Gönderen Konu: Fareli Köyün Kavalcısı  (Okunma sayısı 1876 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9222
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Fareli Köyün Kavalcısı
« : 12 Eylül 2013, 11:27:50 »

Fareli Köyün Kavalcısı



Günümüz dünyasındaki medya araçları, masal çağındaki kavalı temsil ediyor. Tv bu noktada fareli köyün kavalcısı gibi her durumda kârlı çıkmanın peşinde. İyi kötü demeden her şeyi ifşa etmeye çalışıyor.

Medyanın bir masalı olsaydı, bu masal büyük ihtimalle “Fareli Köyün Kavalcısı” olurdu. Niye mi? İlk önce masalı bir hatırlayalım. Köyün birisini fareler basar. Tabi masalın anlatıcısı Grim kardeşler olduğuna göre bu köy Almanya’da bir köydür. Grim Kardeşler bu masalları halk arasından dinleyip bir kalıba koyduktan sonra kaleme almışlardır.

Devam eder masal. Fareler her yeri istila eder ne varsa yer, süpürürler. Köylüler bu duruma bir çare bulamazlar. Köy “Fareli Köy” olarak şöhret bulur. Ve masalın kahramanı olaya yetişir. Kurtarıcı kahraman, belli bir meblağ karşılığında, köylülerle pazarlığa oturur. Çalgıcı, kavalı bir çalar pir çalar, bütün fareler etrafına toplanır. Arka fondan da “Müzik birleştirir müziğin gücü” teması işlense de maksadımız bu olmadığından takılmıyoruz, masala devam ediyoruz…

Kahraman öttürür kavalı, ne kadar fare varsa peşine takılır. Bir dere kenarına gelir, derenin içine dalar. Tabi fareler müzik eşliğinde dereye girer ve boğulur. Kavalcı fareleri suya döküp köye kahraman edasıyla gelir ve köylülerden altınlarını isterler. Köylüler “Nasıl olsa farelerden kurtulduk, altını vermeyelim.” derler. Kavalcı kahraman tekrar öttürür kavalını. Köyde ne kadar çocuk varsa hepsini etrafına toplar, giderler. Geride gözü yaşlı anne babalar, kavalcının altınlarını verseydik diye bin pişman figan eder. Çalgıcı çocukları ormana götürüp, orada bekletir. Masalın devamında çocuklar kurtulur; lakin bizim medya da işe burada dâhil olur.

Masal, medyanın hayatın her karesine nasıl girdiğine iyi bir numune. Kavalcı köye gelmeden önceki zamana gidelim. Masal çağından evvel, hatta dünyanın ilk gününden beri insanlar arasında problemler vardı. İnsanlık kendi halinde hayatını medya dünyaya gelmeden de devam ettirebiliyordu. Kavgalar, savaşlar, doğal afetler de oluyordu. Ama bunun çözümü yine insanlardı. Hadiseler kendi içerisinde büyümeden abartılmadan hallediliyordu. Medyanın olmadığı sıradan bir günde, hayatın küçük bir karesinde fareler köyü bastı. Bu, köy için büyük bir problemdi. Çareler arandı, bulunamadı. En akıllı çözüm tabii ki ekosistemde farenin bir üstü olan kedilerdeydi.

Medya olaya dâhil olduğunda, koruyucu kediler kaçtı, bir yaygaradır koptu. Herkes köyü basan bu farelerden kurtulmanın yolunu aradı. Nihayet eli kaval tutan biri çıkageldi. Kötü fareleri bir araya toplamanın yolu meseleyi eğlence haline getirmek, fareleri büyülemekti. Bu tablo, günümüzde medya etrafında kümelenmek manasına geliyordu. Kaval vasıtasıyla fareyi köyden çıkarmak köylülere çok pahalıya mal olacaktı. Kaval, masalda yönlendiriciydi. Bu günümüzde medya araçlarıdır. Esasında bakıldığında kaval basit bir şey. Ama ondan çıkan sesler insanı adeta ele geçiriyor. Kavalın peşine takılan farelerin derede müzik eşliğinde boğulması bunu en iyi şekilde tasvir ediyor.

Arkasından çocukların kendilerini kaybederek kavalcının peşinden gitmeleri de ilginç. Onların kaval sesine uymaları zayıflıklarını gösteriyor. Ya da çocuklar kaval eşliğinde giden farelerin çok iyi yere gittiğini düşünmüş olmalı ki kavalın ikinci sesinde toplanıyorlar.

Sadece ekranın bir yüzü gösteriliyor. Hâlbuki ekranın görünmeyen yüzünde farelerin boğulduğunu çocuklar bilmiyordu. Köylüler de farelerin bu suretle imha edildiğini düşünmemişlerdir. Eğer bilselerdi muhtemel ki bu Ortaçağ zihniyetli kavalcının ücretini, çocuklarını kavalla kandırmadan önce verirlerdi ya da o kavalcıya minnet etmezlerdi. Veya kökten bir çözüm olan bu işi kedilere havale ederlerdi. Ne köylüler ne çocuklar ne de ekosistem zarar görürdü.

Kim fare, kim kavalcı, kim kedi? Tv’nin karşısına geçmeden bu soruların cevabını vermek gerekiyor.


Ümit YÜKSEL | 05 Eylül 2013 | İnsan ve Hayat Dergisi