Gönderen Konu: Bir Aileye Doğan İslam Güneşi  (Okunma sayısı 1555 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Bir Aileye Doğan İslam Güneşi
« : 18 Temmuz 2014, 10:50:31 »

Bir Aileye Doğan İslam Güneşi



Hıristiyan iken Müslüman olarak yepyeni bir hayata başlayan Ruhan Bey’in eşinin, sayfaların en temizine geçişinin hikâyesini anlatacağız. Ruhan Bey, Rusya’da müteahhitlik yapan Türk asıllı bir beyefendi, eşi ise evlendikten sonra İslam’la müşerref olan Rus asıllı bir hanımefendi.

Moskova’da tanıştıkları Hamza Bey ve ailesi dost sohbetleriyle islam’a ısınmış ve kendi araştırmalarıyla da bu durumu kesinleştirerek Hıristiyanlıktan Müslümanlığa geçmiş. Müslüman olmasıyla birlikte beş vakit namaza başlamış ve Ruhan Bey’in de islamiyet’e daha sıkı bağlanmasına vesile olmuş.

İşte bu sürecin hikâyesini Ruhan Bey’in eşinden bizzat dinledik. Eşinin Rusça anlattıklarını Ruhan Bey bize tercüme ederken, yeni Müslüman olan bir hanımefendinin yaşadıklarını ve o anlardaki hissiyatını duygulanarak dinledik.

“Küçüklükten beri Allah’ı arayan birisiydim. Eşimle evlendikten sonra Hamza Bey ve ailesiyle tanıştık. Her Pazar kahvaltıya gidiyor, Hamza Bey’in hanımı ve kızlarıyla sohbet ediyorduk. islamiyet’ten konu açılınca islamiyet’e olan merakım artıyordu. Eşim de o sıralarda yeni yeni namaz kılmaya başlamıştı. Eskiden sadece Cumalara giderken, biraz daha dikkat eder olmuştu. Bu durum bende de daha fazla bir merak uyandırmaya başladı.

Bu görüşmelerin birinde bana bir islam ilmihali hediye ettiler. islam dininin esaslarını ibadetlerini anlatan bir ilmihal kitabıydı bu. Müslümanlar için yazılmış olan bu kitabı büyük bir rahatlıkla okuduğumu fark ettim. Hıristiyanlar için Müslümanlığı anlatan bir kitap değildi, içinde hiçbir baskı ve sert bir üslup yoktu. Bir Müslüman nasıl yaşar, nasıl ibadet eder gibi konuları okudukça kalbim daha da ısınmaya başladı. insanın niçin namaz kılması gerektiğini, zekât vermesinin toplumda nasıl bir fayda sağladığını anlatıyordu. Ben ilk defa namazın beş vakit kılındığını öğrendim. Yani, namaz beş vakit kılınıyor, demek ki bir insan günde beş vakit Allah’ı hatırlıyor ve dua ediyor. Bu çok güzel bir şeydi. Çünkü,insanların her anında Allah var.

Kimi zaman geceleri kalkıyor ve eşimi namaz kılarken görüyordum. Kalbimde bir şeyler canlanıyordu, içim içime sığmıyordu. Ben de Allah’a yalvarmak, ibadet etmek, adeta namaz kılmak istiyordum.

O sırada eşimin bir işi dolayısıyla Tayland’a gitmiştik. Akşam vakti otelde istirahate çekilmiştik. Eşim işleri ile meşgul olurken, ben de bir kenarda o ilmihali okumaya başladım. Okurken kendimi tarif edilemez bir duygu dünyasında hissediyordum. O an öyle bir şey geldi ki aklıma, tüylerim diken diken oldu: Eğer ben yarın ölürsem Müslüman olarak mı, yoksa Hıristiyan olarak mı ölmeliydim?

Bir karara varabilmek için dışarıya çıkmak istedim. Eşime aşağı hava almaya ineceğimi söyledim.
Akşam vakti olduğu için biraz tedirgin oldu. Yalnız kalmak istediğimi, Allah’la konuşmaya gideceğimi söylediğimde şaşkınlıkla bana baktı.

Otelin önündeki havuzun kenarına geldim, bir kenara oturarak düşünmeye başladım.

Evet, bütün hayatım boyunca Hıristiyan olarak yaşamıştım. Beni bu inançta tutan şey neydi, onu bilemiyordum. Doğrusu, hiçbir zaman isa Peygambere yaratıcı olarak bakmamıştım. Hz. Muhammed (sav) ise, “Allah bir” diyen bir kul ve dinin esaslarını bildiren bir peygamberdi. O esnada Müslüman olmaya karar verdim. Rusça olarak kelime-i şahadet getirdim.

Müslüman olunca birden rahatlayacağımı düşünüyordum, ama birden kalbim sıkışmaya başladı, çok huzursuz oldum ve gayr-i ihtiyarî ağlamaya başladım. Gözyaşlarıma hâkim olamıyordum.

Bir anda zihnim gerilere gitti ve yine çok ağladığım bir günü hatırladım. Bir kilisedeydim, hıçkıra hıçkıra ağlıyordum, çok ağlamıştım. Birden küçük bir kız çocuğu yanıma gelmiş ve gülümseyerek bana, “Ağlama, her şey çok güzel olacak” demişti. O an çok büyük bir mutluluk duymuş ve Allah’ın bana o melek gibi tertemiz çocuğu göndererek bunları söylettiğine kanaat getirmiştim.

Bir sesle düşüncelerimden sıyrıldım. Havuz kenarında ağlarken yanıma bir adam gelmişti ve yanında elinden tuttuğu küçük bir çocuk vardı. Adam bana dönerek, “Üzülmeyin, her şey çok güzel olacak” diyordu. Yanındaki çocuk etrafımda dönerek oyun oynamaya başladı. Bunun üzerine kalbimdeki darlık gitti, ferahladığımı ve rahatladığımı fark ettim.

Tam o esnada da eşim Ruhan gelmişti. Ona bakarak, “Selamun aleykum” dedim.

Büyük bir hayretle bana baktı. Kekeleyerek, “Aleyküm selam” diye mukabele etti.

Şaşkınlık ve heyecandan ne olup bittiğini anlayamamıştı. “Ne oldu?” diye sordu.

Müslüman olduğumu söyledim. inanamadı ve tekrar kelime-i şehadet getirmemi istedi, kulaklarıyla şahit olmak istedi. Getirdim. Büyük bir mutluluk ve heyecan içinde birbirimize sarıldık. Eşim hemen elimden tutup “Yukarı çıkalım namaz kılalım” dedi.

Hemen odamıza çıktık. Bana abdest almasını öğretti ve beraber iki rekât şükür namazı kıldık. Her şey o kadar güzeldi ve ben o kadar mutluydum ki, kendimi inanılmaz derecede rahatlamış ve hafiflemiş hissediyordum. Namaz kılmak zaten istediğim, hissetmek istediğim, özlediğim bir şeydi. Allah’a yalvarmak ve dua etmek gerçekten tarifsiz bir hissiyattı.

Hamza Bey ve ailesi Müslüman olduğumu öğrendiklerinde çok mutlu oldular, ağlayanlar oldu. Hediyeler aldılar, seccadeler, tespihler, tesettüre uygun elbiseler hediye ettiler. Bana sarılıyorlardı ve artık hepsi, kardeşim gibi olmuştu, adeta bir bayram havası yaşadık.

Arkadaşım Elif bana Kur’an okumanın öneminden ve sevabından bahsetti. Onun sayesinde iki ayda elifba’yı öğrendim. O sırada Ramazan ayı girmişti, Kuran-ı kerim’i hatmetmek istiyordum.
Zorlanarak da olsa 45 günde Kuran’ı hatmetmeyi başardım.

Fark ettiğim güzelliklerden biri de şuydu: Müslüman olmadan önce müsafirlerden çok hoşlanmazdım. Eve müsafir gelmesine sevinmezdim; ama Müslüman olduktan sonra müsafirleri evde ağırlamanın, onlara iftar sofrası hazırlamanın ne kadar büyük bir güzellik olduğunu anladım. Sevabının büyüklüğünü anlattıklarında ise çok mutlu oldum.

Şimdi Müslüman olmayan diğer arkadaşlarıma islamiyet’ten bahsediyorum. islam hakkında hiçbir şey bilmiyorlar, sadece televizyondan gördükleri gibi islamiyet’i terörizm, bütün Müslümanları da terörist zannediyorlardı. Fakat anlattığım zaman hepsi çok şaşırdı ve hayretle beni dinlemeye başladılar. Onlara islam’ın sevgisinden, hadisi şeriflerden anlatıyordum, hepsi çok memnun oluyorlar, islam’ı seviyorlar.

Ne var ki, annem ve babam Müslüman olmadı. Hatta annem Müslüman olduğumu duyduğunda çok korktu. Onların Müslüman olmaları için canımı bile verirdim. Çünkü Müslümanlık kıymet biçilemez bir hazine, Müslüman olup da bu kıymeti bilmeyenler, anlayamayanlar var.

Eşimle beraber Türkiye’ye geldiğimizde namaz vakti biz camiye yetişmek için koşuştururken hiç kimsede böyle bir çaba olmadığını gördüğümde çok şaşırdım. Türkiye’de insanların ekserisi Müslüman olmasına rağmen, Müslüman bir anne babadan dünyaya gelmesine rağmen namaz kılmayan, başörtüsüne dikkat etmeyen birçok hanım var, ben bu duruma çok şaşırıyorum.

Ama o İslamiyet’i çok iyi yaşayanlar yok mu, onların yüzündeki o mutluluk, o ışıltı, o nur var ya. işte onlara çok imreniyorum.


Yavuz Selim UYSAL | 14 Temmuz 2014 | http://insanvehayat.com/bir-aileye-dogan-islam-gunesi/