Gönderen Konu: Bankacı Eğitim Sistemi  (Okunma sayısı 2109 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Bankacı Eğitim Sistemi
« : 06 Ekim 2011, 00:51:21 »

Geçtiğimiz hafta eğitimin iki temel sorunundan bahsetmiştik. Bunlar eğitimin hayata dair pek az bilgi içermesi ve yaparak-yaşayarak öğrenmek yerine masa başında öğrenmeye bizi mahkum etmesiydi. Bu hafta ise eğitimin, eğitim sisteminin önemli bir yarasına değineceğiz.

Günümüz neslinin 16-18 yılı okul sıralarında geçiyor. Bir yılda ortalama 180 iş günü okula gittiğimizi düşündüğümüzde ortalama 3000 günümüz okulda, öğrenmekle geçiyor. Bu üç bin gün sonrasında hepimiz, düşünen, analiz eden, sorgulayan, üretken, aktif, orijinal çalışmalar yapan ve yeniliğe açık bireylerin yetişmesini umuyoruz. Ancak gelin görün ki, üç bin günlük eğitimi geride bırakan birçok öğrenci, paragraf sorularını çözmekten aciz kalıyor. “Yukarıdaki paragrafta aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?” sorularını doğru yapabilen öğrenci sayımız çok az. Bu tarz yorum ve muhakeme gerektiren sorularda başarımız oldukça düşük.

Dahası öğrencilerimiz, birbirinin kopyası ödev ve tezler hazırlıyor. Günümüz öğrencilerinden orijinal çalışmalar görmek çok zor. Matematik problemlerinde sadece sayıları değiştirerek aynı soru sorulduğunda bile öğrencilerimiz soruyu cevaplamakta zorlanıyor. Bunun nedeni eğitim sistemimizde saklı.

Biliyorsunuz, günümüz çağı bilgi çağı olarak adlandırılıyor. Her gün yeni bilgi üretiliyor. Yapılan araştırmalarla bilgi hazinesi her geçen gün zenginleşiyor. Şu anki eğitim sistemimiz öğrenciyi bir depolama alanı görerek bu alana sürekli bilgi yüklemesi yapıyor.  Halbuki öğretilmesi gereken yeni bilginin üretilmesi, bilgilerin ayıklanması ve yorumlaması olmalı.

Şu anki sistemde öğrenme işlemi çok basit bir mantık üzerine kurgulu: Kaydet, ezberle, tekrar et.
Öğrenciler kendi zihin kutucuklarına her gün doldurulan gerekli-gereksiz bilgileri kaydetmekle, ezberlemekle ve tekrar etmekle meşgul. Paulo Freire bu sistemi Bankacı Eğitim Sistemi olarak adlandırıyor. Nasıl ki, bankaya gidiyoruz, orada bizim adımıza açılan alana para yatırıyoruz, bu para hesabımıza kaydediliyor, burada depolanıyor ve istediğimizde bu para bize geri veriliyor. Aynı şekilde eğitim sitemi de öğrencilerimizi bir banka olarak görüyor ve bilgi paracıklarını onların zihin kutusuna yerleştiriyor. Bu sistemin sonucu olarak da üretmeyen, kolaya kaçan, kopya çeken, ezberlediği bilgiyi hayata geçiremeyen, sağlıklı analiz yapamayan bireyler yetişiyor. Kısacası bankacı eğitim sistemi düşünmeyen ama ezberleyen insanlar üretiyor.  

İstanbul’un fethini öğrenen bir öğrenci fetih tarihini, fetih için yapılan hazırlıkları ve fethin sonuçları maddeler halinde ezberliyor. Ancak bu öğrenciye “Neden İstanbul’un fethi ile bir çağ açılıp kapandı?” diye sorduğumuzda cevap alamıyoruz. Çünkü bu öğrencimiz analiz ederek ve tartışarak değil de ezberleyerek öğrenmiştir. Bunca yıllık eğitim sonrasında zaten aklında kalan tek bilgi kırıntısı fethin tarihidir. Fatih’in kişiliği, onu fethe ulaştıran özellikleri nedense bilinmemektedir öğrencimiz.

Eğitim sistemimiz artık bilgi yükleme fonksiyonunu bırakmalı; bilgiyi yorumlayacak, yeni bilgiler üretebilecek ve toplumun hizmetine sunabilecek bireyler yetiştirme görevini üstlenmelidir. Aksi taktirde kalpleri ve dimağları fethedecek yeni Fatihler yetiştirmek pek de mümkün olmayacaktır. Bankacı eğitim sistemi değişmediği sürece Fatih Projesi’de bize beklediğimiz fatihleri hediye etmeyecektir.

Eğitime Dair Kısa Kısa

* Geçen sene alınan kararla Arapça ilköğretim okullarında seçmeli yabancı dil dersi olarak okutulabilecekti. Bu sene başında Arapça’nın müfredatı hazırlandı ve yayınlandı. Artık öğrenciler talep ederse İngilizce yerine Arapça’yı yabancı dil olarak görebilecek.
Teoride güzel bir uygulama ama acaba kaç okulumuzda öğrenci kendi yabancı dilini seçiyor ki?
Dil öğrenmede en önemli dönem çocukluk dönemi ise neden tüm çocuklar İngilizce’ye yönlendiriliyor?
Bu konuda daha etkili bir planlama gerekmez mi?
Hem Arapça gibi Osmanlı Türkçesi’de ders olarak programa konulamaz mı?
Kendi kaynağını, dedesinin kitabelerini okuyamayan bir neslin önüne geçilemez mi?

* Geçtiğimiz günlerde okul ürünlerinde denetleme yapıldı. Velilerin alış veriş yaptığı noktalardan alınan 13 ayakkabı numunesinin 10’unda, 78 kırtasiye ürününün 41’inde aşırı kansorejen madde tespit edildi. Söz konusu çocuklarımız, yani bu ülkenin geleceği. Üreticileri daha duyarlı olmaya, devletimizi ise denetimleri sıklaştırmaya davet ediyoruz.

* Yaz aylarında haberlerde kantinlerde obeziteye yol açan gıdaların satılmayacağı haberleri çıktı. Ancak eğitim dönemi başladı ve kimsede ses seda yok. Kantinler yine eski gibi.
Yoksa bu karar, büyük gıda firmalarının engeline mi takıldı?



Mehmet Teber - 05 Ekim 2011 Çarşamba