Gönderen Konu: "Duvardan Dökülen İnciler" Takvim Yaprakları  (Okunma sayısı 768541 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Techîz ve Defni
« Yanıtla #2010 : 08 Haziran 2016, 11:46:10 »

"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ قَرَأَ حَرْفًا مِنْ كِتَابِ اللهِ فَلَهُ بِهِ حَسَنَةٌ وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا لَا أَقُولُ الم حَرْفٌ وَلَكِنْ أَلِفٌ حَرْفٌ وَلَامٌ حَرْفٌ وَمِيمٌ حَرْفٌ
(ت)


“Kim Allâhü Teâlâ’nın kelâmı (Kur’ân)dan bir harf okursa ona her harfi ne bir hasene (ecir, mükâfat) vardır. Hasenede on misli (sevap) vardır.
Ama şunu bilin ki ben size ‘elif lâm mîm’ bir harftir, demiyorum. Ve lâkin elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm bir harftir.”

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)



08
Haziran Çarşamba 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 26 Mayıs 1432 Hicrî: 03 Ramazan 1437

Peygamberimiz (SAV)'in İrtihali (632)


Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) Techîz ve Defni

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat edip Ebûbekr-i Sıddîk (r.a.) hazretlerine bîat olunduktan sonra Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) defni hizmetine başlandı. Lâkin nereye defnolunacağında ihtilâf olundu. Ashâb-ı Kirâm’dan bazıları, Mescid-i Şerîf’te, bazıları Bakî’de, yâni Medîne-i Münevvere kabristanında, bazıları Hazret-i İbrâhim aleyhisselâmın kabri yanında, bazıları da Mekke’de defnolunur, dediler.

Hazret-i Sıddîk (r.a.) ise: “Ben, Resûlullah’tan bir şey işittim ve hâlâ unutmadım. ‘Allâhü Teâlâ, bir peygamberin rûhunu ancak defnolunmasını istediği yerde alır’ diye buyurdu. Onu döşeğinin olduğu yerde defnediniz” dedi. Hazret-i Âişe’nin hânesinde, üzerinde âhirete intikal ettiği döşeği kaldırıldı ve yeri kazıldı, bir lahid yapıldı ki, hâlâ Ravza-i Mutahhara denilen mübârek mahaldir. Bu lahdi yapan Ensar’dan Ebû Talha hazretleridir.

Yıkanacağı vakit de elbiselerini çıkarıp çıkarmamak hususunda sahabîler arasında ihtilaf oldu. Bu sırada onlara Allah tarafından uyku geldi. “Onu elbiseleri üzerinde iken gaslediniz” diye bir söz işitildi. söyleyen bilinemedi. Fakat böylece yıkandı.

Hazret-i Ali (r.a.): “Hayatında ve vefâtında paksın” diyerek gasletti (yıkadı) ve Hz. Abbâs ile oğulları çevirdi, Hz. Üsâme ve Peygamberimizin (s.a.v.) azadlısı Sâlih bin Adiyy (Şukran) (r.anhüm) su döktüler. 

Erkekler, kadınlar, çocuklar ve köleler, bölük bölük girip namazını kıldılar.

Bütün insanlar için bu dünyaya konup göçmek Allâh’ın kânûnudur. Resûl-i Ekrem’den (s.a.v.) sonra onun dinine hizmet etmek ona muhabbet ve ihlâsın icaplarındandır.

Ashâb-ı Kirâm, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ayrılık ateşiyle yandıkları hâlde bütün güçleri ile onun tesis buyurmuş olduğu dinin hükümlerini yerine getirmek için gayret etmişlerdir. (Hz. Ebubekr-i Sıddîk, Çamlıca B.Y.)



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hz. Ebûbekir-i Sıddîk'ın Bir Hutbesi
« Yanıtla #2011 : 09 Haziran 2016, 16:27:35 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ أَطْعَمَ أَخَاهُ خُبْزًا حَتَّى يُشْبِعَهُ وَسَقَاهُ مِنَ الْمَاءِ حَتَّى يَرْوِيَهُ بَعَّدَهُ اللهُ مِنَ النَّارِ سَبْعَ خَنَادِقَ. كُلُّ خَنْدَقٍ مَسِيرَةُ خَمْسِمِائَةِ عَامٍ
(هب)


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Mümin kardeşine -doyuruncaya kadar- ekmek (yemek) ikrâm eden, kanıncaya kadar su ikram eden kimseyi Allâhü Teâlâ cehennemden yedi hendek uzaklaştırır. Her hendek beşyüz yıllık yürüme mesafesindedir.”
(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)



09
Haziran Perşembe 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 27 Mayıs 1432 Hicrî: 04 Ramazan 1437

Hz. Ebubekir'in (RA)Halife Seçilmesi (632) • Sultanahmed Camii'nin İbadete Açılması (1617)


Hz. Ebûbekir-i Sıddîk'ın Bir Hutbesi

“…Allah’tan korkmanızı ve sizi hidâyete ulaştıran Allâh’ın emirlerine sımsıkı sarılmanızı tavsiye ediyorum. İhlâstan sonra İslâmiyet’in başlıca hidâyeti, Hz. Allâh’ın başınıza getirdiği kimselerin emirlerini dinlemek ve onlara itâat etmektir. Çünkü, Allâh’a ve emr-i bi’l-ma‘rûf ve nehy-i ani’l-münkerin ehli olan Ülül-emre itâat eden, hakîkaten felâha ermiş ve üzerine düşen vazîfesini de yapmıştır.

Aman dikkat, sakın nefsinizin hevâ ve hevesine uymayın. Felâha erenler, hevâ ve hevesine uymaktan, hırs ve öfkeden korunanlardır.

Sakın övünmeyin! Topraktan yaratılıp sonra tekrar toprağa dönecek, sonra vücûdunu haşerâtın yiyeceği kimse neye övünür. O, bugün hayattadır, yarın ölecektir. Her gün ve her saat ölüme hazırlanarak hayırlı ameller işleyin. Mazlûmun bedduâsından sakının. Kendinizi dünyada bir müsâfir, rûhu da emânet görün kendinizi ölmüşlerden sayın. Sabredin. Muhakkak amellerin hepsi sabır ile olur…

Fıkıh öğrenin ve onunla amel edin. Takvâyı da öğrenip takvâlı olun. Allâhü Teâlâ sizden önce geçenlerin ne yüzden helâk olduklarını ve ne ile kurtulduklarını bildirmiştir. Kitabında helâl ve haramları, hangi amellerin makbul olduğunu ve hangilerinin makbul olmadığını beyan etmiştir…

Bilmiş olunuz ki, siz amellerinizi Allah için ihlâsla yaptığınız müddetçe, Rabb’inize itâat etmiş, -İslâm’dan- nasîbinizi korumuş olursunuz. Dîniniz için yaptığınız nâfile ibâdetleri önünüzde bir hazırlık olarak görün. Amellerinizdeki noksanlarınız oradan tamamlanır. 

Sonra, ey Allâh’ın kulları! Sizden önce geçen kardeşlerinizi ve ahbâbınızı düşününüz. Onlar, işledikleri amellerin karşılığını hakkıyla buldular ve buldukları ile kaldılar. 

Allâhü Teâlâ’ya yakınlık ancak ona ibâdet ve emrine itâat etmekledir...”
(Târîhu’l-Hulefâ, İmam Suyûtî)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hz. Ebûbekir-i Sıddîk'ın Büyük Bir Hizmeti:Mürtedler ile Harb Etmesi
« Yanıtla #2012 : 12 Haziran 2016, 01:13:22 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: حِفْظُ الْغُلَامِ الصَّغِيرِ كَالنَّقْشِ فِي الْحَجَرِ وَحِفْظُ الرَّجُلِ بَعْدَ مَا يَكْبُرُ كَالْكِتَابِ عَلَى الْمَاءِ
(الجامع الصغير)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Küçük çocuğun ezberlemesi taş üzerine nakış gibidir.
Yaşlı kimsenin ezberlemesi ise su üzerine yazmak gibidir.”

(Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir)



10
Haziran Cuma 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 28 Mayıs 1432 Hicrî: 05 Ramazan 1437

Hz. Ebûbekir-i Sıddîk'ın Büyük Bir Hizmeti:Mürtedler ile Harb Etmesi

Hazret-i Ebûbekr-i Sıddîk (r.a.), halîfe olduktan sonra mürted(dinden dönen)lerin fitnesinden kurtulmak için gösterdiği fevkalâde gayret kendisinin büyüklüğüne bir delildir.

Peygamber Efendimiz sallâllâhü aleyhi ve sellemin irtihâli bütün Arab Yarımadası’nı sarstı, yer yer ihtilâller ve isyanlar oldu.

Mekke-i Mükerreme’yi dinden dönme meselesi dehşetli bir yıldırım gibi vurdu, ahâlîyi hayrete düşürdü.

İşte öyle tehlikeli bir zamanda Süheyl bin Amr, Kâ’be-i Muazzama kapısında durdu. “Ey Mekkeliler!” diye çağırdı. Halk da onun başına toplandı.

“Ey Mekkeliler! Siz, herkesten sonra Müslüman oldunuz. Geliniz, herkesten evvel dinden dönmeyiniz. Resûlullah’ın (s.a.v.) buyurduğu gibi Allah, bu işi tamamlayacaktır.” dedi.

Mekke-i Mükerreme halkı dinden dönmediler. Kureyş kabîlesi, hep İslâm dîni üzere sâbit kaldı.

Mekke-i Mükerreme gibi Tâif’te de dinden dönenler olmadı. Kureyş gibi Sakîf kabîlesi de İslam’dan dönmedi.

Bunların dışında diğer Arab kabîleleri, kimi tamamen ve kimi kısmen dinden döndüler. Bazıları da “Namaz kılarız, ama zekât vermeyiz” dediler. Bunlara  nasıl muâmele olunacağında ihtilaf çıktı. İstişâre yapıldı. Kimi harb yapalım dedi. Hazret-i Ömerü’l-Fârûk (r.a.):

“Lâ ilâhe illAllah Muhammedün Resûlullah” diyenler üzerine nasıl kılıç çekeriz?” dedi.

Hz. Ebûbekr-i Sıddîk (r.a.) dedi ki: “Vallâhi, Resûlullâh’a (s.a.v.) verdikleri bir yıllık oğlağı vermezlerse elim kılıç tuttukça onlarla savaşırım.”

Hazret-i Ömer ve diğer Ashab-ı Güzîn de Halîfenin doğru olduğunu tasdik ve bütün dinden dönenlerle muhârebe etmek üzere ittifak ettiler. Hz. Ebûbekir Mekke, Medîne ve Tâif hâricindeki bütün Arap kavimlerinin tekrar Müslüman olmalarına vesîle oldu.
(Hz. Ebubekr-i Sıddîk, Çamlıca B.Y.)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
“Kur’ân-ı Kerîm’i Öğreniniz, Onu Devamlı Okuyunuz”
« Yanıtla #2013 : 12 Haziran 2016, 01:23:30 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: رُبَّ صَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ صِيَامِهِ إِلَّا الْجُوعُ وَرُبَّ قَائِمٍ لَيْسَ لَهُ مِنْ قِيَامِهِ إِلَّا السَّهَرُ
(هـ)


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Nice oruç tutanlar vardır ki, orucundan onlara kalan sâdece açlıktır.
Nice (gece ibâdet için) kalkanlar vardır ki, onların bundan hisseleri ancak uykusuzluktur.”

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)



11
Haziran Cumartesi 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 29 Mayıs 1432 Hicrî: 06 Ramazan 1437

Kanuni Sultan Süleyman'ın İran Seferi (1534) • Hilal-i Ahmer (Kızılay)'in Kuruluşu (1868)


“Kur’ân-ı Kerîm’i Öğreniniz, Onu Devamlı Okuyunuz”

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

• “Kur’ân-ı Kerîm’e inanıp amel ederek okuyan mü’min kıyâmet günü getirilir.
Kur’ân-ı Kerîm şöyle niyâz eder: “Yâ Rabbi, onu giydir.” Ona kerâmet tâcı giydirilir.
Sonra Kur’ân-ı Kerîm: “Yâ Rabbi, artır” der. Kerâmet elbisesi giydirilir.
Sonra Kur’ân-ı Kerîm: “Yâ Rabbi, ondan râzı ol” der, Allâhü Teâlâ ondan râzı olur.
O kişiye: “Oku ve terakkî et, yüksel” denir, okuduğu her bir âyete bir hasene (sevap) verilir.”
(Sünen-i Tirmizî)

• “Kim Kur’ân-ı Kerîm’i okur ve onunla amel ederse, kıyâmet gününde ana babasının başına bir tac giydirilir ki onun nûru, dünyâ evlerini aydınlatan güneş evinizin içinde bulunmuş olsa ondan daha parlak ve güzeldir.
-Ana babasına bu ikrâm yapılırsa- ya bu ameli işleyenin mükâfâtı nasıl olur, düşünün!”
(Ebû Dâvûd)

• “Kim Kur’ân-ı Kerîm’i okur, ezberler, helâlini helâl, harâmını haram olarak kabûl ederse Allâhü Teâlâ onu cennetine koyar, onu âilesinden cehennemlik olduğuna hükmedilmiş on kişiye şefâatçi kılar.” (Sünen-i Tirmizî)

• “Kur’ân-ı Kerîm’i öğreniniz, onu devamlı okuyunuz, gece en son ameliniz Kur’ân-ı Kerîm’den -Âyetülkürsî, Kâfirûn Sûresi gibi- âyetler okumak olsun. Muhakkak Kur’ân-ı Kerim, onu öğrenen, gece namazlarında okuyan kimse için her yere güzel kokular saçan misk dolu kese gibidir. Onu öğrenip ezberlediği halde okumayan içinse ağzı ip ile bağlanmış misk kesesi gibidir.” Yani ondan güzel koku çıkmaz. (Sünen-i Tirmizî)

• Bir kimse “Yâ Resûlallâh! Hangi ameli Allâhü Teâlâ daha çok sever?” diye sormuştu. Peygamberimiz (s.a.v.) “Konup göçenin ameli!” buyurdu. “Konup göçen ne demektir?” diye sordu. Peygamberimiz (s.a.v.) “Kur’ân’ı başından sonuna kadar okuyan kimsedir ki, ne zaman sonuna kadar okusa, hemen baş tarafına geçip yeniden okumağa başlar.” buyurdu. (Sünen-i Tirmizî)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Zekât Cimrilikten, Kötü Ahlâktan Temizler
« Yanıtla #2014 : 12 Haziran 2016, 01:31:40 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ فَطَّرَ صَائِمًا كَانَ لَهُ مِثْلُ أَجْرِهِ غَيْرَ أَنَّهُ لَا يَنْقُصُ مِنْ أَجْرِ الصَّائِمِ شَيْئًا
(ت)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Kim bir oruçluya iftar ettirirse, -oruçlunun sevâbından hiçbir şey eksilmeden- onun sevâbı gibi sevab alır.”
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)



12
Haziran Pazar 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 30 Mayıs 1432 Hicrî: 07 Ramazan 1437

Keban Barajı'nın Temelinin Atılması (1966)


Zekât Cimrilikten, Kötü Ahlâktan Temizler

İslâm’ın şartlarından biri de malının zekâtını vermektir. Ticâret malları ile altın, gümüş ve nakit paraların kırkta biri verilir.

Zekât, temizlik ve üreyip çoğalmak mânâsınadır. Malın zekâtını vermek kalan mala çok bereket getirir, zekât verenin malı gittikçe artar. Lâkin bu faydayı elde etmek için zekâtı gönül hoşluğu ile vermek lâzımdır. İstemeyerek işlenen amel Allâhü Teâlâ’nın rızâsına yakın ve makbûl olmaz.

Velî (Allah’ın sevgili bir kulu) olmak mal ve canı Allah yolunda fedâ etmeye bağlıdır. Cimri olan velî olamaz. Zekât cimrilik gibi kötü ahlâktan temizler.

Allâhü Teâlâ, malını kendi rızası için verene ondan hayırlısını, canını ve fânî vücûdunu fedâ edene de ondan hayırlı olan ebedî hayâtı ve cemâl-i ilâhiyyeyi görmeyi nasîb eder. Kur’ân-ı Kerîm’de -meâlen-: “Allâhü Teâlâ’nın rızâsına muvâfık güzel ameller yapanlara ondan daha güzeli ve bir de ziyâde var.” (Yûnus sûresi, âyet 26)” buyurulmuştur. Buradaki ziyâde Allah’ın cemâlini görmek (rü’yetullah) olarak tefsir edilmiştir.

Yine âyet-i celîlede -meâlen-: “…Hakkında sizi tasarrufa salahiyetli kıldığı şeylerden infak eyleyin.” (Hadîd sûresi, âyet 7) buyurulmuştur. Yani halkın ellerinde olan mallar hakîkatte Allâhü Teâlâ’nındır, halka emânet olarak vermiştir. Nisâba mâlik olan herkesin o maldan zekât ve sadaka vermesi lâzımdır.

Fetvâ kitaplarında okuma ve okutma ile meşgul olan ilim ehlinin zengin de olsa zekat almasının caiz olduğu yazılmıştır. (Tenvîru’l-ebsâr ve Tefsîr-i Semerkandî) Hadîs-i şerîfte: “Kırk senelik nafakası da olsa ilim (din ilmi) talebesine zekât verilir.” buyurulmuştur.

İsmâil Hakkı Bursevî diyor ki: "Burada ilimden maksad: Peygamberlerin ve evliyânın ilmi olan dînî ilimlerdir. Yoksa yalnız felsefî ve aklî ilimleri tahsîl edenler değildir."(Hadîs-i Erbâîn terc. ve şerh, İ. Hakkı Bursevî)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Sadakanın Karşılığı | FIKRA: Vermeye alışmamış!
« Yanıtla #2015 : 13 Haziran 2016, 10:42:12 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اُبْسُطُوا بِالنَّفَقَةِ فِى شَهْرِ رَمَضَانَ فَاِنَّ النَّفَقَةَ فِيهِ كَالنَّفَقَةِ فِى سَبِيلِ اللهِ
(كنز)


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Ramazân-ı şerîf ayında nafakayı (çoluk çocuğunuza ve diğer ihtiyaç sahiplerine yapılan harcamaları) çoğaltınız.
Çünkü bu aydaki nafaka, Allah yolunda harcanan nafaka gibidir.”

(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)



13
Haziran Pazartesi 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 31 Mayıs 1432 Hicrî: 08 Ramazan 1437

Süleymaniye Camii'nin Temelinin Atılması (1550) • Silistre Müdâfaası (1854)


Sadakanın Karşılığı

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Sahrâda yolculuk yapmakta olan bir adam, yolculuk esnâsında, bir buluttan ‘Falanın bahçesini sula!’ diye bir ses duydu. Bulut hemen bir taşlık yere doğru hareket etti ve suyunu oraya boşalttı. Adam, suyun tamamının derelerden birinde toplandığını gördü ve suyu takip etti. Bir de baktı ki, bir adam bahçesinde, elindeki kürekle suyu oraya buraya çevirip bahçesini suluyor. Ona:

Ey Allâh’ın kulu! Adın nedir? diye sordu.

Adam, kendisinin daha önce buluttan duyduğu ismi söyledi, sonra da:

Ey Allahın kulu! Adımı neden sordun? dedi. O da:

Ben şu suyu yağdıran buluttan, senin adını söyleyerek ‘Falanın bahçesini sula!’ diye bir ses duydum da onun için soruyorum. Sen ne yapıyorsun ki bu lütfa mazhar oluyorsun? dedi. Bahçe sahibi:

Mâdem ki soruyorsun, söyleyeyim:
Ben bu bahçemden çıkan mahsûle bakarım; üçte birini sadaka olarak dağıtırım, üçte birini çoluk-çocuğumla birlikte yerim, üçte birini de tekrar bahçeme ekerim, dedi.”
(Sahîh-i Müslim)


FIKRA: Vermeye alışmamış!

Bir cimri denize düşmüş. İnsanlar toplanıp adam suyun yüzüne çıktıkça,

- Ver elini! demişler. Adam bir türlü elini vermemiş. O cimriyi tanıyanlardan biri,

- “Ver elini” demeyiniz, “Al elimi!” deyiniz ki, elini uzatsın. Zîrâ adam ömründe vermeye alışmamıştır! demiş.

Dediği gibi yapmışlar, hemen elini uzatıvermiş.



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ramazan’da Ümmet-i Muhammed’e Verilen Beş Şey
« Yanıtla #2016 : 14 Haziran 2016, 10:20:07 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:... شَهْرٌ كَتَبَ اللهُ عَلَيْكُمْ صِيَامَهُ وَسَنَنْتُ لَكُمْ قِيَامَهُ فَمَنْ صَامَهُ وَقَامَهُ إِيمَانًا وَاحْتِسَابًا خَرَجَ مِنْ ذُنُوبِهِ كَيَوْمِ وَلَدَتْهُ أُمُّهُ
(هـ)


“… Ramazan ayı, oruç tutulması farz kılınan bir aydır.
Ben de size gecelerinde terâvih namazını sünnet kıldım.
Kim inanarak ve mükâfâtını ümid ederek orucu tutar ve terâvih namazını kılarsa anasından doğduğu gün gibi günahlarından çıkar.”

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)



14
Haziran Salı 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 01 Haziran 1432 Hicrî: 09 Ramazan 1437

Avustralya'nın Keşfi (1643) • Jandarma Teşkilatı'nın Kuruluşu (1846)


Ramazan’da Ümmet-i Muhammed’e Verilen Beş Şey

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

Ramazan ayında ümmetime, daha önceki hiçbir ümmete verilmeyen beş şey verilmiştir:

1- Oruç tutanın ağız kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.

2- İftar edinceye kadar melekler oruç tutanlara istiğfar ederler.

3- Allâhü Teâlâ her gün cennetini tezyîn eder, süsler ve sonra şöyle buyurur: “Ey cennet! Yakında sâlih kullarımı dünyâ mihnet ve sıkıntılarından kurtarıp, ikrâm ve rahmetime kavuşturacağım.”

4- Bu ayda şeytanlar bağlanır. Başka zamanlarda yapabildiklerini bu ayda yapamazlar.

5- Ramazan-ı Şerîf’in son gecesi Ümmet-i Muhammed bağışlanır.

Ashâb-ı Kirâm’dan bir zat “Yâ Resûlallâh, o gece Kadir Gecesi midir?” diye sorduğunda “Hayır. Çalışanlara işlerini bitirdiklerinde ücretleri tam olarak verilir.” buyurdu.
(Müsned-i Ahmed)

RAMAZAN GÖĞÜSTE KALB, İNSANLAR İÇİNDE PEYGAMBER GİBİDİR

Abdülkâdir Geylânî Hazretleri buyurdular:

Aylar içinde Ramazan ayı; göğüsteki kalp, insanlar içinde peygamberler ve beldeler içinde Mekke-i Mükerreme gibidir.

Mekke-i Mükerreme’ye deccâl giremez, Ramazan ayında da azgın şeytan zincire vurulur.

Peygamberler, günahkâr mü’minlere şefâat ederler, Ramazan ayı da oruç tutanlara şefâat eder.

Kalp, Allâh’ı bilmenin ve îmânın nûruyla süslenmiştir, Ramazan ayı da okunan Kur’an nurları ile süslenmiştir.

Ramazan ayında bağışlanmayan kimsenin günahları başka hangi ayda bağışlanır?

Kul, tevbe kapıları kapanmadan, pişman olma fırsatı geçmeden önce Allâhü Teâlâ’ya tevbe etmelidir. Ağlama ve Allâh’ın rahmetine nâil olma vakti geçip gitmeden gözyaşı dökmelidir.
(Gunye)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Sultan Birinci Murad Han’ın Duâsı ve Şehit Edilmesi
« Yanıtla #2017 : 15 Haziran 2016, 10:35:40 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: حَصِّنُوا أَمْوَالَكُمْ بِالزَّكَاةِ وَدَاوُوا مَرْضَاكُمْ بِالصَّدَقَةِ وَأَعِدُّوا لِلْبَلَاءِ الدُّعَاءَ
(هب)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Mallarınızı zekâtla koruyunuz, hastalarınızı sadaka ile tedâvî ediniz, belâlardan kurtulmak için de duâ ediniz.”
(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)




15
Haziran Çarşamba 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 02 Haziran 1432 Hicrî: 10 Ramazan 1437

Ezan-ı Muhammedî'nin İlk Defa Okunuşu (622) • I. Kosova Zaferi ve Murad Hüdâvendigâr'ın Şehâdeti (1389) • Yeniçeri Ocağının Kaldırılması (1826)


Sultan Birinci Murad Han’ın Duâsı ve Şehit Edilmesi

Kosova sahrasında harb başlamadan önce öyle bir fırtına çıktı ki, ortalık toz-duman içinde kaldı, göz gözü görmez oldu, insanlar kıyâmet kopuyor sandılar, çok korktular. Sultan Murad Han, sabaha kadar Cenâb-ı Hakk’a gözyaşları içinde yalvardı:

“İlâhî!
Bu havayı Müslümanların üzerinden kaldır.
Bir yağmur yağdırıp, bu tozu sakin eyle.
Azabınla İslâm askerini harâb edip binlerce Müslüman’ın canını alma.
Mücahitleri muzaffer, düşmanlarını mağlup eyle.

İlâhî!
Ben bilmeden hata ettimse, rızanın hilafına gittimse sen lâyık olanı bilirsin, onu ihsan kıl.
Küffâr belasını Müslümanların üzerinden kaldırmak için canımı fedâ eyledim.
Askerlerime zafer müyesser edip beni kurban kıl.
Gâzî Hudâvendigâr unvânı ile adımı âlemde alem edip beni cihad yolunda sâbit kıldın.
Umarım ki âhir ömrümde şehîd edesin.
Canımı Müslümânlara fedâ etmekle onları ihyâ edip beni bu gazâda şehâdet murâdıma erdirip dünyada saâdet verdiğin gibi âhirette dahi mesut edesin


Duâsı kabul oldu. Hemen yağmur yağdı. Toz silinip, gitti. Daha sonra Kosova harbi yapıldı, Osmanlı ordusu sayıca az olmasına rağmen düşmanları yendi.

Gâzî Hudâvendigâr, o âfet gecesi Cenâb-ı Hakk’a ettiği niyazın kabul olduğunu bilirdi. Hâcetlerinin ikisi hâsıl olup üçüncüsü -ki şehâdete kavuşmaktı- geciktiğine hayret edip dururdu. Savaştan sonra yanındaki az adamla geziyordu. Ölüler arasında gizlenip yatan bir kâfir, ansızın hücum edip zehirli hançer ile Cihan Sultanı’na vurdu.
Hakk’a niyazı kabul olup şehit oldu.
Gâzî Hudâvendigâr’ın üzerine çadır kurup, şehadetini kimseye bildirmediler.
Bâyezîd Han tahta geçince Hudâvendigâr-ı Gâzî’nin namazını kılıp, Bursa’da Kaplıca kenarındaki imâretinin civârında defnettiler. Rahmetullâhi aleyh.
(Kemalpaşazâde, Tevârih-i Âl-i Osman, 3. Defter, Çamlıca B. Y.)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
"Farz Namazlardan Sonra En Fazîletli Namaz Gece Namazıdır"
« Yanıtla #2018 : 17 Haziran 2016, 15:46:19 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: خَصْلَتَانِ مَنْ حَفِظَهُمَا يَسْلَمُ لَهُ صَوْمُهُ: اَلْغِيْبَةُ وَالْكَذِبُ
(هب)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“İki haslet vardır ki onlardan (kendini) muhâfaza edenin orucu sâlim olur: Gıybet ve yalan.”
(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)




16
Haziran Perşembe 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 03 Haziran 1432 Hicrî: 11 Ramazan 1437

Yıldırım Bâyezid Han'ın Cülûsu (1389) • Ezân-ı Muhammedî'nin Aslî Lafızlarıyla Okunmasının TBMM'ce Serbest Bırakılması (1950)


"Farz Namazlardan Sonra En Fazîletli Namaz Gece Namazıdır"

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Sizden biriniz (gece) uyuyunca şeytan onun boynuna üç düğüm düğümler. Her düğüm (yerine) “Senin için uzun bir gece vardır, rahat uyu” diye(rek eliyle) vurur.
O kimse uyanıp Allâh’ı zikrederse, bir düğüm çözülür. Abdest alırsa bir düğüm daha çözülür. Namaz da kılarsa, düğümlerin hepsi çözülür. Artık o teheccüd kılan, düğümü çözülmüş, gönlü hoş ve neşeli bir hâlde sabaha girer. Fakat zikretmez ve abdest alıp namaz kılmazsa gönlü kirli ve uyuşuk bir halde sabaha girer.”


Hazret-i Ömer’in oğlu Abdullâh (r. anhümâ) buyurdu:

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) zamanında bir rüya gören onu Resûlullâh Efendimiz’e (s.a.v.) anlatırdı. Ben de Resûlullâh Efendimiz’e (s.a.v.) anlatacağım bir rüya görmeyi istiyordum. O vakit genç idim. Mescidde uyurken rüya gördüm: İki melek beni alıp cehenneme götürdüler. Cehennemi taşla örülmüş kuyu duvarı gibi gördüm. Orada tanıdığım bazı insanları da gördüm. Ben devamlı ‘Eûzü billâhi minennâr: Cehennemden Allâha sığınırım’ diyordum.”

Bir melekle karşılaştık. Bana “korkma” dedi.

Bu rüyamı (kız kardeşim ve Mü’minlerin annesi) Hz. Hafsâ’ya anlattım. O da Resûlullâh Efendimiz’e arz etti.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Abdullah ne güzel adamdır, geceleri (kalkıp da) namaz kılmayı âdet edinseydi” buyurmuşlar. Bundan sonra -gecenin az bir kısmı hâriç- geceleri uyumadım.

Hadîs-i şerîfte “Gece ibâdetine devâm ediniz. Zîrâ o sizden önceki sâlih kişilerin âdetidir ve Rabb’inize yaklaşmağa, günahların silinmesine, günah işlemekten uzak kalmağa sebeptir.” buyuruldu.

Gece namazı, günâhlara keffârettir ve sâlihlerin âdetidir. Dilden ve bütün bedenden fenâlığı çıkarır.

Gece namazının en fazîletli vakti, gecenin son üçte biridir. (Nihâyetü’l-Murâd, A.Ganî Nablûsî)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Hazret-i Osman ve Zevcesi
« Yanıtla #2019 : 17 Haziran 2016, 15:49:15 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْحَيَاءُ مِنَ الْاِيمَانِ وَأَحْيَى أُمَّتِي عُثْمَانُ
(كنز)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Hayâ, îmândandır. Ümmetimin en çok hayâ sâhibi olanı Osman’dır.”
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)




17
Haziran Cuma 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 04 Haziran 1432 Hicrî: 12 Ramazan 1437

Hz. Osman'ın Şehid Edilmesi (656)


Hazret-i Osman ve Zevcesi

Mü’min kadın, Allahü Teâlâ’ya isyan olmayan her hususta kocasına itâat etmelidir.

Resûlullâh sallallâhü aleyhi vesellemin kızı Hz. Rukiyye, kocası Osman (r.a)’ı câriyelerinden birine latîfe yaparken gördü. Hazret-i Osman utandı, Hazret-i Rukiyye de kıskandı, ağlayarak Resûlullah’a geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Seni ağlatan nedir?” buyurunca, Hz. Rukiyye olanları anlattı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Ey Rukiyye! Eğer Allah ve Resûlü’nün rızâsını istersen yüzünü kocanın ayaklarına sür, onun rızâsını iste. Muhakkak göklerdeki herkes benimle iftihar eder. Ben de Osman ile iftihâr ederim” buyurunca Rukiyye (r.anhâ) hayretle: “Eğer annem Hadîce sağ olsaydı bana yardım ederdi” deyip döndü. Hazret-i Osman’ın odasına gitti ve kapı aralığından bakınca gördü ki, Osman (r.a.) secdeye kapanmış ağlıyor ve şöyle niyâz ediyordu:

“Allâhım, Resûlünü bana öfkelendirme. Ben senin habîbine damad olmak nimetinin kadrini bilemedim.”

Rukiyye (r.anhâ) bunu işitince öfkesi yatıştı. Hz. Osman ona sarılmak istedi, fakat Rukiyye (r.anhâ):

“Hayır! Önce babamın tavsiyesini yerine getireyim.” dedi ve ayaklarına kapandı, yüzünü ayaklarına sürdü.

Hazret-i Osman bu hali görünce ağladı ve dedi ki:

“Sâhibi olduğum bütün câriyeleri Resûlullâh’ın ve kızı Rukiyye’nin rızâlarının müjdesi uğruna âzâd ettim.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), onların barıştıklarını işitince şükretti ve sevindi. Cebrâil aleyhisselâm geldi ve şöyle buyurdu:

Yâ Resûlallâh! Allahü Teâlâ sana selâm edip buyurdu ki:
“Osman’ı müjdele, câriyelerini senin ve evlâdının rızâsı için âzâd edince kalemi ondan kaldırdım. Onun için mîzân kurmayacağım ve kıyâmet günü hesâb görmeyecektir. Böylece insanlar, cinler ve melekler senin kadrini ve çocuklarının kıymetini bilsinler.” (Hulâsatü’l-Ahbâr, Azîz Mahmud Hüdâî)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Kadir Gecesi’ni Bulmak | Beyit
« Yanıtla #2020 : 19 Haziran 2016, 00:31:33 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ...إِنَّ هَذَا الشَّهْرَ قَدْ حَضَرَكُمْ وَفِيهِ لَيْلَةٌ خَيْرٌ مِنْ أَلْفِ شَهْرٍ مَنْ حُرِمَهَا فَقَدْ حُرِمَ الْخَيْرَ كُلَّهُ وَلَا يُحْرَمُ خَيْرَهَا إِلَّا مَحْرُومٌ
(هـ)


“Muhakkak bu Ramazan ayı size ulaştı.
Bu ayda bin aydan hayırlı (Kadir) Gece(si) vardır.
O gecenin hayır ve bereketinden mahrum kalan kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış olur.
Kadir gecesinin hayrından ancak nasipsizler mahrum kalır.”

(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)



18
Haziran Cumartesi 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 05 Haziran 1432 Hicrî: 13 Ramazan 1437

Çandarlı Ali Paşa'nın Vefatı (1406) • Şemseddin Sâmî'nin Vefatı (1904) • Karadeniz Ereğlisi'nin Kurtuluşu (1921)


Kadir Gecesi’ni Bulmak

İmâm-ı Şa’rânî Hazretleri, Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerîf’in ilk gününe göre şöyle tesbit etmiştir. Ramazân-ı Şerîf:

• Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece.

• Pazartesi günü girerse, 20’yi 21’e bağlayan gece.

• Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece.

• Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece.

• Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece.

• Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece.

• Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece.

İmâm-ı Şa’rânî Hazretleri 30 sene Kadir Gecesi’yle bu usûle göre müşerref olmuşlardır. Birçok evliyâ bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır.

Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, mü’minlerin her geceyi Kadir Gecesi bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri içindir.

Kadir Gecesi’nde hava berrâk ve güzel olur. O gece her şey Allâh’a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü’minler aff-ı ilâhî ve mağfiret-i sübhânîye mazhar olurlar. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)

Netîce olarak Ramazân-ı Şerîf hangi gün girerse girsin, bu hesaba göre Kadir Gecesi, cumartesiyi pazara bağlayan geceye isâbet etmektedir. Ramazân-ı Şerîf’in ikinci yarısında iki adet cumartesi gününden 17, 19 gibi tek sayılı gecelerden biri Kadir Gecesi’dir.

Beyit:

Câhilin fahri cem’-i mâl iledir
Ârifin izzeti kemâl iledir.

Şeyhülislâm Abdülkadîr Hamîdî

(Câhil şerefi malda arar. Ârif ise şerefi kemâlde; ilim ve edep ile olgunlaşmakta arar.)



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Îtikâf Sünnet-i Müekkededir | İfşâ Edene Sır Verilmez
« Yanıtla #2021 : 19 Haziran 2016, 01:06:21 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِعْتِكَافٌ فِي رَمَضَانَ كَحَجَّتَيْنِ وَعُمْرَتَيْنِ
(مجمع)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Ramazan ayında yapılan îtikâf, iki hac ve iki umre sevâbına denktir.”
(Hadîs-i Şerîf, Mecmau’z-Zevâid)



19
Haziran Pazar 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 06 Haziran 1432 Hicrî: 14 Ramazan 1437

300 Papazın İznik'te İncilleri Dörde İndirdiği Toplantı (İznik Konsili) (325)


Îtikâf Sünnet-i Müekkededir

Îtikâf, cemâatle namaz kılınan bir mescitte veya mescit hükmünde bulunan bir yerde îtikâf niyetiyle bir müddet kalmaktan ibârettir.

Îtikâf, vâcip, sünnet-i müekkede ve müstehab olmak üzere üç kısımdır.

Nezredilen (adanan) îtikâf, vâciptir.

Ramazân-ı Şerîf’in son on gününde yapılan îtikâf, kifâyet yoluyla müekked sünnettir. Bir beldede bir kişi îtikâf ederse diğerleri de sünnet ile amel etmiş olur.

Başka bir zamanda ibâdet ve tâat maksadıyla bir mescitte bir müddet yapılan îtikâf da müstehabdır.

Îtikâfın şartları:

Îtikâfa girecek kimse; îtikâfa niyet etmiş olmalı, Müslüman ve akıllı olmalı, cünüp, hayız ve nifas olmamalıdır.

Îtikâf, bir mescitte veya mescit hükmünde bulunan bir yerde yapılmalıdır.

Vâcip olan îtikâfta oruçlu bulunmalıdır.

Kadınlar için kendi evlerinde mescit olarak kullandıkları yerler, mescit hükmündedir.

Îtikâflının mescitten özrü olmadan çıkması veya hanımı ile münâsebette bulunması îtikâfını bozar.

Îtikâflının dînî, beşerî veya zarûrî bir ihtiyaçtan dolayı mescitten dışarı çıkması îtikâfı bozmaz:
Cuma namazını kılmak için en yakın bir câmiye gitmesi gibi.


İfşâ Edene Sır Verilmez

Akıllı kimse her bildiğini söylemez. Bilinen her sözü söylemek uygun değildir.

Gazneli Sultan Mahmud’un hizmetkârları vezirlerinden Hasan Meymendi’ye: “Sana padişah falanca iş hakkında ne dedi?” diye sordular. Hasan Meymendi: “Size de söyler” dedi.

- Sen memleketin vezirisin, sana dediğini hiçbirimize söylemez, dediler.

Hasan Meymendi:
- Kimseye söylemeyeceğimi bildiği için güvenip bana söylüyor, o hâlde siz niçin soruyorsunuz! dedi.
(Gülistan’dan Seçmeler, Çamlıca B. Y.)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İnsanlara Akılları Seviyesinde Konuşunuz
« Yanıtla #2022 : 20 Haziran 2016, 10:25:22 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أُمِرْنَا أَنْ نُكَلِّمَ النَّاسَ عَلَى قَدْرِ عُقُولِهِمْ
(كنز)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Biz, insanların akılları miktarınca (anlayışlarına göre) konuşmakla emrolunduk.”
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)



20
Haziran Pazartesi 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 07 Haziran 1432 Hicrî: 15 Ramazan 1437

Dünya Mülteciler Günü (2001)


İnsanlara Akılları Seviyesinde Konuşunuz

Her insana, aklının idrâk edeceği seviyede konuşmak sünnettir.

Âlimin, bir hakîkati anlatıp da inkârcı ve inatçı birinin onu yalanlaması, hor görmesi veya yanlış anlaması en büyük kötülük ve fitnedir. Bundan dolayı âlimler insanlara, kolayca anlayabilecekleri şeyleri anlatmalıdır.

Kur’ân-ı Kerîm’deki muhkem ayetleri anlatmalı, müşkil ve müteşâbih olanları anlatmamalıdır.

Tecrübesiz ve duyduğuna aldanan câhillere, ruhsatlardan bahsetmemelidir. Zîrâ o “Allâhü Teâlâ Kerîm’dir, affeder.” diyerek sâlih ameller işlemez ve günahlardan kaçınmaz.

Câhili korkutup ümitsizliğe de düşürmemelidir.

Hz. Ali’nin naklettiği bir hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz (s.a.v.):

“Hakîkî âlim Allâhü Teâlâ’nın rahmetinden ümit kestirmeyen, azâbından da emniyette hissettirmeyen kişidir.” buyurmuştur.

İlmi, ehlinden gizlememelidir. Onlardan gizlemek zulümdür. İlmi, ehil olmayanlara öğretmek de onu zâyi etmektir. İlmi ancak ilme ehil olan kimselere öğretmelidir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“İnciyi, köpeklerin ağzına atmayın.”

“Mücevherleri hınzırların boynuna takmayın.” Çünkü hikmet mücevherlerden daha kıymetlidir.

Resûlullah (s.a.v.) vaazlarında ashâbının sıkılmamasına dikkat ederdi. Dinleyicilerin sıkıldığını hissederse hemen sözü kesmelidir.

Allâhü Teâlâ’nın Kitabı’ndan, Resûlullah’ın sünnetinden ve icmâ-ı ümmetten açık bir delile dayanmadan fetvâ vermemelidir. (İslam Ahlâkı ve Âdâbı, Fazilet Neşriyat)


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Ömrün Kıymetini Bilmek
« Yanıtla #2023 : 21 Haziran 2016, 11:23:07 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلصَّائِمُ فِي عِبَادَةٍ مَا لَمْ يَغْتَبْ مُسْلِمًا أَوْ يُؤْذِهِ
(الجامع الصغير)


Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
“Oruçlu olan kişi, bir Müslüman’ı gıybet ve yahut ona ezâ ve cefâ etmedikçe ibâdettedir.”
(Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir)



21
Haziran Salı 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 08 Haziran 1432 Hicrî: 16 Ramazan 1437

Zonguldak, Kandıra ve Adapazarı'nın Kurtuluşu (1921) • Soyadı Kanunu'nun Kabulü (1934)


Ömrün Kıymetini Bilmek

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:

“Kıyâmet gününde dört şeyden sual olunmadıkça kulun ayakları yerinden kımıldamaz: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede çürüttüğünden, ilmiyle ne amel işlediğinden, malını nereden kazanıp nereye sarfettiğinden.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyururdu ki:
“Bir nefsi görmez misiniz ki, sâhibi ona nimetler verip, yumuşaklık ile muâmele etse yarın Allâhü Teâlâ’nın huzurunda sâhibini ayıplar. Amma nefsine muhâlefet edip onu zora koşup yorsa Allâhü Teâlâ’nın huzurunda onu metheder, över. İşte o, vücudunuzun her tarafını saran nefsinizdir

Abdullâh bin Mübârek (r.a.) dedi ki:
“Geçmişte sâlihlerin nefisleri hayırlı amelleri işlemeye hoşlanarak giderlerdi. Ammâ bizim nefislerimiz ise hayırlı amellere ancak zorla gidiyor. Öyle ise bizim nefsimizi zorlamamız lâzımdır.”

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
“Muhakkak bir meclisde oturup da Allâhü Teâlâ’yı zikretmeyenler ve bana salevât okumayan her topluluk için -velev ki cennete girsinler- o meclis ancak pişmanlık olur, onun sevâbını görerek pişman olurlar.”

İnsanın ömrü kıyâmet gününde seneler olarak açılır, sonra aylar olarak, sonra haftalar olarak ve sonra günler olarak açılır. Hayırlı amel işlemeden boşa geçen vakit gördükçe pişman ve perişan olur. Ya şer amellerle dolu görürse hâli nice olur?

İki a‘râbî Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) gelip sordular:

“Yâ Resûlallâh! İnsanların en hayırlısı kimdir?”

“Ömrü uzun ve ameli güzel olandır.” buyurdular.

Diğeri sordu:
“Hangi amel en faziletlidir?”

Buyurdular ki:
“Lisânının Allâhü Teâlâ’nın zikrinden bir an ayrılmamasıdır.”


Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9228
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İlim Öğretmenin Bazı Âdâbı
« Yanıtla #2024 : 22 Haziran 2016, 15:16:12 »
"Euuzü billâahi mineşşeytaanir raciym Bismillâahi'r- rahmâani'r - rahıym"

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنِّي لَأَعْرِفُ نَاسًا مَا هُمْ أَنْبِيَاءَ وَلَا شُهَدَاءَ يَغْبِطُهُمُ الْأَنْبِيَاءُ وَالشُّهَدَاءُ بِمَنْزِلَتِهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ اَلَّذِينَ يُحِبُّونَ اللهَ وَيُحَبِّبُونَهُ إِلَى خَلْقِهِ يَأْمُرُونَهُمْ بِطَاعَةِ اللهِ فَإِذَا أَطَاعُوا اللهَ أَحَبَّهُمُ اللهُ
(مجمع)


“Ben bazı kimseler biliyorum ki onlar ne peygamber ne de şehittir.
Kıyâmet gününde peygamberler ve şehitler, mevkîleri (yüksek dereceleri) sebebiyle onlara gıbta ederler.
İşte bunlar Allâhü Teâlâ’yı severler ve kullarına Allâhü Teâlâ’yı sevdirirler.
Kullara Allâhü Teâlâ’ya ibâdet ve itâat etmelerini emrederler, itâat edince de Allâhü Teâlâ onları sever.”

(Hadîs-i Şerîf, Mecmau’z-Zevâid)



22
Haziran Çarşamba 2016

AYIN SAFHASI


Rûmî: 09 Haziran 1432 Hicrî: 17 Ramazan 1437

Nasreddin Hoca'nın Vefatı (1284) • Sultan İkinci Süleyman'ın Vefatı (1691)


İlim Öğretmenin Bazı Âdâbı

İlim öğretirken niyet, Allah’ın kullarını hak ve hakîkate ve onları ıslah edecek şeylere irşâd etmek olmalıdır. Zîrâ Allâhü Teâlâ’nın kendi vâsıtasıyla bir kişiye hidâyet etmesi, onun için güneş ve ayın üzerine doğduğu her şeyden daha hayırlıdır.

Allah’tan kaçan bir kimseyi Allah’a ibâdete ve itâate çevirmek, Allah katında insanların ve cinlerin ibâdetinden daha hayırlıdır.

Hoca, insanların malına tamah etmemeli, bir şeyler öğretmek için fakir talebeleri kendisine yakın tutmalı, öğretirken yumuşaklıkla muâmele etmeli, talebelere karşı mütevâzı ve şefkatli olmalıdır.

Hoca, talebelerine en çok ihtiyaç duydukları, dünya ve âhireti için en mühim şeyleri ilk önce öğretmelidir.

Hocanın, talebesinin anlayışını imtihan etmesinde, ilim öğrenmeye karşı hırsını araştırmasında bir mahzur yoktur. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ashâbını böyle imtihan etmiştir.

Peygamberimiz (s.a.v.):
“Ağaçların içinde bir ağaç vardır ki yaprağı düşmez. O ağaç mü‘min gibidir. Nedir o, söyleyin?” buyurdular. Oradakiler kırlardaki ağaçları saymaya başladılar. Bunun hurma ağacı olduğu o vakit henüz genç olan İbn-i Ömer’in (r.anhümâ) hatırına geldiyse de, cevap vererek oradaki büyüklerin önüne geçmekten hayâ etti. Ashâb-ı Kirâm “O nedir? Bize bildiriniz yâ ResûlAllah.” dediler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “O hurmadır”, buyurdular.

İnsanların içinde hiç kimseyi ayıplamamalı ve azarlamamalıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu şekilde davrananlar için: “Bazı kimselere ne oluyor ki böyle yapıyorlar?” buyururlardı.

Karşısındakini mahcup etmek maksadıyla sual sorana cevap vermemek sünnettir. Yanıltıcı sualler soran ve anlaşılması zor olan şiirler hakkında îzah isteyenlere cevap verilmez. Âlimlere böyle sorular sormak haramdır. Çünkü bunların neticesi, âlimleri hafife almak ve dîni hakîr görmektir. (İslam Ahlâkı ve Âdâbı, Fazilet Neşriyat)