Gönderen Konu: Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâ'at İtikadı  (Okunma sayısı 20428 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemâ'at İtikadı
« : 09 Ağustos 2005, 11:48:40 »

Bağlı olduğumuz Ehl-i Sünnet İtikadını tam manası ile bilip tasdik etmek gerekir. Aşağıda yazılı olan hususlardan birinde en ufak bir şüphemiz varsa, itikadımızdaki bu yanlışlığı düzeltmek zorundayız. Aksi takdirde Ehl-i Sünnet İtikadından uzaklaşmış oluruz ki bu da bizi cehennem ehlinden yapar. (Hazreti Allah cümlemizi muhafaza eylesin.)

Lütfen aşağıdaki hususları okuyup dil ile ikrar, kalb ile tasdik ediniz!


Ehl-i sünnet itikâdı nedir?
 
Hadis-i şerifte, ümmetin 73 fırkaya ayrılacağı, birisi hariç diğerlerinin Cehenneme gideceği, Cennete gidecek tek fırkanın Peygamber aleyhisselâmın ve Eshâb-ı kirâmın yolundan giden fırka olduğu bildirilmiştir.

İtikatda ayrılık olmaz. İslâm âlimleri, Hadis-i şerifler ve icma ile hâsıl olan hükümleri sistemleştirmişlerdir. Bu sisteme Ehl-i sünnet vel cemaat dendiği bütün mu’teber kitaplarda yazılıdır. Sonradan çıkmış değildir. Tek doğru olan islâm itikadının adıdır.

Allah'ın ezeldeki  sıfatları mahluk ve sonradan olma değildir. Allah'ın sıfatlarının yaratılmış ve sonradan olduğunu  söyleyen, yahut tereddüt eden veya şüphe eden kimse Yüce Allah'ı inkar etmiş olur.

Kur'an-ı Kerim, Allah kelamı olup, mushaflarda yazılı,  kalplerde mahfuz,dil ile okunur ve Hz.Peygamber'e indirilmiştir. Bizim Kur'an-ı Kerim'i teleffuzumuz, yazmamız ve okumamız mahluktur fakat Kur'an mahluk değildir.   Allah'ın Kur'an'da  belirttiği Musa ve diğer Peygamberlerden, firavun ve İblis'ten naklen verdiği  haberlerin hepsi Allah kelamıdır, onlardan haber vermektedir. Kur'an ise Allah'ın kelamı olup, kadim ve ezelidir.

Allah bir şey'dir, fakat diğer şeyler gibi değildir.   O'nun varlığı cisim, cevher, araz, had, zıd, eş ve ortaktan uzaktır.

Allah, eşyayı bir şeyden yaratmadı. Allah, eşyayı oluşundan Önce, ezelde biliyordu. O, eşyayı takdir eden ve oluşturandır.

Allah'ın dilemesi, ilmi, kazası,takdiri ve Levh-i Mahfuz'daki yazısı olmadan, dünya  ve  ahirette  hiçbir şey vaki olmaz.  Ancak onun Levh-i Mahfuz'daki yazısı , hüküm olarak değil, vasıf olarak yazılıdır. Kaza,  kader  ve dilemek, O'nun nasıl olduğu bilinmeyen  sıfatlarındandır.

Allah, yok olanı yokluğu halinde yok olarak bilir, onun yarattığı zaman  nasıl olacağını bilir,Var olanı,varlığı halinde var olarak bilir, onun yokluğunun nasıl olacağını bilir.Allah ayakta duranın ayakta duruş halini,  oturduğu   zaman  da  oturuş halini   bilir.  Bütün bu  durumlarda  Allah'ın ilminde ne bir değişme, ne de sonradan olma bir şey  hasıl olmaz.Değişme ve ihtilaf, yaratılanlardan  olur.

Allah'ın 'Allah Musa'ya hitap etti.' 130 ayetinde belirttiği gibi, Musa  Allah'ın  kelamını  işitti.  Şüphesiz   ki  Allah,   Musa   ile konuşmasından önce de, kelam sıfatı ile muttasıfı.  Yüce   Allah yaratmadan  da  ezelde yaratıcı idi. Allah, Musa'ya hitap ettiğinde, ezelde   sıfatı olan kelamı   ile konuştu. O'nun   sıfatlarının  hepsi, mahlukların   sıfatlarından   başkadır. O bilir, fakat bizim işittiğimiz gibi değil. O kadirdir, fakat bizim gücümüzün yettiği gibi değil.  Biz uzuvlar ve harflerle konuşuruz. Oysaki Allah, uzuvsuz ve harfsiz konuşur. Harfler mahluktur, fakat Allah'ın kelamı mahluk  değildir.

Allah  insanları küfür ve imandan hali olarak yaratmış, sonra Onlara  hitap ederek  emretmiş  ve nehyetmiştir. Kafir olan; Kendi fiili, hakkı  inkar  ve reddetmesi ve Allah'ın yardımını  kesmesiyle  küfre sapmıştır. İman eden  de kendi fiili, ikrarı, tasdiki ve Allah'ın muvaffakiyet ve yardımını ile iman etmiştir.

 Allah Ademin neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış,Onlara akıl vermiş, hitap etmiş, imanı enredip, küfrü yasaklamıştır. Onlar  da onun Rabb  olduğunu ikrar etmişlerdir. Bu , onların imanıdır. İşte onlar bu  fıtrat üzerine doğarlar. Bundan  sonra küfre sapan  bu fıtratı değiştirip bozmuş  olur.

 İman ve tasdik  eden de fıtratında  sebat  ve devam  göstermiş  olur.  Allah, kullarının hiç birini iman veya küfre zorlamamış. Onları mü'min veya  kafir olarak yaratmamıştır. Fakat onları şahıslar olarak yaratmıştır. İman ve küfür kulların  fiilleridir. Allah, küfre sapanı, küfrü  esnasında kafir olarak bilir.O kimse daha sonra iman ederse, imanı  halinde  mü'min olarak bilir, ilmi ve sıfatı değişmeksizin  onu sever.

Kulların hareket ve sükün gibi bütün fiilleri hakikatten  kendi Kesbleri (kazançları)'dir.Onların  yaratıcısı   ise Yüce Allah'tır.Onların hepsi Allah'ın dilemesi, ilmi,hükmü  ve kaderi ile olur. Taatların hepsi, Allah'ın emri, muhabbetti, rızası, ilmi,dilemesi, kazası ve takdiri ile vacip kılınmıştır. Masiyetlerin hepsi de Allah'ın ilmi, kazası , takdiri ve dilemesi ile olmakla beraber, rızası ve emri değildir.

Peygamberlerin hepsi de (salat ve selam olsun) küçük, büyük günah,küfür ve çirkin hallerden  münezzehtir. Fakat  onların sürçme ve zelleleri vaki olmuştur. Hz.Muhammed(s.a.v) , Allah'ın sevgili kulu, resülü, nebisi, seçilmiş tertemiz kuludur. O hiçbir zaman puta tapmamış , göz açıp kapayacak bir an bile Allah'a ortak  koşmamaktır. O, küçük büyük hiçbir günah işlememiştir.

Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebu Bekr es-Sıddık,  sonra  Ömer  el-Faruk,  sonra  Osman  b.  Affan  Zu'n-Nureyn, daha sonra  Aliyyu'l-Murtaza'dır. Allah  hepsinden razı   olsun. Onlar doğruluk üzere , doğruluktan ayrılmayan, ibadet eden  kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Hz.Peygamber'in ashabının  hepsini Sadece hayırla anarız.

Bir  müslümanı , helal saymaması şartıyla, büyük  günahlardan birini işlemesi ile kafir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden iman ismini  kaldıramayız, ona gerçek amlamda mü'min  deriz. Bir  Mü'minin kafir olamamakla beraber günahkar olması caizdir.  Günahlar, mü'mine zarar  vermez demeyiz. Keza günah işleyen Kimse  Cehennem'e girmez de demeyiz. Dünyadan mü'min olarak ayrılan kimse,fasık da  olsa Cehenem'de ebedi kalacaktır, demeyiz.

 Mürcie'nin  dediği gibi, iyiliklerimiz makbul, kötülüklerimiz  de affetdilmiştir, demeyiz. Fakat kim bütün şartlarına  uygun, müfsit ayıplardan  uzak amel işler   ve onu küfür ve dinden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyadan mü'min olarak ayrılırsa şüphesiz Allah onun amelini zayi etmez, bilakis   kabul eder ve ondan  dolayı sevap verir, deriz.  Allah'a ortak koşmak ve küfür dışında, büyük ve küçük  günah işleyen, fakat tevbe etmeden mü'min   olarak  ölen kimsenin durumu Allah'ın dilemesine bağlıdır. Dilerse ona Cehennem'de azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba  uğratmaz. Herhangi bir amele riya karıştığı zaman, o amelin ecrini yokeder. Keza ucüb(kendi amelini üsütün görmek)de   böyledir.

Peygamberlerin  mucizeleri ve velilerin kerametleri haktır. Ancak Haberlerde  belirtildiği  üzere İblis, Firavun ve  Deccal gibi Allah düşmanlarına  ait olan, onların şimdiye kadar vukua geliş ve gelecekhallerine mucize  de, keramet de demeyiz.Bu onların  hacetlerini yerine getirmedir. Zira , Allah, düşmanlarının ihtiyaçlarını, onları derece   derece cezaya çekmek ve sonunda cezalandırmak şeklinde yerine getirir. Onlar  da bunu aldanarak azgınlık ve  küfürde haddi aşarlar. Bunların hepsi de caiz  ve  mümkündür.

Yüce Allah yaratmadan önce de yaratıcı, rızık vermeden evvel de rızıklandırıcı idi.

 Allah ahrette görülecektir. Müminler Allahı cennette aralarında mesafe olmaksızın, teşbihsiz ve keyfiyetsiz olarak baş gözleriyle göreceklerdir.

İman; dil ile ikrar kalb ile tasdiktir. Gökte ve yerde bulunanların imanı, iman edilmesi gereken şeyler yönünden artmaz ve eksilmez, fakat yakin ve tasdik  yönünden artar ve eksilir.

Müminler iman ve tevhid hususunda birbirlerine musavidirler. Fakat amel itibariyle birbirlerinden farklıdırlar.

İslam Allahın  emirlerine teslim olmak ve itaat etmek demektir. Lugat itibariyle iman ve  islam arasında fark vardır. Fakat islamsız iman imansız da islam olmaz. Onların ikisi de bir şeyin içi ve dışı gibidirler.

Din ise; iman ve şeriatlerin hepsine verilen bir isimdir. Biz, Yüce Allahı kendisini kitabında tavsif ettiği bütün sıfatlarıyla gerçek olarak biliriz.
Hiç kimse Allahın şanına  layık şekilde hakkıyla ibadet etmeğe kadir değildir. Fakat  insan ancak Allahın kitabında, Rasulullahın bildirdiği  ölçüde Allaha ibadet eder.


Bütün müminler; marifet yakin, tevekkül, muhabbet, rıza, korku ve ümit ve iman hususunda birbirlerine musavidirler. Bu konuda imanın dışındaki hususlarda farklılaşırlar.

Allah, kullarına karşı lutufkardır, adildir, kulun hakettiği sevabı lütfuyla kat kat fazlasıyla verir. Kulunu, adaletinin icabı olarak işlediği günahdan dolayı cezalandırır. Keza lütuf olarak bağışlarda.

Peygamberlerin  şefaatı haktır. Peygamberimizin şefaati,  günahkar müminler ve onlardan büyük günah işleyip cezayı hak etmiş olanlar için hakk ve sabittir.

Kıyamet günü amellerin mizanla tartılacağı hususu haktır. Hz.Peygamberin havzı haktır. Kıyamet günü, hasimler  arasında iyilikler, alınarak kısas ve hesaplaşma olması haktır. İyilikler bulunmadığı takdirde kötülüklerin atılması,  hak ve caizdir.

Cennet ve cehennem halen yaratılmıştır, ebediyyen de fani olmayacaklardır.

Yüce Allahın cezası da, sevabı da ebedidir.

Allah dilediğini kendisinin bir lutfu olarak hidayete ulaştırır.  dilediğini de adaletinin gereği olarak sapıklığa düşürür.  Allahın sapıklığa düşürmesi, hızlanıdır. Hızlanın manası   ise; Allahın razı olacağı şeylerden onun muvaffak kılmayıp, yardımını kesmesidir. Bu Allahın adaleti  gereğidir. Keza, Allahın günahkarları, isyanları sebebiyle cezalandırması da adaleti icabıdır.

Şeytan, mümin kuldan imanı baskı ve cebirle alır, dememiz doğru değildir. Fakat kul imanı terkederse şeytan da onun imanını alır, deriz.

Kabirde Münkerle Nekirin sualleri haktır. Kabirde ruhun  cesde iade edilmesi haktır. Bütün kafirler ve asi müminler için kabir sıkıntısı ve azabı haktır.

Alimlerin, Allahın sıfatlarını farsça(Arapçadan başka bir  dille) söylemeleri caizdir. Fakat Yed yani el kelimesi,  Allahın sıfatı olarak söylenemez. Fakat fasça olarak Ruy-i Huda Allahın yüzü demek değil, keramet ve zillet manasındadır. İtaatli olarak kul, Allaha keyfiyetsiz olarak, asi kul ise keyfiyetsiz olarak Allahtan uzak olur. Yakınlık,  uzaklık ve yönelmek yalvaran kula racidir. Keza, cennette    komşuluk ve Allahın önünde bulunmak, keyfiyetsiz  şeylerdir.

Kuran Allahın rasulüne indirilmiş olup, mushaflarda yazılıdır.
Kemal manasında Kuran ayetlerinin hepside fazilet ve büyüklük bakımından. Birbirine müsavidir. Fakat  bazısında zikir ve zikredilen fazileti bahis konusudur. Ayetel  kürsi buna misaldir. Burada zikredilen Allahın yüceliği, azameti ve sıfatlarıdır. Bu ayette hem zikir, hem de zikredilenin fazileti olarak, iki fazilet biraraya gelmiştir. Bu  kısımda ise sadece zikir fazileti vardır. Kafirlerin kıssalarında olduğu gibi, bu ayetlerde zikredilenin bir  fazileti yoktur, Çünkü zikredilenler kafirlerdir. Keza Allahın  isim ve sıfatlarının hepsi de azamet ve fazillette musavidir,  aralarında farklılık yoktur.

İnsan tevhid ilminin inceliklerinden herhangi birinde güçlükle karşılaşırsa, sorup öğreneceği bir alim buluncaya  kadar, Allah katında doğru olana inanması gerekir. Böyle bir kimseyi arayıp bulmakta gecikmesi değildir. Bu hususta tereddüd edilerek beklemek mazur görülmez. Eğer tereddüt ederek beklerse kafir olur.

Mirac haberi haktır. Onu reddeden kısmlarına göre kafir,sapık ve bidatcı olur.

Deccalın, yecüc ve mecucun ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması,Hz.İsanın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alametlerinin hepsi de hakktır.

Yüce Allah dilediğini doğru yola hidayet eder.

Muhammed aleyhisselam son peygamberdir. Ondan sonra peygamber gelmez.

« Son Düzenleme: 22 Kasım 2012, 11:04:41 Gönderen: Mücteba »
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Eshâb-ı kirâmı kötülemek câiz midir?
« Yanıtla #1 : 09 Ağustos 2005, 11:53:19 »
Eshâb-ı kirâmı kötülemek câiz midir?
 
Müslümanlar, Eshâb-ı kirâmın tamamını severler. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Eshâbım konuşulurken dilinizi tutunuz!
Ümmetimin en kötüsü, Eshâbıma dil uzatmağa cesaret edenlerdir.
Eshâbıma dil uzatanlara, onlara söğenlere Allah la’net eylesin!
Eshâbımı incitmekte Allahü teâlâdan korkunuz! Benden sonra onları kötü bilmeyiniz! Onları seven, beni sevdiği için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur. Onları inciten beni incitir. Beni inciten de Allahü teâlâya eziyet etmiş olur ki, buna azap eder.


Bu hadis-i şeriflerin hepsi İmâm-ı Rabbânî hazretlerinin Mektûbât isimli kıymetli kitabında vardır. Ne idiğü belli olmayan kitapları almak uygun değildir. Yine hadis-i şerifte buyuruldu ki:

Eshâbım arasında fitne olacaktır. 0 fitnelere karışanları, Allahü teâlâ benimle olan sohbetleri hürmetine afv ve mağfıret edecektir. Sonra gelenler ise, bu fitnelere karışan Eshâbıma dil uzatarak Cehenneme gireceklerdir.
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #2 : 09 Ağustos 2005, 11:55:22 »
Îmânın sahih, makbul ve mu’teber olması için  şartlar nelerdir?

1— İmânda devamlı ve sabit olmak.
Üç sene sonra müslümanlıktan çıkacağım derse, o andan itibaren müslümanlıktan çıkmıştır.

2— Havf ve reca arasında olmak.
Allahü teâlânın azabından korkmalı ve rahmetini ümit etmelidir. Bir kimse, ben muhakkak Cennetliğim diyerek, Allahü teâlâdan korkmazsa veya ben çok günahkârım Cehenneme gideceğim diyerek Cenab-ı Hakkın rahmetinden ümidini keserse imân nûru söner.

3— Can boğaza gelmeden imân etmek
Can boğaza gelince âhıret işleri müşahede edilir. 0 zaman bütün gayr-i müslimler hakikatı görünce hemen îmân ederler, ama kabul olmaz. Çünkü îmân gaybidir. Ölmek üzere iken Cenneti Cehennemi görünce (Demek ki âhıret varmış, iman ettim) demek mu’teber olmaz. Fakat bu anda bile mü’minin yaptığı tevbe kabul olur.

4— Güneş batıdan doğmadan önce îmân etmek Âhır zamanda dünya yörüngesinden çıkıp başka bir yörüngeye girdiği zaman güneş batıdan doğup doğudan batacaktır.

5- Gaibi yalnız Allahü teâlânın bildiğine inanmak
Gaibi yalnız Allahü teâlâ bilir. Bir de onun bildirdikleri bilir. Melekler, cinler ve peygamberler de gaibi bilemez. Fakat Allahü teâlânın bildirdiği sâlih bir kulu da bilebilir.

6— Zaruretsiz ve kasten îmândan bir hükmü reddetmemek
Küfrü icap ettiren söz veya başka şeyleri kullanmamalıdır. Kısacası tahkiri icap eden şeyi ta’zim, ta’zim icap eden şeyi tahkir ederse îmân dairesinden çıkar.

7— Dinde zaruri bir şeyde şüphe ve tereddüt etmemek
Acaba namaz farz mıdır, kumar haram mıdır. Kur’ kerim kelâm-ı ilâhi midir? gibi bir hükümde şüphe eden kimse, îmândan çıkar.
Meşhur bir harama helal, meşhur bir helâla haram demek îmândan çıkmağa sebeptir.

8— İtikadını İslâm dininden almak
Tarihçilerin, felsefecilerin, fencilerin bildirdiği şekilde değil, Muhammed aleyhisselâmın bildirdiği şekilde iman etmek lâzımdır.

9— Hubbi fihlâh, buğd-ı fillâh üzere olmak
Sevgi ve buğzu yalnız Allahü teâlâ için olmalıdır.

10— Ehl-i sünnet vel cemaata uygun itikad etmek
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #3 : 09 Ağustos 2005, 11:58:18 »
Ehl-i Sünnet Olabilmenin Şartları Nelerdir?
 
1) Kur’ân-ı kerimin kelâm-ı ilâhi olduğuna inanmak.
2) Kendi îmânından şüphe etmemek.
3) Eshâb-ı kirâmın tamamını sevmek, hiç birine dil uzatmamak.
4) Cennette mü’minlerin Allahü teâlâyı göreceğine inanmak.
5) Fıskı bilinmeyen her îmâmın arkasında namaz kılmak.
6) Ehl-i kıbleyi tekfir etmemek. (Dinde bilinmesi zaruri lâzım olan şeylere inanmıyanlar mü’min değildir.)
7) Ameli îmândan parça bilmemek. (Günah işleyen kimseye kâfir dememek.)
8.) Mest  üzerine meshin dinden olduğunu kabul etmek.
9) İyilik ve kötülüğün, hayır ve şerrin Allahü teâlânın takdiri ile olduğuna inanmak
10) Mir’acın ruh ve beden ile olduğuna inanmak, Şefa’ate inanmak, Kabr azabının ruh ve bedene olacağına inanmak.
« Son Düzenleme: 27 Mayıs 2008, 01:03:44 Gönderen: müteallim »
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehl-i sünnetin başlıca prensipleri nelerdir?
« Yanıtla #4 : 09 Ağustos 2005, 11:59:57 »
Ehl-i sünnetin başlıca prensipleri nelerdir?
 
İmâmı A‘zam hazretleri,  Ehl-i sünneti şöyle bildirmiştir:

1.Hazret-i Ebu Bekir ile Hazret-i Ömer’i ümmetin en üstünü tutmak,
2.Hazret-i Osman ile Hazret-i Ali’yi sevmek
3.Hayrın ve şerrin Allahü teâlâdan olduğuna inanmak. Allahın yaratmasıyle meydana geldiğine, kul iyilik isteyince Cenab-ı Hakkın yaratıp râzı olduğuna, kötülük isteyince yaratıp razı olmadığına inanmak,
4.Mest üzerine meshi câiz görmek,
5.Günah işleyenlere kâfir dememek.


Bu beş i’tikad ile, Ehl-i sünnet diğer, sapık mezheplerden ayrılmaktadır.
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #5 : 10 Mart 2006, 11:49:16 »
kısa kısa ehli sunnet tabirlerini ve anlamlarını ele almaya calısalım....
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #6 : 10 Mart 2006, 11:50:11 »
Ehl-i sünnet ve'l-cemaat" ne demektir?

"Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sünnetine ve ashâbının (r.a) yoluna bağlı olan ve onların izlediği dini yol ve metodu benimseyenler. Kitap ve Sünnet üzerinde ittifak etmiş, ihtilâf ve tefrikadan sakınmış, dinde münakaşaya sebep olan  hususlarda aklı değil, Kitap ve Sünneti kaynak alan, nasları esas kabul eden topluluk. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in sünnetine tâbı olanlara ehl-i sünnet; onun sahâbîlerini âdil kabul ederek onların din hususundaki metodunu takip edenlere de ehl-i cemaat ikisine birlikte "ehl-i sünnet ve'l-cemaat" denilmiştir"
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı Oruc_Reis

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 438
    • http://www.oranjehorizon.nl
Allah RAZI OLSUN
« Yanıtla #7 : 11 Mart 2006, 14:44:57 »
Allah razi olsun kardesim

Buyazdiklarina butun sitenin ihtiyaci vardi  ehli sunnet i guzel bisekil de  anlattiniz  guzel kardeim  


selematle kardesim
cihan baginda ey akil, budur makbul-i ins i cin.Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin.

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #8 : 13 Mart 2006, 16:00:11 »
Hz. Peygamber (s.a.s.), "size emrettiklerimi yerine getirin, yasaklarımı da gücünüz yettiğince terk edin" buyurmuştur (Müslim, 412, İbn Mâce, Mukaddime, 1). Sünnete bağlılık, dinî bir zorunluluktur. Kur'an bize yeterlidir düşüncesiyle sünneti ihmal etmek tarih boyunca bütün bid'at fırkalarının ortak özelliği olan gizli bir hıyanet çeşididir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumun ileride ortaya Sıkacağını haber vererek, dinî hiçbir kaygısı olmayan bu insanlardan bizi sakındırmıştır. "Tok karınlı, koltuğuna yaslanıp size "Kur'an yeterlidir; Kur'an neyi helâl kılmışsa onu helâl bilin, neyi haram kılmışsa onu haram bilin" diyen adamların çıkması yakındır. Haberiniz olsun, dikkatli olun: Bana Kur'an ile birlikte (hüküm bakımından) onun bir benzeri (sünnet) de verilmiştir" (Ebû Dâvûd, Sünne, 6, Ahmed b. Hanbel, IV, 131).

İmrân b. Husayn (r.a.), bize Kur'an yeterlidir, sünnete gerek yoktur, diyen bir adama şöyle seslenir: "Ahmak herif: sen Kur'an'da öğlen namazının dört rekât olduğunu, kıraatinin gizli okunacağının hükmünü bulabilir misin? Kur'an bize Sok şeyleri müphem bırakmış, sünnet onları açıklamıştır." Abdullah b. Mesud (r.a.) "Allah'ın, yaradılış şeklini değiştirenlere lânet ettiğini" haber verirken bir kadın "bunlar Kur'an da var mı?" diye sorar. Abdullah b. Mesud şöyle der: "Var tabii, sen şu âyeti okumuyor musun": "Rasûlullah size neyi emrederse onu yerine getiriniz neyi yasaklarsa ondan kaçınınız'' (el-Haşr, 59/7; Abdullah b. Zeyd, Sünnetü'r-Resûl Şakîkatu'l-Kur'ân, s.54).

Hz. Peygamber sünnetine uyulmasını emrettiği gibi, kendi ashabına da uyulmasını emir buyurmuştur. Ashâba uyulduğu takdirde, insanları doğru yola götüren gökteki yıldızlara benzetilmiştir. "İçinizde benden sonra yaşayanlar birçok ayrılıklara şahit olacaktır. Size sünnetimi, hidâyete erdirilmiş, doğru yolu bulmuş halifelerinin sünnetini (yolunu) tavsiye ederim. Ona sımsıkı sarılın, âdeta dişlerinizle tutun, sonradan çıkacak şeylerden sarılın. Çünkü her uydurma, bid'at; her bid'at sapıklıktır" (Ebû Dâvûd, Sünne, 5).
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #9 : 13 Mart 2006, 16:02:12 »
Alıntı yapılan: "muallim"

İmrân b. Husayn (r.a.), bize Kur'an yeterlidir, sünnete gerek yoktur, diyen bir adama şöyle seslenir: "Ahmak herif: sen Kur'an'da öğlen namazının dört rekât olduğunu, kıraatinin gizli okunacağının hükmünü bulabilir misin? Kur'an bize Sok şeyleri müphem bırakmış, sünnet onları açıklamıştır."



buradaki hitab sekline dikkatinizi cekmek istiyorum. "Sadece Kuran vardır Sünnet yoktur. kurana gore amel edilir" diyenler için kullanılan hitab nasıl.

Onlar Ahmaklardandır...
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı Oruc_Reis

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 438
    • http://www.oranjehorizon.nl
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #10 : 14 Mart 2006, 12:52:51 »

hem de halis muglis ahmaklardan ......
« Son Düzenleme: 17 Aralık 2010, 22:51:54 Gönderen: mystic »
cihan baginda ey akil, budur makbul-i ins i cin.Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin.

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #11 : 14 Mart 2006, 14:14:43 »
Kur'an-ı Kerim'de de sahâbîler hakkında şöyle buyurulur:

"İlk iman eden, en ön safta bulunan muhacirlerle ensar ve onlara iyilikle tabı olanlardan, Allah razı oldu. Onlar da Allah'dan razı oldular. Allah onlar için ebedî kalacakları, altında ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur" (et-Tevbe, 9/100).

Allah'ın sahabeleri, övmesi, sonradan gelen ümmetin onlara tabı olmasını, övülmek için onlara uyun, onlar gibi olun, manasını zımnen ifade eder. Sahabelerden sonra gelen Tabiîn cemaâtından da iyilikle sahabelere uyanların; Allahu Tealâ'nın övgüsüne dahil olduğunu görüyoruz.

Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadisinde bunu şöyle açıklar: "Ümmetimin en hayırlı dönemi, benim içinde yaşadığım dönemdir. Sonra da onların peşinden gelenlerin dönemidir" (Buhâri, Fedâilu's-Sahâbe, 1).

Sahâbilerin Allah ve Rasûlü tarafından övülmesi, sonrakilerin de onların yoluna iyilikle uymak kaydıyla bu övgüye dahil olması hadis-i şeriflerinde uyulması tavsiye edilen "cemaât"ın, sahâbîler ve tabiin cemaâtı olduğunu gösteriyor.
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #12 : 29 Mayıs 2006, 12:51:37 »
bu konuda yazılmış en muteber kitab  Emali dir. Emali de yer alan beyitlerden yararlanarak tam olarak ehli sunnet itikadının ne oldugunu anlayabiliriz. itikadımız sağlam olmuş olur...

Bu alanda yazılmış pek çok açıklama vardır. Aliyyül Kari hazretlerinin serhi ile konumuzu aydınlatalım insAllah...
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #13 : 29 Mayıs 2006, 12:53:54 »
Allah  insanları küfür ve imandan hali olarak yaratmış, sonra Onlara  hitap ederek  emretmiş  ve nehyetmiştir. Kafir olan; Kendi fiili, hakkı  inkar  ve reddetmesi ve Allah'ın yardımını  kesmesiyle  küfre sapmıştır. İman eden  de kendi fiili, ikrarı, tasdiki ve Allah'ın muvaffakiyet ve yardımını ile iman etmiştir. Allah Ademin neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış,Onlara akıl vermiş, hitap etmiş, imanı enredip, küfrü yasaklamıştır. Onlar  da onun Rabb  olduğunu ikrar etmişlerdir. Bu , onların imanıdır. İşte onlar bu  fıtrat üzerine doğarlar. Bundan  sonra küfre sapan  bu fıtratı değiştirip bozmuş  olur.

İman ve tasdik  eden de fıtratında  sebat  ve devam  göstermiş  olur.  Allah, kullarının hiç birini iman veya küfre zorlamamış. Onları mü'min veya  kafir olarak yaratmamıştır. Fakat onları şahıslar olarak yaratmıştır. İman ve küfür kulların  fiilleridir. Allah, küfre sapanı, küfrü  esnasında kafir olarak bilir.O kimse daha sonra iman ederse, imanı  halinde  mü'min olarak bilir, ilmi ve sıfatı değişmeksizin  onu sever.


Kulların hareket ve sükün gibi bütün fiilleri hakikatten  kendi Kesbleri (kazançları)'dir.Onların  yaratıcısı   ise Yüce Allah'tır.Onların hepsi Allah'ın dilemesi, ilmi,hükmü  ve kaderi ile olur. Taatların hepsi, Allah'ın emri, muhabbetti, rızası, ilmi,dilemesi, kazası ve takdiri ile vacip kılınmıştır. Masiyetlerin hepsi de Allah'ın ilmi, kazası , takdiri ve dilemesi ile olmakla beraber, rızası ve emri değildir.


Peygamberlerin hepsi de (salat ve selam olsun) küçük, büyük günah,küfür ve çirkin hallerden  münezzehtir. Fakat  onların sürçme ve hataları vaki olmuştur.


Hz.Muhammed , Allah'ın sevgili kulu, resülü, nebisi, seçilmiş tertemiz kuludur. O hiçbir zaman puta tapmamış , göz açıp kapayacak bir an bile Allah'a ortak  koşmamaktır. O, küçük büyük hiçbir günah işlememiştir.


Peygamberlerden sonra insanların en faziletlisi, Ebu Bekr es-Sıddık,  sonra  Ömer  el-Faruk,  sonra  Osman  b.  Affan  Zu'n-Nureyn, daha sonra  Aliyyu'l-Murtaza'dır. Allah  hepsinden razı   olsun. Onlar doğruluk üzere , doğruluktan ayrılmayan, ibadet eden  kimselerdir. Hepsine sevgi ve saygı duyarız. Hz.Peygamber'in ashabının  hepsini Sadece hayırla anarız.


Bir  müslümanı , helal saymaması şartıyla, büyük  günahlardan birini işlemesi ile kafir sayamayız. Bu durumdaki bir kimseden iman ismini  kaldıramayız, ona gerçek amlamda mü'min  deriz. Bir  Mü'minin kafir olamamakla beraber günahkar olması caizdir.  Günahlar, mü'mine zarar  vermez demeyiz. Keza günah işleyen Kimse  Cehennem'e girmez de demeyiz. Dünyadan mü'min olarak ayrılan kimse,fasık da  olsa Cehenem'de ebedi kalacaktır, demeyiz. Mürcie'nin  dediği gibi, iyiliklerimiz makbul, kötülüklerimiz  de affetdilmiştir, demeyiz. Fakat kim bütün şartlarına  uygun, müfsit ayıplardan  uzak amel işler   ve onu küfür ve dinden dönme gibi şeylerle boşa çıkarmaz ve dünyadan mü'min olarak ayrılırsa şüphesiz Allah onun amelini zayi etmez, bilakis   kabul eder ve ondan  dolayı sevap verir, deriz.  


Allah'a ortak koşmak ve küfür dışında, büyük ve küçük  günah işleyen, fakat tevbe etmeden mü'min   olarak  ölen kimsenin durumu Allah'ın dilemesine bağlıdır. Dilerse ona Cehennem'de azap eder, dilerse affeder ve hiç azaba  uğratmaz. Herhangi bir amele riya karıştığı zaman, o amelin ecrini yokeder. Keza ucüb(kendi amelini üsütün görmek)de   böyledir.


Peygamberlerin  mucizeleri ve velilerin kerametleri haktır. Ancak Haberlerde  belirtildiği  üzere İblis, Firavun ve  Deccal gibi Allah düşmanlarına  ait olan, onların şimdiye kadar vukua geliş ve gelecekhallerine mucize  de, keramet de demeyiz.Bu onların  hacetlerini yerine getirmedir. Zira , Allah, düşmanlarının ihtiyaçlarını, onları derece   derece cezaya çekmek ve sonunda cezalandırmak şeklinde yerine getirir. Onlar  da bunu aldanarak azgınlık ve  küfürde haddi  aşarlar. Bunların hepsi de caiz  ve  mümkündür.
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]

Çevrimdışı muallim

  • yazar
  • ****
  • İleti: 758
Ehli Sünnet İtikadı
« Yanıtla #14 : 29 Mayıs 2006, 12:56:54 »
belki de zamanımızı en fazla mesgul eden bilen bilmeyen herkesin birşeyler soylediği bir akaid konusunu daha paylasalım...

***

Deccalın, yecüc ve mecucun ortaya çıkması, güneşin batıdan doğması, Hz.İsanın gökten inmesi ve sahih haberlerde bildirilen kıyamet alametlerinin hepsi de hakktır.


***


Yüce Allah dilediğini doğru yola hidayet eder.
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki rahmete eresiniz."
[Hucurat Suresi 10]