Gönderen Konu: Bayat Pazarı Nasıl Bit Pazarı Oldu?  (Okunma sayısı 713 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9220
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Bayat Pazarı Nasıl Bit Pazarı Oldu?
« : 15 Haziran 2015, 13:23:46 »

Bayat Pazarı Nasıl Bit Pazarı Oldu?



Kullanılmış veya arızalı eşyaların satıldığı yerlere “bit pazarı” deniyor. Eskiden büyük yerleşim yerlerinde bit pazarları kurulur, iyi de rağbet görürmüş. İlk önceleri bu tür pazarlara halk arasında “Bayat pazarı” denirken zamanla “bat pazarı” ve son olarak bit pazarı denmiş. Osmanlılar zamanında bit pazarları ve eski eşya satan dükkanlar sıkı bir şekilde denetlenirmiş. Özellikle çalıntı malların satılıp alınması yasakmış. Çalıntı malları alan ve satan esnaf ticaretten men edilirmiş. Gelişen onca teknolojiye rağmen bugünün bit pazarları ve antikacılardan çalıntı mallar satılıyor mu derseniz orası biraz muamma.

Eskilerin alıcılarıyla buluştuğu mekanları gezip dolaşınca insan düşünmeden de edemiyor. Günümüzden ne kalacak yarınlara? Tüketim çağının günlük kullanımlık, bayağı, reklamlarla abartılmış eşyalarından ne kalabilir ki bizden geriye? Sorular devam edip gidiyor.

Üsküdar’da bir antika dükkanından derlediğimiz ve günümüzde kullanılmayan birkaç eşyayı sizlerle paylaşıyoruz.

Sanatın kitap hali

Osmanlıların İslamî yazıyı kağıda nakşetmede gösterdikleri beceri bütün İslam aleminde hayranlıkla karşılanırdı. “Kur’ân-ı Kerîm Mekke’de nazil oldu, Mısır’da okundu ve İstanbul’da yazıldı” sözü zamanla darb-ı mesel haline gelmişti. Yazı yazmanın yanı sıra, divitlerin ve mürekkebin hazırlanması, değerli metal ve taşlardan mamul çeşitli işlemeler ile bezeli hokkaların kullanımıyla da başlı başına bir medeniyetti Osmanlı.

İşte görmeye pek alışık olmadığımız bir çeşit olan metalden mamul ve işlemeli bir hokka…

Hatırlayan beri gelsin

Ateş yakmak her devir için önemli. Yiyecekleri pişirmek, ısınmak, aydınlanmak ve hatta savaşmak için ateş vazgeçilmez bir araç. İlk kıvılcım için eskiden beri kullanılan en bilindik yöntemlerden biri çakmak taşı. Sonraki dönemlerde ateş yakmak için kullandıkları vazgeçilmez yöntemlerden biri ise; kav mantarından koparılan ufak bir parçayı çakmak taşı üzerine koymaktı. İş şöyle olurdu. Yüksek karbonlu çeliği çakmak taşına vurarak ortaya çıkan kıvılcımlarla kavı tutuşturudu ve ateş yanardı. Kav çakmağı ismi verilen ve iki parçadan, yani çelik ve çakmak taşından oluşan aksamın çelik olan parçalarını görüyorsunuz.

“Osmanlı neden hazinesini ağzına kadar doldurdu” denirdi?

Çünkü Osmanlı milletinin parası hep metalmiş. “Osmanlı hazinesini ağzına kadar doldurdu” cümlesinde bir yanlışlık olmamasının sebebi de budur. işte Osmanlı devrinden kalma, ağzı metal kendisi deri cüzdan. Bugün yaşasaydılar parayı icat ettikleri için Lidyalılar ne düşünürlerdi acaba? Muhtemelen pişmanlık duygusu hakim olurdu. Ya da kredi kartlarına bakarak “Bizden daha da kötüsünü icat edenler de varmış.” diğerek kendileriniteselli mi ederlerdi?

Cönk nedir?

Osmanlı devrinin bilhassa halk şairlerinin şiirlerinin bulunduğu uzun ve ensiz deri kaplı defterlere “cönk” denirdi. Şeklinin benzerliğinden dolayı bu tür defterler için sığırdili, yahut danadili tabirleri de kullanılırmış. Cönkler daha ziyade şiirleri ihtiva etse de içinde bazı dini bilgiler, hutbe ve vaaz notları da bulunuyormuş. İşte girişinde bulunan tezhip ile dikkatleri kendisine çeken bir cönk…

Devrin teknoloji harikası

1964 marka Alman malı bir Beirette fotoğraf makinesi.

Teknoloji aslında fotoğrafı, yani görüntüyü kayıt altına almayı katletti. Lakin biz henüz bunun farkında değiliz. Eski adetlerimizden biri de özellikle bitmek bilmeyen kış gecelerinin bir faaliyeti olan “fotoğraflara bakma”ydı. Hususi olmayan fotoğraflar, albümler içerisinde getirilir ve sırayla, elden ele gezerdi. “Bu kim?”, “burada kaç yaşındaydın?”, “Burası neresi?” türünden sorular ve bunlara verilen cevaplarla mazi canlı tutulurdu. Şimdi bu durum “televizyona bakmak” olarak değişti ve soruların yerini ziyadesiyle sessizlik aldı. Çünkü zamanla bakılacak fotoğraf kalmadı.

Not: Eşyaların fotoğraflanmasına müsaade ettiği için ‘İslambol 34’ Antika’dan Yaşar Bey’e teşekkürler.

Ayarını bozduğun kantar birgün gelip seni tartar

Ayarını bozduğun kantar birgün gelip seni tartar, atasözünü çok severim. Haddizatında kantar, terazinin atasıdır. Muhtemelen paranın icadıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Takaslı alışveriş devrinde ağırlığın bir hükmü olmasa gerek.

Tarih boyunca pekçok çeşidi kullanılan terazilerde temel pirensip dengedir. Bir tarafa tartılacak nesneler, diğer tarafa ağırlık ölçü birimleri konur ve denge sağlanmaya çalışılırdı. Şimdilerde işlem çok daha basit. Yeterki fişi pirize takmayı, yahut pilleri değiştirmeyi unutmayın.


Haber Merkezi | 01 Haziran 2015 | http://insanvehayat.com/bayat-pazari-nasil-bit-pazari-oldu/