Gönderen Konu: Farklı Bilgiler  (Okunma sayısı 20975 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Kuşların yaşamla ölüm arasında kelamı var!
« Yanıtla #15 : 24 Kasım 2009, 12:27:57 »


Bazı kuşların, çevreden gelen tehlikelere karşı ağızlarının kenarıyla uyarıda bulundukları saptandı.



Kimi ötücü kuşların, kendileri için tehlike arzeden yırtıcı hayvanlardan korunmak için ağızlarının kenarından konuşabildikleri saptandı.

Bilim adamları, bu kuşların seslerini, bulundukları açıya göre, doğrudan potansiyel tehlikeye karşı yöneltebildiklerini gözlemlediler.

Kuşların bu çağrılarındaki 'kayda değer karmaşıklığın', tehlike arzeden yırtıcı hayvana, 'bölgeden çekilmesi gerektiği' yönünde işaret vermesini sağladığı kaydedildi.

Kaliforniya Üniversitesi'nden bilim adamları, ispinoz ile sarı kuyruklu çalıbülbülünün, yırtıcı hayvanın kendisinin sağında veya solunda bulunmasına göre, ağzının sağ ve sol kenarından doğrudan hedefe yönelik ses çıkardığını belirlediler.

Bilim adamları bu durumu, ''kimi kuşların 'ağızlarının kenarından konuşabildiklerini' saptadık'' biçiminde değerlendirdiler.

Bununla birlikte bilim adamları, aynı tür düşmana sahip bir diğer kuş olan kara gözlü junko kuşunun, aynı biçimde çağrıda bulunamadığını belirlediler.

Araştırma, ''The Proceedings of the Royal Society'' adlı dergide yayınlandı.

ntvmsnbc.com

*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Rengi değişen ayakkabı
« Yanıtla #16 : 17 Aralık 2009, 00:49:18 »
 

 
Standart ayakkabıları bir yana bırakın. İşte güneş ışığını almasıyla rengi değişen o ayakkabılar...

Tayvanlı bilim adamları, geliştirdikleri deri bir ayakkabıya renk değiştirebilme teknolojisini dahil etmeyi başardı.

Güneş enerjisi gören ve ardından rengi kendi rengi olan beyaz renkten istenilen bir renge (kırmızı, mavi, turuncu veya sarı) dönüşebilen bu teknolojik ayakkabıları yere göğe sığdıramayan Tayvanlı araştırmacı Wang Jung-jen, ayakkabıların renginin güneş ışığı görüp değiştiğini ve aynı zamanda ayakkabıyı giren kişilerin ultraviyole ışınlarının seviyesini ölçebildiklerini dile getirdi.

Tayvanlı uzmanlara göre sadece 30 saniye içerisinde rengi değişebilen bu teknolojik ayakkabıların normal ayakkabılara göre maliyeti ise sadece %20 oranında daha yüksek.

Ayakkabıyı geliştiren Footwear & Recreation Technology Research Institute isimli şirketin rengi değişebilen çanta ve bisiklet koltuğu üzerinde de çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi.

veteknoloji.com
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı aydeniz

  • yazar
  • ****
  • İleti: 560
  • Hakka kul olmak
Ynt: Farklı Bilgiler
« Yanıtla #17 : 17 Aralık 2009, 12:22:05 »
ya giydiğim renge uyumsuz renk değiştirirse nolacak.. :D

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
İsmi A ile başlayanlar şanslı
« Yanıtla #18 : 05 Ocak 2010, 00:19:55 »

Yeni doğan bebeğe koyulan isimlerle ilgili çok ilginç sonuçlar ortaya çıktı.

ABD'de yapılan bir araştırma, yeni doğan bebeğe koyulan isimlerle ilgili çok ilginç sonuçlar ortaya koydu.

İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, ABD'de bulunan Wayne Eyalet Üniversitesi'nde görev yapan psikologların yaptığı araştırma sonucunda, ismi A ile başlayan çocukların başarıya daha yatkın olduğu belirtildi. A harfinin, çok küçük istisnalar dışında "mükemmellik" anlamına geldiğini ortaya koyan araştırmada, ismi D harfi ile başlayanların ise ağırlıklı olarak mutsuz ve başarısız bir hayat sürdükleri, hatta ömürlerinin normal bir insandan 10 yıl daha kısa olduğu kaydedildi.

Konuyla ilgili ayrıca, ismi E'den Z'ye kadar olan harflerle başlayan kişilerin araştırmanın tamamen dışında tutulduğu bildirildi.

Haber Aktüel
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Ay Işığı

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 1163
Japonların güzellik sırrı ne ?
« Yanıtla #19 : 05 Ocak 2010, 22:18:19 »
Japon bayanların genç kalmaları dilden dile dolaşıyor ancak nasıl böyle kalabildiklerini bilen de yok. Peki bu bayanlar ne uyguluyor da erken yaşlanmıyorlar?


İşte Japon kadınlarının yaşlanmama sırları:


- Genç kalmak için soya sütü içmek, tofu tüketmek önemli birer etken. Özellikle soya yaşlanmayı geciktirmeye yardımcı olabiliyor.

- Yeşil çay, yaşlanmayı erteliyor. Çünkü yüksek oranda antioksidan içeriyor. Yeşil çay, cildi dolgunlaştırıyor ve vücuttaki kırışıklık ile sarkmaların önüne geçiyor.

- Japon kadınlarının yaklaşık yüzde 10’u sigara içiyor, işlenmiş şeker tüketimi de oldukça düşük. Şeker akne ve sivilceye yol açabiliyor.

- Ciltlerinde “melanin” pigmentinin oranı oldukça yüksek olan Japon kadınların yüzlerinde ortaya çıkan leke ve benler beyaz ırka göre daha koyu oluyor ve bu yüzden Japon kadınları küçüklükten itibaren güneşten korunuyor. Böylelikle güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının etkisini de en aza indiriyorlar.

- Sıcak havalarda klima ve soğuk havalarda kalorifer kullanımını en aza indiren Japonlar, iş yerlerinde daha rahat giyinmeye izin vererek olumsuz hava koşullarına kolayca adapte oluyorlar, hava koşullarını değiştirmeye çalışmıyorlar.

- Oldukça sık ve düzenli olarak nemlendirici kullanıyorlar.

- Japon kültüründe yüz masajı çok önemli bir yer teşkil ediyor. Uzmanlar, yüz masajının kan dolaşımını hızlandırdığını belirtiyor.


kadincakararinca

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Farklı Bilgiler
« Yanıtla #20 : 05 Ocak 2010, 22:23:40 »
Alıntı
Yeşil çay, cildi dolgunlaştırıyor ve vücuttaki kırışıklık ile sarkmaların önüne geçiyor.

Ne diye içiyorlarki, yüzlerine sürsünler bari.  fg1))
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimiçi İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7477
İşte nesli tükenmek üzere olan hayvanlar
« Yanıtla #21 : 09 Ocak 2010, 08:35:22 »
Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın hazırladığı nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan türler listesinin en başında kaplanlar yer alıyor. Kaplanları kutup ayısı ve Pasifik deniz aygırı takip ediyor. Macellan pengueni, dev deniz kaplumbağası, ton balığı, dağ gorili, Monarch kelebeği, Java gergedanı ve dev panda da nesli tükenmekte olan hayvanlar listesinde yer alıyor...

1.Kaplan: Yeni yapılan araştırmalar, vahşi doğada 3 bin 200 kadar kaplan yaşadığını gösteriyor. Son 10 yılda kaplanların sayısı yüzde 40 oranında azaldı. Asya tıp biliminde kullanılmak üzere kaplanlar derileri ve diğer organları için kaçak avlanıyor. Bunun yanında yükselen deniz seviyesi, iklim değişikliği Bangladeş ve Sundarbans (Hindistan ile Bangladeş arasında bulunan dünyanın en büyük mangrov ormanı)'ta yaşayan kaplan nüfusunun doğal yaşamını tehdit ediyor. Şubat ayında Çin'de başlayacak olan Kaplan Yılı, kaplanların korunmasına yönelik çabalar için önemli bir yıl olacak.

2.Kutup ayısı: Kuzey Kutbu'ndaki kutup ayıları, iklim değişikliği kurbanlarının ikonik sembolleri. Kutup ayısı nüfusunun çoğu gelecek yüzyıl içinde nesilleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. WWF, iklim değişikliğinin kutup ayılarını nasıl etkileceği ile ilgili çalışmaları destekliyor. Ayrıca hükümetlerle çalışarak, kritik kutup ayısı yaşama alanlarını korumak için çalışıyor.

3.Pasifik deniz ayısı: Kuzey kutbunun Berin ve Chukchi Denizi'nde yaşayan Pasifik deniz ayıları da iklim değişikliğinin kurbanı. 2009'un Eylül ayında 200'e yakın ölü deniz ayısı Chukchi denizi kıyılarına vurdu. Bu hayvanlar, dinlenmek, üremek ve yavrularını emzirmek ve avcılardan korunmak için yüzen buzları kullanıyorlar. Kuzey kutbunda buzların erimesiyle, Pasifik deniz ayılarının yaşama alanı kaybolmaya başladı.

4.Macellan Pengueni: Okyanusların ısınması, yiyecek bulmak için daha uzak yerlere yüzmeleri bu hayvanların yerini değiştirmesine neden oluyor. Geçen yıl Rio de Janeiro'da yüzlerce Macellan Pengueni kıyıya vurdu. Birçoğu çok zayıf düşmüştü ya da ölmüştü. 17 penguen türünden 12'sinin nesli hızlı bir şekilde azalıyor.

5.Dev Deniz Kaplumbağası: Yaşayan sürüngenlerin en büyüğü olan dev deniz kaplumbağası, yüz milyon yıldan uzun süredir neslini sürdürüyor. Ancak, şimdi nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Tahmin edilen en son sayıları bu türün azaldığını gösteriyor. Pasifik'te 2 bin 300 kadar yetişkin dişi kaplumbağanın kaldığı tahmin ediliyor. Atlantik kaplumbağa nüfusunun ise daha dengeli olduğunu söyleyen bilimadamları, balık avcıları tarafından yakalanan ve kazayla öldürülenler nedeniyle bunların da sayısının azaldığı tahmin ediliyor. Bunun yanında yükselen deniz seviyesi, daha yüksek sıcaklıklar kaplumbağaları tehdit ediyor.

6.Orkinos (Ton Balığı): Atlantik orkinosu, Batı ve Doğu Atlantik ile Akdeniz'de yaşayan büyük bir göçebe balık türüdür. Bu balık en önemli suşi kaynağıdır. Doğu Atlantik ve Akdeniz'de durdurulamayan avlanma nedeniyle türün soyu tükenmeyle karşı karşıya kaldı. WWF, restorantları, ahçıları, perakendecileri ve müşterileri orkinos servis etmemeleri, satın almamaları, satmamaları ve yememeleri konusunda teşvik etmeye çalışıyor.

7. Mountain Gorilla (Dağ gorili): Bilimadamları, vahşi doğada yaklaşık 720 tane kadar kalan dağ gorillerinin (Gorilla beringei beringei)neslinin tükenmekte olduğunu düşünüyor. Rwanda ve Uganda sınırındaki Kongo Cumhuriyeti'nin doğu bölümünde Virunga Milli Parkı'nda 200'den fazla dağ gorili yaşıyor. Kaçak avlanma ve doğal yaşam alanlarının tahribatı hayvanların neslinin tükenmesine neden oluyor. WWF, Afrika'nın kalbindeki dağlarda gorillerin ormanlarını korumak için çalışıyor.

8. Monarch Kelebeği: Her yıl milyonlarca Monarch kelebeği, Kuzey Amerika'dan kışı geçirecekleri Meksika'ya göç ediyorlar. Meksika'da korumaya alınan alaçam ve çam ormanı, kelebeklerin kış boyunca yaşamlarını sürdürdükleri yer. WWF, Meksika Doğayı Koruma Vakfı ile birlikte Monarch kelebeklerini Meksika'da doğal ortamlarında korumak ve iyileştirmek için yeni bir koruma stratejisi geliştirdi. Böylece, kelebekler ağır hava şartlarından ve diğer tehlikeli unsurlardan korunacak.

9. Java Gergedanı: Vahşi doğada 60'dan az kalan sayılarıyla Java gergedanı, nesli hızla tükenen türlerden biri. Şimdi sadece Java adasındaki Ujung Kulon Milli Parkında yaşıyor. Çin tıbbında gergedan boynuzunun şifa verici güçleri olduğuna inanılıyordu. Oysa ki gergedan boynuzunun hiç bir etkisi bulunmuyor. Hayvanların doğal yaşam alanlarının tarım arazisine dönüştürülmesiyle nesilleri iyice azaldı. WWF, 1998 yılından bu yana Java gergedanlarını koruma çalışması yürütüyor.

10. Dev panda: 1961 yılında kurulan WWF'nin uluslararası sembolü olan dev pandadan doğada yaklaşık bin 600 kadar bulunuyor. Pandaların Güneybatı Çin'de ormanlık alanları parçalanıyor. WWF, yaklaşık son 30 yıldır aktif olarak pandaları korumak için Çin hükümetiyle birlikte çalışıyor. Doğal yaşama alanlarının yarısı şu anda koruma altına alındı. Fakat, kalan bin 600 panda coğrafik olarak bölünmüş 20 ayrı bölgede yaşıyor.

zaman

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Kuşlar ve balıklar plastik yemesin!
« Yanıtla #22 : 12 Şubat 2010, 23:11:42 »


Kuzey Buz Denizi'nin çevresinde yaşayan ve balıkla beslenen kuşların %80'inin ağzında plastik parçaları bulundu.

Spiegel dergisinin ulaştığı gizli bir hükümet raporu, BM ve AB'nin okyanusları korumakta başarısız olduklarını gösteriyor.

Bu atıkların sorumlusu çoğunlukla gemiler ve balıkçılık endüstrisi.

Bu kirlilik hem ekolojik ve ekonomik problemlere yok açıyor, hem de deniz yaşamı için geri çevrilemez zararlara yol açıyor.

"Gezegen'in geleceği" adlı radyo programında Dr.Uygar Özesmi bu konuda şunları söyledi: "Denize atılan atıkların en tehlikelileri ise plastikler. Deniz canlıları, plastik parçacıklarını yuttuklarında zehirlenerek ölüyorlar. Geçen yıl Berlin Charite Üniversite Hastanesi'nin yaptığı araştırmaya göre, plastik partiküller, vücudun hormonal dengesini altüst ediyor. Başka bir araştırmaya göreyse, Kuzey Buz Denizi'nin çevresinde yaşayan ve balıkla beslenen kuşların %80'inin ağzında plastik parçaları bulundu. Aldığımız her iki nefesten biri okyanuslardan geliyor."

ntvmsnbc
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimiçi İsra

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 7477
Ynt: Ayna Kırılması
« Yanıtla #23 : 20 Şubat 2010, 19:27:42 »
ne kadar ilginç inanışlar varmış

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Rizeli yine yapacağını yaptı
« Yanıtla #24 : 23 Şubat 2010, 20:18:42 »

Rize'de, dik bir yamaçta inşa edilen 10 katlı binaya ulaşmak için sekiz kat merdiven kullanılıyor.



Rize'nin Piriçelebi Mahallesi'nde Kale Emlak tarafından dik bir yamaçta inşa edilen 10 katlı binaya, bina için özel yapılan 8 katlı bir merdivenle ulaşılıyor. Yapımına üç yıl önce başlanan ve yüzde 90'lık kısmı tamamlanan bina, Rize'deki arsa sorunu yüzünden zeminden 40 metre yükseklikteki sert bir yamaca kondurularak inşa edildi.

O müteahhit konuştu: Ben zor işleri severim

10 kat yüksekliğindeki binada 50 daire bulunuyor. Şehre bağlanan Kale Yolu'na 40 metre yükseklikte bulunan binaya giden araç yolu ise şehre 5 kilometre mesafede. Binaya yakın mesafeden ulaşım sağlanabilmesi için bina için özel yapılan sekiz kat yüksekliğindeki merdiven dikkat çekiyor. Bina sakinleri, apartmana ulaşmak için önce 160 basamaktan oluşan sekiz katlı merdiveni tırmanmak zorunda kalıyor.



Konuyla ilgili açıklama yapan bina sakinlerinden Resul Birinci, binaya ilk taşındığında biraz tedirgin olduğunu belirterek "Ancak zemin kaya olduğu için çok sağlam. Zaten sağlam olmasaydı binaya iskan verilmezdi.

Ancak yol sıkıntımız var. Gençler için bu merdiveni çıkmak kolay oluyor. Ama bizim gibi yaşlılar zorlanıyoruz. Biz asansör yapılmasını istemiştik. Ancak arızalandığında sorun olacağı, merdivenin daha sağlıklı olacağı için merdiven yapılmasına karar verdim" dedi.

Binanın müteahhitlerinden Dursun Ali Gürgör de yaptığı açıklamada, "Binanın yol sorunu var. Bu sorun aşılamadığı için bu merdiveni yapmak zorunda kaldık.

Bina görünüş itibari ile tehlikeli bir zeminde görülse de zemini son derece sağlam" diye konuştu.

mynet
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Varlığı bilinmeyen 4 kelebek türü bulundu
« Yanıtla #25 : 24 Şubat 2010, 19:37:13 »



Kelebek Türk Gözlem Grubunca yapılan araştırmalar sonucunda, Kırklareli'nde Türkiye'de varlığı bilinmeyen dört kelebek türü tespit edildi.

İstanbul Orman Bölge Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, Kelebek-Türk Gözlem Grubunun Kırklarelili üç üyesi Ufuk Karaca, Tamer Arda ve Timur Arda'nın araştırmaları sonucunda, Kırklareli'nde dört endemik kelebek türü belirlendi.

Türkiye çapında kelebek çeşitliliğini ve dağılımını belirlemeyi amaçlayan www.kelebek-turk.com internet sitesinde paylaşılan kelebek türleri, bu alanda çalışmalar yapan entomolog (böcek bilimi) Prof. Dr. Ahmet Koçak tarafından da onaylandı.

Bu arada, daha önce Türkiye listesinde olmasına rağmen, Kırklareli'nde varlığı tespit edilmeyen ''Yunan Anormal Çokgözlüsü'' (Polyommatus aroaniensis), Melike Amannisa (Mellicta britomartis), Çokgözlü mazarin mavisi (Polyommatus semiargus) ve halkacık (Apanthopus hyperantus) türleri de fotoğraflandı.

AA
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Olur da dirilirsen cepten ararsın!
« Yanıtla #26 : 28 Şubat 2010, 02:01:25 »


İtalya'nın Verona kentinde dün açılan 8. Uluslararası Lüks Eşya Fuarında, 280 bin avroya içine cep telefonu yerleştirilmiş altın tabut ve 220 bin avroya elmaslarla süslenmiş pembe çinçilladan gelinlik, satışa çıkarılan ilginç eşyalar arasında dikkati çekti.

Organizatörler, "Tabutta cep telefonunun ne işi var?" diye sorulduğunda, "bunun sadece biri yanlışlıkla canlı defnedilirse, yakınlarına sms gönderebilmesi ve ışığı görebilmesi için konulduğu" yanıtını veriyorlar.

Alışılmadık pembe renkli elmaslarla bezeli çinçilla gelinlik de Frech Cancan'ın kesimini andırıyor.

Daha klasik lüks eşyalar arasında, Ferrari motorlu bir tekne veya fiyatı gizli tutulan tamamen kristallerle süslü bir piyano yer alıyor.

Fuarda, dünyada sadece 5 adet bulunan ve fiyatı 1,3 milyon avro olan bir spor otomobil ve fiyatı açıklanmayan 24 ayar altından bir yarış bisikleti de yer alıyor.

İş adamları için 20 tane hayvanın derisinin kullanıldığı krokodil derisinden altın, elmas ve taşlarla süslü büro koltuğu, altın yapraklarla bezeli 60 bin avroya satılan bir bilardo masası, fuardaki lüks eşyalar arasında dikkati çekiyor.

Ekonomik krize rağmen büyük ilgi gören Uluslararası Lüks Eşya Fuarı, 1 Marta kadar açık kalacak.

veteknoloji.com
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Tarihi zehirle yazmak...
« Yanıtla #27 : 25 Eylül 2010, 00:30:18 »

Antikçağ'dan bugüne kadar, zehirle işlenen cinayetlerin sadece çok azı açığa kavuşturulabildi. Ancak, çözümlenen olaylara ilişkin gerçekler de, geceler boyu uyku kaçıracak kadar korkunç...

Sokrates, arkadaşlarını etrafında topladıktan sonra baldıran zehiri içmişti.

Zehir, düşük miktarlarda kullanıldığında etkili tedavi edici maddeler arasında yer alıyor. Ama yüksek dozda kullanıldığında da, zorlu düşmanların ve nefret edilen kocaların kolayca ortadan kaldırılmasını sağlıyor. Aslında, "Eski Roma"da döndürülen entrikalar, dünyanın başka yerlerinde de sık sık yaşanıyordu.

Bu entrikarlarda, eşlerin ayrılmasında, para ve güç için yapılan savaşlarda zehir çok önemli bir role sahipti. İstenmeyen insanların ortadan kaldırılması konusunda hiçbir şey onun kadar etkili değildi. Üstelik bunu, arkada kanıt bırakmadan ve hissettirmeden gerçekleştiriyordu.

Avrupa'ya zehir hazırlama yöntemleri, bu işin tüm malzemeleriyle birlikte doğudan geldi. Zehir, genellikle bitkilerden ve mantarlardan elde ediliyordu. Ancak, Antikçağ'da, bu amaçla arsenik, civa ve civa sülfit gibi minerallerden; yılan, karakurbağası gibi hayvanlardan da yararlanılıyordu. Yunanlı filozof Aristoteles (M.Ö. 384-322) ile Romalı hekim Celsus (M.S. 1.yy.), aralarında baldıran ve banotunun bulunduğu çok az bitkisel zehiri tanıyorlardı.

Onlar daha çok arsenik ve türevi olan metalik zehirleri kullanıyorlardı. Aristoteles M.Ö. 340 yıllarında portakal kırmızısı renkteki arsenik disülfürü şöyle tanımlıyordu. "Başta atları olmak üzere, her tür çekek hayvanını öldürüyor.

Bu maddeyi önce suyun içinde çözmek, sonra da süzmek gerekiyor." 8. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde, Arap simyacı Cabir Bin Hayyan, kendisinin yaptığı büyücü mutfağında arseniği kaynatarak beyaz, kokusuz ve tatsız arsenik tozunu elde etmeyi başardı. Böylelikle Bin Hayyan, sonraki yüzyıllarda "tüm zehirlerin en zehirlisi" olarak bilinen ve ölüme yol açmada eşsiz bir etkiye sahip, bir numaralı zehiri geliştirmişti.

Türk hekim Ebubekir Razi, 900'lü yıllarda, arseniğin zehirli etkisini civanınkiyle karşılaştırmıştı: "Ötekilerle karşılaştırıldığında arseniğin kesinlikle öldürücü bir etkisi var ve yan etkilerinden kurtulmakta mümkün değil."

Bu tehlikeli beyaz zehir, kısa süre içinde tüm zehirleri gölgede bıraktı. Arsenik zehirlenmesinin belirtileri çok yönlüydü. Bu nedenle, genellikle kolera gibi başka hastalıkların belirtileriyle karıştırılıyor ve hiç kuşku yaratmıyordu. Öldürücü olması için çeyrek gramlık bir doz yeterliydi ve yemeklere ya da içeceklere karıştırmak hiç de zor olmuyordu. 1840'lara kadar hiçbir doktor ya da kimyager cesetlerde arseniği teşhis edebilecek bilgiye sahip değildi.

veteknoloji.com
*~*~* TUĞRA *~*~*