Gönderen Konu: Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp .....  (Okunma sayısı 17569 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7482
Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp .....
« : 19 Mayıs 2005, 05:09:51 »

Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp cenneti kazanamayanın vay haline!

"Anne­baba, insanın en başta hürmet edeceği kudsî iki varlıktır. Onlara hürmette kusur eden, Hakk'a karşı gelmiş sayılır.

Onları hırpalayan er­geç hırpalanmaya maruz kalır; diyor büyüklerimiz. Yüce Allah (cc) Kur’an’da bu konuda bizlere çok ciddi uyarılarda bulunuyor: “Rabb’in şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anaya babaya güzel muamelede bulunun. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, ‘öf!’ bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle... Şefkatle, tevazu ile kol kanat ger onlara ve şöyle dua et: Ya Rabbi, onlar küçüklüğümde beni nasıl ihtimamla yetiştirdilerse, mükâfat olarak Sen de onlara merhamet buyur.” (İsra, 17/23–24)

Peygamber Efendimiz (sas) ise şöyle buyuruyorlar:

“Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün.” “Kimin burnu sürtülsün Ey Allah’ın Resulü?” diye sorulunca, “Anne­babasının yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin.” buyurdular. (Müslim, Birr, 9)

Çevrimdışı vedat1980

  • okur
  • *
  • İleti: 86
Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp .....
« Yanıtla #1 : 19 Mayıs 2005, 11:54:17 »
anne babaya iyilik onlara bakmak, islamdan geçer

o zaman her şeyin arakası güzel bir şekilde gelecektir

anne babaya iyilik ve diğer bütün güzel hal ve hareketler

RABBİM hakkıyla islama tabi olanlardan eylesin

Allah ın izniyle

selam ve dua ile
Bir insanı doyurmak istiyorsanız ona hergün balık vermeyiniz, balık tutmayı öğretin"

Çevrimdışı sedat_islam

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 232
    • Milli Görüş Forum
Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp .....
« Yanıtla #2 : 19 Mayıs 2005, 17:01:32 »

Bu hâdisenin önemi şuradadır: Kuzu sahibi meşhur Köse Mihal imiş. Müslüman Türk anasının çocuğuna verdiği terbiyeye, çocuğun da annesine itaatine dolayısıyla bu milletin ahlâkının safiyet ve metanetine hayran kalan Mihal bey, bundan sonra Müslüman olup Osmanlı idaresine geçip büyük hizmetler yapmıştır.

Allah (c.c.) kelamından sonra en çok kullanılan kelime Ana, başa taçtır; her derde de ilâçtır.

Evet "Ana başa taç imiş, her derde ilaç imiş..."


Hz. Peygamber (S.A.V.) in Abdullah b. Abbas (R.A)den rivayet edilen: “Cennet annelerin ayakları altındadır” (El-Askalanî, Lisanu’l-mîzan, 6/128) hadis-i şerifini unutmayalım. Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde anne-babaya iyilik, Allah Teâlâ’ya ibadet ve kulluk ile birlikte zikredilir, anılır. Birçok ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerde, Allah Teâlâ’ya ibadet ve kulluk etmekten hemen sonra, anne-babaya itaat ve iyilik etmenin emredilmesi, anne-baba hakkının büyüklüğünü ve ikinci derecede bir ibadet anlamı taşıdığını göstermektedir. Yine Allah Teâlâ'ya şirk, ortak koşma yasağından hemen sonra anne-babaya iyilik etme emredilmiş, üf bile denilmesi haram kılınmıştır. Çünkü insanda Allah Teâlâ'nın hakkından sonra anne-babanın hakkı vardır. Allah insanın yaratıcısı, anne-baba da bu yaradılışın sebepleridir. İnsanı yaratan, besleyen, rızıklandıran Allah; özenle büyütüp yetiştiren, eğiten, şefkatle koruyan anne-babadır.

Kişinin ilk karşılaştığı, ilk terbiye aldığı kimseler anne-babasıdır. Önce onlara iyi davranması gerekir. Çünkü görüldüğü üzere Mevlâ Teâlâ, ana-baba hakkını büyük tutmuştur. Ulema şöyle demiştir: Kur’an-ı Kerim'in birçok yerlerinde üç şey, iki şeyle beraber zikredilmiştir ki, biri olmadan diğeri tam olarak kabul edilmez.

1- “De ki, Allah’a itaat edin, Resulü’ne de itaat edin.” (Nûr sûresi:54) Yani Resûlullah (S.A.V.)e itaat etmeden, O’nun emirlerini tutup yasaklarından kaçmadan, Allah Teâlâ’ya itaat kabul değildir.

2- “(Ey insan! Önce) bana, sonra da anne-babana şükret (Lukman sûresi: 14) (teşekkür et, onların hakkını gözet, itaat ve iyilikte bulun, dua et)." Bu sebeple, ana babasına teşekkür etmeyen, Allah Teâlâ'ya şükretmiş sayılmaz. Allah hakkından sonra ana-baba hakkı gelir.

3- “Namazı hakkıyla kılın, zekâtı da verin.” (Bakara sûresi:23) Yani zekât vermeyenin namazı, tam makbul olmaz.

Böyle olunca, anneye itaat, babaya itaat Allah’a itaat olarak değerlendirilmiştir. Niye anne-babaya itaat ediyoruz? Rabbimiz emrettiğinden dolayı. Öyleyse Allah’ın bir emri yerine gelmiş oluyor, anne ve babamıza itaatimiz ile.
« Son Düzenleme: 30 Kasım 2009, 00:26:32 Gönderen: Ay Işığı »
Zafer Yakındır ve Zafer, İNANANLARINDIR...

Çevrimdışı sedat_islam

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 232
    • Milli Görüş Forum
Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp .....
« Yanıtla #3 : 19 Mayıs 2005, 17:06:15 »


Üf bile demeyin

 

Fıkıh Usulü ilminde şu kaide tesbit edilmiştir: Bir şeye emir, zıddının haram kılınmasını gerektirir. O halde "ana-babanıza iyilik edin" emri, "onları asla incitmeyiniz" yasağını da gerekli kılar. Yani ana-babayı incitmek o kadar haramdır ki, akıl ve hayale getirilecek şey değildir. Onlar hakkında ancak ihsan vazifesi düşünülmelidir ve ancak o yapılmalıdır. Bundan dolayı Cenâb-ı Hak:

“Rabbin, sadece kendisine ibadet, kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi de senin yanında yaşlanırsa, sakın kendilerine “üf” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçak gönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) merhamet et” diyerek dua et. (İsra sûresi: 23-24)

“Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu (hamileliğin getirdiği) nice sıkıntılara, güçlüklere katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. (İşte bunun için) önce bana, sonra da ana-babana şükret (teşekkür et) diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş ancak banadır” (Lukman sûresi: 14) buyurmuştur.

Bakın! İlk ayet-i kerime ne güzel beyan etmiş. “Üf bile demeyin”. Değil öyle emrine karşı gelmek, söylediklerini yapmamak, üzmek; gönlünü kıracak şekilde üff bile demeyin. Bir kış gününde aynanın karşısına geçerek bir üff deyin bakayım. Aynanın yüzünde buhar meydana gelir. Kendinizi göremezsiniz. Yani anne-babanın gönülleri aynadan daha hassastır. Bu sebeple anne-babalarına üf diyenlerin, anne-babalarının gönül aynaları buharlanır da Allah’ın rahmetini göremezler.

Şair “gönül bir aynadır, toz istemez” demiş. Anne-babaların gönlü, diğer insanların gönlü gibi de değildir. Onların gönülleri daha hassas olur.

Kur’an-ı Kerim’de, anne-babaya iyilik, anne-babaya itaatla ilgili olarak:

“Onlara üf bile deme” (İsra sûresi: 23) ayet-i kerimesi vardır da, çocuklarınıza şefkatle, merhametle davranın diye bir ayet-i kerime yok mudur? Yani anne-babalarla ilgili ayet-i kerimeler var ama doğrudan çocuklarla ilgili ayet-i kerimeler yok mu? Dolaylı olarak var.

Yani çocukların eğitimiyle, terbiyesiyle ilgili dolaylı ayet-i kerimeler var. Fakat doğrudan evlatlarınıza karşı merhametli olunuz. Evlatlarınıza karşı şefkatli olunuz. Evlatlarınıza üf bile demeyiniz diye bir ayet-i kerime yok.

Adem (A.S.)ın anne ve babası yoktu. O’nun anne-babası topraktı. Hani:

“Sordum sarı çiçeğe annen-baban var mıdır?

Çiçek eydür derviş baba! Annem-babam topraktır” diyen Yunus’un şiirinde, çiçeğin de anne ve babası topraktır.
« Son Düzenleme: 30 Kasım 2009, 00:27:03 Gönderen: Ay Işığı »
Zafer Yakındır ve Zafer, İNANANLARINDIR...

Çevrimdışı sedat_islam

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 232
    • Milli Görüş Forum
Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp .....
« Yanıtla #4 : 19 Mayıs 2005, 17:08:46 »


Hz. Adem (A.S.)ın da, Hz. Havva validemizin de anne ve babası topraktır ama onların çocukları vardır. İnsanlardan ilk insan babamız ve peygamberimiz olan Hz. Adem (A.S.)ın fıtratında anne ve baba sevgisi gelişmemiştir, çünkü anası-babası yoktu. Amma çocuk sevgisi gelişmiştir.

Fıtratta çocuk sevgisi vardır. Onun için size: Çocuklarınıza iyi bakın, çocuklarınızı sevin demeye gerek yok. Bütün canınızı parçalayarak çalışıyorsunuz. Çocuklarımıza mal bırakalım diye, ev bırakalım diye, tarla bırakalım diye, dükkan bırakalım diye, makam ve mevki verelim diye. Zaten demeye gerek yok.

Fıtratta bu var. Amma anne-babaya iyilikte bulunulması konusunda Allah (C.C.) emrediyor. Bu emir gereği onlara iyilikte bulunmaya devam edeceğiz. Ana-babaya iyilik etmek: Onlarla iyi geçinmek, onlara karşı tevazulu, alçak gönüllü olmak, şer-i şerife muhalif, dine zıt olmayan emirlerini tutmak, sevdiklerini ziyaret etmek ve eğer mü’minseler, öldükten sonra mağfiret olmaları, affedilmeleri için onlara dua etmek gibi iyiliklerden ibarettir. Bütün ilâhi dinlerde mevcut olan ON EMİR arasında ana-babaya iyilik etmek de bulunmaktadır. On emir şunlardır:

1- Allah'tan başkasına ibadet etmeyeceksiniz, kulluk yapmayacaksınız.

2- Ana-babaya karşı en güzel ve en uygun şekilde davranacaksınız.

3- Akrabaya,

4- Yetimlere,

5- Miskinlere ihsanda bulunacaksınız.

6- Diğer insanlara güzel söz söylemeyi itiyad, alışkanlık edineceksiniz.

7- Namazı vakitlerinde dosdoğru kılacaksınız.

8- Zekâtı gerektiği gibi vereceksiniz.

9- Birbirinizin kanlarını haksız yere dökmeyeceksiniz.

10- Birbirinizi yurdunuzdan ve evinizden sürmeyeceksiniz. Bütün bunları yerli yerince tatbik eden bir aile veya cemiyet ahlâken olgunlaşacağı gibi hayatın nizamını, dayanışmanın faal düzenini kurmuş olur.

Ana-babaya iyilik etmenin faziletiyle isyan etmenin kötülüğü hakkında birçok hadis-i şerif vardır. Bunlardan bir kaçını zikredelim:

Ebu Hureyre (R.A.)den rivayete göre, bir adam Resûlullah (S.A.V.)e geldi de:

- Yâ Resûlellah! Benim güzel hizmet ve ülfet etmeme insanlar içinde en lâyık ve en haklı olan kimdir, diye sordu. Resûlullah (S.A.V.):

- Annendir, buyurdu. O zat:

- Sonra kimdir, dedi. Resûlullah (S.A.V.):

- Sonra annendir, buyurdu. O zat:

- Sonra kimdir, dedi. Resûlullah (S.A.V.):

- Sonra annendir, buyurdu. O zat:

- Sonra kimdir, dedi. Resûlullah (S.A.V.) dördüncüde:

- Babandır! buyurdu. (Buhari, Edeb: 2, Müslim, Birr: 1, İbn-i Mace, Vesaya: 4)
« Son Düzenleme: 30 Kasım 2009, 00:27:36 Gönderen: Ay Işığı »
Zafer Yakındır ve Zafer, İNANANLARINDIR...

Çevrimdışı sedat_islam

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 232
    • Milli Görüş Forum
Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp .....
« Yanıtla #5 : 19 Mayıs 2005, 17:11:36 »


Hadis-i şerifte, anneye ihsanın üç kere tekrar edilmesi, annenin evlat üzerinde babanın üç misli iyilik ve ihsana hak kazandığını ifade eder. Bunlar Kur’an-ı Kerim’in beyanıyla; sırasıyla hamilelik, sonra doğurma, sonra emzirme zorlukları karşılığıdır ki, babanın bu hususlarda anneye bir iştiraki bulunmamaktadır. Fakat günümüzde annelerin ekseriyeti çocuklarını emzirmeyip; biberonla, mama ile büyüttükleri için üç misli değil, iki misli hakka sahiptirler. Abdullah b. Mes'ûd (R.A.) diyor ki:

- Amellerin hangisi Allah'a Teâlâ’ya daha sevgilidir, diye Hz. Peygamber (S.A.V.)e sordum. O da:

Vaktinde kılınan namazdır, buyurdu.

Sonra hangisi? Resûlullah (S.A.V.):

Sonra anne ve babaya iyilik etmektir, buyurdu.

Sonra hangisi? Peygamberimiz (S.A.V.):

Allah yolunda cihaddır, buyurdu. (Buhari, Mevakitü's-salat: 5, Cihad: 1, Edeb: 1, Tevhid: 48, Müslim, İman: 137-140, Davud, Edeb: 120, Tirmizi, Salât: 13, Birr1, 2, Nesei, Mevakıt: 51, İbn-i Mace; Edeb: 1, A.b. Hanbel, 1/181, 186, 410, 421, 439, 444, 448, 451, 5/368)

Görülüyor ki, ana-babaya iyilik, dinimizin insana yüklediği en büyük, yapılması gerekli olan vazifelerdendir. Onlara can sıkıntısı ile “üf” demek bile haram kılınmıştır. Binaenaleyh, ana–babaya isyan ve eza etmek büyük günahlardandır.

Abdurrahman b. Ebû Bekre (R.A.), babasından yaptığı rivayete göre (bir kere) Peygamberimiz (S.A.V.) ashaba üç defa:

Büyük günahların en büyüğünü size haber vereyim mi? buyurdu. Ashab da:

Evet bildir, Yâ Resûlellah, dedi. Resûlullah (S.A.V.) de:

Allah Teâlâ’ya şirk koşmak, ana–babaya isyan ve eza etmektir, buyurdu. Peygamberimiz (S.A.V.) dayanmakta iken oturdu da:

- Dikkat edin, iyi dinleyin! Bir de yalan söz ve yalan şahitliğidir. Dikkat edin! Bir de yalan söz ve yalan şahitliğidir, buyurdu ve bu sözü durmadan tekrar tekrar söylüyordu ki, hatta biz Resûl-i Ekrem (S.A.V.)e acıyarak:

- Keşke sussa, dedik. (Buharî, Şehadet: 10, Edeb: 6, İsti'zan: 35, Eyman: 16, Diyat: 2, İstitabe: 1, Müslim; İman: 143, Tirmizi, Birr: 4, Tefsir sûre: 4, 4-7, Neseî, Tahrim: 4, Kasame: 49, Darimi, Diyat: 9, A.b. Hanbel, 5/36, 38-413)

Abdullah İbn-i Amr (R.A.)den rivayete göre, Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

"Rabbin rızası, ana-babanın rızasındadır. Rabbin gazabı da ana-babanın gazabındadır." (Tirmizi, Birr: 3, Hakim, Müstedrek, 4/152)

Ebu'd-Derda (R.A.) dan rivayete göre, Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Ana ve baba cennet kapılarının tam ortasıdır. İstersen o kapıyı muhafaza et, istersen zayi et.” (Tirmizi, Birr: 3, Hakim, Müstedrek, 2/197, 4/152)
« Son Düzenleme: 30 Kasım 2009, 00:27:59 Gönderen: Ay Işığı »
Zafer Yakındır ve Zafer, İNANANLARINDIR...

Çevrimdışı sedat_islam

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 232
    • Milli Görüş Forum
Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp .....
« Yanıtla #6 : 19 Mayıs 2005, 17:14:27 »


Abdullah İbn-i Amr (R.A.) dan rivayete göre, Resûlullah (S.A.V.) şöyle buyurdu:

“Söz taşıyan, (ana–babasına) karşı gelen ve içki içmeye devam eden kişi cennete giremez.” (Nesei, Eşribe: 46, Zekât: 69, Darimi, Eşribe: 5) Bu arada önemle şunu belirtelim ki: Ana-babaya ihsan bu kadar yüksek bir görev olmakla beraber, bu görev hiçbir zaman Allah Teâlâ’ya ortak koşmayı gerekli kılmamalıdır. Yani ana-baba, evlatlarını Allah Teâlâ’ya isyan etmesiyle memnun olacaklar ise, onları bu şekilde memnun etmeye çalışmak, Allah Teâlâ’ya şirk manasına geleceğinden, yasaklanmıştır ve haramdır. Evet, Allah Teâlâ'ya isyanı ve günahı, inkâr ve şirki gerektiren hususlarda ana-babanın emrine itaat edilmez. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:

“Eğer onlar seni hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm” (Lokman sûresi: 15)

“ Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. O zaman size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.” (Ankebut sûresi: 8) Peygamberimiz (S.A.V.) de: “Allah Teâlâ’ya isyan hususunda (hiçbir kimseye) itaat yoktur. İtaat ancak meşrû konulardadır.” (Müslim, İmare: 39)

Abdullah b. Ömer (R.A.) den rivayet edilen diğer bir hadis-i şerifte de Resulullah (S.A.V.): “-Müslüman bir kimseye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta (amirini) dinleyip itaat etmek gerekir. Ancak, bir masiyetle (Allah Teâlâ’ya isyan) emredilmişse o müstesna!.. Eğer bir masiyet emredilmişse ne dinlemek vardır, ne de itaat, buyurmuşlardır.” (Müslim, İmare: 38, Tirmizi, Cihad: 29, Davud, Cihad: 86, Neseî, Bey'at: 34) Zikredilen ayet-i kerime ve hadis-i şeriflerin açık delâletinden şunu anlıyoruz: Allah Teâlâ’ya isyanı gerektiren hususlarda hiçbir kimseye itaat edilmez. Bir haramı işlemeyi veya bir farzı terketmeyi emreden amirin emri, ona itaat eden memuru mesuliyetten kurtaramaz. Sahabe-i kiramdan Sa’d b. Ebî Vakkas (R.A.) diyor ki: “Ben anneme iyilik, hürmet ve itaat eden bir evlattım. Ben Müslüman olunca, anam bana:

- Ey Sa’d!.. Bu yaptığın ne iştir? Ya bu dinini terkedersin ya da ben ölünceye kadar yemem, içmem ve gölgelenmem. Sen de benim yüzümden, ey anasının katili!.. diye ayıplanırsın, dedi. Ben de:

- Ey anacığım! Böyle yapma, iyi bilki ben bu dinimi bırakmam, dedim. O da iki gün ve iki gece (dediği gibi) yemeden durdu. (Bu halini) görünce:

- VAllahi! Ey ana!.. İyi bil ki, senin yüz tane canın olsa ve bunlar birer birer çıksa, ben bu dinimi yine bırakmam. Artık istersen ye, istersen yeme, dedim. Annem benim bu azmimi görünce, yemek yedi: Bunun üzerine yukarıdaki ayet-i kerime (Ankebut sûresi: 8) nazil oldu.” (Nisaburi, Esbabü'n-nüzül, Sh: 196, Ayni, Umdetü'l-Kari: 22/81, A. b. Hanbel, Müsned, 1/186)
« Son Düzenleme: 30 Kasım 2009, 00:28:21 Gönderen: Ay Işığı »
Zafer Yakındır ve Zafer, İNANANLARINDIR...

Çevrimdışı sedat_islam

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 232
    • Milli Görüş Forum
Anne-babasının yaşlılığına ulaşıp .....
« Yanıtla #7 : 19 Mayıs 2005, 17:16:50 »


Binaenaleyh, ana-babaya itaat etmeyi genel anlamda anlamayacağız. Allah Teâlâ’ya isyan olan konularda onlara itaat etme. Ama onlar müşrik de olsa gönlünü almaya gayret edeceğiz. Hatta fıkıh kitaplarında şöyle ifade etmişler. Ana ve baba:

- Oğlum beni kiliseye götür derse götürmez. Baba-anne Hıristiyan-Yahudi vs. ise de oğlum beni puthaneme götür derse götürmekle mükellef değil. Ancak sürüne sürüne gitmiş anne veya baba, kilisenin önünden haber göndermiş, çocuğum gelsin beni götürsün demişse oraya gidip sırtına alıp getirecek.

Oraya günah işlemeye götürmek yok. Ama oradan getirmek var. Ölçü bu..

Üff demeyeceğiz.

Puthanesine gitmişse geri getirme işleminde de ona yardımcı olacağız.

Yeni nesilde biz görüyoruz bunu. Yeni nesil Müslüman. Sapasağlam yetişiyor hamdolsun. Babası ve annesi ile anlaşamıyorlar. Aynı içki sofrasına, üniversitede okuyan bir çocuk, üniversitede İslâm'ı tanıyınca, sofraya oturmamaya başlayınca aralarında ikilik meydana gelivermiş. Burada babasıyla içki sofrasına oturmamaya yine devam edecektir. Ama bunlar beni içki sofrasına oturmaya zorluyorlar diye alakayı da kesmeyecektir.

Ülkemizde doktorasını yapıp giden Koreli bir genç Cemil ismini almış müslüman olmuş. İyi bir müslüman anlatıyor:

Babam diyor, putperest budist profesör. Arkeoloji profesörüdür üniversitede. Bir akşam anneme-babama müslüman olduğumu anlatmıştım. Bunu duyunca “bu evden çık ve bir daha gelme” dedi, diyor. Çok sertti. Evde kalamayacağımı bildiğim için doğru üniversitenin yurduna yerleştim. Fakat 4 yıl boyunca her cumartesi bir mektup yazdım babama. Kabul etmediği için görüşmedik ama 4 sene boyunca her cumartesi mektubumu yazdım diyor. Hiç cevap gelmediği halde düzenli olarak toplam 208 mektup yazmış.

O mektuplar benim diploma merasimine gelmesini sağladı, diyor. Dekan da ayrılığı duymuş. Onun da yardımı ile diploma merasimine geldi. Şimdi iyiyiz. Gerçi müslüman olmadılar, üzülüyorum fakat eski katılığı yumuşatabildik, diyor.

Onun için ileride müslüman olmasına da sebep olabilir. Nasip nedir bilinmez. Bizim üzerimize düşen evlatlık görevini yerine getirmektir.

Kur’an-ı Kerim’de daha ziyade anne ve babalara itaati ve iyiliği emreder de evlatlara iyiliği ve şefkati fazla emretmez Rabbim. Öyle bir ayet yok. Niye?.. Çünkü onu bizim fıtratımıza koyuvermiş.

Hz. Adem ile Hz. Havva validemizin annesi ve babası olmadığından insanlarda sevgi daha ziyade evladına doğru gidiyor. Onun için evladınızı sevin. Evladınız için şunu yapın, bunu yapın demeye gerek yok. Zaten bütün insanlar evlatları için çalışıyorlar.

Meseleyi özetlersek: “Ana-babaya iyilik edin” emri şu hususları emretmektedir:

1- Ana babanın meşru ve mümkün olan arzu ve isteklerini yerine getirin.

2- Onlara hakaret ve hürmetsizlik etmeyin.

3- Onları üzecek ve sıkıntıya sevkedecek söz ve davranışları terkedin.

4- Size muhtaç iseler ihiyaçlarını vaktinde ve minnetsiz temin edin.

5- Ziyaretlerini ihmal etmeyin ve geciktirmeyin.

6- Onlara karşı söz ve davranışınızda edep, hürmet ve merhamet ölçülerine ters düşmeyin.

7- Anne babanın yakınlarına da onların hatırına ilgi ve sevgi gösterin.

8- Ölmüşlerse dua ve hayırlarınızı eksik etmeyin.

9- Kaba ve katı davranışlarınızdan dolayı özür dileyin.

10- Onların bazı yersiz ve yanlış söz ve davranışlarına sabredin.
« Son Düzenleme: 30 Kasım 2009, 00:26:09 Gönderen: Ay Işığı »
Zafer Yakındır ve Zafer, İNANANLARINDIR...