bu (Takdir), mes'eleyi karışıklıktan çıkarır, sıhhate kavuşturur.

— Takdir, hadîsten geliyor. Peygamberimizin ifadesidir bu. Resûlüllah Aleyhisselam günleri iyice uzun olmayan yerden çıkacak olan Deccalı haber verirken, Deccalın bir günü sizin bir seneniz kadar uzun olacaktır. Sonraki günleri de beri geldikçe kısalacaktır, buyurduğunda sormuşlar:

— Ya Resûlâllah, bir günü bizim bir senemiz kadar uzun olacağını bildirdiğiniz o günde namazlar nasıl kılınacaktır?

Şöyle cevap vermiştir: — Takdir olunarak! Yani uzun günün saatleri takdir edilerek. Hesaplanarak. (Müslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşrâtu’s-Sâat, 20)

— Nasıl takdir edilip, nasıl hesaplanacak?

— En yakın normal vakitli ülkenin takvimi ve saatıyla takdir olunup, hesap edilerek.

Demek ki, Resûlüllah'ın haber verdiği (takdir olunarak) kelimesi bize mes'eleyi hallettirmektedir. Böylece beş vakit namazını en yakın normal vakitli ülkenin saatına ayarlayarak kılan kimse huzura kavuşur, yanılmaktan kurtulmuş olur.

Burada cevabı gerekecek bir diğer sual de şudur:

— Bazı mevsimlerde gecenin başlamasıyla hemen arkasından şafak söker, yatsının vakti hiç olmaz. Böylesine kısa gecelerde namazlarımızı nasıl kılacağız?

Cevabı şöyledir:
— Öyle kısa gecelerin başlangıcında, önce akşam namazına durulur, kılınınca vakit bulunursa hemen yatsıya başlanır, bitirilince de hemen sabah namazına girişilir. Böylece kısa gecenin namazları arka arkaya eklenerek kılınır. Bundan sonrası yine takdir olunarak edâ edilir.

Kaldı ki, bugün Müslümanlar normal vakitli ülkelerde yaşamaktalar. Böyle normal olmayan yerlerde hiçbir İslâm memleketi yoktur. Olmayınca da böyle hayatî bir mes'elemiz mevcut değildir.

Bu mevzuda Prof. Hamidullah "İslâm'a Giriş" kitabında şöyle diyor:

— İslâm din-hukuk âlimleri umumiyetle (45) arz dâiresindeki saatlerin (vakitlerin) (90) derecede yâni kutuplarda muteber olduğunu açıklar. (45) derece ile (90) derece arasındaki bölgelerde güneşe değil, saate göre hareket edilir. Namaz için böyle olduğu gibi, oruç v.s. için de böyledir."

Bu mevzuu etraflıca inceleyen "kaynaklarıyla İslâm Hukuku"nda ise nihaî hüküm şöyle verilmektedir:

— Altı ay gece, altı ay gündüzün devam ettiği ülkelerde normal vakitleri (yâni gece ile gündüzü) bulunan en yakın -45 enlemdeki- ülkelerin saatleri uygulanarak namaz ve oruç ibadeti yerine getirilir."

Hac ibadeti ise zaten hiçbir ülkenin takdirine bağlı değildir. Suudî Arabistan'ın takvimi esastır. Onların ilân ettikleri günü Arafat'a çıkılır, Müzdelife'ye gidilir, Kâbe tavâfı yapılır. Bu mevzuda normal vakitli ülke ile normal olmayan vakitli ülke müsavidir. Hepsi de mukaddes bölgeye hizmet veren ülkenin takvimine tâbi olarak hac ibadetini ifa etmektedir.


Benim anladığım ise şu: Bir yerde 1-2 vaktin girmemesi o namazı kılmamaya özür teşkil edebilir fakat bu tam gün olursa namaz vakitlerinin 5 vaktin girdiği en yakın yere göre yapılacağı yanılıyor muyum?
Bu zamanda Husrev'in aleyhinde olmak benim aleyhimde ,risale-i nur aleyhinde ve bizi perişan edenlerin lehinde bir azim hıyanettir.Said Nursi

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #11 : 16 Ekim 2007, 21:35:16 »
gülfabrikasisahibi  meseleyi biraz karistirmisa benziyor.evvela bu yazidan orucu zekati ve hacci cikarmasi lazim.ben deniz bir müderis olarak islam fikhina muttali olan bir kardesiniz olarak sunu ifade edeyim.

orucun farziyyetinin sarti gecenin bir cüz´ünün girmesidir yani günes batar batmaz oruc faz olur ve tutulmasi lazimdir.aksini iddia eden varsa ifade edebilir.ayeti celiledede fikih kitaplarimizdada bu böyledir.

Zekatin sartida nisaba malik olamak ve üzerinden bir senenin gecmis olmasidir günesle bir alakasi yoktur.

haccin sarti mali yönden ailesinin nafakasini ayirdikdan sonra mübarek mekana gidip gelecek kadar mali imkaninin ilmasi yol sartlarinin müsait olmasi sihhatinin yerinde bulunmasidir.onunda vakitle bir alakasi yoktur.

manaza gelince bu hususda islam ulemasi gerekli arastirmayi yapmis ve fikih kitaplarimiza gecmistir.mezhepler arasinda farklililar vardir burada mutlak olarak yazilacagina hanefi mezhebine göre söyledir safi mezhebine göre söyledir diye yazilsa isin hakikatina varilmis her müslüman mezhebiine göre amel etmis olur.
aksi halde mutlak yazilar zihinleri bulandirabileceginden böyle yazilarin ehli sünnet ve cemaat mezhebinin görüslerini ifade eden sadakatdan cuikarilmasi daha evladir.

manaz ile alakali görüsler bu sitede yazilmis izah edilmistir.

http://www.sadakat.net/forum/index.php?topic=12268.0
« Son Düzenleme: 16 Ekim 2007, 21:37:22 Gönderen: müteallim »
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı racül

  • Moderatör
  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1265
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #12 : 17 Ekim 2007, 00:33:53 »
Alıntı
Bu sebeple, bir bölgede herhangi bir namazın vakti gerçekleşmiyorsa veya tam olarak belirlenemiyorsa, takdir yapılarak/oraya en yakın bölgenin vakitlerine göre namazlar kılınır. Deccal hadisi olarak bilinen hadiste Hz. Peygamber, “Deccal yeryüzünde 40 gün kalacaktır. Bu kırk günün bir günü bir yıl gibi, bir günü bir ay gibi, bir günü bir hafta gibi, diğer günleri ise normal günleriniz gibi olacaktır.” deyince Sahabiler, uzun günlerde bir günlük namazın yeterli olup olmadığını sormuşlar, bunun üzerine Hz. Peygamber “Hayır bir günlük namaz yeterli değildir; namaz vakitlerini takdir edersiniz.” buyurmuştur (Müslim, Kitabu’l-Fiten ve Eşrâtu’s-Sâat, 20). Bu hadis, vakitlerin oluşmamasının namazı düşürmeyeceğini ve vakit oluşmayan bölge ve zamanlarda vakitlerin takdir edilerek namazın kılınması gerektiğini açıkça göstermektedir.

Buradaki hadisi serif safii mezhebinin ortaya koydugu delildir. Biz hadisi seriflerle hükum vermeye selahiyetli degiliz. Hükmü verecek olan müctehidlerdir. Safii mezhebi müctehidleri bu hadisi serife istinad ederek vakit takdir edilir demislerdir.

Ibni Abidinden alinti yapandan alinti yapmissin. Direkt ibni abidindeki izahati anlayacak fikhi yeterlilikte olmanizi beklemiyoruz tabii..
Ama hükum verme mevkiine, Necip Fazilin Baidullah dedigi Hamidullahi koyuyorsunuz ya, ne bicim ehli sünnet mensubusunuz diye sorasi geliyor insanin..

Ibni Abidinde bu mesele sayfalarca sürer. Hanefi mezhebi icindeki muhtelif görüsleri ortaya koyar o zat.

Daha kisa ve sizin anlayabileceginiz kadar "karisik olmayan" bir anlatim Tahir Ongunun Agac yayinlarinda cikan "müslümanlikta ibadet tarihi" adli kitabidir. Bu kitab ilk defa 1940'li yillarda yazilmis, o dönem diyanet isleri reisliginden Hamdi Akseki merhum da bir takdim yazmis bu kitaba...

O kitabda ne oldugunu yazayim mi gülfabrikasisahibi kardes??

.....

Ama konumuz temkin vakitlerini kaldirarak ümmeti muhammedin oruclarini kazaya getiren takvimlerdi herhalde...

Isterseniz yatsi namazi meselesi gibi derya bir konuyu ayri baslikta (ki buradaki arkadaslarin hepsi bu konuyla ilgili bir kac baslik acmislardir tahminen) ele alip,

temkin meselesini gümbürtüye getirmesek derim ben...

Dezenformasyon bilgi kirliligi yaparak asil söylenecekleri arada kaynatip önemini kayb ettirmektir. Sapla samani bir araya koyup bugdayi ucuzlatmaktir...

Dini meseleler ve ciddi hassasiyetler ucuzlatilmamali..
Degil mi??
Es ist keine Schande hinzufallen, aber es ist eine Schande einfach liegen zu bleiben.
                                                Theodor Heuss
                             ehemaliger Bundespräsident

talib 67

  • Ziyaretçi
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #13 : 27 Ağustos 2008, 22:46:26 »
kardesim Allah razi olsun bizleri aydinlattiginiz icin

Çevrimdışı ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2354
Ynt: Aman İmsakiyelere dikkat
« Yanıtla #14 : 29 Ağustos 2008, 11:59:31 »
önemli kardeşlerimiz ihmal etmez...vakit ler önemli.