Gönderen Konu: Eğitimde Hurafe Nasihatler  (Okunma sayısı 849 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Eğitimde Hurafe Nasihatler
« : 02 Aralık 2014, 12:09:41 »

Eğitimde Hurafe Nasihatler



"Başarı ödülü almış birisine sorarlar; başarını kime borçlusun diye. Soranların beklentisi “falanca öğretmenim, filanca danışmanım” iken “Annem” cevabını alınca şaşırırlar.

“Annem, çünkü bütün çocuklar okuldan eve geldiklerinde annelerinin sorusu, bugün öğretmeninin sorduğu sorulara cevap verebildin mi iken benim annemin her günkü sorusu, evladım bugün okulda öğretmenine soru sorabildin mi? idi” der.


    [ Ahmet Akça ]


İbni Kelbi’nin rivayetine göre “Hurafe”, Medine etrafında yaşayan kabileye mensup biridir. Bu kimse bir müddet sonra, ortadan kaybolmuştu. Daha sonra ortaya çıkıp hatıralarını, yaşadıklarını anlatarak aklın kabul edemeyeceği şeyler söyleyince kavmi kendisini yalanlamış ve bundan sonra bu tür yalanlara “Hurafe’nin sözü” demişlerdi.

Hurafelerin ortaya çıkışında yalan ve yanlış olduğu bilinirken zamanımızdaki bir çok eğitim hurafesinde maalesef yanlış olduğu da bilinemiyor. Çünkü yıllardır söylene gelmiş ve doğrudur diye inanılmış. Madem soru sormak farklılığı celbeder, biz de soralım o zaman!

Zararlı nasihatlerin sebebi nedir?

Hile ve hilekârlıkla ilgili can alıcı deyimler herhalde bizim lisanımızda vardır. Kargayı bülbül diye satmak, kuzu postuna bürünmek, tezgâh gerisinde alış veriş yapmak vesaire… Bir de hile ile iş gören kişi mihnet ile can verir sözü var. insana faydadan çok zarar veren nasihatleri duyduğumda hep bir hile, hep bir tezgâh ararım işin arkasında. Çünkü adı üstünde nasihat ancak hileli. Hileli bir nasihati bilse, kim bir yakınına verir ki? Her halde hilesini bilmeyen kişiler.

Hileli nasihatler önce aile çevresine sirayet eder. Aile çevresinde görülen söz ve davranışlar kişi tarafından zamanla benimsenir. Hani bir söz vardır “Anasının çıktığı dala kızı salıncak kurar.” Aileden gelen nasihatler batıl da olsa dinlenir olur.

Hurafe nasihatlerin özünde korku, endişe ve cehalet yatar. Yetiştirdiği çocuklarının geleceğini şekillendirme konusunda korku, endişe yaşayan ve ne yapacağı hakkında bilgisi olmayan aileler ve eğitimciler bu eğitim hurafelerinden hemen etkilenirler. Böylece kendisi azıcık dünya darlığı çeken kişi çocuklarını manevi hüsran pahasına dünya işlerine sürükleyebiliyor.

Bu manada mesela rekabet iyidir-her zaman kazandırır, sevdiğimi anlamasın, çocuk şımarmasın, yıldızları hedef göstereyim ki ağacın başına zaten çıkar, çok yorulmasın, zorlanmasın daha küçük, sadece zekiler başarılı olur, ceza olmadan eğitim olmaz, çok hareketli çocuk hiperaktiftir, ödevini bitirirsen bilgisayar oynayabilirsin, daha küçük büyüyünce namazını kılar, gençtir büyüyünce akıllanır, üniversiteyi hele bir kazan gerisi kolay gibi söz ve davranışlar, düzeltilmesi ve değiştirilmesi icap eden eğitim hurafeleridir.

Ölümüne rekabet, her zaman doğru mudur?

Her çocuk özeldir. islam’da fert mülkiyeti olduğu gibi. Kesip biçtiğiniz bir elbise her çocuğa olmaz. Çocuğu başkalarıyla kıyaslamak onun şahsına has hususiyetlerini göz ardı etmek demektir.

Çocuk kıyaslanacak ise kendisiyle dünkü hali ile kıyaslanmalıdır ki gelişmeyi devam ettirilebilsin.

Her çocuk birinci olamayabilir ama dünden daha iyi olma çabasına sahip olabilir. Üstelik yapılan araştırmalara bakıldığında her daim rekabete alıştırılan çocuklar aşırı hırslı, kanaatsiz, bencil ve hesapsız olabiliyorlar. Burada kastettiğimiz yanlış çocukların kıyaslanmasıdır. Alanında başarılı olmuş, ahlak ve şahsiyet sahibi kişilerin arkadaşlarının misal gösterilmesi yanlış değildir.

“Bir Ahmet’e bir kendine bak” demek yerine, “senin de Ahmet gibi doğru söylemen, derslerine çalışman, verilen vazifeleri zamanında yapman benim hoşuma giderdi” diyerek davranış odaklı rol-model gösterilmelidir.

Ödülün açtığı kapılar doğru yere çıkar mı?

“Ödevini yaparsan bilgisayar oynayabilirsin.” dediğimiz çocuklarımız, dersleri oyuna karşı araç olarak kullanmaya başlıyor ve önem sırasında oyun, dersten önceye geçiveriyor. Ödev verilmekten maksat günlük derslerin tekrarı olmakla birlikte çocuğa sorumluluk kazandırmaktır. Ödülle iş yaptırılırsa zaten yapması ve alışması icap eden ödevini sorumluluk olarak görmekten vazgeçecektir.
Yapmadığı zaman ceza vermek de doğru bildiğimiz yanlışlardandır. Çünkü ödev yapmamayı meşrulaştırır. “Ödevimi yapasım yok, ne yapayım bugün de bilgisayarla oynamayıveririm.” gibi fasit bir kıyaslamaya giderek kendince müspet bir netice de çıkarabilir.

Sadece zekiler mi başarılı olur?

Akıl ile zeka benzer olmakla her akıllı zeki, her zeki de akıllı olamayabilir. Ancak “sadık dostun nasihati acıdır” sözü bana babamın şu nasihatını hatırlatır. “Oğlum zeki arkadaşın bir okumada anlarsa sen anlamak için üç oku, beş oku, hatta yılma on kez oku. Anlamayı kafana koymuşsan çok çalışırsın anlarsın.” Babamın bu sözleri ilk başlarda “babam bana sen zeki değilsin ne yapalım diyor” gibi anlasam da sonradan “başarının ilk şartı zekâ değil gayret etmek ve azimdir.” dersini vermeye çalıştığını anlayınca rahatladım.

Çocuk gerçekten zekiyse ve başarısının sırrı başkaları tarafından zekasına bağlanmışsa, çalışmayı değil de zekasını ön plana koyuyor.Bu zeki vasfını/etiketini kaybetmemek için başarısız olma ihtimali olan işlerden kaçar, risk almaz. Çalışma disiplininden uzak kalır. Eğitiminin ilerleyen yıllarında zekanın tek başına yeterli olamayacağını anladığında ise çalışma disiplinine sahip olamadığından iş işten geçmiş oluyor. Onun için çocuklarımıza zekanın değil çalışmanın daha önemli olduğunu, başarısız olursa daha çok çalışarak başarılı olabileceğini anlatmamız işin doğrusudur.

Cok eleştirmek terbiye etmek midir?

“Âlimin cahile sözü acıdır, ruz’i kıyamette baş tacıdır.” sözü doğrudur. Ancak davranışlarını değil onların kişiliklerini eleştirmek; tembel, beceriksiz, yaramaz vs. gibi etiketlemek terbiye değil, aksine onlara nasıl olması gerektiği konusunda menfi yol göstermek demektir. Yapılan yanlışlarında zorlayarak problem odaklı konuşmak yerine sebeplerini araştırarak çözüm odaklı konuşmak netice veriyor.

Son olarak Fuzuli’nin şu beyti ile bitirelim. “Kemal-i cehl ile dava-yı irfan eylemek olmaz.” Bunu Baki’nin “Kendi eşek, giydiği çul, başında yuları yok.” sözü ile bağlayacak olursak: başında yuları da olsa cahil kişiden gelen nasihatle irfan yolu bulmak mümkün olmaz.


Ahmet AKÇA | 01 Aralık 2014 | http://insanvehayat.com/egitimde-hurafe-nasihatler/