Gönderen Konu: Yaşlıları unutan toplum  (Okunma sayısı 2529 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı sons

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 213
Yaşlıları unutan toplum
« : 18 Eylül 2012, 14:09:05 »

Yaşlı himayeye muhtaç hale gelmiş insanlar etrafımızda ne kadar da çoğaldı değil mi? Soğuk kış aylarında apartman girişlerinde bankamatik gişelerinde izbe yerlerde bir çaputa sarılıp kıvrılmış halde hayata tutunmaya çalışanlar ise işin en vahim boyutu Bu insanların büyük çoğunluğunun bir ailesinin onu taşınmaz bir yük gibi görerek başlarından atan çoluk çocuğunun olduğu da bir gerçek

Batı kültürünün etkisiyle bireyselleşmeye doğru hızla kaymaya başladık Bizleri birbirimize bağlayan ve toplum yapan değerlerin önce örselendiğini sonra aşındığını en sonunda da kaybolduğunu görüyoruz Çözülme o kadar hızlı ki fazla değil sadece beş yıl öncesine göre kaybettiğimiz pek çok şeyi tek tek sayabiliriz

Kendi kendinize bir sorun beş yıl önceki toplumla şu anki toplum aynı mı diye Ne kadar değişmiş değil mi? Peki yüz yıl öncesiyle şu anki toplum arasındaki ortak değerler ne kadardır acaba? Böyle devam ettiği takdirde eğer sürpriz bir dönüş olmazsa nereye gittiğimizi tahmin etmek hiç de zor değil

Gençlerle yaşlılar arasında zayıflayan bağ

Bahsettiğimiz çözülmeyi en açık şekilde görebileceğimiz yerlerden birisi de gençlerle yaşlılar arasında iyice zayıflamış olan sevgi ve saygı bağıdır Artık gençlerimizin yaşlılara hürmet ettiğini ve iman köklerimizden gelen bu değeri muhafaza ettiğini söylememiz neredeyse imkansızdır

Toplu taşıma araçlarında elinde bastonuyla ayakta zorla durmaya çalışan diğer tarafta hiçbir şey yokmuş gibi arkadaşlarıyla kahkaha atmaya devam ederek dikilmekte olan yaşlı insanı görmezlikten gelen veya kaçamak bakışlarla dışarıyı seyreden gençler… Yaşlılıklarında bir başlarına evlerine terk edilen ve üst başlarına bakamayıp temel ihtiyaçlarını karşılayamadıklarından sefil duruma düşenler… Vefat ettikleri günler sonra dışarı vuran kokuyla anlaşılanlar Bakımevlerine bırakılarak yakınlarınca halleri hatırları sorulmayanlar ihmal edilenler moral verilmeyenler… Bir yere yerleştirilemediklerinden mecburen bakıldıklarından dolayı horlananlar hakarete uğrayanlar… Hayata bağlanmalarını sağlayan gönül çeşmelerine sevgi adına bir şey akıtılmayanlar…

 
Sorumluluk omuzlarımızda

Böyle bir görüntünün ortaya çıkmasında toplum olarak başta eğitim sistemi ve basın olmak üzere her müessese ve ferdin sorumluluğu elbette vardır Ancak ebeveynler olarak bizlere büyük bir mesuliyet düşmektedir Büyüklere karşı küçüklerin nasıl davranması gerektiğinin öğrenileceği en iyi yer aile ortamıdır Anne baba bunu hem anlatarak hem de göstererek çocuklarına örnek olmalıdırlar

Ebeveynin gerek kendileriyle birlikte kalan gerekse zaman zaman bir araya geldikleri anne babalarına gösterecekleri saygı sevgi ve hizmet etme çabası çocukların büyüklere karşı bakışını şekillendirecek yaşlandıklarında anne babalarına nasıl davranmaları gerektiğini öğretecektir Belki de bu yolla yukarıda bahsettiğimiz olumsuz tablolar azalacaktır

Anne babasının büyüklere saygı göstermediğini gören bunun dinî bir görev olduğunu öğrenmeyen ahiret düşüncesi olmayan tamamen bana ne’ci olarak yetişen bir çocuk yaşlandıklarında anne babasına veya bir başka yaşlıya nasıl saygı göstersin ki?

İnsan kendi geleceğini kendisi hazırlar

Büyüklerimize saygı gösterip dışlamamak hizmetlerini görmek esasında bir vefa borcudur Anne babamızın bizleri yetiştirmek için bebeklikten itibaren göstermiş oldukları çabayı hastalandığımızda bizimle birlikte acı çekmelerini büyütmek yetiştirmek için ellerinden gelen çabayı sarf etmelerini sırf bizleri mutlu etmek için yaşamalarını göz önüne getirdiğimizde yaşlandıklarında aynı ilgi ve şefkati fazlasıyla hak ettiklerini söyleyebiliriz

Yaşlılarımıza gerekli hürmeti göstermediğimizde aynı akibetin bizleri beklediğini söylemek kehanet olmaz Çünkü çocuklarımız yaşlıyı sevme ve ona hürmet etme duygusunu tatmazlar da bizlerin ebeveynimize olumsuz davranışlarımızı kötü konuşmalarımızı görürlerse ileriki dönemde onlar da bizlere aynı muameleyi yapacaklardır Sokaklarda tek başına yaşayan bakımevlerine terk edilerek hali hatırı hiç sorulmayan evlerinde aç susuz bir halde bakımsız yaşayan yaşlı insanların önemli bir kısmının çektiği sıkıntılarda böylesi bir arka planın olduğu inkâr edilemez

Kur’an ne diyor?

Yaşlılarımıza gerekli ilgiyi göstermek bir kulluk borcudur Nitekim Allah Tealâ Kur’an-ı Kerim’de anne babanın razı edilmesi üzerinde önemle durur Yaşlısıyla genciyle barışık ve insanların birbirini sevdiği bir toplum oluşması için anne babaya hürmet gösterilmesini kendisine kulluk edilmesiyle beraber zikreder ve şöyle buyurur:

“Allah’a kulluk edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın Anne babaya da iyilik edin” (Nisa 36)

Dikkat edilirse Allah Tealâ bu ayette kendisine ibadet edilmesiyle anne babaya hizmet edilmesini gönüllerinin hoş tutulmasını beraber zikretmektedir Bu anne babaya hürmete Allah’ın ne kadar önem verdiğini göstermektedir Allah’a kullukla ebeveyne hizmet adeta eşit görülmektedir

Başka bir ayette de aynı şeyi görmekteyiz Yüce Yaratıcımız bu ayette şöyle buyurmaktadır:

“Rabbin yalnız kendisine kulluk etmenizi anne babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretmektedir Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine ‘of’ bile deme; onları azarlama ikisine de güzel söz söyle Onları kollayarak alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve ‘Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse şimdi de sen onlara (öyle) merhamet et’ diyerek dua et” (İsra 23-4)

Burada da anne babaya iyilikle muamele edilmesi Allah’a kullukla beraber zikredilmektedir Adeta Allah’a kulluk edildiği gibi ebeveyne hizmet edilmesi bunda kusur edilmemesi istenmektedir Hatta ihtiyarlamaları nedeniyle bir takım ihtiyaçlarını görememeleri bazı şeylere tahammül edememeleri yaşları ilerledikçe daha kırıcı olmaları karşısında bile hizmette kusur etmememizi istemekte ‘of’ demeyi bile yasaklamaktadır

Bu muhteşem ahlâk tavsiyesi hem yüce dinimizin büyüklüğünü göstermekte hem de başta aile olmak üzere toplum saadetinin temellerinin nerede yattığını öğretmektedir

Allah Rasulü’nün yüreği

Küçük yaşta önce babasını sonra da annesini kaybeden Hz Peygamber sav’in kalbi hep mahzun olmuştur Onlarsız bir hayat geçirmenin burukluğunu her zaman hissetmiştir Anne babasız geçen çocukluk dönemi bir açıdan O’nun hüzün dönemidir

Allah’ın Kutlu Elçisi etrafındakilerden anne babalarının kıymetlerini bilmelerini onlara saygıda kusur etmemelerini istemiştir Bir hadislerinde “Büyüğümüze saygı göstermeyen küçüğümüze şefkat göstermeyen benim ümmetimden değildir” buyurarak kuşaklar arası saygı ve sevginin ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmişlerdir

Süt annesi Hz Halime yanına geldiğinde yerinden kalkarak hırkasını çıkarıp onun oturacağı yere sermiş ve böylece hürmet ve saygının ne derece olması gerektiğini göstermiştir Ayrıca her fırsatta onun ihtiyaçlarını gidermeye çalışmış kendisine ihtiyacını arz eden veya durumlarından haberdar olduğu diğer yaşlı kimselerin de yardımına koşmuştur

O yaşlı insanların sadece ihtiyaçlarını gidermekle kalmamış onlara latifeler de yapmıştır Böylece hem şakalaşmış hem de gönüllerini almış olurdu

Biraz duyarlılık

Müslüman hayatının her safhasına güzellikler katan ve dünyayı bezeyen insandır O bunları yaparken hem Rabbin rızasını kazanmaya çabalar hem de insan olmasının gereklerini yerine getirir Bunları yaptığında da yaşadığı ülkenin huzur ve sükuneti için bir katkı sağlama arzusundadır Çünkü o şunu iyi bilmektedir: Bugün iyilik olarak yaptığı her şey yarın yine iyilik olarak kendisini bulacaktır Bu da vadeli olarak verilen bir borcun zamanı gelince geri alınması gibidir

Yaşlı insanların gençlerin kendilerine ilgi göstermesinden yardımcı olmalarından huzurevlerinde ziyaret etmelerinden ne kadar memnun olduklarını kelimelerle anlatmak mümkün değildir Yaşlanacak kadar ömür sürecekleri bekleyen bu sonu hayırlı ve mutlu bir şekilde geçirmek için hazırlığını şimdiden yapmalı ahiret sermayemize yaşlılara iyilik etme sevabını da eklemeliyiz

Unutmayalım ki bu çocukları yetiştiren yine bizleriz



Bazen Susmalıyım Diyorum Kendime..
Susmalıyım Ki Gönlümün Sesi Gönüllere Ulaşsın..
Sesimi Duymamak İçin Direnen Kulaklar Bari Gönlümü Dinlesin..
Ben Susmalıyım Ki Tüm Zor Cümleler Gönlümü Dinleyenlere Kalsın..
Dilimle Konuşmak Canımı Çok Acıttı..
... ... Bari Gönlümden Konuşayım Da,
Biraz da ...
Canımı Acıtanların Canları Acısın...


[Mevlâna Celaleddin Rumî]