Gönderen Konu: Anadolu'nun asıl sahipleri Aleviler mi?  (Okunma sayısı 3401 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9222
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Anadolu'nun asıl sahipleri Aleviler mi?
« : 21 Ekim 2012, 01:16:29 »

Anadolu'nun asıl sahipleri Aleviler mi?

Geçen yazıda (10.10.2012) Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez'e, Almanya'da söylediği "Alevilik İslam'ın yoludur" sözü üzerine bir dizi soru sormuş ve meselenin aydınlatılmasını talep etmiştim. Ama henüz cevap alabilmiş değilim; bekliyorum.

Bu arada Sayın Görmez'in, üzerinde durulması gereken bir cümlesi daha vardı. Diyordu ki:
"Anadolu'nun asli sahibi Alevi vatandaşlarımızdır."
Bu cümleye çok dikkat etmelisiniz. Zira Sayın Başkan, "Aleviler de Anadolu'nun asli sahiplerindendir" demiyor; "Anadolu'nun asli sahibi Alevi vatandaşlarımızdır" diyor.

İyi de Sayın Başkan, biz ne oluyoruz peki? Sığınmacı mı, işgalci mi, yoksa başka bir şey mi?
Neyse, sadece sorup, "Anadolu'nun gerçek sahipleri meselesi"ne geçiyorum.
Tarihi kısaca hatırlayalım.
Müslüman Türkler Anadolu'ya 1000'li yıllarda gelmeye başladı. 1071'deki Malazgirt zaferi, Anadolu'yu Müslüman Türkler'e açtı ve Türkler'in yeni yurdu Anadolu oldu. Malazgirt komutanı Alparslan ve ordusu Alevi değil, Ehl-i Sünnet'ti. O esnada Anadolu'nun güneydoğusunda Ehl-i Sünnet olan Kürtler yaşıyordu.
İlk Kızılbaş Türkler Anadolu'ya "13. yüzyıl"dan itibaren gelmeye başladı. (Başlangıçta "Alevi" değil "Kızılbaş" deniyordu.) Kızılbaşlar geldiğinde devlet ve egemen toplumsal unsur Ehl-i Sünnet idi. Her ne kadar 13. yüzyıldan itibaren gelmiş de olsalar, "Kızılbaşlık"ın Anadolu'da yayılması, ancak "Timur'un Anadolu'yu istilası"ndan sonra mümkün olabildi. Alevilik, Anadolu'daki oluşum sürecini, 13.-15. yüzyıllar arasındaki 200 yıllık zaman diliminde tamamladı.
Yani; Anadolu'yu Bizans'tan alan da, İslam yurdu yapan da, sahiplenen de Aleviler değil, Ehl-i Sünnet Müslümanlardır. Aleviler gelmeden önce ve oluşumunu tamamladığında Anadolu zaten Ehl-i Sünnet Müslümanlar tarafından sahiplenilmişti.

Aleviler güçlenip belli bir toplumsal tabana sahip olduktan sonra ne yaptılar peki?
Ayaklandılar!
"Gerçek sahipler" denilenler, sürekli ayaklanarak eksiğiyle-gediğiyle, Ehl-i Sünnet üzere kurulu devleti zora soktular. Hatta "ilk Alevi ayaklanması" Anadolu Selçuklu Devleti'ni zayıflatarak yıkılışına giden süreci tetikledi.
İlk ayaklanmayı "Alevilik"in Anadolu'da teorik yapısını oluşturan ve örgütleyen Baba İlyas ve Baba İshak başlattı. Daha sonra ayaklanmalar sürüp gitti. Şahkulu Ayaklanması, Nur Ali Halife Ayaklanması, Şeyh Celal Ayaklanması, Şah Veli Ayaklanması, Baba Zunnun Ayaklanması, Atmaca Ayaklanması, Kalender Çelebi Ayaklanması, Zünnuoğlu Ayaklanması, Veli Dede - Seyfi Bey Ayaklanması, Şah Geldi Ayaklanması, Düzmece Şah İsmail Ayaklanması, Sakarya Şeyhi Ayaklanması bunların başlıcaları.

Babailerden sonra "Alevilik"e biçim veren, Hacı Bektaş-ı Veli'dir. Hacı Bektaş-ı Veli'nin Horasan'dan Anadolu'ya gelişi 1240. "Anadolu Alevilik Felsefesi"nin kurucusu kabul edilen Hacı Bektaş-ı Veli'nin öğretilerinin dayanağını teşkil eden Baba İlyas'ın Anadolu'ya gelişi ise 1230'lu yıllar. Demek ki, Anadolu'yu sahiplenen bir Alevi varlığından söz etmek mümkün değildi; zira o tarihe kadar Anadolu toprakları zaten sahiplenilmişti. Ancak o tarihten sonra yavaş yavaş kendini göstermeye başlayan bir akım söz konusu.

Öyle bir akım ki, "Zerdüştlük"ün İslam içinde gizlenmiş hali olan "Kızılbaşlık"a dayanıyor. Nitekim Alevilik, Anadolu'da yaklaşık son 400 yıldır kullanılan bir kelime. Daha önce kullanılan kelime Kızılbaşlık. "Alevi" kelimesinin, öyle sanıldığı gibi Hz. Ali ve onun evi ile hiçbir ilgisinin de olmadığı, "ateşperest" anlamına gelen Horasan kökenli "Allavi" kelimesine dayandığı biliniyor. Araplar'ın kullandığı "Alaui-Alavi" kelimesi ise, "ateş ruhunu benimseyenler" anlamına geliyor.

"Anadolu Aleviliği"ni Hacı Bektaş-ı Veli'den sonra en çok etkileyen, Şah İsmail. Mensuplarınca Hz. Ali'nin yeniden bedenlenişi olarak görülen Şah İsmail, "Alevi Cemleri ve erkanı"nın kurumlaşarak bugünkü halini almasını sağlamış, "Alevilik"e son şeklini vermiş. Bu yüzden, Şah İsmail zamanında Anadolu'daki Aleviler bırakın vatana sahiplenmeyi, vatanın önemli bir bölümünü koparıp Şah İsmail'in hükümranlığına teslim etmek için çalıştılar. Halk Ozanı olarak bilinen Pir Sultan Abdal da elebaşılarındandı. Ancak Yavuz Sultan Selim Çaldıran'da bu bölücü taifeyi tepeledi ve Şah İsmail'i yenerek Anadolu'yu işgalden kurtardı.

Görüldüğü üzere, Sayın Diyanet İşleri Başkanı'nın ileri sürdüğü gibi Anadolu'nun asıl sahipleri Aleviler değil, Ehl-i Sünnet Müslümanlardır. Aleviler ise bırakın sahiplenmeyi, sürekli ayaklanmışlar, Safeviler'le ve Vatikan'la işbirliği yaparak, gerek Selçuklular'ın, gerekse Osmanlılar'ın başına sürekli dert açmışlardır.

Bunlar tarihi gerçeklerin minik bir bölümü. Şimdi Sayın Başkan, bu "sahiplik" konusunu neye dayandırıyor? Lütfedip izah etse de aydınlansak, değil mi?
________________
Önyargılılara Not: Bu yazının konusu, "Alevi düşmanlığı" falan değil; "başlık"ta ne soruyorsak odur.

Faruk KÖSE - 14 Ekim Pazar


mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Anadolu'nun asıl sahipleri Aleviler mi?
« Yanıtla #1 : 21 Ekim 2012, 10:59:54 »
Alıntı
Görüldüğü üzere, Sayın Diyanet İşleri Başkanı'nın ileri sürdüğü gibi Anadolu'nun asıl sahipleri Aleviler değil, Ehl-i Sünnet Müslümanlardır. Aleviler ise bırakın sahiplenmeyi, sürekli ayaklanmışlar, Safeviler'le ve Vatikan'la işbirliği yaparak, gerek Selçuklular'ın, gerekse Osmanlılar'ın başına sürekli dert açmışlardır.
**********
Meseleyi güzel bir şekilde anlatmış. Aleviler sorun olmaya devam ediyor...


Babailer İsyanının Önderi

Baba İlyas, Babailer isyanının önderidir. Babailer isyanının etkileri yüzlerce yıl devam etti. Babailer isyanı, daha sonraki süreçleri belirleyen önemli bir dönemeçtir. Baba İlyas'ta bu önemli tarihsel başkaldırının önderidir. Baba İlyas'ın doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Horasan bölgesinde doğduğu ve Hoca Ahmet Yesevi'nin öğrencilerinden olduğu rivayet edilmekle beraber bazı bilgiler onun Ebul Vefa'nın öğrencisi olduğu yönündedir. Baba İlyas'ın fikirlerinin kısa bir dönemde bütün Anadolu'da yayılması ve etkili olması önemlidir. Bu dönemde Anadolu'da Selçuklu devleti hükümdarlık sürdürüyordu. Selçuklu devleti, bir avuç yöneticinin ve bunların yardakçılarının emrindeydi. Geniş halk yığınları sefalet içinde çırpınıyorlardı. Bunlar yetmezmiş gibi, Selçuklular halk üzerinde muazzam bir baskı kurmuşlardı. Bundan hoşnut olmayan halk yığınlarının derdine Baba İlyas'ın eşitliği, paylaşımı, adaleti savunan düşünceleri derman niteliğindeydi. Baba İlyas, "Allah sevgisinin dinin katı kurallarıyla biçimlenemeyeceğini, insanın ancak kendi gönlünce bu sevgiyi yaratabileceğini" söylüyordu.
   
    Böylece Baba İlyas ve yardımcısı Baba İshak, büyük bir örgütlülük geliştirerek mücadeleye başladılar. Mevcut durumdan hoşnut olmayan tüm toplum kesimleri Baba İlyas'ın etrafında birleşiyordu. Selçuklu sultanı 2. Gıyaseddin Keyhüsrev, Baba İlyas'ın bir ayaklanma için hazırlıklar yaptığını sezince, 1239 yılında Baba İlyas'ın üzerine saldırdı. Bunun neticesinde isyan başladı. Baba İlyas'a saldırıyla beraber Baba İshak ayaklanma çağrısı yaptı. Babailer, bir çok yerde Selçuklu birliklerini geri püskürttü. Baba İlyas, 1239 veya 1240 yılında Amasya'da şehit edilmiştir.

Babailer isyanının daha sonraki bir çok gelişmeyi belirlediğini söyledik. Bunlardan ilki, kesin olmamakla beraber, Hacı Bektaş Veli'nin Baba İlyas eyleminde yer aldığıdır. Diğer bir bilgi ise, Osmanlı devletinin kurulmasında rol alan Şeyh Edebali'nin Baba İlyas'ın halifelerinden olduğudur. Bu bilgiler her ne kadar muğlaksa da, kesin olan Babailer isyanının büyük bir isyan olduğu ve etkilerinin uzun yıllar devam ettiğidir. Ayrıca Baba İlyas'ın fikirleri Anadolu Aleviliğinin temelini atmıştır.

Kaynak:Pir yolu.com.
**************************

Babailer isyani
   Babailer isyani", 1240 yilinda, Baba ilyas Halifesi Baba ishak önderliginde, Güneydogu Anadolu'dan Orta Anadoluya uzanan bölgerlerde, Anadolu Selcuklu iktidarina karsi baslatilan ayaklanmadir.
Isyanin asil nedeninin, ortak mülkiyet sisteminin bozulmasi, topraklara el koyan bir sinifin olusmasi, köylülerin ve göcerlerin yoksullasmasidir. Selcuklu iktidarini devirmeyi ve esit adil bir düzen kurmayi amaclayan siyasal bir harekettir. Iktidarin esigine gelen ama son savasta yenilen Babai isyanin, aslinda bir son degil, bir ilk oldu.

Tarihe "Babailer isyani" adi ile gecen hareket, 1240 yilinda, Baba ilyas ve onun halifesi Baba ishak adinda Türkmen Babalari önderliginde Güneydogu Anadoludan Orta Anadoluya kadar uzanan bölgelerde, Anadolu Selcuklu iktidarina karsi baslatilan ayaklanmadir. Ayaklanma henüz baslamadan hazirliklari sürdügü sirada öldürülen, Baba ilyasin hareketi manevi önderligini Baba ishak inda bizzat ayaklanma liderini yaptigi üzerinde tarihciler görüsbirligi icindediler. Babailer isyani, Selcuklular tarafindan kanla bastirilmis ve yenilgiye ugramis olsada etkiler yüzyillar süren bir hareketin ilk kivilcimi olmustur.

nlik bir patlama degil, siyasal bir hareket.

Arastirmacilar, Babai isyaninin bir anlik bir patlama olmadigini, daha önce Baba ilyasin önderliginde genis bir propaganda ve örgütlenme calismasi yapildigi konusunda hemfikirler. Ocak Baba ilyas ve adamlarinin iki faliyet merkezi oldugunu belirtiyor:

1.    Esas faliyet merkezi olarak Baba ilyasin kendi zafiyesinin oldugu Amasya basta olmak üzere, Tokat, Corum, Sivas ve Yozgat bölgesi.

2.    Esas olarak Adiyaman, Maras, Malatya, Elbistani icine alan Güneydogu Anadolu ile Suriye Bölgesi hem Müslüman Halk, fakir Hiristiyanlar icine cok sevilen ve büyük bir otariteye sahip olan dönemin diger muhalefet kesimleri ve onlarin liderleri ile iliskisi bulunan Baba ilyas, Anadolu Selcuklu Hükümdari 2. Giyaseddin Keyhusrev idaresine karsi genis bir propaganda calismasi da olmustur.

Ahmet Yasar Ocak, bu propagandanin unsurlarini söyle özetliyor:
Kaynaklara göre propagandasinda en cok üzerinde durdugu hususlar, Sultanin bir sefih ve zalim olmasi, devletadamlarinin halka zulm etmesiydi.

Babanin bütün bu yolsuzluk ve zulmleri son vermek üzere bizzat Allah tarafindan görevlendirildigi, zaferin kendisine nasip olacagi terkin ediliyordu. Ibni Bibiye bakilirsa, Baba Resul propagandalarinda elde edilecek mal ve ganimetlerin isyana katilanlar arasinda ortaklasa pay edilecegini, isyana katilmayanin ise acimadan öldürülecegini özellikle vurguluyor ve bu mesajin herkez tarafindan duyulmasini sagliyordu. Dikkat cekici bir noktada Baba ilyasin bir örgüt lideri gibi davrandigi, propaganda ve örgütlenme calismalarini bizzat yönettigi, ayaklanmanin tarihini belirleyecek kadar duruma hakim oldugudur.
Baba ishak ve isyandaki rolu

Baba ishak, hareketin manevi ve idolojik lider Baba ilyasin halifesidir.  Ahmet Yasar Ocak, Baba ilyas ile Baba ishak arasindaki iliskiyi, iki Yüzyil sonra bu kez Bati Anadoluda patlayan Bedreddin Isyaninda Seyh Bedreddin ile halifeleri Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal arasindaki iliskiye benzetir. Ocak, Baba ishakin  ayaklanmadaki rolüne iliskin söyle yaziyor: Baba ishakin diger halefeler arasinda cok güclü ve belirgin yeri kendini hemen göstemektedir. Baba ilyasin ayaklanmanin örgütlenmesi konusunda ona güvendigi kesindir. Elvan Celebiye göre, Baba ilyas Baba ishaki, Samdiyarina yollamis ve ona kendi adina serbestce hareket edebilme ve herseyi yapabilme yetkisini verdigi gibi, halktanda ona kayitsiz sartsiz itaat etmelerin istemistir.

Baba ishak, Seyhi Baba Resulun ayaklanma icin tesbit ettigi tarihte isyan Bayragini acmak üzere Türkmenleri ve öteki topluluklari isyana hazirlamistir.

Ayaklanmann tarihini bazi kaynaklar 1239, bazi kaynaklar 1240 olarak veriyor. Ocak bütün kaynaklari inceleyerek ayaklanmanin baslangic tarihi bir Agustos 1240 Carsamba günü olarak tesbit ediyor.

Elvan Celebiye göre Baba ishak, Seyhinin Amasyada basina gelenleri haber alir almaz Sultanin bir vergi memurunun kendisine yaptigi haksiligi bahane ederek ayaklanmayi baslatmistir.

Baba isahk ve büyük cogunlugu Türkmenlerden olusan ordusu önce Keferisud'u isgal eder, sonra Adiyaman, Gerger ve Kahdayi ele gecirilir. Malatya üzerine yürürler. Burda Malatya Valisi komutasindaki Selcuklu Ordusu ile ilk ciddi savaslarina girisirler; ve bu safastan galip cikarlar. Baba ishak bazi kaynaklara göre Baba ilyasin aksi yöndeki haberlerine karsin - Amasya üzerine yürümeye karar verir.

Bu yürüyüs sirasinda Sivasta Selcuklu Ordusuna karsi bir zafer daha kazanirlar. Tokatida gectikten sonra Amasya bölgesine girerler.

Babailerin arka arkaya kazandiklari zaferlerden korkan ikinci Giyaseddin Keyhüsrev Konyayi terk ederek Kubat Abada siginir ve Amasya bölgesine Haci Mübarizeddin Armagansah Komutasinda büyük bir Selcuklu Ordusu gönderir. Iki ordu savas hazirligina baslar. Bu arada Baba ilyas Amasya kalesinda bulunmaktadir. Selcuklu Kuvvetleri kaleye baskin yapar Baba ilyas ve az sayidaki adamin siddetle karsi koyar ama yenilirler. Baba ilyas bu catisma sirasinda yaralanir ve ölür. Baba ilyasin öldürülmesinden kisa bir süre sonra, Amasyaya gelen Baba ishak komutasindaki Babailer, Seyhlerinin ölüm haberini alir almaz Kadin Erkek bütün gücleriyle Selcuklu Ordusuna saldirirlar. Bu savasta Selcuklu Güclerini ilk bir kez daha yenerler ve Komutan Armagansahi öldürürler. Artik hedef Konyadir.


Malya Savasi ve isyanin sonu

Selcuklu Sultani ordusunun basina geleni ögrenir ve Erzurum garnizonu yardima cagirir. Yeni Selcuklu Ordusu ile Babailer bu sefer Kayseri yakinlarinda yine savasirlar bu savasida kazanan Babailer hedef Konya olmak üzere Kirsehir yönüne yönelirler.

Türkmenlerin Kadinli Erkekli bütün agirliklari sürüleride dahil olmak üzere Malya Ovasinda toplanirlar. Babailerin Malya toplandigini ögrenen Selcuklu Ordusu emir Necmettin komutasinda Kirsehire yönelir.

Kasim 1240 'da iki ordu Malya ovasinda savas düzeni alir. Gerisini Ahmet Yasar Ocakt'dan aktaralim.

"Bütün tesviklere ragmen Selcuklu Ordusundaki Türk Askerleri bir türlü hücüma gecmeye istekli görünmüyorlardi. Cünkü Baba ishakin kudretine Türkmenlerin gözü pekligine ve savastaki maharetlerine dair kulaklarina gelen haberlerin etkisi altindaydilar.

Durumun nezaketini anlayan ve eger yenilirlerse bu defa isin bitecegini anlayan Emir Necmettin ordunun önüne celik zirhli Frank Askerlerini yerlestirdi ancak Franklarda Baba ishakin kerametlerinin söhrete karsisinda hac cikarmaktan kendilerine alamamislardi".

"Nihayet muharebe Türkmenlerin Canhiraj Feryadlarla hücüma gecmeye basladi. Bu herhalde görülmeye deger bir sahne olmalidir.

Tipki mumtazam, mükemmel, silahli ve donanimli romali lejoner taburlarini karsisinda perisan kilikli, derme catam silahlarla basi bozuk bir sekilde karsi koymaya calisan Spataküsün kuvvetleri gibi, bir yanda parali cesitli milliyetlerden olusturulmus profesyonel mumtazam bir ordu, diger yanda ise, herseylerini yanlarinda tasiyan, kendilerin mutlu bir hayatin bekledigine olan inanclari ile buralara kadar gelmis varlarini yoklarini bu isyanin basari ümidine baglamis büyük bir basibozuklar kalabaligi, coluk cocuk, kadin erkek, yürüyen bir insan seli.
Bu siddetli hücüm Frank Askerlerinin celik zihlari karsisinda Türkmenlerin ok ve mizraklarinin etkisiz kilmasi sonucu neticesiz kaldi. Bu durumdan birden bire cesaretlenen Selcuklu Ordusunun diger askerleri Franlarla birlikte karsi hücüma gectiler.

Cok siddetli olan bu hücüm karsisinda aylardir hasimlarini yenmeye alismis olan Babailer, birden saskinliga ugradilar ve agirliklarinin arkasina siginarak müdafada bulunmaya calistilarsada bu faydasiz oldu. Savas Selcuklu Ordusunun Franklar sayesinde kazanilan kesin zaferiyle sonuclandi.

Babailer Selcuklu Ordusu tarafindan kilictan gecirildiler. Malya Ovasindaki ceset denizi icinde Baba ishak'da bulunuyordu. Aylarboyu zaferlerle süren, Baskent Konyanin kiysina kadar gelen ve Selcukluyu sarsan ayaklanma son bulmustu. Babai isyani aslinda bir son degil, bir ilk oldu. Selcukluya ve daha sonra Osmanliya karsi ayaklanan yoksullarin ve en basta Bedreddin isyaninin esin kaynagini olusturdu.

DIBNOTLAR
1) Ahmet Yasar Ocak" Babailer isyani adli eseri
2)Bilim ve Gelecek Dergisi sayi 40
kizildelisultan.com


Çevrimdışı osmanlı

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 379
  • Okula hayır, Açık lise kolejlerine evet.
Ynt: Anadolu'nun asıl sahipleri Aleviler mi?
« Yanıtla #2 : 21 Ekim 2012, 15:24:18 »
Bu baba ların kökünü bir araştırın alayı "pakaraduni"dir. Allavi, alevi veya kızılbaş değildir. "Pakradun"dur. Kriptolanmış allavidir.
Devrimci akıla sahip olanlar, luciferin yeni dünya düzenini yemezler...

mazhar

  • Ziyaretçi
Şamanizm ve İslam arasında kalmış bir Türkmen Şeyhi!
« Yanıtla #3 : 03 Mart 2013, 09:44:00 »
Şamanizm ve İslam arasında kalmış bir Türkmen Şeyhi!


Şamanizm ve İslam arasında kalmış bir Türkmen Şeyhi!
Radikal'den Ayşe Hür köşe yazısında, Ahmet Yaşar Ocak'a göre Baba İlyas, İsmaili Şiiliğinin etkisini taşıyan, henüz kökleşmemiş İslami cila altında, eski Türk inançlarıyla (özellikle Şamanizm) karışık fikir telkin eden bağdaştırmacı bir Türkmen şeyhi idi.


Bu haftaki yazının esin kaynağı Namık Durukan tarafından Milliyet’te yayımlanan ‘İmralı Zabıtları’. Tartışmalı zabıtları okuyanlar fark etmiştir, Abdullah Öcalan, 2015’e hazırlanan Ermenilerden bahsettikten sonra Sırrı Süreyya Önder’e “Sen Adıyaman’dan bilirsin. Aslında Türkmenlerin tarihine daha çok yoğunlaşmanız lazım. Babai isyanları çok önemlidir. Bu bir Selçuklu ayrışmasıdır. Kurmançiler de Türkmenler de sınıf olarak en altta kalanlardır. Solcular, tarihi milliyetçilere bıraktılar” demiş, Sırrı Süreyya Önder de “Babai isyanları bu ülkede resmi tarihte en az incelenen olaydır. Baba İshak da biliyorsunuz Adıyamanlıdır. Bir tek Ahmet Yaşar Ocak’ın Babailerle ilgili bir tek çalışması var” diye cevap vermiş.

Her ne kadar zabıtların gerçeği yansıtmadığı ileri sürülse de, bu cümleleri bahane ederek, Ahmet Yaşar Ocak’ın Babailer İsyanı, Aleviliğin Tarihsel Altyapısı (Dergâh Yayınları, 4. Baskı, 2009) adlı gerçekten çok önemli eserinden yararlanarak yaptığım özeti sizlerle paylaşmak istedim. Özetin yetersizliklerini ve (varsa) hatalarını kitabı okuyarak giderebileceğinizi umuyorum.
 
http://www.timeturk.com/tr/2013/03/03/samanizm-ve-islam-arasinda-kalmis-turkmen-seyhi.html


mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Anadolu'nun asıl sahipleri Aleviler mi?
« Yanıtla #4 : 20 Kasım 2014, 07:58:50 »
Sünniler borçlu, Aleviler alacaklı mı?


Bakar mısınız Kemalist Cumhuriyet’in manşete çektiği röportajın başlığına: “Sünniysen AKP’liysen Türkiye çok eğlenceli”. İddianın sahibi CNN Türk ve Kanal D’nin sempatik habercisi Cüneyt Özdemir, “Türkiye giderek daha tek tipleşmeye zorlanan bir atmosfere girdi” iddiasında ısrarlı. Öyle ki bu ısrarını “geyik yapmaktan, espri yapmaktan korkar olduk” diyerek sürdürüyor. Hatta Cüneyt Özdemir “deliler koğuşuna döndü”rülen bir medya ortamı dolayısıyla Türkiye’yi “Eğlencesini Yitiren Ülke” olarak tanımlamayı tercih ediyor.

“Eğlencesini Yitiren Ülke”nin neden ve nasıl bu duruma sürüklendiğine dair akla gelen ilk örnekse şu cümlelerde: “Bir zamanlar Türkiye televizyonlarındaTuttu Fruttidiye bir program vardı. Şimdi böyle bir şeyin hayalini bile kuramazsınız. Nerdeyse şifreli kanallarda bile bulamazsınız.” Halkımızı Tuttu Furitti’den mahrum bırakanları ‘büyük bir paranoya’ sahibi olmakla, bunu yayınlayamayan medya ve izleyemeyen toplum için de ‘büyük bir sıkıştırılmışlık’ tanımı uygun görülüyor.

ALEVİLİK-KEMALİZM KARDEŞTİR, AYRIM YAPAN...

Dersim tartışmaları etrafında son dönemde alınan pozisyonlar kimin tutarlı kimin tutarsız olduğunu, kimlerin devlete ve resmi ideolojisine müzahir kimlerin de muhalif olduğunu her yönüyle açık ediyor aslında.

Devrimci demokrasi ve özgürlükçü muhalefet imajı vermelerine karşınGezi Ruhu olarak isimlendirebileceğimiz seküler çevrelerin ölümcül bir açmazı var.  Zorunlu din derslerine yapılan itiraz ve cemevlerine yasal statü talebini yükselten Aleviler ve Aleviler üzerinden devlete değil Hükümet’e karşı özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren kesimlerin özde Kemalist devlet düzeninden başka bir önerileri yok.

Dersim Harekâtı’yla, bu harekâtın mimar ve aktörleriyle, hedeflenen toplum ve devlet düzeniyle yüzleşmeye en başta Alevilerin, Dersimlilerin, Kızılbaşların hiç ama hiç niyeti yok. Dersim Tenkili’yle yüzleşmek ve bunun doğurduğu 80 yıllık acılarla hesaplaşmak iradesini kim sergiledi? Sünni-İslamcı ve otoriter sıfatlarla itibarsızlaştırmaya ve askeri-bürokratik mekanizmalarla iktidardan düşürülmeye çalışılan Cumhurbaşkanı Erdoğandeğil mi?

Neden Alevi-seküler ve demokrat kesimler Dersim’i kan ve acıya boğanMustafa Kemal ve Kemalizm’le yüzleşip hesaplaşmak yerine ona tapınırcasına sadakat gösteriyor acaba? Çünkü evvel emirde Dersim Harekâtı’nın mimarları da hedefleri de bir bütün olarak ‘seküler’ temellerden yükseliyordu.

Alevileri (Kızılbaşları, Dersimlileri, Kürtleri, Ermeni ve Rumları) ötekileştiren, tehcir ve katliama tabi tutan devlet sınıfları Sünni ve İslamcı değil hiç tevil edilemeyecek kadar seküler ve Türk ulusalcısı karakterleriyle maruftu. Devlet sınıflarının toplumsal kesimlerin hiç birini ‘Sünni’ ve ‘İslamcı’ kimliğe zorlaması söz konusu olmadığı gibi tersine asıl büyük mücadeleyi Sünni ve İslamcı kesimlere karşı yürütmüştür. İyi ama Aleviler ve Alevilerin talepleri üzerinden despotizme, otoriterizme, totalitarizme karşı hak ve özgürlük mücadelesi verme iddiasındaki sosyalist ve liberal kesimler neden Kemalizmle değil de Hükümetle savaşa girişiyor?

DEVLET NE ZAMAN VE NASIL SUNNİ OLDU?

İster Hacı Bektaş-ı Veli ister Pir Sultan Abdal isterse başka bir geleneğe mensup olsun aslında bütün Alevilerin kronik problemi Kemalizme duydukları kara sevdadır. Cemevlerinde Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Pir Sultan Abdal ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin suretlerinin yanında Mustafa Kemal’in resminin de bulunuyor oluşu basit bir tesadüf değildir. Cemevlerine yerleştirilen ve her semah öncesi diğerleri gibi destur alınan bu resim bir şahsı manevi’dir. ‘İbadethane ve ibadet’in merkezine yerleştirilen bu ‘sembol’ Alevilerin neden TSK, yüksek yargı, akademi, sanat, medya, sermaye gibi iktidar sınıflarının yanında saf tuttuğunun hem siyasi hem de itikadi-ideolojik gerekçesini işaretlemektedir.

Dersimli-Alevi kimliğiyle bilinen Kılıçdaroğlu’nun suskunluğunun şöyle ya da böyle izahı olabilir. İyi ama Marksist, sosyalist, liberal, sosyal demokrat vs. her türden seküler mücadele alanı için verimli bir fidelik olmuş Alevi çevre, örgüt, aydın ve sanatçılara ne oluyor ki Dersim katliamı için belirsiz talepler, sonuçsuz sloganlar savurup duruyorlar? Mesela Seyit Rıza’nın torunu Rüstem Polat da bu sene gerçekleştirilen anma töreninde klasik Alevi refleksini sergiliyor ve “Başbakan özür diledi ama özrün arkası boştur” diye kestirip atıyor.

İşin özü Hükümet açısından da adalet ve özgürlük talep eden her insan açısından da Alevilerin devletle, Kemalizmle, iktidar sınıflarıyla yüzleşmesi için esaslı bir hazırlığa ihtiyaç olduğudur. Kürt sorunun çözümüne benzer bir biçimde Alevi Açılımı da bir ihtiyaçtır elbette. Ancak Alevi kesimlerin Açılım’dan önce uzun süreli bir siyasi ve psikolojik rehabilitasyona muhtaç oldukları görmezden gelinemez.

Kimden hesap sorması gerektiğini inatla öğrenmeyen, kendisine düşmanlık etmemiş kesimlere karşı cellatları adına savaşa tutuşan, hümanizm ve özgürlük söylemlerini klişeleştirip, iktidar sınıflarına asker yazılmak için pek hevesli olanlara önce açılım mı yoksa rehabilitasyon mu lazım.

Kenan Alpay Yeni Akit Habervaktim.com

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Anadolu'nun asıl sahipleri Aleviler mi?
« Yanıtla #5 : 28 Kasım 2014, 07:52:50 »
Aleviler tarihe ne zaman doğru bakacak?


Başbakan Ahmed Davudoğlu’nun Tunceli ziyareti alevilikle ilgili bir hayli yayın yapılmasına yol açtı. Bunlar içinde alevî önderi olarak maruf olan bazı zatların beyanları üzerinde bilhassa düşünülmeye değer. Çünkü toplumun belli bir kesiminde yaygın bakış açısının nasıl yanlış bilgilere ve onun sonucu aklıselimle sınanmamış yorumlara dayandığı apaçık görülüyor.


“Efendim! Üçüncü köprünün adını Yavuz Sultan Selim koymayalım...” Tamam; bu doğru bir talep olarak kabul görebilir.


Peki, ne olsun üçüncü köprünün adı?


“Şah İsmail olsun!”


Bir zamanlar savaşan iki ülkeden söz edildiğinin farkında olmayan bir zihin ancak böyle bir teklifte bulunabilir.


Şöyle olabilir belki: Türkiye’nin ve İran’ın yetkilileri bir araya gelirler ve “yahu şu eski tahayyülleri yıkalım, siz üçüncü köprüye Şah İsmail adını verin, bizde yeni Tahran’ın havalimanına Yavuz Selim!”


Bu fanteziyi bir yana bırakalım! İran’ın baskı altındaki sünnileri değil İstanbul’daki üçüncü köprü cesametinde büyük bir esere, sıradan bir akarsuyun üzerine yapılan bir köprüye Yavuz Selim adını teklif edebilirler mi?


Ayrıca etseler ne yazar!


İki ayrı ülkeden bahsedildiğinin farkında değil bu değerli alevî büyükleri demek ki...


Tarihin doğru kavranmasının ilk adımı ancak doğru bilgiye ulaşmak arzusu olabilir. Yoksa rivayetler, efsaneler, hurafeler üzerine bir sistem kurulur.


Böyle mi değil mi?


Şunu görmeden önümüzü göremeyiz: Osmanlı ve Safevî savaşı bir Türkiye-İran savaşı idi. Osmanlı sünnî, Safevî ise başlangıçta şiî değil, kızılbaş idi. Yani bugünkü doktriner şiiliği Şah İsmail’de arayan boşa çabalar. Ülkeler savaştı, Türkiye içinde Şah İsmail’e/İran’a taraftar olanlar, devletin müdahalesine maruz kaldı.


Bunu görmüyorsak ne yaparız? Örnek yukarıda!


Bir başka alevî büyüğü, Osmanlının Çaldıran sonrası El Ezher Camii’nden 2 bin sünni ulemayı İstanbul’a getirip halkı sünnileştirmek için Anadolu’yu gönderdiğinden söz ediyor.


Çaldıran değil de Mısır seferi sonrası olabilir. Yavuz’un Mısır’dan bazı âlimler ve sanatkârlar getirdiği rivayet edilir. Bunların El Ezher Camii’nden getirilen iki bin sünni ulema olduğunu hemi de prof. olan dinî önder kaynağı ile açıklamalı ki, inanalım. Ayrıca el-Ezher cami değil, bir yüksek öğretim kurumu, medresdir. Camii de vardır elbette!


Burada kalsa neyse,  “Şeyhülislam Zenbilli Ali Cemali Efendi’yi, sultan bir gün yanına çağırır ve ‘Anadolu’daki tüm aleviler sünnileşsin’ der. Zembilli Ali Efendi, Bakara’daki ‘Dinde zorlama yoktur’ sûresiyle karşı çıkar. O da Zembilli Ali Efendi’yi alıp yerine Ebussuud’u getirir. Sonrasında Anadolu aleviliğine karşı karalama kampanyası dönemi başlar.”


Yahu doğru bilgiye ulaşmak bu kadar zor mu? Önce “Bakara” ne ola ki, onun içinde sûre oluyor?


Sonra: Zembilli Ali Cemali Efendi ile Ebussud Efendi arasında kaç şeyhülislam var? Zembilli 1526’da göçmüş. Ebussut Efendi’nin şeyhülislamlığı 1545’te… İki zat tanışır mıydı? Büyük ihtimalle hayır! O zamanlar şeyhülislamlar azledilmezdi, zaten Ali Efendi de vefatına kadar müfti idi.


Yanlış bilgiden doğru kanaat hasıl olabilir mi? Düşüncede esas olan tutarlılık değil mi? Akıl ve mantık ne işe yarar? Alevî büyüklerinin doğru bilgiye, akıl ve mantığa ihtiyacı yok mudur?


Benzer tutarsızlıklar yakın tarihle ilgili konularda da eksilmiyor. Güya Millî Mücadele’de destek almak için Hacıbektaş’ı ziyaret eden Mustafa Kemal Paşa’ya Cemaleddin Çelebi’nin “zaferden sonra cumhuriyet ilan etmek istiyor musunuz” sorusunu sorduğu, onun da “aramızda kalmak kaydıyla evet” dediği iddiasını ciddiye almak mümkün değil. Eğer ardından gelen bilgiler doğru olsa “bir ihtimal” diyebilirdik. Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra Cemaledin Çelebiyi Kırşehir milletvekili yapmış! Ancak küçük bir mesele var: Cemaleddin Çelebi 1921’de yani, Cumhuriyet’in ilanından iki sene önce sizlere ömür olmuş!


Peki Cemaleddin Çelebi gerçekten hiç milletvekili yapılmadı mı? İlk Büyük Millet Meclisi’ne vekil olarak seçildi. Sağlığı elvermediği için katılamadı!


Alevi büyüklerinin yanlışı bizim derdimiz mi? Değil elbette. Fakat, eğer bir açılım olacaksa, iki tarafın da akılla, mantıkla ve doğru bilgiye dayanan yorumla hareket etmesi gerekir.
Habervaktim.com.D.Mehmet Doğan