Gönderen Konu: Eyü’nün Son Hali  (Okunma sayısı 4871 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9227
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Eyü’nün Son Hali
« : 08 Nisan 2013, 12:16:09 »


Edgü idim, eyi oldum. Padişahların dilinde âlâ, âlimlerin sözünde aliyyü’l-âlâ idim. Her halde ve şartta gayet iyi olduğum için şerle işim olmazdı, hep hayırla yâd edilirdim. “Edgü, eyü, iyi” bir kelimeydim ben; ama nasıl olduysa şimdi sadece “İ” kaldım. Kıymetten düştüğümü hissediyorum bazen ve kendimi iyi hissetmiyorum. Bu hale nasıl geldim acaba?

Aslında kelimelerin hepsi “iyi”ymiş. iyiliği; sevinçlerimizin, dertlerin, meramımızın hitabı olmasıymış. Benim de yer aldığım bir paragrafta şunlar yazılıydı. “Kelimelerin de canı varmış. Onlar da insanlar gibi doğarlar, gelişirler ve ölürlermiş. Kalıbını bulunduğu iklimin ortamından alırlar, ona göre şekillenirler veya değişirlermiş.”

Yazılı kaynaklarda ilk yazılışım “edgü” imiş benim. Takriben milattan sonra yedi yüzlü yıllarda böyle söylenirmişim. O zamanlarda dahi iyi olmayan kelimeler tarafından yargılanmış, hakkımda hüküm verilmeye çalışılmış. Ve Orhun abidelerindeki Bilge Kağan kitabesinde “iyi” ile iyi olmayanı tarih için kayıtlamışım.

“Tabgaç bodun …edgü bilge kişig edgü alp kişig yorutmaz ermiş, bir kişi yanılsar oguşu bodunı bişükine tegi kıdmaz ermiş.” (“Çin milleti … iyi bilge kişiyi, iyi cesur kişiyi ilerletmez-yürütmez imiş ve bir kişi ayrılmaya kalksa; kabilesi, milleti, beşiğine, beşikteki çocuğuna kadar canını bağışlamaz imiş.” )

Talas savaşı ile beraber Arapça da müteradif/ anlamdaş arkadaşlarımla karşılaştım. Ceyyid, hayr ile aynı anlama geliyorduk. En çok “hayr” hoşuma gitti, onunla iyi anlaştım. Benim zıttım olan kötünün karşılığı, onlarda şer imiş. Hayır ve şer, bizim lügatte iyi ve kötü demekmiş. En iyisi hayır ve şerrin Allah’tan olduğunu bilmekmiş. Bu arada “âl┠ile de dostluğumuz var. En iyi, en yüce manasında gayet güzel bir arkadaş. Sonraları bu “âl┠cevap mahiyetinde pekâlâ olarak kullanılmış. Müderrisler ve alimler iyi talebeleri “pekala” ile taltif etmiş, daha iyi olanlar içinde aliyyü’l âlâ demişler. Sonra lügate baktım aliyyü’l-âlâ, pek iyi, fevkalâde ile komşu imiş. Bu pekâlâ yirmi birinci asırda karnelerde pekiyi olarak belirtilmiş. Şimdilerde ise peki deniliyormuş. Tarihî macerama geri dönersek bozkır çadırından çıkıp göç yolları üzerinde dilden dile dolaşmışım. 11. yüzyılda Kaşgarlı Mahmut’un tozlu kitaplarından Karahanlı kervansaraylarına “eygü” misafir olmuş, Selçuklu hanlarına gelmişim. Selçuklu beylerince halim sorulduğunda "Men eyü men" (ben iyiyim) diye hitap olunmuşum.

Devam etmiş yolculuğum, Evliya Çelebiye de uğrak olmuşum. Devlet-i Âli Osmaniye’nin padişahlarının, Fatih’in, Yavuz’un, Kanuni’nin leblerinden ahalisine, tebasına tebessümle sual olunmuşum. “Haliniz nicedir Ey ahali!” dendiğinde “Eyüyüz şevketlü padişahım,devletli sultanım” cevabına düçar olmuşum.

Hep “eyüyüz” demiş onlar samimiyet ve muhabbet muvazenesince.

Harf inkılâbında şeklimi, yazılışımı yitirmişim. Latin alfabesine zorla transfer etmişler beni. “E” ve “ü” gidip yalnız bir “i” geldi. Şahsiyetimle oynandığını hissettim ilk defa.

“Nasılsınız, durumunuzdan memnun musunuz?” diye sorulduğunda

Eyüyüz , eyiyiz , iyiyiz demişler, iyilikleri ve say u gayretleri içlerinde gizli kalarak. 20. yüzyıl demişler, milenyum demişler, uzay çağı demişler. Uzun hal hatır sormanın kısaldığı zamanlar da “Nasılsınız” dediklerinde sadece cevaben “iyiyiz” demişler. Kısa konuşmaların en uzun şaşkınlığını müşahede etmişim. Teknoloji çağı demişler, bilgisayarla tanıştırdılar beni. internete düştüm, eller değil tuşlarla yazdılar beni. Sohbetlerde, üşengeçliklerden mi yoksa taşıdığım mananın yitirilmiş veya fiiliyatımın azlığından mı iyice ‘daralttılar’ beni. “Naber?” dediklerinde

“ii” diye iki tane ii koydular, koskocaman mana hazinemi karşılamaya.

Benim bir “hayr” ım vardı ona ne oldu! insanlar zamanlarını aslında benden ziyade hep onunla geçirdiler. “Hayırlı sabahlar, hayırlı günler, hayırlı akşamlar, hayırlı geceler.” Tüccarlar da esnaflar da öyleydi, bu “hayr”ı dillerinden düşürmüyorlardı. Ne zaman karşılaşsalar, alışverişlerde birbirlerine “Hayırlı işler” dilerlerdi. Uzak kaldık biraz hayırla “Vardır bunda da bir hayır.” diyorum. Yine de onu yalnız bırakmayanlar var.

Vedalara düştüm sonra. “İi geceler” “İi günler” “Kendine ii bak” Mana dağarcığım şeklen 4 harften tek bir harfe düştü. “Edgü, “Eygü, “Eyü, “Eyi, “iyi, “i”

Sahi yaşıyor muydum şimdi ben, noktamı bari çalmasalar!
“Hayırlı” arkadaşımı zikretmezsem olmaz. “Hayırlı günler.”


Ümit YÜKSEL |02 Nisan 2013 | İnsan ve Hayat Dergisi