Gönderen Konu: Biz Yanlarında Olmayınca...  (Okunma sayısı 591 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9212
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Biz Yanlarında Olmayınca...
« : 04 Kasım 2015, 00:07:51 »

Biz Yanlarında Olmayınca...

Ayakları üzerinde duramayan ve bizden uzaklaşma emareleri gösterenlere karşı sorumluluğumuz var. Onlarla bağımızı koparmamamız gerekiyor. Zira unutulan insana birileri, bir çevre mutlaka sahip çıkar. Ya da nefsi ve şeytanıyla başbaşa kalır.

Etrafımızda tanıdığımız pek çok insan vardır. Hayatları sıradan bir şekilde devam ederken birden değiştiklerini ve Allah’a yöneldiklerini görürüz.

Bazen bir Cuma sohbeti buna vesile olur. Vaizin insanı kalbinden yakalayan konuşması dinleyenin içinde var olan cevherin birden ateş almasına neden olur ve ortaya çok güzel bir müslüman çıkar. Bazen arkadaşların tavsiyesiyle Eyüp Sultan’da kılınan bir sabah namazının manevi atmosferi insanı kucaklar, bir mübarek sahabi ile aynı safta namaza durmuş gibi bir başka iklime dalar ve namaz sonrasında türbenin yanında ellerini Rabbin huzuruna açarak hayata çok farklı devam edeceğine dair söz verir. Bazen Efendimizin sakal-ı şerifini ziyaret, bazen musallâda yatan bir ölünün sessiz seslenişi, bazen bir sel veya deprem insanın hayata yeni bir başlangıç yapmasına neden olur.

Kimi zaman da bir veli kula Allah için yapılan ziyaret, insanın düzensiz hayatını alabora eder. Tevbe ederek geçmişe bir sünger çeker ve her şeye yeniden başlar. Çevremizde, bu şekilde kendisine çeki düzen veren ve ömrünün geri kalan kısmını iyi bir müslüman olarak sürdürmeye çabalayan insanlar az değildir.

Yeni bir sayfa açanlar

Bu samimi müminlerin durumu, Hz. Peygamber Efendimizi her zaman görme imkanı olmayıp da uzaktan arada bir gelerek, hayatlarına O’ndan aldıkları enerjiyle devam ettiren sahabilere benzer. Onlar, Allah Rasulü’nde ve etrafındaki kutlu sahabilerinde gördükleri olağanüstü güzellikteki yaşamdan etkilenerek memleketlerine çok farklı birer insan olarak dönerler. Beldelerine vardıklarında, aldıklarını aktaran birer yansıtıcı gibi çevrelerindekilerin İslâm’ın güzellikleriyle bezenmesine vesile olurlar.

Ziyaretlerine gittiğiniz yeni hacılarımıza bir bakınız. Yüzlerinde dünyadan uzaklaşmanın, günleri dolu dolu Allah ile birlikte geçirmenin, kalbi dünyadan arındırmanın ve tatlı bir mümin olmanın manevi aydınlığını yüzlerinde görürsünüz. Geçekten de yüzlerine bir nur inmiştir. Kâbe’de Rablerine bütün günahlarından tövbe ettiklerine, geçmiş hayat defterlerini kapatıp yeni bir sayfa açtıklarına söz vermişlerdir. Hacdan geldiklerinde gördüğünüz o yüzler, yeni başladıkları farklı hayatın başlangıç dönemidir. Bu nedenle tevbenin ve Allah’a yakın olmanın güzelliği yüzlerini aydınlatmıştır.

Tevbe uyarıları

Hayat, insanın önüne kendisini düzeltmesi için sayamayacağı kadar böyle güzel fırsatlar çıkarır. Ancak herkesin bunları fırsat bilerek yaşamına çeki düzen verdiğini söyleyemeyiz. Bazen büyük şehirlerdeki cenaze namazlarına şahit olursunuz: Musallâya konan cenazenin onu tanıyanlara söylediği hiçbir şey yokmuş gibi, katılanların önemli bir bölümü kenarda bekleyerek cami cemaatinin cenaze namazını kılmasını bekler. Bir kısmı da cenaze namazını kılmakla birlikte, bir şeyi kutlamaya gelmişçesine arkadaşlarıyla olağan günlük konuşmalarını devam ettirir. Hiçbir ders ve ibret almadan cenaze merasimini bitirerek evlerinin, işlerinin yolunu tutarlar. Hayata kaldıkları yerden aynen devam ederler. Bir cenazeyi, bir ahiret yolcusunu, bir ölüm habercisini uğurlanmamış gibi... Sanki ölüm onların kapısına uğramayacakmış, aynı yere uzanmayacaklarmış gibi...

Yeni çizgide sebat

Müminin, hayatın önüne çıkardığı fırsatları ganimet bilerek kendisine çeki düzen vermesi çok önemli olmakla birlikte, önemli olan bir husus daha vardır: Değişimi devamlı kılmak...

Nitekim etrafımızda nice insanlar görürüz, hayatın kendilerine sunduğu fırsatı güzel değerlendirirler ancak bunu fazla devam ettiremezler. Mesela hac ibadetini yerine getirdikten sonra bir müddet ibadetlerine ciddiyetle devam eden, haram helal hususunda son derece hassas olan, ağzından kötü bir söz çıkmaması için çırpınan bazı insanlar, bir müddet sonra bu hallerini kaybetmeye başlarlar ve neredeyse hac öncesi hayata geri dönerler. Bir dönem geçtikten sonra üzerlerinde sadece “hacı” ismi kalır. Bu da çoğunlukla onlarla alay etmek için kullanılır. “Hem hacısın, hem de yaptığına bir bak!” anlamında...

Benzer durumları, bir veli kulu ziyaret ettikten veya güzel bir sohbet halkasında anlatılanlardan etkilendikten sonra hayatında değişiklik yapan bazı kimselerde de görebiliriz. Bir müddet istikamet üzere devam eden hayat çizgisi, bir süre sonra kırılmaya başlar ve insan önceki kötü haline geri döner. Artık o yeniden kurtarılması gerekenler tarafındadır.

Neden tökezliyoruz?

Böyle insanların güzelleşen yaşamlarını neden aynı çizgide sürdüremediklerinin elbette pek çok nedeni vardır. Ancak bunların içinde bir sebep vardır ki, hepsinden önemlidir. O da, İslâm’ın kendi başına yaşanacak bir din olmadığıdır. Müslümanı ayakta tutan, kendisine destek olan iyi çevredir. Bu çevreden koptuğunda, ilk heyecanı onu bir müddet istikamet üzere tutabilir ama toplumun baskısına dayanamaz. Bir süre sonra kazanmış olduğu değerlerden fire vermeye başlar. Dayanma gücüne göre direnir, ancak o güzel ortamın içine tekrar kendisini alamazsa toplum onu kendisine benzetir.

Öyleyse insanın istikamet üzere bir hayata dönmesi çok önemli olmakla birlikte, belki ondan daha önemlisi, tevbe sonrasındaki güzel halini koruyabilmesidir.

Uzaklaşanlara yakın durmak

Ayakları üzerinde duramayan ve bizden uzaklaşma emareleri gösterenlere karşı sorumluluğumuz var. Onlarla bağımızı koparmamamız gerekiyor. Zira unutulan insana birileri, bir çevre mutlaka sahip çıkar ya da nefsi ve şeytanıyla başbaşa kalır. Ayrıca insan yalnız olamayamadığından, bir arkadaş çevresine mutlaka ihtiyaç duyduğundan, kendisini yeni bir çevrenin içine atar. Biz onun etrafında olmazsak, birileri mutlaka olur.

Bu nedenle yakın arkadaş çevremizde ilgiye, dostluğun sıcaklığına muhtaç olan kardeşlerimizi kendi hallerine bırakmamak gerekir. Böyle insanları sadece etraflarında bulunan iyi arkadaşları ayakta tutar. Sürekli şevk ve heyecanlarının yenilenmesine ihtiyaç duyarlar. Oradan koptuklarında İslâmî değerlerden de uzaklaşırlar.

Bu noktada üzerimize düşen sorumluluğun ne kadar önemli olduğunu fark etmişizdir. İslâm’ı yaşamak kulluk görevimiz olmakla birlikte, bu güzelliği etrafımızda yaşatmak için çabalamak da sorumluluklarımız arasındadır. Bu nedenle, etrafımızdaki dostlarımıza gözlerimizi kapatamayız, onların yavaş yavaş bizden uzaklaşmasına, münker ortamların müdavimleri olmasına rıza gösteremeyiz.

İNSANI KAYBETMEK ÇOK KOLAY

İnsanı kazanmak, nefsanî ve şeytanî isteklerin ortasından çekip çıkarmak zordur. Hele de kazanıp kaybettikten sonra tekrar kazanmak çok daha zordur. Kaybetmek ise kolaydır. Uzun bir süre şeytan ve nefsin isteklerine göğüs geren insan, bir boşluk anında eski hayatına bir dalıverdiğinde geri dönmesi kolay olmayabilir. Bu nedenle istikamet çizgisi üzerinde devam etmek, bu yürüyüşü kalbine iyice benimsetememişler için nispeten zordur. O çizgiden gerisin geri dönmesi veya sapması kolaydır ve bu her an olabilir. Zira şeytan ve nefsin isteklerine boyun eğmek insana aldatıcı bir haz verir ve gönül bununla rahatça çelinebilir. Bu yüzden etrafımızda bulunan dostlarımıza sahip çıkmak durumundayız. Çünkü “biz varsak, onlar da vardır. Biz olmadığımızda, onlar da yoktur.”

Kardeşlerimize sahip çıkmanın yolu, onların hallerini hatırlarını sormak, sorunlarında yanlarında olmak, üzüntülerini ve sevinçlerini paylaşmaktır. Bunu yaptığımız takdirde hem ona verdiğimiz değeri göstermiş, hem de onu bizimle tutmuş oluruz. Sonuçta müminlerin birbirlerine kenetlenerek oluşturdukları yapıdan bir tuğla eksilmemiş olur.

Kendimizi de koruma altına alıyoruz

Arkadaşlarımıza yakın durmaya devam ettiğimiz sürece, korumaya aldığımızın sadece ilgilendiğimiz dostlar olmadığını anlarız. Aynı zamanda kendimizi de koruma altına aldığımızı fark ederiz. Zira beraber olduğumuz güzel insanlar bizlerin de istikamet üzere durmasına yardımcı olmaktadır. Biz onlar vasıtasıyla, onlarla birlikte olduğumuz için ibadetlerimizden daha bir lezzet almaktayız. Onlar vesilesiyle hayatımızı nafile ibadetlerle süslemekteyiz. Onların destekleriyle haram ve helal hususunda çok hassasız.

Bu güzel atmosferden uzaklaştığımız takdirde, kötü ortamın, nefsin ve şeytanın arkadaşlarımızı çaldığı gibi bizi de kopartıp alacağını çok iyi biliyoruz. Hepimiz birbirimizi etkiliyoruz ve hepimiz birbirimizi destekliyoruz. Bu yüzden “arkadaşlarımız olmadığında biz de yokuz.”

İlgi sevgiyi besler

İnsan ilgiye muhtaçtır. Arkadaşlarından güç alarak değerlerine sahip çıkmayı sürdürür, imanı güçlü olarak varlığını devam ettirir. Hz. Peygamber Efendimizin ashabıyla alakadar olmasının, onları kendi hallerine bırakmamasının bir nedeni de buydu. Hasta olan arkadaşlarını evlerinde ziyaret eder, mutlu günlerinde yanlarında yer alır, yeni doğan çocuklarını kucağına alarak sever, cenazelerine iştirak eder, hüzünlerini paylaşırdı. Yani desteğe ihtiyaç duydukları anlarda yanlarında olur ve böylece gönül birlikteliğini pekiştirirdi.

Onlar da Allah Rasulü ve onun kutlu arkadaşlarıyla birlikte olmanın verdiği manevi hazla, İslâm üzere bir hayat sürmeye ve bu din için her türlü fedakârlığı göstermeye hazır olurlardı. Gözlerini kırpmadan canlarını Allah yolunda feda etmek için öne atılan ve cenk meydanlarında şehit olmayı en büyük onur sayan kutlu insanların ruh halini anlamaya çalışırsak, arkadaşlarından aldıkları manevi desteği çok rahat görürüz.

Bütün bunlar bizlere gösteriyor ki, istikamet çizgisine girmek çok önemlidir, ancak bir o kadar önemli olan da bu çizgide durabilmektir. Bunun yolu ise birbirimize sahip çıkmaktan, hiçbirimizin kendi haline kalmamasından geçmektedir. Bunu yapabilirsek, Allah ve Rasulün gerçekleştirdiği o güzel dostluğu bizler de kendi hayatımızda gerçekleştirebiliriz. Kendimizi kaybetmeyiz ve İslâm’ın güzelliğini etrafımızdan başlayarak tüm dünyaya çok tatlı bir lezzette sunabiliriz.

İsterseniz işe Allah Rasulü s.a.v.’in çokça yaptığı şu duayla başlayalım:

“Ey Allahım! Kalpleri iyiden kötüye, kötüden iyiye çeviren ancak sensin. Kalbimi, dininde sabit kıl.” (Tirmizî)


Alıntıdır...