Gönderen Konu: Arefe ve Bayram Gecelerinin Ehemmiyeti [29 Eylül 2008]  (Okunma sayısı 16613 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı SadakatNet

  • Administrator
  • araştırmacı
  • *****
  • İleti: 298
    • http://www.sadakat.net



 
Hafta:    49


Mevzu: Arefe ve Bayram Geceleri


Araştırmalarınızı bekliyoruz..


(Araştırma yapmak demek bildiklerimizi aktarmak demek değil, bu mevzu hakkında elimizdeki mevcut kitaplardan iktibas yapmak demektir. Her üyemizden bir iktibas yapmasını istirham ediyoruz.)
« Son Düzenleme: 05 Aralık 2008, 22:42:32 Gönderen: mystic »
Sadakat Yönetim Kurulu

Çevrimdışı Ber-ceste

  • yazar
  • ****
  • İleti: 551
Ramazan gittiği için değil, günahlarımızın affolduğu için, büyük sevap ve nimete kavuştuğumuz için bayram yapıyoruz. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Bayram sabahı Müslümanlar, namaz için camilerde toplanınca, Allahü teâlâ, meleklere, “İşini yapıp ikmal edenin karşılığı nedir?” diye sorar. Melekler de, “Ücretini almaktır” derler. Allahü teâlâ da, “Siz şahit olun ki, Ramazandaki oruçların ve namazların karşılığı olarak kullarıma kendi rızamı ve mağfiretimi verdim. Ey kullarım, bugün benden isteyin, izzet ve celâlim hakkı için istediklerinizi veririm” buyurur.[Beyheki]

***

Salih arkadaşları ziyaret çok sevaptır. Ziyaret, yalnız Allah rızası için olmalıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Bir kimse, köydeki arkadaşını ziyarete gider. Hak teâlâ, buna bir melek gönderir. Melek o adama der ki:
- Böyle nereye gidiyorsun?
- Bu köyde bir arkadaşım var. Onu ziyarete gidiyorum.
- Bunun sana bir iyiliği, bir yardımı dokundu da onun için mi gidiyorsun?
- Hayır, sırf Allah rızası için ziyaretine gidiyorum.
- Müjdeler olsun sana! Beni Allahü teâlâ gönderdi. Hiçbir karşılık beklemeden arkadaşını ziyarete gittiğin için Allahü teâlânın sevgisine mazhar oldun.
[Hakim]


(Din kardeşini ziyaret eden, dönene kadar, rahmet içindedir.) [Taberani]
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Sahâbe-i kiram üç ayın şu on günlerine ayrı ayrı hürmet etmişlerdir: «Ramazanın son on gününe, Muharrem'in ilk on gününe, Zilhiccenin ilk on gününe» (Tefsir-i Dürr'il-Mensûr)

Hadis-i şerifte: «Cenab-ı Hak, arefe ehlini mağfiret buyurmuş, onlardan sadır olan günahlara teminat vermiştir. Çünkü O(c.c), arefe günü dünya semasına iner (tecelli eder), (Arefe günlerinde yapılan ibadetleri hak celle ve alâ kabul buyuracak ve o günlerde yapılan duaları ve ibadetleri kabul edecektir.).» buyurulur.

Yine Peygamberimiz (S.A.) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:
«Beş geceyi kim ihya ederse af ve mağfiret olunacaktır. Terviye gecesi, Kurban bayramı ve ramazan bayramı gecelerini, yine, Şabanın yarısı (berat) gecesini ihya edenJer bu müjdeye kavuşacaklardır.» (Tefsiri Rûh'l-Beyân)

Peygamberimiz (S.A.) Efendimiz: «Kim arefe günü oruç tutarsa, Cenab-ı Hak onun geçmiş ve gelecek günahlarını affedecektir.» buyurur.

Yine Peygamberimiz (S.A.) Efendimiz: «Arefe günü oruç tutmak bütün sene boyunca nafile oruç tutmak gibidir.» buyurur.

Resûl-i Ekrem Efendimiz meâlen şöyle buyurmuşlardır: «Terviye günü oruç tutana Cenab-ı Hak, Eyüp Aleyhisselâmın belasına karşı sabrının   sevabını; arefe günü oruç tutana,   İsa Aleyhisselâmın sevabını verecektir.»

Fazıl bin Abbas (R.A.)'dan Peygamberimiz (S.A.) Efendimiz şöyle buyurdu:
Kim arefe günü dilini, kulaklarını ve gözlerini korursa, Cenab-ı Hak onu diğer senenin arefe gününe kadar muhafaza eder.»

Peygamberimiz (S.A.) Efendimiz, ümmetinin salâhı için arefe günü çok duada bulunmuştur. Ve ümmeti için Allah'dan istediği af ve mağfiretlerine ait müjdeyi de almıştır. Bunun üzerine mübarek yüzü gülümsemiştir. Bu gülümsemenin sebebini Hz. Ebû Bekir ve Ömer sorduğunda, Peygamberimiz (S.A.) Efendimiz, Hz. Ebû Bekir ve Ömer'e şu cevabı vermiştir:

«Şeytan anladı ki Allah benim duamı kabul buyurdu, yerden toprak alıp yüzüne serpti ve «yazıklar olsun» diyerek âh u feryad etti. İşte, beni onun çırpınması güldürdü.» buyurdu,

Allah bu ümmete Arefe gününü ikram buyurdu ve bununla beraber, dört peygambere de bu arefe gününü ikram buyurdu.

Adem'in tevbesini, Musa ile Tûr'da konuşmasını, Muhammed'in haccının kabulünü ve İsmail'in yerine koçun kurban olarak kabul buyurulmasını arefe günü. kabul buyurmuştur.(Tuhfe-i Mardiyye)

« Son Düzenleme: 28 Eylül 2008, 11:12:05 Gönderen: mystic »

Çevrimdışı Mahi

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1114
Enes bin Malik (r.a.)dan şöyle dediği rivayet olunmaktadır: Câhiliyet (devri) halkının her senede iki günleri vardı. Bu günlerde oynarlar (ve eğlenirlerdi. Peygamber (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde şöyle buyurdu: "Sizin için oynayıp eğlendiğiniz iki gün var. Allah bu günleri onlardan daha hayırlı olan fıtır (ramazan bayramı) günü ve kurban (bayramı) günü ile muhakkak değiştirdi. (Nesâî, c.1, s. 231).

Enes bin Malik hazretleri der ki, mü'min için beş bayram vardır:
1)  Günah işlemeden geçirdiği her gün mü'minin bayramıdır.
2)   Şeytanın hile ve mekrinden emin olarak iman ve şahadetle ruhunu teslim etmesi onun bayramıdır.
3)  Kıyametin korku ve dehşetinden emin olup sıratı geçmesi onun bayramıdır.
4)   Cehennem ve azabından kurtulup Cennete girdiği gün onun bayramıdır.
5)  Allahm günahlarını affedip kendisine rahmetle tecelli ettiği gün mü'minin bayramıdır. Bu ise en büyük bayramdır.

İşte biz bu bayramlardan ibret alarak kendimizi o büyük bayrama hazırlamalıyız. Hattâ salihlerden birisi Ramazan Bayramı olduğunda Bayram Namazını kılıp eve geldiği vakit, çoluğunu çocuğunu başına toplar, boynuna bir zincir takarak başına, yüzüne kül saçarak ahü figan edip ağlardı. Kendisine niçin böyle yapıyorsun? denildiğinde; Rabbim bana ibadetle emretti, ben de bunu yerine getirdim, bilmiyorum kabul etti mi, etmedi mi? cevabını verirdi.

Ramazan Bayramında, çocuk sevindirmenin büyük faziletlerden olduğunu unutma. Arzedeceğim şu rivayeti can kulağı ile dinle:

Enes Bin Malik Hazretleri naklediyor, bu zat diyor ki:

Bir gün Resulü Kibriya Bayram Namazı kılmak için evinden çıktı, yolda giderken birkaç çocuğun neşeli neşeli oynadıklarını ve içlerinden birinin de elbisesi yırtık, boynu bükük gözleri yaşlı, için için ağladığını gördü. Ve ona yaklaşarak, ey yavru, niçin ağlıyorsun, neden arkadaşların gibi sen de gülüp oynamıyorsun? dedi. Çocuk, Onun Peygamber olduğunu bilmiyordu.

Şu cevabı verdi: Efendim! Babam Resûlullahm filân gazvesinde vefat etti. Annem de bir başkasiyle evlenerek, benim malımı mülkümü yedi. O adam da beni evimden çıkardı. Artık benim ne yiyeceğim var, ne içeceğim var, ne giyeceğim var. Ve ne de annem, babam var. Arkadaşlarıma bakıyorum hepsinin annesi babası var. Onlar anne, baba dedikçe benim içim yanıyor. Benim de annem, babam olsaydı, ben de onlar gibi sevinçli olurdum, dedi.

Bunun üzerine Resulü Kibriya bu zavallı çocuğun elinden tutarak gel yavrum, razı olur musun ben senin baban olayım? Aişe annen, Ali amcan, Hasan Hüseyin kardeşlerin ve Fatıma da kız kardeşin olsun, dedi.
Bunun üzerine çocuk onun Peygamber olduğunu bildi.

Niçin razı olmayayım, ya ResûlAllah, demesi üzerine Peygamberimiz onu mübarek sırtına alarak evine götürdü.
Güzel elbise giydirip, karnını doyurdu. Çocuk gülerek, sevinerek, arkadaşlarının yanma gitti. Arkadaşları ona ne oldu, sen biraz evvel ağlıyordun, şimdi gülüp seviniyorsun? dediler.

Evet, ben biraz önce açtım, şimdi karnım doydu, elbiselerim eskiydi, şimdi ise yeni oldu, yetim idim, Resûlullah babam. Aişe Annem, Hasan Hüseyin kardeşlerim, Ali amcam Fatima da kızkardeşim oldu. Ben sevinmeyeyim de kim sevinsin? dedi.

Bunun üzerine çocuklar ne olaydı, bizim babalarımız da Allah yolunda şehit olsaydı da biz de bu şerefe nail olsaydık, dediler.

Bu çocuk, Resûlullah Efendimiz vefat edinceye kadar yanında kalmış, Peygamberin vefatında çok üzülmüş, saçını başını yolarak, ah şimdi yetim ve garip kaldım demiştir. Sonra onu Hazreti Ebû Bekir, himayesine almıştır.

îbni Mes'ud (R.A.) rivayet eder: Peygamberimiz (S.A.) Efendimiz şöyle buyurdu:

«Kullar oruçlarım tutup bayrama çıktıklarında, Allah şöyle buyurur: Ey meleklerim! Her amel yapan ecrini ister; benim oruçlarım tutmuş kullarım da bayrama çıkmışlar ve kazançlarım istemektedirler. Şahid olun siz ben onları mağfiret ettim. Bir münâdi onlara: «Ey ümmeti Muhammed! Yerlerinize dönünüz, sizin günahlarınız sevaba çevrildi.» der.

Allah buyurur: «Ey kullarım; Benim için oruç tuttunuz ve iftar ettiniz; âfvu mağfiret olduğunuz halde kalkınız.» (Zübdet'ül-Vâizin)

Peygamberimiz (S.A.) Efendimiz buyuruyor: «Allah Teâlâ Kadir gecesine kadar Ramazanın her saatından gece ve gündüz, azaba müstahak olan cehennemliklerden altıyüz bin kişi âzad eder. Kadir gecesinde Ramazanın başından beri azad edilenler kadar azad eder. Bayram gecesinde ise ilk geceden itibaren bütün azad edilenler kadar ve bir de kadir gecesinde azad edilenler kadar eder.» (Tenbih'ül-Gâfilin)

Vehb îbni Münebbih anlatır: Peygamberimiz (S.A Efendimiz buyurdu ki:

Her Bayram gecesinde şeytan aleyhülâ'ne feryat eder. Adamları ona Efendimiz, «Ne oldu sana?Ne seni öfkelendirdi? biz müteessir oluyoruz,» derler Şeytan: «Bir şey yok fakat. «Allah bu ümmeti bu akşam affetti, mağfiret etti. Size lâzım olan şey, bunları şehvet, lezzet ye içki ile meşgul kılmanız. tâ ki Allah onlara buğz edinceye kadar, der.»

Bu bakımdan akıllı insan, bayramlarda ve bayramdan sonra da kendisini şehvet ve şehvete ait hallerden uzaklaştırmalıdır. Günahlardan tamamen sıyrılıp ibadetlere devam etmelidir.Onun iğin Peygamberimiz (S.A.) Efendimiz:

«Bayram günü sadaka vermeğe, hayır işler yapmağa koşunuz, namazınızı kıhp zekâtınızı veriniz, teşbih ve tehlil ile meşgul olunuz. Zira, bu gün öyle bir gündür ki, Allah günahlarınızı affeder, dualarınızı kabul buyurur ve size rahmet nazarı ile bakar.» buyurmuştur. (Dürret'ül- Vaizin)

Rivayet olundu ki: «Salih bin Abdullah Ramazan Bayramı olduğu zaman, namaza gider ve döner evine gelirdi; çoluk çocuğunu basma toplar kendi ellerini zincirle kendi boynuna bağlar, basma ve vücuduna külleri atar ve şiddetli ağlardı. Konu komşusu: «Yâ Salih! Ne bu hal? Bu gün neş'e günü, sevinç günüdür, zira bayramdır.»

Cevaben: «Evet Rabbim, bana amel etmemi emretti, ben de yaptım, fakat kabul edip etmediğini bilmiyorum.» derdi. Yine bu arada namazgahın kenarına oturur ve dua etmeğe başlardı. Derlerdi, ona: «Niçin ortasında oturmuyorsun?» «Rahmeti ilâhiyyeyi"istiyorum,  burası tam istenecek yerdir.» buyururdu. (Zübdet'ül-Vaizin)

Bazı arifler şöyle hikâye etmişlerdir: «Bir takım kullar Bayram günü oynadılar, göldüler ve gülüştüler, onlara denildi: «Eğer orucunuz kabul edilmiş ise Allah'a şükretmeniz gerekmektedir, bu yaptığınız şükür değildir. Eğer orucunuz kabul edilmemiş ise tazarrû ve niyazda bulunmanız icap etmektedir. Binaenaleyh, bu iş münacaat hali değildir.» (Mecâlis-i Rûmi)

Ömer bin Abdül'âzîz, bayram namazım kıldıktan sonra şöyle dua etmiştir: «Ey Allah'ım! Sen buyurdun (ve senin sözün haktır): Allah'ın rahmeti ihsan sahipleri için yakındır. Eğer ben ihsan sahiplerinden değilsem bana ihsan et

«Mü'minlere merhamet sahibi olduğunu buyurdun. Eğer ben müminlerden değilsem bana merhamet et. Sen ehl-i takva ve ehli mağfiretsin, beni mağfiret buyur. Eğer hiçbirşeye müstehak değilsem o zaman musibet sahibiyim.»

«Onlar ki kendilerine bir musibet eriştiği zaman «İnnâ lillâ-hi ve innâ i ley h i râcîûn» derler.» «İşte onlara Rableri tarafından mağfiret ye rahmet vardır.» Hidayete erenler de onlardır. Beni mağfiret buyur
»

Rivayet olunduğuna göre: Harun'unReşîd, Bayram günü atına binerek ve yeni elbiselerini giyerek giderken, kardeşi Behlül ona şöyle söylemiştir:

«Bayram, yeni elbise giyene değil, vaîd gününden emin olanadır. Avdet etmekten intihar edene değil, tevbe edip bir daha işlediği günaha dönmeyenedir. Atlara binene değil, hataları terk edenedir. Döşekler üzerine oturanlara değil, sırat köprüsünden geçenleredir. Köşklerde iftiharla oturanlara değil, kabirler için hazırlananadır.» (Dürrülbahr)

îşte görüldüğü gibi hakiki bayram, BeMül'ün tarif ettiği bayramlara kavuşmakla mümkündür.

Fakat bununla beraber, dinimizde bayramlarda oynamak, gülmek ve sevinmek vardır, at yarışları ve denizde yüzmek gibi işlerle meşgul olmaya cevaz verilmiştir. Ayni zamanda bu dinimizin şiarından sayılmaktadır.


(Otuz Ramazan Otuz Mevzıa, Abdullatif, Sohbet ve Nasihatlerden iktibastır.)
« Son Düzenleme: 28 Eylül 2008, 11:17:54 Gönderen: mystic »

Çevrimdışı fazıl14

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1339
Bayram gecesi ve bayram namazı
« Yanıtla #4 : 28 Eylül 2008, 23:42:35 »
“Kim kabrinde babasını ziyaret etmek isterse, ondan (babasının vefatından) sonra babasının dostlarını ziyaret etsin.”(Hadis-i Şerif, Müsned-i Ebi Ya`la)
                               
BAYRAM NAMAZI NASIL KILINIR?

Bayram namazının her iki rek`atindeki üçer aded aded fazla tekbirlere “zevaid tekbirleri” denir.Vacio olan bu tekbirler, birinci rek`atte kıraatten önce, ikinci rek`ate kıraatten sonra alınır.

Bayram namazı şöyle kılınır:

Birinci rek`atte “iftitah tekbirin`nden sonra eller bağlanır ve “Sübhaneke”den sonra imam sesli, cemaat ise gizlice “Allahuekber” diyerek eller kaldırılır ve yanlara salınır, ikinci tekbir alınır ve eller yanlara bırakılır`üçüncü tekbir alınıp eller bağlanır.İmam açıktan Fatihayı okur ve zamm-ı süre eder, cemaat dinler.Rüku ve secdeden sonra da ikinci rek`atte kalkılır.

İkinic rek`atte imam, önce Fatiha süresini okuduktan zamm-ı süre ettikten sonra birinci rekatin başında alınan tekbirler bu kez kıyamın sonunda üç defa alınır ve eller hep yanlara salıverilir.Dördüncü tekbir ile rükua giderek namaz tamamlanır.
                               
BAYRAM GECELERİ NE YAPMALI?

Bayram geceleri mümkünse Hatm-i Enbiya, Hatm-i istiğfar yapmalı ve Tespih namazı kılmaldır.(Hatm-i istiğfar, 1001 defa “Estağfirullahe`l azim ve etubü ileyk” diyerek istiğfar okumaktır.
« Son Düzenleme: 29 Eylül 2008, 00:01:32 Gönderen: mystic »
"El-mücâhid fî sebîlillâh, el-müştâk ilâ cemâlillâh, hüve ünvânüküm"

("Ünvanı: Cemal-i ilâhiye âşık, Allah yolunda mücahit")

"İtikaden Ehl-i Sünnet, Amelen Hanefi, Meşreben Nakşî-yi Müceddidî"

Çevrimdışı resr

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 11
  • Allah yolunda daim KILSIN...*
Tesbih (tevbe) namazını biliyorsınız arefe ve bayram gecelerini ihya etmet için güzel bir ibadet bence arkadaslar.. e52))

Çevrimdışı Nakkaş

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 250
Bayram Günlerinde Müstehab Olan Şeyler
« Yanıtla #6 : 29 Eylül 2008, 17:56:15 »
Bayram sabahı erken uyanmak, namazdan önce misvak kullanmak, gusletmek, güzel bir koku sürünmek, temiz ve helal elbise giymek. Ramazan bayramında namazdan evvel fıtır sadaka(fitre)sını vermek, Ramazan Bayramında cami'-i şerıfe gitmeden lokması tek olarak tatlı bir şey yemek. (Hazret-i Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bir veya üç veya beş veyahut yedi hurma yerdi)

Mümkün ise namaza yürüyerek gitmek, namazdan dönerken başka bir yoldan gelmek, neşeli olmak, çok sadaka vermek.

"TekabbelAllahü minna ve minküm": "Allah bizden ve sizden kabul buyursun." diyerek akraba, komşu ve sevdiklerine dua etmek, musafaha etmek (Selam ve sevgi niyeti ile el tutuşmak) 

Çevrimdışı ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2354
kardeşlerime teşekkür etmekı bize düşer bu kadar bilgiden sonra.bayramınız mübarek olsun.

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Bayramın Fazileti
« Yanıtla #8 : 04 Aralık 2008, 17:24:18 »
Bayramın Fazileti 

Sevval Ayı'nin ilk günü olan Ramazan Bayramı Günü ile Zihicce'nin onuncu günü olan Kurban Bayramı Günü'ne bu ismin verilmesinin bir kaç sebebi ileri sürülür. Birinci görüşe göre, mü'minler bu günlerde gerek Ramazan Orucunu bitirerek Sevval ayından altı gün oruç tutmaya yönelerek, gerekse farz olan hacc'ı edâ edip Peygamberimizin ziyaretine yönelerek Allah'a (C.C.) karşı ibadet etmekten Peygamberimize hürmet etmeye dönerler.

İkinci görüşe göre, bayramların her yıl tekerrür etmelerinden dolayıdir. Çünkü görüşe göre, bu ismin sebebi, Allah'ın bu günlerdeki iyilik ve bagışlarının bolluğudur. Diğer bir görüşe göre de, bu günlerin gelmesi ile ortalığa sevinç ve neşe geldiği için bu günler, bu adı almışlardır. Peygamberimizin kıldığı ilk bayram namazı, Hicretin ikinci yılına rastlayan bir Ramazan Bayramı Namazı'dır. Bundan sonra Peygamberimiz Bayram Namazı'nı devamli kıldığı için, sünnet-i müekkede'dir.

Peygamberimiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki:

«— Bayramlarınızı tekbirler ile şenlendiriniz.»


Vehb Ibni Münebbih buyuruyor ki; «Şeytan her bayram günü öfkesinden inler. Etrafina toplanan yardakçıları «Seni öfkelendiren nedir, efendimiz» diye sorarlar. Şeytan da onlara su cevabı verir. «Bu gün Allâh Muhammed (s.a.v.) ümmetinin günahlarını afvetti Onları mutlaka nefsi arzulara ve hazlara daldırarak oyalamalısınız.»

Allah, Ramazan Bayramı Günü cenneti yarattı. Tûbâ ağacını dikti, Cebrail'i. (A.S.) vahiy indirmek üzere vazifelendirdi. Firavun büyücülerinin tevbesini kabul etti.»

Peygamber'imiz ((s.a.v.).) buyuruyor ki,

«— Kim, önemini bilerek bayram gecesini ibâdet ile geçirirse, kalblerin öldügü gün onun kalbi diri kalir.»

Hz. Ömer ogullarından birini bayram günü sadece yırtık bir gömlek içinde görünce ağlamaya başlar. Oğlu ona «Niye ağlıyorsun» diye sorar.

Hz. Ömer ogluna «Yavrum, bayram günü seni çocuklar bu yırtık gömlekle görünce hayal kırıklığına düşeceğinden çekiniyorum» diye cevap verir.

Oğlu da ona «Ancak Allah'ın Rızâsı'ndan mahrum kalan veya ana - babasına âsi olanlar hayal kırıklığına düşerler. Ben ise senin hoşnutluğun sayesinde Allah'ın Rızası'nı kazanacağımı umuyorum» diye cevap verir. Bunun üzerine Hz. Ömer gözyaşları içinde oglunu bagrına basar ve ona duâ eder.

Şu beyitlerin şâiri, ne güzel söyler:

«Dediler ki; «yarın bayram, ne giyeceksin?»
Dedim ki, «Kuluna susayınca su sunan Allah'ın bağışladığı elbiseyi
Fakirlik ve sabir öyle iki elbisedir ki
Onların arasında barınan kalbin sahibi bayram ve Cum'âları görür.
Ey ümidim! Sen yoksan bayram matemdir bana
Sen bana görünür veya sesini duyurursan, o zaman benim için bayram var.


     

Mukaşefet-ül Kulüb

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Arefe günü ve gecesinin şerefi
« Yanıtla #9 : 04 Aralık 2008, 17:40:57 »
Resulullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

• "Arefe gününden daha faziletli bir gün olmadı. Allahü Teala o günde yer yüzündekiler ile semadakilere iftihar eder ve: 'Kullarıma bakın, derin ve uzak dağların arasından saçları dağınık, üstleri başları toz toprak olmuş vaziyette bana geldiler ve benim rahmetimi ümit edip, azabımdan korkuyorlar,' buyurur. Cehennemden azat olanların Arefe günündeki kadar çok olduğu hiçbir gün görülmedi,"

• "Arefe günü olduğu zaman Allahü Teala dünya semasına iner(tecelli eder), hac eden kulları ile meleklerine iftihar eder ve buyurur ki: "Ey meleklerim! Kullarıma bakın, saçları dağınık, üstleri başları toz toprak olmuş bir halde, benim rahmetimi ümit ederek, azabımdan korkarak bana geldiler. Ziyaret edilen üzerine, ziyaret edenlere ikram etmek haktır ve ziyafet verenin misafirlerine ikram etmesi de haktır. Şahit olun, ben onları mağfiret ettim ve onlara ziyafet olarak cennete girmeyi ihsan ettim," buyurdu.

Melekler: "Ya Rabbi! Onlardan falanca erkek ile falanca kadın gezmek için geldiler," derler, Cenab-ı Hakk "Onları da mağfiret ettim." buyurur.

Resulullah Efendimiz (s.a.v.) Arefe gününün akşamında ümmetinin rahmet ve mağfireti için dua etti, Allahü Teala ona:

"Şüphesiz, -bazısının bazısına yaptığı zulmün haricinde- o istediğini yapacağım, benim ile onlar arasındaki günahları da mağfiret edeceğim," diye icabet etti.

Bunun üzerine Resulullah Efendimiz "Ya Rabbi! Sen mazluma gördüğü zulümden daha hayırlı bir sevap vererek o zalimi de af etmeye kadirsin" dedi.

"O akşam Resulullah Efendimiz'in duası icabet görmedi. Müzdelife'nin sabahı olunca tekrar dua etti ve duası kabul edildi, 'Onları da mağfiret ettim.' buyuruldu. Resulullah Efendimiz (s.a.v.) tebessüm buyurdular.

Ashab-ı Kiram, "Ya ResulAllah! Gülünmeyecek bir saatte güldünüz, bunun sebebi nedir?" dediler.

Resulullah Efendimiz: "Allah'ın düşmanı şeytana güldüm. Allahü Teaala'nın duamı kabul ettiğini bilince, kendisine veyl'i ve yok olmayı isteyerek yukarıdan aşağıya düştü, yuvarlandı ve başına toprak saçtı, ona güldüm." buyurdular.

F.T.

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Arefe günü yapılacak ibadetler
« Yanıtla #10 : 06 Aralık 2008, 12:21:44 »
Hacca gidemeyen müslümanlar, Arefe günü günü öğle ile ikindi arası, kendini Arafat'ta kabul ederek Allah rızası için 2 rek'at namaz kılar.

Her rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 „Kul yâ eyyühel-kâfirun...“, 10 İhlâs-ı şerîf okur.

Namaza şu niyetle başlanır: „Yâ Rabbî, bugün şu saatlerde Arafat'ta binlerce müslümanın "Lebbeyk" diye ilticâ ettiği zamanda, âciz kulun orada bulunamadı. Bu kulunun rûhunu onlarla beraber kılıp, benim ilticâmı da onların ilticâsına ilhak buyur. Orada afv-ı umûmîye mazhar kıldığın kullarına beni de ilhak eyle, Allâhü Ekber.“

Namazda sonra:

70 İstiğfâr-ı şerîf,
11 veya 70 tevhid:
لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

„Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr“

3 veya 11 veya 70 tekbir:
اَللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ واللهُ اَكْبَرُ اَللهُ اَكْبَرُ وَِللهِ الْحَمْدُ

„Allâhü ekber. Allâhü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber. Ve lillâhil-hamd“
100 defa:

سُبْحَانَ الَّذِى فِى السَّمَاءِ عَرْشُهُ سُبْحَانَ الَّذِى فِى اْلاَرْضِ سُلْطَانُهُ سُبْحَانَ الَّذِى فِى اْلاَرْضِ حُكْمُهُ سُبْحَانَ الَّذِى فِى الْجَنَّةِ رَحْمَتُهُ سُبْحَانَ الَّذِى فِى الْقَبْرِ قَضَائُهُ سُبْحَانَ الَّذِى فِى الْقِيَامَةِ عَدْلُهُ سُبْحَانَ الَّذِى فِى الْبَحْرِ سَبِيلُهُ سُبْحَانَ الَّذِى رَفَعَ السَّمَاءَ سُبْحَانَ الَّذِى بَسَطَ اْلاَرْضَ سُبْحَانَ الَّذِى لاَ مَلْجَأَ وَلاَ مَنْجَأَ مِنْهُ اِلاَّ اِلَيْهِ

„Sübhânellezî fis-semâi arşuhû,
Sübhânellezî fil-ardı sultânühû,
Sübhânellezî fil-ardı hukmühû,
Sübhânellezî fil-cenneti rahmetühû,
Sübhânellezî fil-kabri kazâühû,
Sübhânellezî fil-kıyâmeti adlühû,
Sübhânellezî fil-bahri sebîlühû,
Sübhanellezî rafeas-semâe,
Sübhânellezî besetal-arda,
Sübhânellezî lâ melcee ve lâ mencee minhü illâ ileyh“

Arefe günü öğleden sonra Hızır (a.s.) ile İlyas (a.s.)'ın Arafatta buluştuklarında okudukları şu duâyı da mümkünse 100 defa okumalıdır:

بِسْمِ اللهِ مَا شَاءَ اللهُ لاَ يَصْرِفُ الصُّوءَ اِلاَّ اللهُ بِسْمِ اللهِ مَا شَاءَ اللهُ لاَ يَسُوقُ الحَيْرَ اِلاَّ اللهُ بِسْمِ اللهِ مَا شَاءَ اللهُ لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

„Bismillâhi mâşâallâhü lâ yasrifüs-sûe illallâh. Bismillâhi mâşâallâhü lâ yesûkul-hayra illallâh. Bismillâhi mâşâallâhü lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil-azıym“

Bundan sonra duâ yapılır.

Arefe ve bayram geceleri mümkünse Hatm-i İstiğfâr yapmalı ve tesbih namazı kılmalıdır. (Hatm-i istiğfâr, 1001 defa

اَسْتَغْفِرُ اللهَ الْعَظِيمَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ

„Estağfirullâhel-azıym. Ve etûbü ileyk“ şeklinde istiğfâr okumakla yapılır.)

Çevrimdışı Mezher

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 127
Ynt: Arefe ve Bayram Gecelerinin Ehemmiyeti [29 Eylül 2008]
« Yanıtla #11 : 06 Aralık 2008, 22:03:45 »
 Resulullah efendimiz (sav):
  "Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah'in kiymet verdigi bir gündür."  (Deylemi)

Bayram günü anne babasının kabrine giden kişinin, her adımına mukabil sevab verilir.Tefcirut Tesnim
Bayram günü anne babasının ellerini öpen ve onlara ikram edene Allah-ü Teala da ikramda bulunur.Tefcirut Tesnim


Kurban arefesi,bayram ve teşrik tekbirleri günleri biz ehli islamın bayramıdır.Ogün yiyip içme günleridir.(Ebu davut ve Nesai)

Teşrik tekbirinin aslı; Hz. İbrahim (as)'den rivayet edilen şu olaydır: Cebrail (as) Allahû Teâla (cc)'nın ihsan buyurduğu kurban ile Hz. İbrahim (as)'e geldiği zaman; Oğlu Hz.İsmail (as)'i kurban etme hususunda acele edeceği endişesi ile "Allahû Ekber, Allahû Ekber" diye nida etmiştir. Hz.İbrahim (as) Cebrail'i görünce "La ilâhe illâ'llahû va'llahû Ekber" diyerek cevap vermiştir. Hz. İsmail (as)'da, kendisine bedel olarak gönderilen kurbanı görünce: "Allahû Ekber ve li'llâhi'l Hamd) diye tesbihte bulunmuştur.(570) İşte teşrik tekbirleri, bu teslimiyeti ifade eder. Mü'minler "Teşrik Tekbiri" getirirken bu mahiyeti iyi tefekkür etmelidirler.

Teşrik tekbirlerinin lafzı şudur;

"Allâhû - Ekber, Allâhû - Ekber, Lâ ilâhe illâ'llâhu Vallâhu Ekber, Allâhû Ekber ve li'llâhi'l-Hamd"

« Son Düzenleme: 06 Aralık 2008, 22:05:54 Gönderen: Mezher »

Çevrimdışı Mezher

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 127
Peygamberimiz sav in Ümmetinin Affı için Arafe Günü Duası...
« Yanıtla #12 : 06 Aralık 2008, 22:41:34 »
Abbas b. Mirdas (r.a.)'dan : Arafe günü akşamı,  Peygamber efendimiz  ümmetinin affı ve Allah'ın onlara merhamet etmesi için dua etti. Peygamber efendimiz bu konudaki dualarını arttırınca, Cenab-ı Allah, ümmetinin birbirblerine yaptıkları zulümden dolayı işledikleri günahlar hariç kul hakkını ilgilendirmeyen günahları affettiğini kendisine bildirdi. Bunun üzerine Peygamber efendimiz şöyle dua etti. «Ya Rabbi! Sen zulmeden kullarına yaptıkları zulümden dolayı işlemiş oldukları günahların yerine onlara sevap vermeye kadirsin. Ve bu zalim kullarım affetmeye de kadirsin.» O akşam, Cenab-ı Allah Rasûlüne bir şey bildirmedi. Ertesi sabah Mûzdelife'de Hz. Peygamber efendimiz duasını tekrarladı. Cenab-ı Allah ona şöyle mukabele etti: «Onları da affettim.» Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) gülümsedi. Ashabdan bazıları:
«— Ya RasûlAllah! Niçin tebessüm ettiniz?» dediler. Hz. Peygamber efendimiz şöyle buyurdu. «Allah'ın düşmanı şeytana güldüm; O, Aziz ve Celil olan Allah'ın ümmetim hakkındaki duamı kabul ettiğini öğrenince feryad-ü figan etmeye ve başına topraklar atmaya başladı(Beybaki)
Hayat'üs Sahabe

« Son Düzenleme: 06 Aralık 2008, 22:49:34 Gönderen: Mezher »

Çevrimdışı narçiçeği

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 141
Ynt: Arefe ve Bayram Gecelerinin Ehemmiyeti [29 Eylül 2008]
« Yanıtla #13 : 07 Aralık 2008, 02:19:26 »
Halis ECE

Teşrik tekbirleri, arefe ve bayram geceleri

Teşrık tekbiri, teşrık günlerinde alınan tekbir demektir. Mükellef olan her Müslüman’a vâciptir. Teşrık tekbirleri hakkında Kur’an-ı Kerim’de, “Belli günlerde Allâh’ı zikrediniz” (el-Bakara, 184) buyrulmuştur.

Zilhiccenin 9’uncu günü arefedir. Arefe günü sabah namazından başlayarak beşinci günün –ki, zilhiccenin 13’üncü, bayramın dördüncü günü– ikindi namazına kadar her farzın arkasından “Allâhü ekber, Allâhü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd” denilerek tekbir alınır. Toplam 23 vakit eder.

Tekbir getirirken ara verilmemelidir. Sol tarafa selâm verildikten sonra, daha yerinden kalkmadan, mescidden çıkmadan ve dünya kelâmı konuşmadan tekbir getirmek lâzımdır.

Teşrık tekbirini almakta; münferid (namazını yalnız kılan), imam, cemaat, mukim, müsâfir, kadın, erkek, herkes aynıdır.

Namazın başından imama yetişemeyen kimse de, lâhık gibi yetişemediği rek’atleri kazâ edip selâm verdikten sonra bu tekbiri alır. Şayet tekbiri imamla birlikte alıp, sonra namazdan yetişemediği kısmı kazâya kalksa, namazı bozulmaz.

***

Arefe ve bayram geceleri mümkünse Hatm-i Enbiyâ, Hatm-i istiğfar yapmalı ve Tesbih Namazı kılmalıdır.

Açıklama: Hatm-i istiğfar, 1001 defa “Estağfirullâhe’l-azıym ve etûbu ileyk” diyerek istiğfar okumaktır. (Duâ ve ibâdetler, Fazilet Neşriyat, İstanbul, 1983, 51)

Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu

Çevrimdışı narçiçeği

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 141
Ynt: Arefe ve Bayram Gecelerinin Ehemmiyeti [29 Eylül 2008]
« Yanıtla #14 : 07 Aralık 2008, 02:22:07 »
Halis ECE

TERVİYE, AREFE VE NAHR GÜNLERİ

Hz. İbrâhim'in (aleyhisselâm) rüyâsı üç gece tekrar etti.

Birincisi “Terviye” gecesi ki, bir ses ona:

— Cenâb-ı Hakk oğlunu (İsmâil’i) boğazlamanı emrediyor, demişti.

İbrâhim aleyhisselâm sabaha çıkınca bunun Allah’tan mı, şeytandan mı geldiğinde tereddüt etti. Akşam oldu, yine aynı ses aynı emri verdi. O vakit anladı ki, bu rüya Hakk’tandır.

Üçüncü akşam da bu tekerrür etmişti. Artık kanaati büsbütün sağlamlaştı. Bu üç güne sırasıyla, “Terviye, Arefe, Nahr” denilmesi bundandır. “Terviye” tereddüt demektir. Tereddüdün ardından ise, gelen emrin Cenâb-ı Hakk’tan olduğunu bildi (Arefe) ve boğazlamaya (Nahr) karar verdi.

Mâlum olduğu üzere kurban edilmek istenen zât, İsmâil aleyhisselâmdır. Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz, “Ene’bnü’zebîhayn” yani, ben iki kurbanlık zâtın oğluyum, buyurmuşlardır. Bunlardan biri ceddi İsmâil aleyhisselâm, diğeri de babaları Hz. Abdullah’tır. Peygamber Efendimiz’in dedeleri Abdülmuttalib, Zemzem kuyusunun kazılması tamamlanır yahut on oğula sahip olursa, bunlardan birini boğazlamayı nezretmişti.

Ne zaman ki her iki dileği de hâsıl oldu, kur‘a çekti. Boğazlanma işi, oğlu Hz. Abdullâh’a isâbet etti. O zamanın eşraf ve ulemâsı kendisini bundan vaz geçirmeye çalıştılar. Nihâyet yüz deve kurban etmek suretiyle nezri yerine gelmiş oldu. İsmâil aleyhisselâmın kurban edilme keyfiyeti de Mekke’de vâki olmuş, kesilen koçun boynuzları Ka‘be’de asılı iken, “Haccac–İbnü Zübeyr” muhârebeleri esnasında yanmıştır.


TEŞRİK TEKBİRLERİNİ UNUTMAYALIM

Teşrik tekbiri, teşrik günlerinde alınan tekbir demektir. Mükellef olan her Müslüman’a vâciptir. Teşrik tekbirleri hakkında Kur’an-ı Kerim’de, “Belli günlerde Allâh’ı zikrediniz” (S. Bakara, 184) buyrulmuştur.

Zilhiccenin 9’uncu günü arefedir. Arefe günü sabah namazından başlayarak beşinci günün –ki, zilhiccenin 13’üncü, bayramın dördüncü günü– ikindi namazına kadar her farzın arkasından “Allâhü ekber, Allâhü ekber. Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber ve lillâhi’l-hamd” denilerek tekbir alınır. Toplam 23 vakit eder.

Tekbir getirirken ara verilmemelidir. Sol tarafa selâm verildikten sonra, daha yerinden kalkmadan, mescidden çıkmadan ve dünya kelâmı konuşmadan tekbir getirmek lâzımdır.

Teşrik tekbirini almakta; münferid (namazını yalnız kılan), imam, cemaat, mukim, müsâfir, kadın, erkek, herkes aynıdır.

Namazın başından imama yetişemeyen kimse de, lâhık gibi yetişemediği rek’atleri kazâ edip selâm verdikten sonra bu tekbiri alır. Şayet tekbiri imamla birlikte alıp, sonra namazdan yetişemediği kısmı kazâya kalksa, namazı bozulmaz.


NÜKTE: SAÂDETİN ESASI NEDİR?

Şâir Hersekli Ârif Hikmet Bey (1839-1903) şöyle demiştir:

“Pek çok yere seyahat ettim. Birçok ülke gezdim. Her tarîkati her mesleği tanıma fırsatı buldum. Çok para harcadım. Yedim içtim. Dünyanın acısına-tatlısına şâhit oldum. Saâdetin-mutluluğun esası olarak şu dört şeyi gördüm:

1. Sağlık ve âfiyet,

2. Hesâbını-kitâbını bilmek,

3. Güzel ahlâk,

4. Kalbi Allâh’ın zikriyle meşgul etmek...”



Sakın terk-i edebden kûy-ı Mahbûb-i Hudâ’dır bu
Nazargâh-i ilâhidir, Makam-ı Mustafâ’dır bu