Gönderen Konu: Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya  (Okunma sayısı 7695 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ber-ceste

  • yazar
  • ****
  • İleti: 551
Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya
« : 22 Ekim 2008, 19:38:28 »



Çinileriyle meşhur Kütahya'nın el sanatları kadar, kaplıcaları ve tarihi yerleri de ziyaret edenleri büyülüyor   Kütahya çinileri, el işçiliği ve ustalığının yıllardır süren geleneğini yaşatıyor İç Ege bölgesinde yer alan Kütahya, mutevazı olduğu kadar kendisiyle ve hayatla barışık bir şehir. Sokaklarında gezerken ve insanlarıyla konuşurken sakin ama canlı bir kentte olduğunuzu hissediyorsunuz.

İstanbul - Antalya karayolunun ortasında yer alan Kütahya; İzmir ve Ankara'ya da eşit uzaklıktaki coğrafi konumuyla adeta Batı Anadolu'nun merkezi konumunda. Bu yüzden olsa gerek pek çok Türk insanının gözünde Kütahya ismi 'bir yerden bir yere geçerken içinden geçilen şehir' olarak yer etmiştir.

Ancak Kütahya'nı kendi içinde çok zengin bir tarihi miras ve doğal güzellikler yanında kültürel değerleri de barındırdığını belirtmek gerek.

Söz gelişi, Kütahya ağızları ve deyişleri hakkında yayınlanmış çok sayıda eser vardır.

Ve eğer bütün bunlar size tanıdık gelmiyorsa, Kütahya şehrinin çinileriyle ünlü olduğunu mutlaka duymuşsunuzdur...

Kütahya İl Turizm ve Kültür Müdürlüğü'nün resmi sitesinde Kütahya'nın bütün kültürel ve tarihi özelliklerini, gezilmesi gereken yerlerini ayrıntılı şekilde bulmak mümkün.

NASIL GİDİLİR?

Kütahya'ya karayolu veya demiryoluyla ulaşmak mümkün. TEM üzerinden gidecekseniz Adapazarı-Bilecik çıkışından ayrılıyor ve Eskişehir istikametine doğru yola devam ediyorsunuz. Bilecik'in Bozüyük ilçesinin çıkışındaki yol ayrımından Antalya-Kütahya ayrımını takip edebilirsiniz.

Ankara'dan gelecek olanlar Eskişehir üzerinden; İzmir istikametinden gelenler Uşak-Gediz yoluyla ve Antalya istikametinden gelenler ise Afyon yolu üzerinden tabelaları izleyerek Kütahya'ya ulaşabilirler.

Antalya, İzmir, İstanbul ve Ankara şehirleri Kütahya'ya aşağı yukarı eşit uzaklıktadır. Bunu herhangi bir haritaya bakarak da görebilirsiniz.

NEREDE KALINIR?

Kent merkezindeki otellerin yanısıra, Kütahya şehir merkezine 20 km uzaklıktaki Yoncalı kaplıcalarında da oteller turistlere yılın 12 ayı hizmet veriyor.

http://www.kutahyakulturturizm.gov.tr/web/konaklama.aspx adresinden otel ve diğer konaklama tesislerinin adres ve telefonların öğrenmeniz mümkün.

NE YAPILIR?

Kütahya'da yöresel yemekleri tadabileceğiniz çok sayıda lokanta ve tesis var. Kütahya'da sadece bir gün kalacaksanız, kente hakim bir tepede kurulan Döner Gazino'ya gitmeniz tavsiye edilir.

Şehir merkezine yakın mesafedeki Yoncalı ve Ilıca kaplıcalarına Türkiye'nin pek çok yerinden gelen insanlarımız uygun fiyatla kaplıca hamamlarından ve konaklama tesislerinden yararlanabiliyorlar.

Frig vadisi olarak tabir edilen bölgede ise bizzat Kütahya valiliği tarafından desteklenen ve geliştirilen 'doğa turizmi' aktivitelerine katılabilirsiniz.

Hayattan bir mola almak ve Anadolu halkının konukseverliğini yakından tanımak istiyorsanız, Kütahya'nın size sunacağı bir şeyler mutlaka vardır!
Tadını çıkarın...

güncel.net
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..

Çevrimdışı Himmet

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 847
Ynt: Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya
« Yanıtla #1 : 23 Ekim 2008, 13:37:03 »
9 günlük bayram tatilimizi bizde Kütahya'da geçirdik.Daha önce neden gitmedik diye de kendimize epey kızdık.O kadar çok beğendim ki Kütahya'yı doğal güzellillerinin yanısıra insanlarındanda çok etkilendik.Gerek kültürleri ile, gerek yaşam tarzları ile Osmanlı kültürünü devam ettirdiklerini düşünüyorum.Biz Simav'da kaldık ama diğer ilçe ve köylerinide gezmeye çalıştık.Açık başlı hanımların hemen hemen yok denecek kadar az olduğunu gördüm.Hatta 12-13 yaşlarındaki kız çocuklarının bile tülbent kullandıklarını gördüm.Bu benim çok hoşuma gitti.Hatta eşime Allah bize o günleri gösterirse inşaAllah ileride oğlumuza buradan gelin adayı araştıralım dedim.   e58)) Tabi bu şimdilik hayal ama belki nasib olur.  :mhcp

Çektiğimiz fotoları inşaAllah ekleriz.
Zatının, Sıfatının,Esmasının, Efalinin hudutsuzluğunca Şükürler olsun Ya RABBİİM..

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Ynt: Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya
« Yanıtla #2 : 23 Ekim 2008, 15:17:03 »
İnsanların dan çok etkilendik deyince aklıma geldi;

Kütahya'ya birkaç kez gitmek nasip oldu.En çok dikkatimi çeken şey esnafın müşteriye çok nazik davranması.Misal kuruyemişciden alt tarafı üç kuruşluk çekirdek alıyorsunuz adam teşekkür ederim efendim, yine bekleriz .... gibi cümleler sarfediyor.Orada kalan yakınıma sormuştum hemen hemen tüm esnaf böyle dedi.Mal alsan da almasan da çok nazikler.

Çevrimdışı Himmet

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 847
Ynt: Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya
« Yanıtla #3 : 23 Ekim 2008, 15:51:46 »
Fatihan kardeşim başka bir bölümde yazmıştım ama tekrar hoşgeldiniz.  :)

Kesinlikle çok kibar ve misafirperver insanlar.Birde maşaAllah Allah adetlerini arttırsın mümin ve mümine kardeşlerimiz çok fazla.Zaten Kerameti malum..
Diğer yerlerde de aynımı idi dikkat etmedim ama bana garip gelen tek şey; arabalarını yolun ortasına park etmeliriydi.İlk ulaştığımızda vakit gece olmuştu.Uyuklama hali ile yanlış gördüğümü zannettim ama doğru görmüşüm.Buna bir mana veremedim.

Gerçekten çok etkilendiğim bir seyahat oldu.Her hali ile muhteşem bir ilimiz Kütahya.
Zatının, Sıfatının,Esmasının, Efalinin hudutsuzluğunca Şükürler olsun Ya RABBİİM..

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Ynt: Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya
« Yanıtla #4 : 23 Ekim 2008, 15:55:22 »
Fatihan kardeşim başka bir bölümde yazmıştım ama tekrar hoşgeldiniz.  :)

hoşbulduk kardeşim teşekkür ederim dikkatimden kaçmış olmalı, yaşlanıyoruz :)

Çevrimdışı setre

  • Moderatör
  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1146
  • Hâzâ Tezülü
Ynt: Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya
« Yanıtla #5 : 23 Ekim 2008, 18:56:55 »
Hay Allah benim duyduğum, dinlediğim Kütahyaya hiç benzemiyor burası. Orayı görmüş olan bir yakınım çok küçük olduğunu, havasının her zaman sert ve soğuk olduğunu,en büyük alışveriş mağazasının lcw olduğunu, öğrencilere evlerin çok pahalıya verildiğini orda vakit geçirmenin çok sıkıcı olduğunu anlatmıştı.Bakış açısı dedikleri bu olsa gerek (:
Bilgiler için teşekkür ederiz. Gönlümüzde Türkiyeyi köşe bucak gezmek isteği var ama ömrümüz vefa eder mi ?  Nasip olur mu ? Bilinmez...
Hep ertelediğim zaman,bir türlü varamadığım diyardı...

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Klasik Kütahya Tarzı
« Yanıtla #6 : 24 Ekim 2008, 01:26:45 »








*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı BT 857

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 198
Ynt: Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya
« Yanıtla #7 : 24 Ekim 2008, 01:39:35 »
kütahyali olmama ragmen bu kadar güzel anlatamam.cok güzel yazmissiniz.bence kütahyamizi  degerli kilanda o kerametdir.InsAllah kadrini bilebiliriz...
LA TENSENA

Çevrimdışı tarihman

  • yazar
  • ****
  • İleti: 751
Ynt: Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya
« Yanıtla #8 : 24 Ekim 2008, 09:35:51 »
Kütahya'ya karşı ilgiliniz beni çok sevindirdi. İyi ve güzel düşünceleriniz için teşekkür ederim. Burada belirtilmeyen en büyük hususlardan birisi de... Kütahyalının misafirperverliği... Memleketimi çok seviyorum.
« Son Düzenleme: 24 Ekim 2008, 12:02:45 Gönderen: Ay Işığı »
Bu hizmet peygamber hizmetir. Cenab-ı hakk sevdiği kullarını dinine hizmet ettirmek için sevkeder. Bu hizmetler sevkullahtır, sevkullahtır. (Hacı Süleyman Dede)

Çevrimdışı Himmet

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 847
Ynt: Ateşte açan çiçekler diyarı: Kütahya
« Yanıtla #9 : 24 Ekim 2008, 15:28:50 »
Alıntı
Kütahya'ya karşı ilgiliniz beni çok sevindirdi. İyi ve güzel düşünceleriniz için teşekkür ederim. Burada belirtilmeyen en büyük hususlardan birisi de... Kütahyalının misafirperverliği... Memleketimi çok seviyorum.

Kesinlikle çok kibar ve misafirperver insanlar.Birde maşaAllah Allah adetlerini arttırsın mümin ve mümine kardeşlerimiz çok fazla.Zaten Kerameti malum..
Her hali ile muhteşem bir ilimiz Kütahya.

Hocam özellikle belirtmişdik ama..  :oops:

Bu vesile ile merak ettiğim bir hususu dile getireyim.Kütahya- Gedizde deprem sırasında bir dağ ikiye bölünmüş ve karşıdan bakıldığında da bu görülüyormuş.Doğrumu? Bunu o kadar çok merak ettim fakat "tarhana festifali" yazan duyurulara fazla takıldığım için ve saat çok erken bir vakti gösterdiği, satıcıların ve belde halkının istirahatte olduğu, bundan dolayı tarhana satın alamamış olmama kederlenirken dağlara dikkat etmeyi unutmuşum.Çok merak ettiğim için buna çok üzüldüm.

Kütahya'yı Sonbaharda gördük.Birde ilkbahardaki halini merak ediyoruz.İnşaAllah bir dahaki seferimizde o mevsimde gidebilmek nasib olur.
Zatının, Sıfatının,Esmasının, Efalinin hudutsuzluğunca Şükürler olsun Ya RABBİİM..

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Çini, seramik ve porselen şehri: Kütahya
« Yanıtla #10 : 20 Haziran 2010, 09:44:39 »
Frig, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapan Kütahya, 7 bin yıllık tarihi geçmişinde hep çini ve seramik üretimiyle ün kazandı, bu alanda yetiştirdiği ustaların ürettiği eserlerle sadece Türkiye'nin değil, dünyanın sayılı çini ve seramik merkezlerinden biri kimliğiyle tarih sayfalarındaki yerini korudu.

Anadolu'nun batısındaki tarihi kentlerden Kütahya'nın adı, seramikle ilgili anlatılan rivayete dayanıyor.

Rivayete göre, dul bir kadının çanak çömlek pazarına getirdiği birbirinden güzel testi, tabak ve vazolar hem çok zarif hem de çok sağlammış. Pazara gelen alıcılar kadının yolunu gözler, onun pişirdiği toprak kapları satın alabilmek için etek dolusu para harcarmış.

Çanak çömlek esnafı neredeyse iflas edecek duruma düşmüş. Toplanıp karar vermişler, "Bu ince işçilik, bu sağlam çanak çömlek kadının hüneri değil, kullandığı çamurun eseri. Bizim çamurumuz iyi değil. Kadını izleyelim, nereden toprak alıyorsa biz de oradan alalım" demişler.

Bir pazar dönüşü yaşlı kadını gizlice izlemişler. Kad ın bugünkü Kütahya'nın bulunduğu yere gelmiş, küçücük bir tepeden heybesine toprak doldurup geri dönmüş. Ondan sonra tüm çömlekçiler buraya yönelmiş ve atölyeler kurmuş, bir şehir yapmışlar. Adı o günden sonra "seramik şehri" anlamına gelen "Seramorum" olmuş.

Bölgeye hakim olan Frigler, MÖ 11. yüzyılda kendi dillerinde seramik şehri anlamına gelen Kotiyum'u, Seramorum'un yerine kullanmaya başlamış. Daha sonra Kotiaetion, Katiaion, Cotyaeium, Cotyaeum ve Cotyaium şeklinde anılan kentin adı, Anadolu Selçukluları döneminde Kütahiye, zamanla da Kütahya olmuş.



Kütahya'da Friglerle başlayan seramik yapımı, Bizans dönemi sonuna kadar sürekli gelişme gösterdi. 100 yılı aşkın bir süre Selçuklular ile Bizanslılar arasında tampon bölge olarak kalan Kütahya'daki çini eserlerde, bu devirde Bizans ve Selçuklu sanatının özellikleri birlikte kullanıldı. Daha sonra Beylikler döneminde Germiyan Beyliği'nin başkenti haline gelen Kütahya'da çinicilikte Osmanlı kültür ve sanatının etkisi görülmeye başlandı.

Kütahya'da 1314 yılında yapılan Vacidiye Medresesindeki Abdülvacit Efendi'nin sandukasında ve 1428'de inşa edilen Yakup Bey Türbesinde ilk Osmanlı devri renkli sırlı çini tuğlalar kullanıldığı dikkati çekiyor.

15. yüzyıl Osmanlı seramik ve çini sanatı, mavi beyaz grubu çinileriyle ön plana çıktı. Bu yüzyılda mavi beyaz çiniler, Kütahya'nın bazı yapıları yanında İstanbul ve Kudüs mimari eserlerinde de kullanıldı.

Kütahya'da çini ve seramik sanatı faaliyetleri 16. yüzyılda yavaşladı, buna karşı İstanbul ve Osmanlı'nın diğer önemli merkezlerinde yapılan mimari eserlerde Kütahya çinilerinin kullanıldığı biliniyor. 1528-1529 tarihli Gebze Çoban Mustafa Paşa Türbesi, 1522 tarihli Manisa Valide Sultan Camisi ile Topkapı Sarayı'nın çeşitli ünitelerinde Kütahya'da yapılan mavi beyaz çiniler kullanıldı.

İlk Osmanlı çinileri, 14. yüzyılda İznik'te yapılmaya başlandı, Kütahya bu dönemde çinicilikte ikinci merkez konumundaydı. İznik çiniciliği 17. yüzyı lda gerileyince Anadolu'daki çini üretim merkezi olma konumunu bu yüzyılda Kütahya'ya bıraktı.

Kütahya çiniciliğinde süsleme sanatı, dokuma motiflerinden esinlenerek geliştirildi. Bu süslemeler, iç içe geçmiş dal, yaprak şekilleri ve geometrik şekillerden oluşuyor.

Kütahya'da 14. ve 15. yüzyıllarda ilk Osmanlı çinileri, çömlek çi kili olan kırmızı hamurdan yapılıyordu. Bu teknik Kütahya çiniciliğinde ö nemli bir aşama olarak nitelendiriliyor.

Bu yüzyıllarda sır altı tekniğinde mavi, kobalt mavisi, beyaz renkler kullanılmış ve çiniler beyaz hamurundan yapılmış. Süsleme olarak daha çok k üçük çiçekler, damarlı yapraklar, ince dallar, "S" biçimli motifler, kanca yapraklar kullanılmış.

17. yüzyılın ikinci yarısında büyük gelişme gösteren Kütahya çiniciliği, kendine özgü renklerle İznik çiniciliğinden ayrılarak, bu renkler sır altında kobalt mavisi, firuze, çalık yeşili katılarak oluşturulmuş. Kimi eski ustalar karışımlarını başkalarına öğretmedikleri için bazı renkler gün ümüzde elde edilemiyor.

Dünyaca ünlü gezgin Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde Kütahya'da 17. yüzyılda 34 çini atölyesi olduğunu, bu yıllarda İstanbul, Kütahya ve Osmanlı yurdunun birçok büyük kentinde pek çok cami ve binanın Kütahya çinileriyle süslendiğinden bahsediyor.

İstanbul'un Kadıköy ilçesinde tarihi Haydarpaşa Garı'nın denize bakan kısmında yer alan Haydarpaşa İskelesi, Kütahya çinilerinin kullanıldığı tarihi eserlerden biri olarak dikkati çekiyor.

Ünlü mimar Vedat Tek tarafından inşa edilen ve Kütahya çinicili ğinin ustalarından Mehmed Emin Bey'in çinilerle süslediği Haydarpaşa İskelesi, Osmanlı döneminin son eserlerinden biri konumunda bulunuyor.

Özellikle çinileriyle süsleme sanatları içinde ayrı bir yeri olan yapının denize bakan cephesinde, kapı üzerindeki "Haydarpaşa" ibaresi bulunan çini panonun alt köşesinde yer alan "Mehmed Emin min te-lamiz Mehmed Hilmi Kütahya Sene 1334" şeklindeki kitabeden, çinilerin 1915'te yapıldığı anlaşılıyor.

İç kısmında yer alan kiremit, turkuvaz, beyaz, mora çalan lacivert ve kırmızı renklerle oluşturulmuş figürler içeren çiniler, bu yapının tarihi özelliğini ve o dönemde Kütahya çiniciliğinin bulunduğu aşamayı ortaya koyuyor.

Mehmed Emin Bey'in Kütahya'daki atölyesinde ürettiği çiniler, Bostancı ve Büyükada iskeleleriyle Eyüp'teki Osmanlı padişahlarından 5. Mehmed'in türbesini de süslemiş.
Osmanlı'nın son dönemindeki atılımını Cumhuriyet döneminde de sürdüren Kütahya çiniciliği, Cumhuriyet'in kuruluşundan bu yana geleneksel ile modern formları birleştirme çabasında olmuş.

Kütahya çinilerinin tarihsel gelişimini ortaya koyan örnekler, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi'ndeki "Kütahya Çini ve Seramikleri Koleksiyonu"nda yer alıyor.

1980'li yıllarda Suna Kıraç'ın isteğiyle toplanmaya başlanan ve y ıllar içinde genişleyip zenginleşerek günümüze ulaşan bu özel koleksiyon, bü nyesinde çeşitli dönem ve türlerden 400'den fazla parçayı barındırıyor.

Bu koleksiyon, özellikle 18. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan zaman diliminde Kütahya çini ve seramik sanatı gelişim çizgisinin ayrıntılı bir biç imde izlenmesine imkan sağlıyor. Koleksiyonda bir araya getirilen eserler, "hem koleksiyonun yapısı hem de Kütahya çiniciliği konusunda genel bir fikir vermek amacıyla hazırlanan sınırlı bir seçkinin parçaları" diye nitelendiriliyor.



Vakıf, koleksiyonun daha geniş biçimde tanıtılmasını sağlamak ve koleksiyonu genişletmek için çalışmalarını sürdürüyor.

Günümüzde Kütahya'da çinicilikte kullanılan ham maddeler, Kütahya ve komşu illerden sağlanıyor. Bu ham maddelerden plastik olanlar "Kırklar Toprağı", "Gri Bilecik Kili", "Maya" ve "Çamaşır Kili", plastik olmayanlar ise "Çakmak Taşı", "Beyaz Bilecik Kili" ve "Tebeşir" diye isimlendiriliyor.

Ham maddelerin belli oranlarda karıştırılmalarıyla çark, dökü m ve pres denilen üç tür harman hazırlanıyor. Çark harmanında düz duvar tabağı, vazo, saksı ve şekerlik, döküm harmanında biblo, bardak, tabak ve küllük, pres harmanında d üz ya da desenli duvar plakaları yapılıyor.

Ocaklardan gelen ham maddeler önce öğütülüyor, çakmak taşı ile bir değirmende kuru olarak karıştırılıyor. Plastik ham maddeler harman yapılarak havuzlarda 1-2 gün bekletildikten sonra elek veya bezden geçirilerek 20-25 gün dinlendiriliyor. Plastik olmayan ham maddeler ise kaynatılıp süzülerek harmana ekleniyor.

Dinlendirilmiş harman, kapalı suyu alındıktan sonra alçı kalıplara dökülüyor ya da eski fırın plakaları üzerine yayılıyor. Bö ylece harmanın bileşimindeki su oranıyla plastik maddelerin bileşimindeki su oranı eşitleniyor. Harmana çark, torna, döküm ya da presle biçim veriliyor. Kurutma kışın kapalı yerlerdeki raflarda, yazın ise açık havada yapılıyor. Plakalar püskürtme, diğer ürünler daldırma yoluyla sırlanıyor.

Sırlamanın ardından 11-14 saatte 800-950 derece sıcaklığa ulaşan fırına verilen objeler, çizim, boyama ve sırlama sonrası yeniden fırınlanıp çıkarıldıktan sonra "ateşte açan çiçekler" diye tanımlanan ürünler ortaya çıkıyor.

Kütahya'da, son Germiyan Beyi 2. Yakup tarafından külliye olarak yaptırılan ve uzun yıllar Vahid Paşa Halk Kütüphanesi olarak kullanılan yapı, 1999'dan itibaren Çini Müzesi olarak hizmet vermeye başladı.

İçindeki yekpare mermer şadırvandan dolayı "Gökşadırvan" olarak da isimlendirilen yapıda, topraklarını Osmanlı'ya vasiyet eden 2. Yakup Bey'in çinili sandukası yer alıyor.
İmaretin bitişiğinde yer alan ve 1960'lı yıllarda yıkılan medresenin taş vakfiye kitabesi, giriş kapısının güneyindeki niş içine alınmış. 39 satırdan oluşan kitabe, Osmanlı Türkçesiyle yazdırılmış. Üzerinde Germiyanoğlu 2. Yakup'un vakfettiği yerler, burada çalışanlara verilecek ücretler ve medreseye gelen misafirlere nasıl davranılacağı belirtilmiş.

Müzenin vitrinlerinde, 14. yüzyıldan başlayarak günümüzde yap ılan örneklerden oluşan çiniler yer alıyor. El emeği, göz nuru dökülerek tek tek fırçayla yapılan bu çiniler birer sanat eseri.

Yapının iç kısmında bulunan odada en eski Kütahya çinileriyle çini yapımında kullanılan madde, boya, fırça ve desen örnekleri sergileniyor. Bu malzemeler, çiniciliğin ne kadar zahmetli bir iş olduğu konusunda ziyaretçilere bilgi veriyor.

Tarihteki ilk toplu iş sözleşmesi olan ve 1766'da Kütahya'da imzalanan Fincancılar Anlaşmasının bir örneği de bu müzede bulunuyor. Orjinali Ankara'daki Milli Kütüphanede olan, Vali Ali Paşa huzurunda yapılan anlaşmada, 24 iş yerinden baş ka iş yeri açılmayacağı ifade edilerek, fincancı usta, kalfa ve çırakların alacağı ücretler tek tek yazılmış. Bu anlaşmaya uymayanların ölüme bedel kürek cezasına çarptırılacağı belirtilmiş.

Geçen mart ayında hayatını kaybeden avukat Sadık Atakan'ın, babas ı Hacı Bahattin Atakan'dan kalma evi müzeye dönüştürerek oluşturduğu Türkiye'nin ilk özel çini müzesi de onun ölümünün ardından kapatıldı. Buradaki eserler, Kütahya Valiliği binasının girişinde oluşturulan özel bölümde sergileniyor.

Kütahya'da 1948 yılında doğan Sıtkı Olçar, Amerikalıların termik santral yapımı için kurdukları şirkette çalışırken çini sanatına yönelmeye karar verdi ve 1973'te kurduğu "Osmanlı Çini" atölyesinde üretime başladı.

İlk yıllarda İznik çinilerinin mavi beyaz renklerini kullanarak imitasyon ürünler yapan Olçar, antik desen ve formları uyguladığı çinicilik çalışmalarında, İznik ve Kütahya örneklerini ele alarak yeni biçim ve öz arayışına yöneldi.

1980'den itibaren özellikle İznik çinileri üzerine çalışarak kaybolup gitmekte olduğu sanılan Kütahya çiniciliğine yeni bir boyut ve dinamizm getiren Olçar, İznik çiniciliğinin sırrı 300 yıldır çözülemeyen mercan kırmızısını bulmayı da amaç edindi.

Eserlerini el yazısıyla "Sıtkı" olarak işaretleyen Olçar, yurt i çindeki ününü birçok ülkede düzenlediği sergilerle yurt dışına taşıd ı. 1980'den bu yana ABD, Japonya, İngiltere, İspanya, Fransa, İtalya, Belçika, İsviçre, Avusturya, Yunanistan, Bulgaristan ve Cezayir'de sergilere katılan Olçar, İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Aydın ve Bursa'da da sergiler açtı.

Aralarında İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) fuayesi, Koç Grubu'nun Talia Oteli ve Fethiye'deki Ece Saray Oteli'nin lobileri ile merhum İhsan Doğramacı'nın evinin de bulunduğu birçok mekanı, Sıtkı Olçar'ın çinileri süslüyor.

Olçar, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu'nun (UNESCO) 2008 yılı değerlendirmesinde "Yaşayan İnsan Hazineleri Uluslararası Listesi"ne kabul edildi.
İl merkezine 25 kilometre uzaklıktaki Seyitömer Höyüğü'nde 2006'dan bu yana her yıl düzenli olarak yapılan kazılar, Kütahya'da MÖ 3000'li yıllarda da seramik üretildiğini ortaya çıkardı.

İklim koşulları, fırın ve dokuma tezgahı ağırlıklarının fazlalığını göz ö nüne alan arkeologlar, burasının MÖ 3000'li yıllarda seramik üretim merkezi olduğunu belirledi.
Burada seramik üretimi yapıldığı ve Mezopotamya'dan Ege Adalarına kadar çeşitli ticari ilişkileri olduğu yönünde bulgulara ulaşan arkeologlar, höyüğün Erken Tunç Çağı katmanında kalıpla üretilen seramik eserler elde etti.

Kütahya'da çini, seramik ve porselen üretimi son yıllarda modern ve geleneksel formların birleştirilmesi yönünde devam ederken, bu alanda büyük ölçekli şirketler ürettikleri ürünleri hem yurt içi hem yurt dışındaki pazarlara arz ediyor.

Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası (KÜTSO) kayıtlarına göre, "Çini, El Sanatları, Yöresel Sanat Faaliyetleri" iş kolunda 77 firma, "Seramik, Porselen" iş kolunda ise 54 firma faaliyet gösteriyor. Bunların yanı sıra kentte çok sayıda küçük ve orta ölçekli atölyede çini ve seramik üretimi yapılıyor.

Dünya Bülteni / Kültür Servisi