Gönderen Konu: Dağların Padişahı "Hakkari"  (Okunma sayısı 4454 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Dağların Padişahı "Hakkari"
« : 16 Ağustos 2009, 22:35:18 »

Hakkari tabiatı, buzul gölleri, heybetli yüksek karlı dağlan, serin ve sulu yaylalan, ihtişamlı vadileri, rengarenk çiçeklerle bezenmiş alpin çayırlan, Ters Lale çiçeği, dağ keçileri, kınalı keklikler ve daha birçok güzelliği ile görül¬meye değer bir serhat ilirnizdir.

Binlerce yıldan bu yana çeşitli kavirrılerin yerleşim yeri olan Hak¬kari yöresi, tarih boyunca çeşitli medeniyetlere sahne olmuştur. Ya¬pılan tarihi araştırmalara göre Hak¬kari 'yi bir kent halinde ilk kuranlar Sümerlerin Hakar boyudur. Bölgeye adım veren "Hakar" aşireti bugün de varlığını sürdüren Pinyaniş oymağı ile Ertuşi oymağının birleşmesinden meydana gelmiş büyük bir boydur.

Hz. Ömer (r.a.)'in halifeliği sırasında İslam orduları Hakkari ve çevresini fethetmişlerdir. Daha sonra çeşitli Türk beyliklerinin hakimiyetinde kalan Hakkari, 1514 tarihinde Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran zaferinden sonra Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Hakkari Beyliği, 17. ve 18. yüzyıllarda da varlığını korumuştur.

Birinci Dünya Savaşı sırasında Ruslar Hakkari 'yi işgal ettiler (1915). Vali Haydar Bey komutasındaki Osmanlı ordusu ve mahalli milis kuvvetlerinin desteği ile 22 Nisan 19l8'de ise Hakkari yeniden düşman işgalinden kurtarılmıştır.

Cumhuriyet'ten evvel bir süre Van ve Erzurum vilayetlerine bağlı kaldıktan sonra 1936 yılında vilayet olan Hakkari i nin Çukurca, Şemdinli ve Yüksekova olmak üzere üç ilçesi vardır.

Bugüne kadar hak ettiği ilgiyi görememiş olan Hakkariinin tarihi ve kültürel değerleri saymakla bitmez: Meydan Medresesi, Çölemerik Kalesi, Zeynel Bey Medresesi, Kırmızı Kümbet Zaviyesi, Emir Şaban Türbesi bunlardan sadece bazıları. ..

Emir Şaban Türbesi



Emir Şaban, Hz. Ömer zamanında, İran'ın fethi esnasında Abdullah bin Ömer Hazretleri komutasında bir İslam ordusu ile bu yöreyi fethetmek üzere gelmiştir ve Abdullah bin Ömer'in üç kumandamndan birisidir.
Bu yöre Medlerden alınarak fethedilmiştir. O zamanlarda İslamiyet'in yayılması için, fethedilen yerlerde yerli halka İslam'ı öğretmek üzere dini bilgilerle mücehhez biri bırakılırdı. İşte Emir Şaban da fethedildikten sonra burada kalmıştır. Türbesi kendi isıniyle anılan Emir Şaban Camii' nin arkasında bulunmaktadır.

Meydan Medresesi



Meydan Medresesi, Hakkari Merkez Biçer Mahallesi' ndedir. 1701 tarihinde Hakkari beylerinden İbrahim Bey tarafından yaptırılmıştır. Medrese, abidevi yapısı, düzgün kesme taş işçiliği, içteki revaklı avlusu, kapısındaki süslemeleri ve iki katlı planıyla Hakkari'nin günümüze kadar gelmiş en önemli tarihi yapısıdır. Medresede restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

Hakkari Kilimleri



Birçok medeniyetin beşiği olan Hakkari'de el sanatlarının çok zengin bir geçmişi vardır. Özellikle kilimciliğin halkın sosyal, kültürel ve ekonomik hayatındaki yeri ve önemi büyüktür. Hünerle üretilen ve yaşatılan bütün kilimlerde dokuyanın zekası, ruh incelikleri, yaşam anlayışı, dünya görüşü, geleneği, sevinçleri, duyguları ilmek ilmek işlenmiştir. Bunlar kimi zaman bir renkte kimi zaman bir motifte gizlenerek insanların duygu ve düşüncelerini aktarmaya vasıta olur: Muhabbet ve sevgi "muhabbet kuşu" motifleri ile; yiğitlik "koç boynuzu" ile, bereket ve mutluluk "çiçek ve bitki" figürleri ile; kötülükler ise "kurt ağzı" ve "akrep" motifleri ile anlatılır bu el emeği, göz nuru kilimlerde.

Tamamen saf yün ve kök boyadan üretilen Hakkari kilimleri otuzdan fazla deseni ihtiva eder. Günümüzde en çok üretilen desenler Gülsarya, Lüleper, Şamarisine, Hevçeker, Herki, Halitbey, Gülgever ve Gülşivan' dır.

Seyyid Taha-i Hakkari



Şeyh Abdülkadir-i Geylani'nin on birinci kuşaktan torunu olan Seyyid Taha, 18. asırda Hakkari'de yaşamış büyük ilimlerdendir. Seyyid Taha-i Hakkari Abdullah Dehlevi'nin halifelerinden Mevlana Halid-i Bağdadi'nin yanında seksen gün ders aldıktan sonra kırk iki yıl ilim talebelerine ve hak aşıklarına dersler vermiş, insanları irşad etmiştir.

Seyyid Taha-i Hakkariinin, Mısır çöllerinden Kafkas dağlarına kadar aşiretlerin ve Müslümanların, Osmanlılara sadakatle bağlı kalmasında çok büyük etkisi oldu.

Zamanın İran Şahı Mehmed Şah gördüğü bir rüya vesilesiyle "Ehl-i Sünnet" mezhebini kabul eder ve şöhreti İran'a da ulaşmış olan Seyyid Taha'dan bir hoca ister. Bunun üzerine Seyyid Taha müridlerinden Molla Abdürrahim'i İran şahına gönderir. Şah bu alakadan ve Abdurrahim'in hak mezhebi öğretmesinden, ziyadesiyle memnun kalır. Bunun üzerine Osmanlı hududuna bitişik Mengever ve Tengever isimli iki zengin nahiyeyi ilim talebeleri için Seyyid Taha'ya bağışlar. Seyyid Taha şu mazeretle teklifi reddeder:

"Ben Osmanlı tebaasındanım, devletim sayesinde kendimin ve yakınlarımın geçimi yolundadır. Alakanız benim için cihan değerindedir. Ama kabul etmekte mazurum."

Bunun üzerine İran şahı, Seyyid Taha tarafindan gönderilen hocaya şu teklifi yapar:

"Mademki bunlar kendileri için hediye kabul etmezler, o zaman hediye ettiğimiz nahiyelerin iki köyünü vakfedelim. Bir de kendilerine sadece ziynetli bir asa ile bir cübbe takdim edelim."

Seyyid Taha, gelen asa ile cübbeyi kullanmaz, köylerle de ilgilenmezler. Devrin padişahı Sultan Abdülmecid Han, bu vaziyeti haber alınca çok memnun olur ve Seyyid Tahalya iltifat eder.

Seyyid Taha, bölgenin manevı yapısının oluşmasında önemli rol oynamıştır. 1853 tarihinde Osmanlılarla Ruslar arasında çıkan Kırım savaşında, Kafkas Kartalı Şeyh Şamil ile birlikte hareket ederek düşmana karşı mücadele eden Seyyid Taha-i Hakkari, 1853 tarihinde Bağlar (Nehri) Köyüinde vefat etmiş ve buraya defiıedilmiştir.

Hakkari Balı



Yüksek dağ ve yaylaları kaplayan rengarenk çiçekler Hakkari balının kendine özgü rengi, aroması ve lezzetini verir. Hakkari balının insan bünyesini rahatsız edici hiçbir özelliğinin bulunmamasının yanında antiseptik etkisi ve antitoksin özelliği vardır. Saf çiçek tozundan alındığı ve katkısız olduğu için mide, kalp, karaciğer, şeker ve kemik hastalıklarını iyileştirici özelliği olduğu bilinmektedir.

Ters Lale



Hakkari deyince akla ilk gelen şeylerden biri de "Ters Lale" dir. Bu çiçek Hakkari, Yüksekova ve Şemdinli yöresinde, doğalortamda yetişmektedir. Karlı dağların zirvesinde karların arasından filizlenen Ters Lale'ler sarı, kırmızı ve turuncu renkleriyle dünyanın en nadide kır çiçeklerindendir. Sadece iki ay gibi kısa bir süre yaşayabilen bu çiçekler, yörede baharın müjdecisi olarak görülür. Boyları 60 ile 100 cm arasında değişir. Mart ve Nisan aylarında yetişen Ters Lale, kozmetik ve ilaç sanayiinde hammadde olarak da kullanılmaktadır.

Selman AYGÜN
YEDİKITA

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Dağların Padişahı "Hakkari"
« Yanıtla #1 : 29 Nisan 2012, 10:41:18 »



DAĞLARLA DOST DİYARIN İNSANLARI


 Hakkâri'nin yalçın ve yüksek dağları ilk görüşte tedirgin bir hayranlık uyandırır. Birbiri üstüne sıralanan uçsuz bucaksız bu yalçın dağlar bir an için kaybolmuşluk bir başka dünyada unutulmuşluk hissini uyandırır yüreğinizde. Ama hiç merak etmeyin zorlu coğrafyanın yol açtığı bu tedirginlik yöre insanının sıcaklığı ve geleneksel konukseverliği eşliğinde içilen bir bardak çayda eriyip gidecek.


MUHTEŞEM DAĞLAR VE YAYLALAR
 Hakkâri muhteşem dağların ve yaylaların kenti. Türkiye'nin en yüksek ikinci zirvesi olan Uludoruk (4136 m) Hakkâri'dedir. Bu zirve yine Türkiye'nin en uzun buzulu olan (4 km) Uludoruk Buzulu üzerinde yükselir bulutlara. Sarp dağlar yaylaları saklar koyunlarında. Yemyeşil çimenler ve sayısız türde çiçekleriyle binlerce metre yükseklikte bir gelin gibi süslenen yaylalar çağırır sizi.




Bu güzel,tarihi yazı için teşekkür.