Çocuklarımıza yedirdiğimiz organik gıdalar ne kadar güvenli?

Başlatan İsra, 14 Eylül 2009, 04:28:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

İsra

Organik diye aldığımız, yediğimiz ve çocuklarımıza yedirdiğimiz organik gıdalar ne kadar güvenli? Acaba aldıklarımızın hepsi gerçekten organik mi, yoksa sadece etiketlerinde mi organik yazıyor? Bu tartışmalı konuyu daha iyi anlamak için bilmeniz gereken konuları, Forbes.com detaylı bir şekilde ele alıyor.

Amerikan Klinik Beslenme Dergisi'nde yayınlanan araştırmaya göre, organik gıdaların vitamin ve mineral bakımından daha yüksek kalitede olduğunu destekleyen hiçbir kanıt yok. Amerikan Tarım Dairesi, standartlar geliştiren ve organik ürünleri onaylayan Ulusal Organik Programı denetleyeceğini duyurdu.

Organik gıda çevre için daha iyi: Endüstriyel tarımda üretim yapılırken yüzde yüz garantili, fakat bazen zararlı metotlar kullanılıyor. Bu teknikler arasında, ürünün daha çabuk gelişmesini sağlayan kimyasal kullanımı, böcek istilasını ve hastalıkları önlemek için tarım ilacı kullanımı, büyümeyi ve malın sağlığını maksimum boyuta getirmek için antibiyotik ve hormon kullanımı yer alıyor. Sertifikalı organik ürünler bu yöntemlerden hiçbirini kullanmıyor ve kirliliği azaltırken toprak ve su tasarrufuna odaklanıyor.

Organik ürünler pahalı: Organik gıda üretimi emek-yoğun olan bir sistem olduğundan gıdalar daha pahalıdır. Organik ürünlerin geleneksel ürünler kadar fazla kâr getirmemesi, fiyat farkının bir diğer sebebidir. Organik ürün savunucuları, geleneksel olarak yetiştirilen ürünün çevre temizliği ile halk sağlığı maileyetlerinin son fiyata eklenmesi halinde organik üründen daha pahalı olabileceğini tartışıyor.

Organik gıda onaylanmalı: Organik ürünlerin kalitesini düzenlemek için Amerikan Tarım Dairesi 2002 yılında sertifika sürecini hayata geçirdi. Bu uygulama, tükecilerin hakiki organik tekniklerle üretilen ürünleri, organik olmayan ancak marketlerde "tamamen doğal " etikite altında satılan ürünlerden ayırmalarına yardım ediyor. Tarım Dairesi, bu ürünlerin yüzde 95 ve daha fazla organik içerikten yapılması gerektiğini belirtiyor.

Organik gıdaların onayı daha yakından inceleme gerektiriyor: Amerikan Tarım Dairesi onay programı ile tüketicilere tedbir sunuyor. Hükümet yetkilileri, geçtiğimiz günlerde bundan emin olmak için onay verme programını denetleyeceklerini söylediler. Ulusal Organik Koalisyonu mevcut standartların ulusal protokollere uygun olmadığını söyledi. İçinde sentetik ya da dengeleyici içerikler bulunan bebek mamaları ve rendelenmiş peynirin de içinde olduğu bazı ürünler de organik olarak etiketlendiriliyor.

Birçok organik seçenek var: 2008 yılında tüketiciler organik gıdalara 23 milyar dolar harcadılar. 1997 yılında bu rakamın 3,6 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Büyüyen bir pazar olan organik gıda, General Mills, Kellogg ve Dean Foods gibi büyük gıda üreticilerini cezbetti. Şu anda Amerika'da 16 bin onaylanmış organik gıda üreticisi ve işleyicisi var. Bunun yanında 100 ülkede Amerika'ya ihracatına izin verilen 11 bin firma bulunuyor. 10 yıl öncesine göre, değişik organik markalar arasında seçim yapmak kolaylaşıyor.

Organik gıdalar her zaman sağlıklı değil: Kurabiye kutusunun ya da dondurma kabının üzerinde organik etiketinin olması, bu gıdanın sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Bu yiyecekler halen yağ, şeker, kalori ve tuzla dolu olabilir. Whole Foods firmasının CEO'su John Mackey, geçtiğimiz günlerde bu çelişkinin doğruluğunu kabul etti.

Organik gıdalar daha fazla besleyici değildir: Organik gıda taraftarları organik gıdaların yüksek oranda besin maddesi içerdiğini söylerken, bu iddayı destekleyen çok sayıda bilimsel araştırma yok. 55 araştırmanın sistematik görünümü organik gıdaların içindeki C vitamini, potasyum ve demir gibi 11 besin kategorisinin 8'inde bir farklılık olmadığını gösterdi. Araştırmacılar, içerdiği besin değerlerine göre, organik ve organik olmayan gıdalar arasındaki farkın önemsenmemesi gerektiğini söylüyorlar.

Tuğra

Her doğal ürün, organik değildir!

'Doğal' diye satılan ürünlerin çoğu organik değil

2008'de uluslararası pazarlarda cirosu ilk kez 50 milyar dolar sınırının üzerine çıkan organik yiyecekleri tüketenlerin sayısı hızla artıyor. Ama bilmemiz gereken önemli bir ayrıntı var: 'Doğal' diye satılan ürünlerin çoğu organik değil

1970'lerin ortalarında bir yılımı Avusturya'da geçirdim. Türkiye'deyken manavda alışveriş ederken elmanın en kırmızısını, domatesin en büyüğünü seçmeye alışmıştım. Viyana'da o dönemde ilk organik manavlar hizmete girdi.

Burada satılan ürünler bir alemdi. Köylü pazarı artığı, tezgahlar toplanırken çöp diye bırakılan meyvelerin, pörsümüş sebzelerin benzerleri burada en kaliteli ürünlerin iki katı fiyatıyla satılıyordu. Ben ve benim gibiler, bunlara dünyanın parasını ödeyip yiyenlerle alay ediyorduk. O günlerde biz nereden bilecektik, suni gübre, kimyasal ilaç, hormon, antibiyotik, katkı, boya içermeyen ürünlerin bir nimet olduğunu?

Biz manavımızdan, bakkalımızdan satın aldıklarımızın zaten sağlığa uygun olduklarını varsayıyorduk. Hatta turfanda kirazlar biraz olgunlaştığında, midemiz kalkmasın diye büyüklerimiz "Artık içinden bülbül çıkıyor," diye şifreli biçimde bunların kurtlandığını söylediklerinde, "Doğru dürüst ilaçlasalar da kirazın kurtsuzunu yesek," diyorduk. Sonra kuşaklar boyu aynı kalan tatlar hızla yavanlaştı, her zaman var olan meyve çeşitleri kayboldu.

Gazetelere zaman zaman içlerinde zehirli ilaç kalıntıları bulunduğu için filan ülkeden geri yollanan tarım ürünleriyle ilgili haberler yansıdığında, ilk kez yediğimiz bu ürünlerin zehirli, hormonlu, antibiyotikli ve daha nice tehlikelerle dolu olabildiğini öğrendik.

Bu zehirlerin sadece bizleri zehirlemekle kalmayıp, çocuklarımızın, onların çocuklarının genlerini de bozacağını, hasta, sakat kuşakların beklenebileceğini duyduğumuzda artık organik ürünlerle alay etmeyi bıraktık, bizler de bu ürünleri aramaya koyulduk.

ESKİSİ KADAR PAHALI DEĞİLLER

1990'ların sonlarında Amerika'daki dev kimya kuruluşları meyve ve sebzelerin genlerini değiştirmeye, tohumları şifrelemeye başladılar. Dünya ticaret örgütünün de baskısıyla bu ürünler 'sağlıklı', bizim geleneksel ürünlerimiz 'sağlıksız ve verimsiz' ilan edildi. İşte o zaman sadece okumuş, aydın kişiler değil, çocuklarının, torunlarının geleceğinden kaygı duyan herkes kendilerine zarar vermeyecek ürünleri nereden bulacaklarını araştırmaya başladılar. Organik ürünleri destekleyen sivil toplum örgütleri oluştu.

İdealist tarım üreticileri geleneksel tarım yaptıkları toprakları dinlendirip organik tarıma hazırladılar, zararlılarla kimyasallar yerine doğal yöntemlerle mücadele yöntemlerini öğrendiler, gübrenin doğalını kullandılar ve bizde de organik tarım başladı.

Organik ürünlerin alıcısı vardı, ama ürünü alıcıyla buluşturacak sistem düşünülmemişti. Şişli'de birincisi açılan organik pazarlar bu alanda öncü oldu. Sadece taze değil, işlenmiş organik ürünler üreten firmalar da ortaya çıktı. Kuşadası'nda Gürsel Tonbul Hanım'ın organik ürünler çiftliğini gezdiğimde gözlerime inanamadım.

Bir yanda tümüyle organik bir yaşam süren mutlu büyük ve küçük baş hayvanlar, diğer yanda organik zeytininden narına, pembe domatesinden ekmeğine, meyve sızmalarına, ekşilerine, pekmez ve reçellerine dek çok sayıda ürün mevsiminde üretiliyor, sertifikalı olarak ülkenin, hatta dünyanın dört bir yanına gönderiliyordu.

Geçen gün 60 civarında idealist ortağın kurduğu Tarladan Eve adlı organik dükkanlar zincirinin Bebek'teki şubesine yolum düştü. Bir duvarında bütün tedarikçi firmaların organik sertifikaları asılıydı.

Rastgele ürünler seçtim, faturalarını istedim. Her parti malın hangi üreticiden geldiğini faturalardan belirledim. Sonra o firmaların sertifikalarına baktım. Burada tescil edilen ürünler arasında benim faturada adını gördüğüm ürünlerin olup olmadığını kontrol ettim. Evet, hepsi sertifikalı organik ürünlerdi. Fiyatları da bana makul göründü.

Görünüşlerine dayanamadım, hemen oracıkta ucundan koparıp, kimyasalların bulaşmadığı güvencesiyle taptaze karnabaharın bir küçük çiçeğini ağzıma attım, tadına doyamadım. Sonra kendimi tutamadım, iki büyük kesekağıdı dolusu sağlıklı, organik ürünlerle evin yolunu tuttum. Benim 1970'lerde alay ettiğim organik ürünlerin 2008'de uluslararası pazarlarda cirosu ilk kez 50 milyar dolar sınırının üzerine çıkmış durumda.

Henüz dünya pazarının sadece yüzde 12 kadarını organik ürünler karşılıyor. Ama toplumlar bilinçleniyor. Organik ve geleneksel ürünler arasında 1970'lerdeki kadar büyük fiyat farkları kalmadı. Ayrıca ürünlerin görünümleri eskisi gibi albenisiz, ucuz değil. Tarladan Eve grubu gibi birçok firma kendi ürettiği malı kendisi pazarlıyor.

Böylece aracı kârı ortadan kalkınca, geleneksel tarımla fiyat farkı azalıyor, hatta domates gibi ürünlerde yazın neredeyse tümüyle ortadan kalkıyor.

Biz tüketicilerin bilmemiz gereken önemli bir ayrıntı, 'doğal' diye satılan ürünlerin organik olmadığı ve bunların herhangi bir güvencesinin bulunmadığı. 'Organik' diye sunulan ürünleri biz de denetlemeliyiz. Bunun için paketli ürünlerin üzerindeki organik sertifika etiketini incelemek, taze ürünlerde ise her parti için sertifikalarını, faturalarını kontrol etmek yeterli.

AHMET ÖRS / Sabah
〰〰〰〰🐠

mazhar

Değerli paylaşımlar için teşekkürler.
Malesef,Türkiye' de  bu konuda gerekli hassasiyet yok.Hem ferdi hem de kurum bazın da çok geriye kalmışız.
AB.'nin ve ABD.'nin tüketim toplumu oluşturma  çalışmaları Türkiye üzerinde başarıyla uygulanıyor.Tüketime yetişmek için üretim esnasında genlerle oynayarak bizlere hormonlu ve G.D.O 'lu ürünleri  pazarlıyorlar....