Gönderen Konu: "Duvardan Dökülen İnciler" Takvim Yaprakları  (Okunma sayısı 752590 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kahraman Vezir Koca Cafer Paşa
« Yanıtla #1365 : 03 Eylül 2014, 12:26:57 »

"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

Allâhü Teâlâ Subhânehû buyurdu:"Muhakkak ki o (Allah) kibirlenenleri sevmez."
(Nahl Sûresi, âyet 23)


02
Eylül Salı 2014

Hicrî: 7 Zilkâde 1435 - Rûmî: 20 Ağustos 1430

Kahraman Vezir Koca Cafer Paşa

1696'da Temeşvar'ı muhasara eden Saksonya prensi Frederik, Sultan İkinci Mustafa Han'ın vezirlerinden Temeşvar kalesi muhafızı Koca Cafer Paşa'ya göndermiş olduğu mektupta şöyle diyordu: "Hastalıktan ve yiyecek yokluğundan gücünüz tükenmiştir. Avusturya orduları Tuna hattını ele geçirip Niş'e doğru ilerlediğinden yardım gelme imkânı yoktur. Muhafız paşanın gayret ve yiğitliği her türlü takdirin üzerindedir.

Askerlik vazifesinin nasıl yerine getirileceği hakkında bize bir güzel ders vermiştir. Ancak daha fazla ısrar ve inat etmesi muhafızların boş yere ölmesinden başka bir netice vermeyecektir. Kaleyi teslim ederse askeriyle beraber sağ salim ve hangi yolu arzu ederse o yolla gitme­

sine izin veririz ve malî sıkıntıyı bildiğimizden askerlerin yolluğu olarak şu kadar bin duka altını vermeyi taahhüt ederiz." Cafer Paşa mektubu okuduktan sonra, gelen elçiye dedi ki: "Muhafızların sıkıntı ve mahrumiyeti doğrudur. Ancak kumandanınızın istediği kale benim değildir. Ben müdafaa ve korunmasıyla vazifeliyim. Hâl böyleyken benim olmayan bir şeyi başkasına veremem, sonuna kadar müdafaaya mecburum. Ben zengin değilim. Fakat rüşvet almak da âdetim değildir. Miras olarak çocuklarıma şu getirdiğiniz mektubu bırakacağım. Kumandanınıza be­nim de karşı bir teklifim var. Sizin kumandanınız genç ve dinçtir. Ben ise ihtiyarım ve bir ayağım da sakattır. Kale önünde teke tek çarpışalım. Ben yenilirsem adamlarım kaleyi derhal teslim etmeye yemin ederler. Ben yenersem bizi kendi halimize bırakıp buradan gitmeyi taahhüt eder misiniz?"

Bu yiğitçe teklif kabul edilmedi. Sultan İkinci Mustafa bizzat kendisi sefere çıktı. Kaleye çok miktarda malzeme ve zahire konuldu, yeni muhafızlar yerleştirildi.

Gazi Cafer Paşa, merhum Sultan İkinci Mustafa'nın üçüncü seferinde meşhur Zenta Savaşı'nda (1697) şehit olmuştur.




Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Aklın, Allâhü Teâlâ'ya imandan sonra gösterdiği en şerefli şey, insanlarla iyi geçinmektir."
(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabu 'l-Îmân)


03
Eylül Çarşamba 2014

Hicrî: 8 Zilkâde 1435 - Rûmî: 21 Ağustos 1430

Dursunbey, Sındırgı, Güney, Ödemiş, Emet, Tavşanlı, Eşme ve Buharkent'in Kurtuluşu (1922)


İslam'ın Güzellikleri

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:
"Muhakkak Allâhü Teâlâ, İslâm'ı güzel ahlâk ve en hayırlı ameller ile çevrili olarak göndermiştir. Bu güzel huylardan bazıları şunlardır: İnsanlarla iyi geçinmek ve onlara iyi muamelede bulunmak, Sözü yumuşak ve hoş olmak, kaba sözlü olmamak, Elinden geldiği kadar herkese iyilik etmek, Yemek yedirmek, Müslümân bir hastayı ziyaret etmek, Müslümân cenazesinde bulunmak, Komşuları ile iyi geçinmek, Yaşlı müslümânlara saygı göstermek, Davet edince din kardeşinin davetine gitmek, Kendisine ikram edene hayır duâ etmek, İnsanların hatalarını bağışlamak, Hayırlı işlerde arabuluculuk yapmak, Cömert ve güzel huylu olmak, Söze selâmla başlamak, Din kardeşini görünce selâm vermek Öfkesini yutmak, İnsanların kusurlarını bağışlamak."


Sağlığımız: "Diş Temizliği Mühimdir"

Ağız ve diş temizliği ihmal edilmemelidir. Günde en az 2 kere dişler iyice fırçalanmalıdır. Ağız içinde bütün dişler sırayla fırçalanmalı, diş ipi ile de dişlerin araları temizlenmeli ve her 6 ayda bir diş hekimine, muayene ettirmelidir.


Sağlığımız:..................................... "Hareketli Olmak Sağlıktır."

Dünya Sağlık Teşkilâtının tespitlerine göre, hareketsizlik, milyonlarca insanın ölümüne sebep oluyor.

Mutehassıslara göre haftada en az 150 dakika yürümek gerekiyor. Hareket edilmediği takdirde kan şekeri, kolesterol ve trigliserit normal seviyelerde bulunmuyor.



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Haccın Fazîleti
« Yanıtla #1367 : 04 Eylül 2014, 09:39:02 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Kim âhirete irtihâlimden sonra kabrimi ziyâret ederse, beni hayatımda ziyâret eden kimse gibi olur."
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu 'cemu 'l-Kebîr)


04
Eylül Perşembe 2014

Hicrî: 9 Zilkâde 1435 - Rûmî: 22 Ağustos 1430

Sivas Kongresi (1919) • Bigadiç, Bozüyük, Söğüt, Buldan, Tire, Simav, Kula ve Sarıgöl'ün Kurtuluşu (1922)


Haccın Fazîleti

Allâhü Teâlâ buyurdu ki (meâlen):

"Şüphe yok ki, insanlar için ilk tesîs edilmiş olan mâbed, Mekke'deki o çok mübârek ve âlemler için hidâyet olan Beytullâh (Kâbe-i Muazzama)dır.
Onda açık âyetler (alâmetler), İbrâhîm'in makâmı vardır. Ve her kim ona girerse emîn olur. Ve onun yoluna gücü yeten kimseler üzerine de o Beytullâh'ı haccetmek Allâhü Teâlâ için bir haktır (Allâhü Teâlâ'nın hakkıdır). Ve her kim inkâr ederse şüphe yok ki, Allâhü Teâlâ bütün âlemlerden ganî(zengin)dir." (Âl-i İmran Sûresi, âyet 96/97)


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

"Kim, Allâhü Teâlâ için haccederse, hac esnâsında kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa, anasından doğduğu gün gibi temizlenmiş olarak döner."

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), "Mebrûr (makbul) hac için cennetten başka mükâfât yoktur." buyurunca, "Onun mebrûr olması ne (ile)dir?" diye soruldu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) "Yemek yedirmekle, hoş kelâm (konuşmak) iledir." buyurdu.

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)'e "Hangi amel daha fazîletlidir?" diye soruldu, "Allâh'a ve Resûlü'ne îmân etmektir." buyurdular.

"Sonra hangisi?" denildi. "Allah yolunda cihâddır." buyurdu.

"Daha sonra hangi (amel)dir?" denildi. "Mebrûr (makbul) hacdır." buyurdular. (Sahih-i Buhârî)

"Hiç şüphe yok ki, şu Beyt (Kâ'be-i Şerîfe), İslâm'ın direk (mesâbesindeki rükün)lerinden biridir. Kim hac ve umre yaparsa, kefâletini Allâh'ın üzerine havâle etmiş (Allah onun kefili olmuş) demektir. Eğer (bu yolculukta) vefât ederse, Allah onu cennete koyar, şâyet âilesinin yanına döndürürse ganîmetle döndürür."

"Hacda harcanan para(nın sevabı), Allâhü Teâlâ yolunda sarf edilen nafaka gibi, yedi yüz kat fazlası ile verilecektir."
(Hac Rehberi, Fazilet Neşriyat)



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hâce Ya'kûb-i Çarhî (K.S)
« Yanıtla #1368 : 05 Eylül 2014, 10:42:58 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Haram bir lokma yiyen kimsenin kırk gün namazı ve duâsı kabul olunmaz."
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü 'l-Ummâl)


05
Eylül Cuma 2014

Hicrî: 10 Zilkâde 1435 - Rûmî: 23 Ağustos 1430

Kuyucak, Nazilli, Sultanhisar, Susurluk, Pazaryeri, Alaşehir, Gördes ve Salihli'nin Kurtuluşu (1922)


Hâce Ya'kûb-i Çarhî (K.S)

Hâce Ya'kûb-i Çarhî (k.s.) Hazretleri Silsile-i Sâdât'ın on yedincisidir. Babasının adı Osmân olan Ya'kûb-i Çarhî (k.s.) Hazretleri Gazne'nin Çarh köyünde doğmuştur. İlim tahsili için önce Herat'a, sonra da Mısır'a gitti. Zamanının ulemâsından şer'î ve aklî ilimleri tahsil etti.

Mevlânâ Şihâbüddîn eş-Şirvânî, ilim aldığı âlimlerin büyüklerindendir.

Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri önce Muhammed Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerine intisab etti. Uzun bir müddet Buhârâ'da Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerinin hizmet ve sohbetlerinde bulundu. Buhârâ'dan ayrılmasına izin verip yola çıkacağı zaman;

"Benden öğrendiğin her şeyi Allâh'ın kullarına tebliğ et. Bu senin saâdetine vesîle olur." buyurdular ve Hâce Alâüddîn Attâr'ın sohbet ve hizmetine devam etmesini emrettiler.

Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri, Hâce Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerinin vefatından sonra bir müddet Bedahşan'da kaldıktan sonra Çağanyan'da bulunan Hâce Alâüddîn Attâr Hazretlerine intisab etti ve onun vefatına kadar hizmet ve sohbetinde bulundu. Alâüddîn Attâr'ın (k.s.) vefatlarından üç gün sonra Çağanyan'dan Halfetu'ya gelip yerleşti.

Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri, burada uzun yıllar -takrîben elli sene- irşad vazifesini yerine getirmiştir. 851 (M. 1447) tarihinde Halfetu köyünde âhirete irtihâl buyurdular. Kabr-i şerîfleri Halfetu'da olup bu gün Tacikistan'ın başşehri Duşanbe'dedir. Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri anlatıyor:

Herat'ta ilim tahsili için bulunduğum zamanlar Abdullah Ensârî'nin (k.s.) dergâhında kalır ve yemeklerimi orada yerdim. Zira onun vakıf şartlarında genişlik ve vakfın aslına riâyette ihtiyat vardı. Herat'ta, Abdullah Ensârî'nin (k.s.), Hankâh-ı Melik ve Gıyasiyye Medresesi vakıflarından başka yerde yemek yemek uygun olmazdı. Bu sebepten Mâverâünnehir büyükleri müritlerini Herat'a göndermezlerdi. Orada helâl lokma çok azdı. Zira mürit, haram lokma yiyecek olursa, nefis kötü tabiatına geri döner, sırât-ı müstakîmden ayrılmış olur.



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Abdest ve Gusül (Boy Abdesti)
« Yanıtla #1369 : 06 Eylül 2014, 22:58:25 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Sizden biriniz, ayakkabısını giyeceği zaman, sağdan başlasın, çıkaracağı zaman da soldan başlasın.
Ayakkabı giyilirken sağ ayak, ayakların evveli, çıkarırken de sağ ayak ayakların sonuncusu olsun."

(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)


06
Eylül Cumartesi 2014

Hicrî: 11 Zilkâde 1435 - Rûmî: 24 Ağustos 1430

Tebriz'in Fethi (1514) • Bilecik, Balıkesir, Gönen, Savaştepe, İnegöl, Yenişehir, Akhisar, Bayındır, Köşk ve Söke'nin Kurtuluşu (1922)


Abdest ve Gusül (Boy Abdesti)

Namazın şartlarının birincisi hadesten tahârettir; Hades cünüb veya abdestsiz olmak demektir.

Hadesten taharet, su bulunup kullanılması mümkün olan yerde gusül lâzım olduysa gusül abdesti, abdest lâzım olduysa abdest almak, su bulunmayan yâhud kullanmak mümkün olmayan yerde teyemmüm etmektir.

Abdestin farzları dörttür:

Yüzünü yıkamak, ellerini dirsekleri ile beraber yıkamak, başın dörtte birini mesh eylemek ve ayaklarını topukları ile yıkamaktır.

Sünnet üzere abdest:
Besmele ile ellerini yıkayıp ağzı misvakladıktan sonra ağzını ve burnunu üçer kere yıkadıktan sonra hadesten tahârete niyet edip farzların aralarını kesmeden (bir âzâ kurumadan diğerine geçerek) tertîb üzere sırası ile başından başka diğer azaları üçer kere yıkar.

Başını tamamen mesh etmek ve parmaklarının ve sakalının aralarını hilallemek ve kulaklarının içini şehâdet parmağının içi ile ve ardını başparmağının içi ile meshetmek de sünnettir. Kalan üç parmağının arkası ile boynunu meshetmek, ellerini ve ayaklarını yıkamaya sağ yanından başlamak müstehabdır.

Abdesti bozan şeyler:
Önden ve arkadan çıkan şey ve arkadan çıkan yel, herhangi âzâdan kan ve irin çıkması veya sarı su akması, -balgamdan başka şeyi- ağız dolusu kusmak, yatarak veya -alındığında düşeceği şeye- dayanıp uyumak, delirmek, bayılmak, sarhoş olmak, bâliğ olan kimsenin namazda yanında olan kimse işitecek kadar gülmesi.

Guslün farzları üçtür:
Ağzı, burnu ve bütün bedeni yıkamaktır.

Sünnet olan gusül şöyledir:
Evvelâ ellerini yıkayıp istincâ yerlerini ve diğer yerlerde necâset var ise onu pâk edip abdest aldıkdan sonra başına ve sağ omuzuna ve sol omuzuna döküp bütün azaları üçer kere yıkamaktır. İlk yıkamada eliyle ovmak dahi sünnettir. Cum'a namazı ve bayram namazları için gusül abdesti almakda sünnettir.



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hac
« Yanıtla #1370 : 06 Eylül 2014, 23:03:59 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Kim benim mescidimde hiçbirini geçirmeden kırk vakit namaz kılarsa ona cehennemden ve münafıklıktan kurtuluş beratı yazılır ve kabir azabından emîn olur."
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed)


07
Eylül Pazar 2014

Hicrî: 12 Zilkâde 1435 - Rûmî: 25 Ağustos 1430

Kânûnî Sultan Süleyman Han'ın İrtihali (1566)


Hac

Hac, İslâm'ın beş esâsından birisidir. Hem mâlî, hem de bedenî bir ibâdettir. Hicretin dokuzuncu senesinde farz kılınmış ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebû Bekir'i (r.a.) hac emîri tayîn etmişlerdir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) hac farîzasını ertesi sene îfâ buyurmuşlardır.

Şartları kendinde bulunan kişiye ömründe bir kere haccetmek farz-ı ayındır. Hâli müsâit olduğu halde, ömrünün sonuna kadar sıhhati müsâit olmazsa vekil gönderir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "İslâm beş esas üzerine kurulmuştur. Bunlar; Kelime-i Şehâdet (Allâhü Teâlâ'dan başka ilâh olmadığına ve Muhammed Mustafa'nın (s.a.v.) Allâh'ın kulu ve peygamberi olduğuna şehâdet etmek), namaz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve Kâbe'yi haccetmektir."

Haccın bazı hikmet ve faydaları:

1. Allâhü Teâlâ'ya karşı kendini hakir göstermek, insanlara karşı mütevâzî olmak,

2. Mal nimetinin ve beden sağlığının şükrünü edâ etmek.

3. Kâbe-i Muazzama'nın, insanların ruhlarına inşirâh (genişlik) vermesi,

4. Nefsi tezkiye ve terbiye etmek,

5. Dinleri bir, renkleri ve dilleri ayrı olan müslümanların kaynaşmaları,

6. Hacer-i Es'ad'ı selamladıkça ahid ve mîsâkı hatırlamak ve îmânı tazelemek,

7. İslâm'ın doğup yayıldığı yılları, Peygamberimiz'in ve Ashâbının İslâm için bin bir güçlük ve meşakkat içinde verdiği mücâdeleyi hatırlamak,

8. Bembeyaz ihrâma bürünmek, beyaz kefene sarılıp âhiret yolculuğuna çıkmanın, kabirden kalkıp mahşere gitmenin bir temsilidir,

9. Hac, Müslümanlarda ömür boyu yâd edilecek güzel hâtıralar bırakır. (Hac Rehberi, Fazilet Neşriyat)



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"Seyahatnâme'yi Niçin Yazdım?"
« Yanıtla #1371 : 08 Eylül 2014, 09:27:55 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"(Resûlüm) de ki, yeryüzünde dolaşın da bakın Peygamberlere yalancı diyenlerin âkıbeti ne olmuş."
(En 'am Sûresi, âyet 11)


08
Eylül Pazartesi 2014

Hicrî: 13 Zilkâde 1435 - Rûmî: 26 Ağustos 1430

Burhaniye, Kemalpaşa, Selçuk ve Manisa'nın Kurtuluşu (1922)


"Seyahatnâme'yi Niçin Yazdım?"

Evvelâ kara ve denizler seyyahı, Cenâb-ı Hakk'ın kullarının en zayıfı,

seyyâh-ı âlem, riyasız Evliyâ'nın babası Dergâh-ı Alî Kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zıllî, Sultan Ahmed Han fermanı ile Surre Eminliği hizmetiyle Mekke-i Mükerreme'de Kâbe çatısı üzerine Altınoluğu koyup selâmetle İstanbul'a geldiğinde hakire (bana) Mekke-i Mükerreme müyesser olması için hayır dua etmişti. Gençlik çağlarında ve bekâr idim ama Allâh'a hamdolsun anadan doğduğumdan beri haram olan hiçbir şeye bulaşmamıştım. Ancak seyahat etmeye pek istekli idim.

Sonunda vatan-ı aslîmiz olan Belde-i Tayyibe yani İstanbul'u terk edip yol sıkıntısını ve şiddetli soğuk ve sıcakları tercih edip gurbet ellerde ilim öğrenir ve sanat sahibi oluruz hevesiyle ülkeleri ve beldeleri gezip cihanı dolaşırız diye:

"(Sırt sırta şehirlerde), muntazam seyir ve sefer takdir eylemiş, gece ve gündüzlerde oralarda emniyet içinde gezin demiştik." meâlindeki (Sebe sûresi, 18. âyeti) mazmunu üzere yedi iklimin ibretlik, hayret verici ve görülmeye değer olan eserlerini dikkatle ve insaşa görmeye gayret ettim.

'Seyahat sırasında ömrüm niçin hebâ olsun. Hem seyahat, hem ziyaret ve hem ticaret yapayım' diyerek, güzel ülkelerin ibretlik eski eserlerini ve hanlarını, camilerini, medreselerini gezip görerek bütün eserlerini yazmaya gayret eyledim ki "uluvvü'l-himmeti, mine'l- îmân" (himmetin yüceliği imandan)dır.

Seyahat günlerimizde nice garip mekânlar ve acayip hadiseler görüp unutulup üstü örtülmesin diye ilme'l-yakîn (öğrenerek), ayne'l-yakîn (görerek) ve hakka'l-yakîn (yaşayarak) bilgiler elde ederek gezip gördüğümüz Cenâb-ı Hudâ'nın tabiat eserlerini ve ibretlik binaları yazdım. Hatırda tutulması zor olan şeyleri "Kellimü'n-nâse alâ kadri ukûlihim" (insanlara akılları ölçüsünde konuşunuz) hadisi üzere elimizden geldiğince anlaşılır ifadelerle yazmaya başladım...



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Dört zamanda semânın kapıları açılır ve duâlar müstecâb (kabul) olur:
Allah yolunda düşman saflarıyla karşılaşıldığı zaman, yağmur yağdığı zaman, namaz kılındıktan sonra, Ka'be görüldüğü zaman."

(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr)


09
Eylül Salı 2014

Hicrî: 14 Zilkâde 1435 - Rûmî: 27 Ağustos 1430

Osmanlı'da İlk Telgraf Hattının Açılması (1855) • İzmir, Bornova, Menemen, Edremit ve Orhaneli'nin Kurtuluşu (1922) • Keban Barajı'nın Hizmete Girmesi (1974)


Haccın Rükünlerinden Biri: Arafat Vakfesi

Haccın rükünlerinden biri, Arafat'ta bir müddet vukuf, yani durmaktır. Arafat, Mekke-i Mükerreme'nin güney doğusundadır. Zilhicce'nin dokuzuncu günü yani Arefe gününün zeval vaktinden Kurban Bayramı'nın birinci gününün fecir vaktine kadar olan müddet içinde

Arafat'ta -velev bir dakika- durmakla bu vakfe farizası ifa edilmiş olur. Ancak bu vakfeye zevalden güneş batıncaya kadar devam etmek vaciptir.

Arafat'ta bu vakitlerden önce veya sonra durmakla vakfe farizası yerine getirilmiş olmaz.

Arafat'ın ortasında "Cebel-i Rahmet"in yanında kıbleye karşı Allâhü Teâlâ'ya dua edilmesi efdaldir. Burası mübarek bir yerdir.

Dünyanın her tarafından gelen, yurtları, dilleri, renkleri başka, fakat düşünceleri, gâyeleri bir olan binlerce Müslüman, Arafat'ta -kefenlere bürünmüş, kabirlerinden yeni hayat bulup mahşer sahasında toplanmış olarak- bir muhterem insan topluluğunu temsil eder. Bunların Hak Teâlâ Hazretlerini hep birden tevhid ve tebcile başlamaları, bunların hazin, garip bir eda ile Allâhü Azimü'ş-şandan aşar, keremler niyaz etmeleri melekleri bile heyecana getirecek ulvî ve ruhanî bir manzara vücuda getirir.

Şüphe yok ki, Allâhü Teâlâ Hazretleri, bu garip kullarına lütfedecek, meleklerine hitaben: "Şu uzak ülkelerden gelip tozlar, topraklar içinde kalmış, rahmet ve inayetimi niyaz edip duran kullarıma bakınız!. Ben Azimüşşan, onları af ve mağfiretime nail edeceğim." buyuracak, o rahmet ve inayet denizleri dalgalanıp duracaktır.


Kâ'be Mahzen-i Esrar-ı Hüda

Ka'bedir mahzen-i esrâr-ı Hudâ Zâdehallâhu te'âlâ şerefâ Merkez-i dâire-i âlem-i hâk Başına devr ider anun eşâk Ka'betullâh dil-i insân-ı kebîr Hacer ol kalbe süveydâ-yı zamîr.

(Kâbe, Cenâb-ı Hakk'ın esrârının mahzenidir. Allâhü Teâlâ onun şerefini artırsın. Yeryüzü dairesinin yani dünyanın merkezidir. Felekler onun üstünde döner. Kâbe, insân-ı kebîr denilen kâinatın kalbi olduğu gibi, Hacer-i Esved de o kalbin süveydâsıdır.)





Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Suheyb-i Rûmî'nin Kârlı Ticareti
« Yanıtla #1373 : 10 Eylül 2014, 09:25:18 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Yine insanlar içinden kimi de vardır ki Allah'ın rızâsına ermek için kendini fedâ eder. Allah ise kullarına çok refetli (şefkatli)dir."
(Bakara Sûresi, âyet 207)


10
Eylül Çarşamba 2014

Hicrî: 15 Zilkâde 1435 - Rûmî: 28 Ağustos 1430

Osmanlı'da İlk Telgraf Hattının Açılması (1855) • İzmir, Bornova, Menemen, Edremit ve Orhaneli'nin Kurtuluşu (1922) • Keban Barajı'nın Hizmete Girmesi (1974)


Suheyb-i Rûmî'nin Kârlı Ticareti

Medineli Müslümanlar Akabe'de Resûlullâh'a (s.a.v.) ikinci defa bî'at ettiler. Onu -kendilerini ve evladlarını nasıl koruyorlarsa öylece- koruyacaklarını taahhüd ederek Resûlullâh Efendimizi (s.a.v.) şehirlerine davet ettiler.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) Mekke'deki Müslümanlara hicret için izin verdiler ve:

"Medîne'ye gidiniz; Cenab-ı Hak o şehirde size birçok kardeş ihsan buyurmuştur. Orada sığınacak yer bulursunuz" buyurdu. Mekke'deki Müslümanlar kimseye sezdirmeksizin birer ikişer çıkıp Medîne'ye gittiler. Oradaki dindaşları bunları kabul etmek şerefine nail olmak için âdeta birbiriyle yarışa girmişler ve muhtaç oldukları şeyleri tedarik etmişlerdi.

İki ay zarfında iki yüz kişilik bir mü'min topluluğu bu şekilde hicret etmişti.

Hz. Peygamberin (s.a.v.) hakkında "Rum'un ilk meyvesi" buyurduğu Suheyb'in hicreti ise şöyle olmuştu:

Mekke müşrikleri Hz. Suheyb'i (r.a.) tutmuşlar, dininden döndürmek için işkence etmişlerdi.

Hz. Suheyb (r.a.) Mekkelilere:
"Ben ihtiyar bir adamım malım ve mülküm var. Bunları size veririm, dinimi sizden satın alırım." demişti.

Onlar da buna razı olmuşlar, salıvermişlerdi.

Hz. Suheyb (r.a.) oradan kalkıp Medine'ye gelirken Bakara sûresinin, 207. âyet-i kerîmesi nazil oldu ki meâli şerîfi şudur:

"Yine insanlar içinden kimi de vardır ki Allah'ın rızâsına ermek için kendini fedâ eder. Allah ise kullarına çok refetli (şefkatli)dir."

Bu hadise Resûlullâh Efendimiz'e (s.a.v.) bildirilince; "Suheyb kazandı, Suheyb kazandı." buyurmuşlardır.


Mısra:

Bu dünyâ mâlını yığdı vefasını görmedi Kârun.

(Ahmed Yesevîk.s)




Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Uyku Hafif Ölüm, Ölüm Ağır Uykudur | Dünya Bir Penceredir
« Yanıtla #1374 : 11 Eylül 2014, 09:22:26 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Sizden biriniz hoşuna giden rüya görürse bilsin ki o Allâhü Teâlâ tarafındandır. Bu rüyası üzerine Allâhü Teâlâ'ya hamdetsin ve rüyasını başkasına da anlatsın."
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)


11
Eylül Perşembe 2014

Hicrî: 16 Zilkâde 1435 - Rûmî: 29 Ağustos 1430

Budin'in (Budapeşte) Fethi (1526) • Graz'ın Fethi (1532) • (ABD) Dünya Ticaret Merkezi'ne Saldırı (2001)


Uyku Hafif Ölüm, Ölüm Ağır Uykudur

Bütün melekler toplansa insanın ruhunu bedenden çıkarmaya güç yetiremezler. Ancak Allâhü Teâlâ bedene ruha girmesini, nasıl emrettiyse, bedenden çıkmasını da emreder. Ruh bedenden çekilip hançereye dayandığında da ölüm meleği mü'minin ruhunu îmân ile kâfirin ruhunu imansız alır.

Muhakkak Hak Teâlâ'nın bazı havâs (seçkin) kulları vardır. Onların ruhlarını bizzât Allâhü Teâlâ alır.

Nitekim ölüm meleği ruhunu almak için geldiğinde Hz. Fâtıma radıyallâhü anhâ razı olmadı. Onun rûhunu Allâhü Teâlâ kabzetti.

Uyku; Cenâb-ı Hakk'ın ruhları öldürmeden kabzetmesidir. Uyku hafif ölüm, ölüm ise ağır uykudur.

Hz. Ali (k.v.) buyurdu:

Ruh uyku esnasında vücuttan çıkar, lâkin şuâları cesedde kalır. Uyuyan bundan dolayı rüya görür. Uyandığı vakit ruhu cesede bir anda iâde edilir.

Uyku esnâsında mü'minlerin ruhları göğe yükselir. Onların hangisi temiz yani abdestli yatmış ise onun ruhunun Arş-ı A'lâ'nın altında Allâhü Teâlâ'ya secde etmesine izin verilir.

Kişinin rüyasının sâdık olması için abdestle yatması müstehab görülmüştür.

Kulların uykuda rahatlaması ve lezzet hissetmesi, ruhunu Erhamü'r- râhimîn olan Allâhü Teâlâ'nın almasındandır. Ölürken elem hissedip çırpınması ise ruhunu mahlûkâtın en şiddetlisi olan ölüm meleğinin almasındandır. Zümer sûresinin "Allâh alır o canları öldükleri zaman." meâlindeki 42. âyeti tezkiye olunmuş nefislerin ruhlarını bizzât Allâhü Teâlâ'nın aldığına delâlet eder. Böyle kimselere müjdeler olsun! (Ruhulbeyan)



Dünya Bir Penceredir

Sular hep aktı geçti,

Kurudu vakti geçti,

Nice han nice sultan,

Tahtı bıraktı geçti,

Dünya bir penceredir,

Her gelen baktı geçti.





Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Haccın Hikmeti
« Yanıtla #1375 : 12 Eylül 2014, 14:42:23 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Allah rızâsı için beni Medîne'de ziyâret eden kimseye kıyâmet günü şâhit ve şefâatçi olurum."
(Hadîs-i Şerîf, Feyzu 'l-Kadîr)


12
Eylül Cuma 2014

Hicrî: 17 Zilkâde 1435 - Rûmî: 30 Ağustos 1430

Mudanya, Urla ve Kırkağaç'ın Kurtuluşu (1922) • Türkiye'de Ordunun İdareye El Koyması (1980)


Haccın Hikmeti

Allâhü Teâlâ Hz. Adem'e (a.s.): "Ey Adem! Sen benim için yeryüzünde, gökteki Beyt'imin hizasında bir Beyt yap ki melekler Arş'ımın etrafında tavâf ettikleri gibi, sen ve çocukların da onun etrafında tavaf ederek bana ibadet ediniz." buyurdu.

Adem Aleyhisselâm Mekke'ye gidip Beytullah'ı inşa etti. Sonra Cenâb-ı Hakk'a şöyle yalvardı: "Yâ Rabbi! Şüphesiz her çalışanın bir ücreti vardır, benim de bir ücretim vardır." Allâhü Teâlâ da: "Evet, vardır. Dile benden ne dilersen." buyurdu.

Hz. Adem: "Yâ Rabbi! Beni tekrar cennete gönder." dedi. Allâhü

Teâlâ: "Bu, senin için gerçekleşecektir." buyurdu. Hz. Adem: "Yâ Rabbi! Benim hatalarımı itiraf ettiğim gibi, zürriyetimden de günahlarını itiraf edip sana yalvararak bu Beyt'i; Ka'beyi tavaf edenleri de affetmeni istiyorum." dedi. Cenâb-ı Allah: "Ey Adem! Ben seni affettim. Senin zürriyetinden, bu Beyt'i ziyaret edip de günahlarından tevbe edenleri de affettim." buyurdu. Nûh Tufanı'ndan İbrahim (a.s.) zamanına kadar Ka'be'nin yeri belirsiz kaldı. Allâhü Teâlâ, İbrahim (a.s.)'a, Ka'be'yi inşâ ve insanlara haccı ilân etmesini emir buyurdu. İbrahim (a.s.) "Ya Rabbi! Buna sesim yetmez." dedi. Hz. Allah: "Sen ilân et, sesini ulaştırmak bize aittir." buyurdu. Bunun üzerine Hz. İbrahim, Makam-ı İbrahim'in üzerine çıkıp baktı ve bütün yeryüzünün, dağların, taşların, ovaların, kara ve denizlerin, insan ve cinleri ile beraber hepsinin gözünün önünde toplandığını gördü. İki parmağını kulaklarına koyarak doğuya, batıya, kuzey ve güneye doğru dönerek şöyle seslendi: "Ey insanlar! Beytü'l- Atîk'i (Ka'be'yi) ziyaret etmek sizlere farz kılındı, Rabb'inizin dâvetine icabet edin, gelin."

İbrahim (a.s.) zamanından günümüze kadar haccetmeye muvaffak olanlar, İbrahim (a.s.)'ın dâvetine "Lebbeyk Lebbeyk!" diyerek icabet edenlerdir. Bir kimse o vakit İbrahim Aleyhisselâm'ın davetine kaç kere "Lebbeyk" diyerek cevap vermişse o kadar haccetmek nasib olur. (Lebbeyk: 'Emrine âmâdeyim' demektir.)



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Haccın Şartları ve Kısımları
« Yanıtla #1376 : 14 Eylül 2014, 09:09:08 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Benim şu mescidimde (Mescid-i Nebevî) kılınan bir namaz, - Mescid-i Haram hariç- diğer mescidlerde kılınan bin namazdan daha fazîletlidir."
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)


13
Eylül Cumartesi 2014

Hicrî: 18 Zilkâde 1435 - Rûmî: 31 Ağustos 1430

Sakarya Zaferi (1921) • Kınık, Karacabey ve Soma'nın Kurtluşu (1922)


Haccın Şartları ve Kısımları

Haccın farz olmasının şartları:
1- Müslüman olmak,
2- Haccın farz olduğunu bilmek,
3- Bâliğ (ergen) olmak,
4- Akıllı olmak,
5- Hür olmak,
6- Nafakaya ve vâsıtaya muktedir olmak,
7- Vakit (hac ayları),
8- Hacca gidip dönünceye kadar bakmakla mükellef olduğu kimselerin geçimlerini sağlayacak imkânı ve gidiş geliş müddeti içinde yol masrafı ile âile fertlerinin geçimini temin etmiş olmak. Haccın farz olması için zekâtta olduğu gibi belli bir nisâb yoktur.

Haccın edâsının farz olmasının şartı beştir:
1- Sıhhatli olmak,
2- Yol emniyeti olmak,
3- Hacca gitmeğe (hapislik gibi) bir mânî olmamak,
4- Kadınların yanında kocası veya güvenilir bir mahreminin bulunması,
5- Kadınların iddet bekliyor olmaması.

Hac, hükmü itibariyle üç kısımdır:
Farz hac: Kendisinde haccın şartları bulunan kimselerin, ömürlerinde bir defa yapmaları îcâbeden hacdır.
Vâcib hac: Bir kimsenin nezrederek (adayarak) üzerine vâcib kıldığı hacdır. Başlandıktan sonra bozulan nâfile haccın kazâsı da vâcibtir. Nâfile hac: Farz ve vâcib olan hac dışındaki hac nâfiledir. Henüz hac farz olmayan çocuğun veya kölenin yapacağı hac da nâfiledir.

Farz, vâcib yahut nâfile hac edâsı itibarı ile üç türlüdür:
Hacc-ı İfrâd: Hac mevsiminde umresiz olarak yapılan hacdır.
Hacc-ı Temettû: Aynı senenin hac aylarında umre ve haccı ayrı ayrı ihramlarla edâ etmektir. Temettû haccına niyet eden kimse, dilediği zaman bir Mekkeli gibi umre yapabilir. Şükür kurbanı kesmesi vâciptir. Hacc-ı temettû, hacc-ı ifrâddan daha faziletlidir.
Hacc-ı Kırân: Bir ihrâmla umre ve haccı berâber yapmaktır. Hacc-ı temettûde olduğu gibi şükür kurbanı kesmek vâciptir.

Hacc-ı kırân, hacc-ı ifrâd ve hacc-ı temettûdan daha fazîletlidir. Hacc-ı kırân ve hacc-ı temettû âfâkî olanlar (Mikât hâricinden Mekke'ye gelenler) içindir. (Hac Rehberi, Fazilet Neşriyat)



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Uyumanın Âdâbı | SAĞLIK:... Sonbaharla Birlikte Gelen Hastalıklar
« Yanıtla #1377 : 14 Eylül 2014, 09:13:53 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Size ne verilmişse sırf dünya hayatının geçici metâı ve süsüdür, Allah katındaki (sevap) ise hem daha hayırlı hem daha bâkî(ebedi)dir. Artık akıllanmayacak mısınız?"
(Kasas Sûresi, Âyet 60)


14
Eylül Pazar 2014

Hicrî: 19 Zilkâde 1435 - Rûmî: 01 Eylül 1430

İstanbul'da Büyük Deprem (Kıyamet-i Suğra) (1509) • Bergama, Dikili, Manyas ve Mustafakemalpaşa'nın Kurtuluşu (1922)


Uyumanın Âdâbı

Resûlullâh aleyhisselâm her gece yatağına geldiğinde ellerini bitiştirir, sonra "Kul hüvallâhü ehad", "Kul e'ûzü bi-rabbi'l-felak" ve "Kul e'ûzü bi-rabbi'n-nâs" sûrelerini okur ve ellerine üşer, sonra elleriyle yüzünden, başından ve ön tarafından başlayarak vücûdundan ulaşabildiği yerleri meshederdi ve bunu üç kere yapardı. Resûlullâh aleyhisselâm gece yatağına girince (sağ) elini (sağ) yanağı altına koyar ve sonra;

"Allâhümme bismike emûtü ve ahyâ"* duâsını okur, uyandığında da;

"Elhamdülillâhillezî ahyânâ ba'de mâ emâtenâ ve ileyhi'l-ba'sü ve'n-nüşûr"** duâsını okurdu.

* Manası: Allâh'ım, senin adın ile ölürüm ve dirilirim (uyurum ve uyanırım).

**Manası: O Allâh'a hamdederim ki bizi öldürdükten sonra dirilten odur. Öldükten sonra diriliş ve dönüş onadır.


SAĞLIK:... Sonbaharla Birlikte Gelen Hastalıklar

Sonbaharda havaların soğuması ile birlikte hususiyle vücudu hastalıklara muâfiyet sağlayamamış küçük çocuklarda hemen nefes yolu hastalıkları olur. Bu hastalık ailenin diğer fertlerine de yayılabilir.

Bu aylarda sıkça görülen nefes yolu rahatsızlıklarına karşı tedbirli olmalı ve belirtilerine dikkat etmelidir:

Virüslerden kaynaklanan nefes yolu enfeksiyonlarında öksürük, burun akıntısı, halsizlik, adele ağrıları daha bâriz şikâyetlerdir. Bakterilerden olan bademcik enfeksiyonunda çok kere öksürük ve burun akıntısı görülmez.

Ateş, yutkunmada güçlük, iştahsızlık ve karın ağrısı şikâyetleri olur. Tedavi için bu iki enfeksiyonu birbirinden ayırmalıdır. Belirtilere ve hastaya bakılarak teşhis konulamadığı zaman tahliller ile vaziyeti netleştirip ona göre tedavi uygulanmalıdır.



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"En hayırlınız Kur'ân-ı Öğrenen ve Öğretendir"
« Yanıtla #1378 : 19 Eylül 2014, 09:12:35 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Kur'ân'ı öğreniniz ve çocuklarınıza öğretiniz. Muhakkak siz Kurân'dan suâl olunacaksınız ve ona göre amellerinizin karşılığını göreceksiniz. Aklı olana vâiz olarak o (Kur'ân) kâfidir."
(Hadîs-i Şerîf, Kâsım bin Sellâm, Fezâilü'l-Kur'ân)


15
Eylül Pazartesi 2014

Hicrî: 20 Zilkâde 1435 - Rûmî: 02 Eylül 1430

Ayvalık'ın Kurtuluşu (1922)


"En hayırlınız Kur'ân-ı Öğrenen ve Öğretendir"

Ashâb-ı Kirâm (r.anhüm), Kur'ân-ı Kerîm'in yazılması, hafızlığı ve ilimlerinin öğretilmesine gâyet itinâ gösterirlerdi. Mescid-i Nebevî bir dâru'l-kurrâ idi. Ashâb-ı Kirâm'dan ailesi olmayanlar orada kalırlar, Kur'ân-ı Kerîm'i ve ilimlerini öğrenirler, sonra fetholunan memleket­lere giderek oradakilere öğretirler, yeni fetihlere zemin hazırlarlardı.

Ashâb-ı Kirâm'ın büyüklerinden bazıları bizzât Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.) emriyle insanlara Medîne-i Münevvere'de Kur'ân- ı Kerîm öğretmekle meşgul olurlardı. Muâz bin Cebel, sonra İbn-i Abbâs Hazretleri Kur'ân-ı Kerîm ve Kur'ân ilimlerini Mekke-i Mükerreme'de insanlara öğretirlerdi.

İbn-i Mesûd Hazretleri, Kûfe'de dört binden fazla hâfız yetiştirmiştir. Ebû Mûsâ Eş'arî (r.a.) Basra'da en büyük mescidde halka halinde oturan talebelere tek tek dolaşarak Kur'ân-ı Kerîm öğretirdi. Ebu'd-Derdâ Hazretleri Şam'da güneş doğduktan sonra öğleye kadar Kur'ân-ı Kerîm öğretirdi. Mescidde talebelerini onar onar ayırıp her onun başına dersi iyi bir talebe tayin ederdi. Bir müşkille karşılaştıklarında Hz. Ebu'd-Derdâ'ya sorarlardı. Ashâb-ı Kirâm ve Tâbiîn (r. anhüm) Kur'ân-ı Kerîm'in âyetlerini öğrettikleri gibi onun mana ve hükümlerini de öğretirlerdi. Ebû Abdurrahmân Sülemî şöyle buyurdu:

Biz Kur'ân-ı Kerîm'i bir topluluktan öğrendik ki onlar Kur'ân-ı Kerîm'i öğretirlerken on âyet öğretirler, bu on âyetle nasıl amel edileceğini öğretmeden diğer on âyete geçmezlerdi.

Biz ilim ve ameli birlikte öğrendik. Bizden sonra bazıları gelirler, ilmi su içer gibi okurlar. Lakin ilim onların boğazlarından aşağı geçmez." Ashâb-ı Kirâm ve Tâbiînden (r. anhüm) sonra da Kur'ân-ı Kerîm'i ve hükümlerini öğrenip öğretme faaliyeti süratle devam etmiş, her asırda cihanın dört bir tarafında Kur'ân-ı Kerîm ilimleri öğretilmiştir.



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Cenâb-ı Hakk'ın Benî Beşere Olan Nimetlerinin En Büyüğü
« Yanıtla #1379 : 19 Eylül 2014, 09:31:53 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym

"Yâ Ebâ Râfi', Allâhü Teâlâ'nın senin ellerinle (vasıtanla) bir kişiye hidâyet etmesi, senin için güneşin üzerine doğup battığı şeylerden daha hayırlıdır."
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu'cemü'l- Kebîr)


17
Eylül Çarşamba 2014

Hicrî: 22 Zilkâde 1435 - Rûmî: 04 Eylül 1430

Bandırma'nın Kurtuluşu (1922) • Rusların Polonya'yı İşgali (1939) • Adnan Menderes'in İdamı (1961)


Cenâb-ı Hakk'ın Benî Beşere Olan Nimetlerinin En Büyüğü

Cenâb-ı Hakk'ın benî beşere olan nimetlerinin en büyüğü; Hakk ve bâtılı anlamak ve bilmek, rızâsıyla adem-i rızâsını mûcib ahvâli fark ve temyîz eylemek, muktezâlarıyla amele muvaffak kılınmak hâssalarına, sıfatlarına mazhariyettir.

Bu öyle azîz ve celîl bir mazhariyettir ki ona nâiliyyet fenâ fillâh ve bekâ billâh hakîkatiyle tahakkuk etmedikçe sûret-peydâ olmaz. Bu hakîkate mazhar olamayan bi'l-umûm avâm ve havâssın hâli tam hakîkate isâbetten mahrûmdur. Çünki, efâl ve hareketleri -hakîkat-i fenâ ve bekâ ile adem-i tahakkukları sebebiyle- sûrete, zâhire maksûr ve mahsûr kalır. Bu haysiyetle her ne kadar fiillerinin ve amellerinin - bi-hasebi'l-merâtib- semerâtını görürler ise de hakîkat-i fenâ ve bekâ sâhibi olanların a'mâl ve efâline terettüb eden semerât ve netâyicin ıktitâfına mazhariyetleri imkân hâricinde bulunur. Mutlak a'mâl ve efâlin netîce ve semeresi âm için sûret-i edâsı müşterek olan a'mâl ile değil, âmillerin mertebeleri, dereceleri hasebiyledir. Aksi takdîrde peygamberlerin edâ ettikleri ibâdât ve hâiz bulundukları ma'rifetullâh ile, avâm ve havâssın edâ ettikleri ibâdâtın, mazhar oldukları ma'rifetullâhın semerât ve netâyici müsâvî olmak lâzım gelir ki; hılâf-ı vâki' ve nefsi'l-emrdir. (Mektublar, S. H. Silistrevî)

Lügatçe:

Benî beşer: İnsanoğlu.
Adem-i rızâ: Razı olmamak.
Mûcib: İcab ettiren.
Temyîz: Ayırt etmek.
Muktezâ: Gereği.
Sûret-peydâ: Ortaya çıkmak, ele geçmek.
Efâl: Fiiller, ameller.
Maksûr: Sırf bir tarafa ait.
Bi-hasebi'l-merâtib: Mertebelerine göre.
Semerât: Meyveler.
Netâyic: Netîceler.
İktitâf: Toplamak.
A'mâl: Ameller.
Âm: Herkes.
Âmil: Amel işleyen,
İbâdât: ibâdetler.
Hılâf-ı vâki ve hılâf-ı nefsi'l- emr: Hakîkatin aksine, tersine.