Gönderen Konu: Fatih sultan mehmed.  (Okunma sayısı 6541 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Fatih sultan mehmed.
« : 16 Kasım 2006, 00:06:56 »

Babasi . Ikinci Sultan Murad
Annesi . Huma Hatun

Dogumu : 29 Mart 1432

Vefati . 3 Mays 1481

Saltanati : 1451 - 1481 (30) sene
 

Fatih Sultan Mehmed Han Hazretleri, uzun boylu, dolgun yanakli, kirmizi - beyaz tenli, kirik burunlu, kollari adaleli ve kuvvetli bir padisahti. Devrinin en büyük ulemasindan birisi idi. Yedi tane yabanci lisan bilirdi. Âlim, sâir

ve sanatkârlari toplar ve onlarla sohbetten çok hoslanirdi. Gayet sogukkanli ve cesurdu. Essiz bir kumandan ve idareci idi. Yapacagi isler hususunda, en yakinlarina bile hiç birsey sizdirmazdi.Fatih Sultan Mehmed'in ömrü seferlerle geçti. Yikilmaz diye bilinen Bizans'i yikti. Istanbul'u fethetti.Ayasofya kilisesini câmiye çevirdi. Kryamete kadar câmi olarak kalmasini istedigi bu muhtesem mâbed için mükemmel bir vakfiye yazdirtti. (Bu,vekâlet Arsivi Tapu Defterleri No:20, 27, 167, 251 )

1127 sene kilise, 481 sene de câmi olarak kullanilan Ayasofya, 1934'de müze haline getirildi.Fatih, Enez'i, Galata ve Kefe'yi Osmanli topraklarina dahil etti. Limni, Imroz, Semendirek, Tasoz, Bozcaada ve Bogdan'i ald.Belgrad'i muhasara ettigi zaman çarpismaya bizzat katildi. Alnindan ve dizinden ciddi sekilde yaralandi. 1458'de Mora'yi kismen, bir sene sonra da Sirbistan'i tamamen aldi. 1461'de Amasra'yi ve Isfendiyar Ogullari Beyligini Osmanli topraklarina dahil etti. Trabzon Rum Imparatorlugunu ortadan kaldirdi. 1462'de Romariya, Yayçeve Midilli'yi aldi. 1463 senesinde Papa'nin büyük gayretleri ile toplanan ve savasa katilan herkesin alti aylik günahinin affolunacagi ilân edilen 20 devletin katildigi bir haçli ittifaki ile 16 sene savasti. 1463'de Bosna'yi fethetti ve Hersek'i de tabiiyeti altina aldi . 1466'da Konya ve Karaman'i aldi. Arnavutlugu tamamen Osmanli topraklarina katti. 1470'de Agriboz'u aldi.Uzun Hasan'i Otlukbeli savasinda kesinlikle yendi. Zafer sükranesi olarak kirkbin esiri salivererek, hürriyetlerine kavusturdu. 1476'da Bogdan'i Osmanli topraklarina katti. Otuz sene içinde tam yirmibes seferi bizzat kendisi idare etti. 900.000 bin kilometrekare olan topraklarini 2.214.000 kilometrekareye ykardi.Fatih Sultan Mehmed, Venedikliler tarofindan tertiplenen tam ondört suikastten kurtuldu. Son suikastten ise kurtulamadi. Venedikliler, bu büyük hükümdari, aslen bir yahudi olan Maesto Jakopo isimli bir doktor vasitasiyle zehirleterek öldürmeye muvaffak oldular. Tarihçi Babinger'e göre bu suikastçi doktor, Yakup Pasa ünvani ile sarayin doktorlari arasinda bulunuyordu.



Fatih Sultan Mehmed döneminde Osmanli haritasi

1481 Mayisinin üçüncü günü yine bir sefere çikmisken, Gebze'de ordugâhinda Persembe günü vefat etti. Papa, Büyük Hakanin ölümünde tam üç gün üç gece bütün kiliselerin çanlarini çaldirtarak sevinç ayinleri yaptirdi. Fatih 49 sene bir ay bes gün yasadi. Iki imparatorluk, dört krallik ve onbir prenslik yikan büyük hükümdarin cenaze namazi Fatih Camiinde Seyh Muslihiddin Mustafa Vefa Efendi Hazretleri kildirdi. Türbesi Fatih Camii yanindadir. (Allah rahmet eylesin.)

Fatih, Müslüman Türk Milletine yapmis oldugu büyük hizmetlerle, dünyanin en büyük hükümdarlarindan birisi oldugunu isbat etmistir. Istanbul gibi, cihanin bir incisi olan, bu muhtesem beldeyi Türk Milletine kazandirmistir. Yapmis oldugu çalismalar ile, memleketinde büyük çapta bir imar hareketini gerçeklestirmistir. Bugünün üniversitesi olan (Fatih Külliyesi)ni 1470 senesinde tamamlamis, Istanbul'u fethettigi zaman 8 tane kiliseyi camiye çevirmis, etrafindaki papaz odalarini da medrese yapmistir. Ayrica bir çok Anadolu kasabasinda da medreseler yaptirmistir.Hz. Eyyüb EI - Ensâri'nin (r.a.) kabri Fatih zamaninda kesfedildi. Delâil-i Hayrat müellifi Seyh Süleyman Cezuli ve Allame Ali Kiasi Fatih devrinde vefat ettiler.

Erkek çocuklari : Mustafa, Ikinci Bayezid, Cem, Korkud.

Kizi : Gevherhan Sultan.

Kaynak: Osmanli tarihi
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Fatih sultan mehmed.
« Yanıtla #1 : 16 Kasım 2006, 00:14:03 »


hazreti fatihin ser levhasi.

  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Vuslat Yolcusu

  • Ziyaretçi
Fatih sultan mehmed.
« Yanıtla #2 : 16 Kasım 2006, 00:40:35 »
hocam Allah razi olsun

Çevrimdışı Himmet

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 847
Fatih sultan mehmed.
« Yanıtla #3 : 17 Kasım 2006, 14:54:23 »
Hz.Allah razi ve memnun olsun hocam..
Mevlamız bizleride şefaatlerinden mahrum eylemesin..
Zatının, Sıfatının,Esmasının, Efalinin hudutsuzluğunca Şükürler olsun Ya RABBİİM..

Çevrimdışı Uludag

  • aktif yazar
  • *****
  • İleti: 922
    • www
نعم ال&
« Yanıtla #4 : 13 Şubat 2007, 02:44:26 »
نعم الامير
Ya rabbi, şu acizi ümmeti Muhammede hizmet etmeğe muktedir kıl.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Fatih sultan mehmed.
« Yanıtla #5 : 31 Mayıs 2007, 11:50:41 »
Fatih Sultan Mehmet, zehirlenerek öldürüldü  
Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü Prof. Dr. İlber Ortaylı, daha önce bazı tarihçilerin dile getirdiği Fatih Sultan Mehmet'in zehirlenmesiyle ilgili iddiaların doğru olduğunu söyledi.
 
 
Prof. Dr. İlber Ortaylı
 
Ortaylı, "Fatih Sultan Mehmet'in hastalığı vardı; ama o hastalıktan değil, zehirlenerek öldü." dedi. Prof. Dr. İlber Ortaylı, Türkiye'nin Bükreş Büyükelçisi Ahmet Rıfat Ökçün'ün girişimi ile düzenlenen, 'Türkiye tarihinde Balkanlar-Kültürel Yaklaşım' isimli konferansa konuşmacı olarak katıldı. Ortaylı, tarih boyunca bölgede yaşanan toplumsal gelişmeler ve devletler arası ilişkiler konusunda önemli açıklamalar yaptı. Osmanlı padişahları arasında Fatih Sultan Mehmet'in dehası ve ileri görüşlülüğü ile müstesna bir yere sahip olduğunu belirten Prof. Dr. Ortaylı, konferansın sonunda dinleyicilerden gelen soruları cevaplandırdı. Dinleyicilerden birisinin Macarların Kanuni Sultan Süleyman'a anısı için bir büst yaptırdığı, Osmanlı padişahlarının büstlerinin neden Türkiye'de de yapılmadığı yönündeki soruya Ortaylı, "Biz Türkiye'de bırakın büstlerini, Osmanlı hükümdarlarının kabirlerine sahip çıkamamışız. Şu an kabri açık olan hükümdar sayısı çoktur." cevabını verdi.

Fatih Sultan Mehmet'in zehirlenerek öldürüldüğü iddialarının hatırlatılması üzerine İlber Ortaylı, "Evet Fatih Sultan Mehmet, yönü belli olmayan bir sefere çıkarken zehirlenerek öldürülmüştür. Tarihî veriler bu seferin İtalya üzerine olduğunu gösteriyor ve İtalyanlar o dönemde zehir konusunda çok uzmanlaşmış bir milletti. Fatih Sultan Mehmet'in hastalığı vardı; ama o hastalıktan ölmedi, zehirlenerek öldü." dedi. Tarihçi Ahmet Almaz da, 'Fatih Sultan Mehmet Nasıl Öldürüldü?' adlı kitabında padişahın, Venedik ajanı doktoru Yakup Paşa tarafından zehirlendiğini iddia etmiş. Tahsin Demir, Bükreş
 
zaman
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Fatih’i Yahudi Doktor mu Öldürdü?
« Yanıtla #6 : 01 Haziran 2007, 09:40:39 »
Fatih’i Yahudi Doktor mu Öldürdü?

Bu dosya aslında yeni bir şey değil. Türkiye'deki tarihçiler arasında konuşulmuş, tartışılmış ama bir neticeye bağlanamamış bir dosya. Belki bir neticeye bağlanamadığı için belki de başka sebeplerle rafa kaldırılmış yahut tarih kitaplarının sayfaları arasında unutulmuş. Bu yüzden de tozlu bir dosya haline gelmiş. Biz tarih kitaplarının sayfalarını karıştırarak bu tozlu dosyayı yeniden masaya koyup düşünce sahiplerinin dikkatlerine sunmak istiyoruz.

Dediğimiz gibi bu konu Osmanlı tarihini inceleyen tarihçilerin gündemlerine gelmiş ve tahlil edilmiş. Hatta bazıları hükümlerini de vermişler ki biraz sonra o hükümlerden söz edeceğiz. Ama bu meseleyi Türkiye kamuoyunda bile bilenlerin sayısı çok fazla değil. Arap dünyasında ise tarihçiler arasında bile pek bilindiğini sanmıyoruz.

Üzerinde duracağımız konu Resulullah (s.a.s.) tarafından müjdelenen İstanbul fethi kendisine nasip olmuş Fatih Sultan Mehmed'in ölüm sebebi.

Fatih Sultan Mehmed, İstanbul'un fethini oldukça genç yaşta gerçekleştirdi. O zaman 21 yaşında idi ki bu çağımızda gençlerin üniversite tahsillerine devam ettikleri ve henüz herhangi bir mesleğe atılmadıkları yaştır. Sultan II. Mehmed o yaşta, bir dünya devleti olan Osmanlı İmparatorluğu'nun başına geçtiği gibi aynı zamanda köklü Yunan saltanatının devamı niteliğindeki Bizans İmparatorluğu'nu ortadan kaldıran bir fetih gerçekleştirerek o zaman Konstantiniyye olarak adlandırılan merkezi şehri İslâm hâkimiyetine sokmuştu. Ne var ki bu büyük fethi gerçekleştiren Sultan Fatih aynı zamanda genç sayılabilecek bir yaşta hayata veda etti. Oldukça verimli geçen bir saltanat sürdükten sonra kırk dokuz yaşındayken ilginç bir tedavi işlemi sonrasında vefat etti. Üstelik vefatı, Kahire'deki Memlûk İmparatorluğu'nu ortadan kaldırıp İslâm coğrafyasını tek bir merkezin hâkimiyeti altında toplamayı ve İstanbul'u hilafet merkezi haline getirmeyi hedefleyen bir sefer için yola çıktığı sırada oldu. O zaman onun vefatı sebebiyle gerçekleşmeyen bu sefer 36 yıl ertelenmiş oldu ve 1517'de Yavuz Sultan Selim tarafından gerçekleştirildi.

Bilindiği üzere Yavuz'un 1517'de gerçekleştirdiği Mısır seferinde Memlûk Sultanlığı ortadan kaldırılmış ve hilafet müessesesi Osmanlı'ya geçmiştir. İşte bu seferi Fatih Sultan Mehmed 1481'de planlamış ve yola çıkmıştı. Ama İstanbul'un biraz ilerisinde bulunan Gebze yakınındaki Tekfur çayırı denilen yerde hastalanması üzerine yapılan ilginç bir tedavi işlemi iyileşme değil ölüm getirdi ve ordu geri dönmek zorunda kaldı. Biz de işte bu ilginç olayın dosyasını açmak istiyoruz.

Fatih, Mısır'ın Fethi İçin Yola Çıkıyor
Fatih'in İstanbul'u fethettiği tarihte Memluk Sultanlığı'nın başında bulunan Seyfuddin Aynal, bu fetihe çok sevinmiş ve Kahire'de günlerce törenler düzenlemişti. Sonraki dönemde de Aynal ile Sultan Fatih arasında güzel münasebetler oldu. Ancak daha sonra bir hâkimiyet rekabetinin öne çıkması bu ilişkilerin bozulmasına sebep oldu. Bu bozulma 1460'ta tahta geçen Seyfuddin Hoşkadem zamanında daha da artmaya başladı. Ondan sonra Memlûk sultanı olan Seyfuddin Kayıtbay önce Osmanlı'yla ilişkileri düzeltmeye çalıştı. Ancak sonra yeniden bozuldu. Kayıtbay döneminde, Zülkadiroğulları sultanı Alaüddin Bozkurd beyin yanında Memlûklere karşı savaşırken esir düşüp Kahire'ye gönderilen Osmanlı askerlerinin kafalarının kesilip polo (at üzerinde top) oyununda kullanılması Osmanlı - Memlûk ilişkilerindeki sorunun zirveye tırmanmasına sebep oldu. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmed 1481'de Memlûklere karşı sefer düzenlemeye karar verdi.

Yolda Rahatsızlanıyor
Fatih, biraz rahatsız olmasına rağmen Üsküdar'dan harekete geçti. Gebze yakınında Maltepe denilen bölgeye geldiğinde dinlenmek için Tekfur Çayırı'na kurulan otağına yerleşti. Bu arada rahatsızlığından kaynaklanan ağrısının artması sebebiyle doktorlarının müdahale etmeleri istendi.

Tarihi kaynaklarda belirtildiğine göre Fatih'in rahatsızlığı ayağındaydı. Bunun sebebi ise Osmanlı sultanlarının birçoğunda görülen damla (nikris) hastalığıydı. Rahatsızlığın artması Fatih'in şiddetli ağrı ve sancı hissetmesine sebep oldu.

Fatih'in Tabipleri
Fatih'in dördü İranlı, biri Türk, biri Arap, biri de yahudi asıllı olmak üzere yedi tabibi vardı. Aşağıda kendisinden söz edeceğimiz yahudi asıllı tabip Müslüman olduğunu söylüyordu. Bu kişinin asıl adı Maestro Lacopo idi. Ancak ihtida ettiğini söyledikten sonra Yakub adını aldı. Bu şahıs muhtelif yollarla ilerleyerek padişaha yanaşmayı başardı ve paşa unvanı aldı. Bu sebeple Tabip Yakub Paşa olarak anılırdı. Yahudi asıllı tabip Yakub ile İranlı tabip Lârî arasında aynı zamanda ciddi rekabet vardı. Tarihçi Hammer'in dediğine göre yahudi asıllı tabibin Fatih'e yanaşmasını da bu rekabet geciktirmiştir. Yoksa belki o çok daha erken padişahın yakınına yerleşecekti.

Tekfur Çayırı'ndaki Müdahaleler
Fatih'in Mısır seferine giderken Tekfur Çayırı'nda rahatsızlığının ilerlemesi üzerine önce İranlı tabip Lârî çağrıldı ve müdahale etmesi istendi.

Fatih döneminde yaşamış olan ünlü tarihçi Âşık Paşazade'nin verdiği bilgiye göre İranlı tabip Lârî, Fatih'in ağrısının azalması için önce ayağından kan aldı. Ancak ağrı azalmayıp arttı. Bunun üzerine yahudi asıllı tabip Yakub Paşa çağrıldı. O da şerâb-ı fariğ denilen ilaç içirdi. İşte bu ilacı içmesi üzerine Sultan Fatih birkaç saat içinde hayatını kaybetti.

Tartışılan Konu
Hadisenin buraya kadarki kısmında tarihî kaynaklarda herhangi bir ihtilaf ve tartışma yok. Burada özet olarak verdiğimiz bilgiler başta yukarıda da adını zikrettiğimiz Âşık Paşazade olmak üzere, Fatih'in ölümünden söz eden tarihçilerin geneli tarafından tafsilatlı veya özet bir şekilde nakledilir. Peki, tartışılan husus nedir?

Burada tartışılan iki husus var:

Birincisi: Muhtelif kaynaklarda belirtildiğine göre o zaman şerâb-ı fariğ olarak adlandırılan ilacın tehlikeli bir ilaç olduğu biliniyordu. Bu yüzden de çok zorunlu bir sebep ortaya çıkmadan kullanılmıyordu. Böyle olmasına rağmen Tabip Yakup Paşa bu ilacı Fatih'in ayağındaki ağrının azaltılması için neden içirdi?

İkincisi: İçirilen şey gerçekten ilaç mıydı yoksa zehir miydi?

Biz burada birinci husus üzerinde durmayacağız. Çünkü içirilen şey şerâb-ı fariğ olarak ve ilaç diye verilmişti. Bunda aslında sadece tabibin değil Fatih'in çevresindeki insanların da büyük ihmalleri olduğu kesin. Çünkü çevredekilerin böylesine riskli bir ilacın hemen ilk müdahalede kullanılmasına müsaade etmemeleri gerekirdi. Tabibin art niyetli olmayacağının bir garantisi yoktu ve tedavi edilen kişi de bir dünya devletinin en üst kademesindeki sultandı. Burada ciddi bir ihmal ve hata olduğu kesin.

Bizim asıl üzerinde durmak istediğimiz ve tarihçiler arasında da ciddi tartışma konusu olan mevzu ikincisidir.

İlaç mıydı Zehir mi?
Ne kadar ilginçtir ki söz konusu müdahalede yahudi asıllı Tabip Yakup Paşa'nın herhangi bir ihmalinin olmadığı görüşünü savunan araştırmacı Şehabettin Tekindağ bu iddiasına tarihçi Âşık Paşazade'nin rivayetlerini delil gösteriyor. Oysa içirilen şeyin zehir olabileceği şüphesini ilk gündeme getiren kişi Âşık Paşazade'dir. Onun bu konuyla ilgili beyitleri tabip Yakub'un müdahalesi hakkında nasıl bir tereddüt ve şüphe taşıdığını çok bariz bir şekilde gösteriyor. İşte Âşık Paşazade'nin beyitleri:

"Tabipler şerbeti kim verdi Hân'e
O Hân içti şerâbı kâne kâne

Ciğerin doğradı şerbet o Hân'un
Hemin dem zari itti yâne yâne

Didi: "Niçün bana kıydı tabipler?"
Boyadılar ciğeri canı kâne

İsabet itmedi tabip şerâbı
Tımarları kamu vardı ziyâne

Tabipler Hân'a çok taksirlik itti
Budur doğru kavil düşme gümâne!"

Açıklaması:

"Tabipler Sultan'a içeceği verdiler
O Sultan da içeceği doya doya içti

İçecek o Sultan'ın ciğerini parçaladı
Derhal acı ve ızdırap içinde kıvranmaya başladı

"Tabipler bana neden kıydılar?" dedi
Bütün ciğerini, yüreğini kana boyadılar

Tabibin verdiği içecek sağlık getirmedi
Onların yetiştirilmesi için yapılan gayretler de boşa gitmiş oldu

Tabipler Sultan'a karşı çok kusur işlediler
Doğru söz budur, hiç şüpheye düşme!"

Burada dikkat edilirse olayın suçlusu olarak özellikle tabipler gösteriliyor ki burada "tabipler" diye çoğul ifade kullanılması belki usûlendir. Çünkü kastedilen içeceği veren kişinin yahudi asıllı Yakup Paşa olduğu bizzat Âşık Paşazade'nin kendi tarihinde yazılıdır. Burada özellikle Sultan Fatih'in ağzından söylenen: "Tabipler bana neden kıydılar?" sözüne dikkat edelim. Bu söz yapılan işlemin bir tedavi değil cana kıyma olduğunu açıkça vurguluyor.

Tarihçi Franz Babinger'in Görüşü
Osmanlı tarihi uzmanlarından Franz Babinger, Fatih'in ölümü olayının bir zehirlenme olduğu görüşündedir. Babinger, zehirleme olayının arkasında Venediklilerin olduğunu iddia etmektedir. Onun iddiasına göre sürekli Haçlılarla işbirliği yapan Venediklilerin, Eğriboz adasının Osmanlılar tarafından alınması üzerine düşmanlıkları iyice artmış ve Fatih'i zehirlemek için 14 kez teşebbüste bulunmuşlardır. Sonunda bu işi İtalya'dan kaçıp Osmanlı'ya sığınan yahudi asıllı tabip Maestro Lacopo yani Yakup Paşa vasıtasıyla başarmışlardır.

Babinger'in görüşüne göre Tabip Lacopo 30 yıl Osmanlı sarayında çalışarak padişahın itimadını kazanmıştır. Böylece onun yakın çevresinde yer almayı ve özel tabipleri arasına girmeyi başarmıştır. Venedikliler de onu zehirleme işi için ikna etmiş ve amaçlarına ulaşmışlardır.

Ölüm Hadisesi Etrafındaki Şüpheler
Ölüm hadisesiyle ilgili rivayetleri incelediğimizde ölüm sebebi olarak üç ihtimal karşımıza çıkıyor: Bir: Doğrudan hastalıktan kaynaklanmış olması. İki: Verilen içeceğin gerçekten ilaç olması ama riskli olması sebebiyle ölüme yol açmış olması Üç: Verilen içeceğin ilaç değil zehir olması.

Bunlardan birincisi çok zayıf bir ihtimal olarak görülüyor. Çünkü böylesine önemli ve uzun bir sefer için harekete geçmiş olması Üsküdar'dan yola çıktığında ciddi bir rahatsızlığının olmadığına delalet eder. Üsküdar ile Maltepe'nin arası ise atlarla yarım gün bile sürmeyecek kadar kısadır. Günümüzde otomobille Üsküdar'dan Maltepe'ye 45 dakikada varılabilmektedir. Bu kadarlık bir mesafede hastalığının ölümcül hale gelmiş olması son derece zayıf bir ihtimaldir. Geriye diğer iki ihtimal kalıyor ki tarihçiler de genellikle bu iki ihtimal üzerinde durmuş, bazıları zehirleme ihtimalini kabul etmiş bazıları da riskli bir ilaç olmasına rağmen şerâb-ı fariğ denilen ilacı vermekle tabibin büyük bir hata işlemiş olabileceğini dile getirmişlerdir.

Ölüm Sonrasındaki Gelişmelere Dayanan Şüpheler
Fatih'in ölümü sonrasında meydana gelen bazı gelişmeler de zehirleme şüphesini teyit edici niteliktedir.

Tarihi kaynaklarda bildirildiğine göre Sultan'ın çevresinde bulunanlar ölüm olayını askerlerden gizlediler ve Sultan'ın rahatsızlandığını, İstanbul'a dönüp hamamlara devam ederek tedavi görmeye ihtiyacının olduğunu söylediler. Ancak Üsküdar'a doğru yol alan askerler kapalı bir tahtı revan (sultanların yolculuklarda taşınması için kullanılan taht yani koltuk) görünce içine bakmak için ısrar ettiler. İçinde Sultan Fatih'in cenazesinin olduğunu görünce olayın bir devlet içi cinayet olabileceği şüphesine kapıldılar. Üsküdar'a döndüklerinde bazı olaylar çıkardılar. Burada çıkardıkları olaylar dikkat çekicidir. Tarihçi Alphonse de Lamartine'in yazdığına göre askerler İstanbul'a döndüklerinde ilk olarak yahudi mahallesini basıp yağmalıyorlar. Sonra da saraya yürüyüp Vezir-i A'zam'ın kafasını kesiyorlar.

Burada zihinleri kurcalayan husus askerlerin özellikle yahudi mahallesini basıp yağmalamaları. O zaman İstanbul'da pek çok gayr-i müslim azınlık bulunuyordu. Üstelik bu azınlıklar içinde Osmanlı'nın en çok himaye ettiği ve devlet olarak kendileriyle en iyi ilişki kurduğu azınlık yahudilerdi. Böyle olmasına rağmen askerler neden diğer azınlıkların mahallelerini basıp yağmalamıyor da özellikle yahudi mahallesini basıyorlar. Bunun sebebi yahudi tabibin tedavi adına Sultan Fatih'in ölümüne yol açmasına kızmaları olmasın!

Yahudi Tabip Askerler Tarafından Öldürüldü mü?
Tarihçi Franz Babinger isyancı askerlerin yahudi asıllı tabip Yakup Paşa'yı yakalayıp bedenini parça parça ettiklerini yazar. Ancak bu bilgi diğer tarih kitaplarında teyit edilmiyor. Hatta bazı tarihi kaynaklarda sonraki dönemlerde de zehirlemelere devam ettiği ve Budin muhafızı Mehmed Paşa'nın aniden ölümü üzerine ondan şüphelenilip tutuklandığı, yapılan sorgulamada suçunu itiraf ettiği yazılıdır. Ancak bu rivayetin sıhhati konusunda da şüpheler bulunmaktadır.

Muhtelif Tarihçilerin Görüşleri
Fatih'in ölümünün zehirlenmeden ileri geldiğini söyleyen tarihçi sadece Franz Babinger değildir. Âşık Paşazade'nin bu konuda kesin bir hüküm vermemekle birlikte ciddi şüpheler taşıdığını daha önce konuyla ilgili meşhur şiirini naklederek dile getirmiştik. Ziya Tütüncü de muhtelif kaynaklara dayanarak ölüm sebebinin zehirlenme olduğu görüşünü öne çıkarmaktadır. Tütüncü aynı zamanda Valco isimli bir başka yahudi tabip tarafından daha önce bir zehirleme teşebbüsünde bulunulduğuna da dikkat çeker.

Ziya Tütüncü bu konuda iddialı konuşmakta ve şöyle demektedir: "Fatih değişik tarihlerde türlü suikastlere uğradı. Bütün suikastler Venedik Cumhuriyeti tarafından idare ediliyordu. Gerçeğe yakın bir biçimde belli olan netice şudur: Fatih, yahudi dönmesi Yakup Paşa tarafından zehirlenerek öldürülmüştür."

Osmanlı dönemi tarihçilerinden Hayrullah Efendi de zehirleme konusunda kesin bir iddiada bulunmamakla beraber yahudi asıllı tabip Yakup Paşa'nın "kasıtlı tedavi" ile Fatih'in en verimli çağında ölümüne sebep olduğuna dikkat çeker.

Fatih dönemi tarihçilerinden Tursun Bey de böyle bir şüphenin olduğunu dile getirir ama kesin bir ifade kullanmaz.

Tarihçilerden saydıklarımızın dışında da Fatih'in zehirlenerek öldürüldüğünü veya bunun kuvvetli ihtimal olduğunu söyleyenler vardır.

Not: Bu yazının hazırlanmasında ve yazıda zikredilen kaynaklardaki bilgilere ulaşılmasında birinci derecede Prof. Dr. Abdurrahman Küçük'ün hazırladığı Dönmeler Tarihi'nden, ayrıca Yavuz Bahadıroğlu'nun Fatih Sultan Mehmed adlı kitabından ve bir heyet tarafından hazırlanmış olan Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi adlı kaynak kitaptan yararlandık.

31 Mayıs 2005 Salı, es-Sebil gazetesi
Ahmet Varol////
« Son Düzenleme: 20 Mayıs 2012, 00:23:39 Gönderen: Tuğra »

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Fatih sultan mehmed.
« Yanıtla #7 : 05 Mayıs 2012, 04:57:44 »
FATİH SULTAN MEHMED'İN İLME HİZMETLERİ
 
Fatih Sultan Mehmed, fetihten sonra devlet merkezi yaptığı İstanbul’u çağırdığı âlimler ile de büyük bir ilim merkezi haline getirmiştir.
 
Fatih Hazretleri ilim tahsil edenlere umduklarından fazla ihsanlarda bulunurdu. Bazı geceler uykusunu terkedip tebdil-i kıyafetle bizzat medreseleri dolaşıp talebeleri teşvik ederdi.
 
Sarayın Enderun’unda yetişenleri ve maiyetini teşvik için Bâbüssaade'ye “Vele-ni'me dâru'l-ulûm” levhasını astırmıştır ki, “İlimlerin öğrenildiği ev ne güzel evdir.” demektir. Davet ettiği Ali Kuşcu’ya, Tebriz’den Anadolu’ya gelirken konakladığı her yer için bin akçe ihsan etmiştir.
 
Fatih Hazretleri, âlimlerin önde gelenlerini dairesine toplayarak ilim ve irfan meclisleri tertip ederdi. Vezirlerden en alt kademedeki memurlara kadar her vazifelinin tahsiline çok ehemmiyet verirdi. Her nevi ilim tahsilinde ehliyet ve liyakatini isbat edenlere tuğrasıyla süslü bir şehadetname verirdi. Onca meşguliyeti arasında, bazı alimlere bizzat kendi eliyle teşvik edici mektuplar yazar, onları saraya davet ederdi. Böylece din ve devlete hakikaten pek büyük hizmetler etmiştir.

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Fatih sultan mehmed.
« Yanıtla #8 : 07 Mayıs 2012, 06:30:24 »

Ölüm yıldönümünde Fatih Sultan Mehmed

Merhaba sevgili dostlarım...
 
Fatih gibiler gerçi ölümsüzdür, ama geçtiğimiz Perşembe (3 Mayıs 2012), Fatih Sultan Mehmed'in fani hayattan ayrılışının 531. yıldönümüydü...
 
Rahmet ve minnetle andıktan sonra, hatırlatalım ki; onu ne diziler anlatabilir ne de filmler; onu bize ancak kendi yüreğinden kopup gelen mısralar anlatabilir.
 
Peygamber-i Âlişan müjdelisi Padişah, "Padişahlar Padişahı"na kulluğunu bir şiirinde şöyle açıklıyor:

"Bir Şah'a kul oldum ki, kulu Sultan-ı Cihândır,

Bir şâha kul oldum ki, cihân âna gedadır (muhtaçtır)."
 
Bu ifadeler müthiş bir feraset ve şuur göstergesidir. "Kul" kimliği içindeki "acz" vurgusudur. Filmlerde onu "gururlu" gösterenlere de bir tokattır! Aslına bakarsanız, kelimelerle o kadar oynandı ve Türkçe öyle kısırlaştırıldı ki; nesiller çoktan beri "gurur"la, "sürur"u (neşe-sevinç), "azamet"le (büyüklük) "izzet"i (kıymet) karıştırıyor.
 
Oysa Fatih, gencecik yaşında ulaştığı müjdeden kendine pay bile çıkarmamış, büyük fethi bir "ikram-ı İlâhî" olarak görmüş, müthiş bir olgunlukla ve kullukla karşılamıştır.
 
Doğu Roma'ya girişi, Efendimiz'in Mekke'ye girişi gibidir. Bu girişte tevazu ve mahviyet vardır. Kendisine "abd-i âciz" (âciz bendeniz) diyecek kadar olgun ruhundan beklenen de zaten budur. Peygamber müjdelisi Padişah'ın Peygamber'ini taklitte zaten kusur etmemesi beklenirdi: Bekleneni hakkıyla verdi.
 
Aşağıdaki mısralarında Fatih'in "kulluk" kimliği ve ruh portresi saklıdır:

"Hiç kimse yok kimsesiz,
 
Herkesin var bir kimsesi...
 
Ben bugün kimsesiz kaldım,
 
Ey kimsesizler kimsesi."
 
"Gurur", millî bünyemize Batı'dan gelen bir virüstür; zaman içinde tüm benliğimizi etkilemiş, bizi "biz" olmaktan çıkarıp kendi değerlerimizi bile küçümseyecek hale getirmiştir.
 
Oysa insan, değerlerini küçümsediği ölçüde değersizleşir!
 
Bunları Fatih'in doğum yıldönümünde konuşuruz. Ölüm yıldönümünde ölüm şeklini konuşmak daha doğru... Zira ölüm biçiminde tereddütler var: Öldü mü, öldürüldü mü?
 
Müverrih Tursun Bey'e göre; Fatih, muhtemelen bir doğu seferine çıkmak üzereydi (Tursun Bey, "Cihet-i sefer Anatoli olduği malüm olundi, ammâ Arab mı, Acem mi malüm olmadı" diye yazar)... Ordusuyla birlikte, ilk sefer durağı Maltepe'ye geçmiş, önceleri "Tekfur Çayırı" ismiyle anılan "Hünkâr Çayırı"nda kurulu otağına yerleşmişti.
 
Bir süreden beri hastaydı. Bazı kaynaklara göre; Osmanlı Hânedanı'na musallat olan ve birçok padişahın ölüm sebebi sayılan "nikris", yani "goutte-gut" hastalığına müptelâ bulunuyordu.

Otağ-ı Hümâyûn'a girer girmez yatağa düştü. Bir daha da yataktan çıkamadı. Ağrıları arttı. Nihayet ikindi vakti Kur'ân sesleri arasında ebedî hayata göçtü.
 
"Vefatuna sebeb ayağunda zahmet vardı" diyor Paşazade: "Tabibler ilâcundan âciz oldular. Âhir tabibler cem oldular, ittifak ettüler, ayağundan kan aldular. Zahmet ziyade oldi. Şerâb-ı fâriğ virdüler: Allah rahmetine vardı."

Bu satırlara bakarsanız normal bir ölüm gibi gözüküyor. Ne var ki, manzum anlatımında zehirlenme ihtimalini düşündürecek ifadeler de kullanıyor.
 
Babinger ise; Fatih'in zehirlenerek öldürüldüğüne inanıyor. Babinger'e göre; bu işi Venedik Cumhuriyeti, Laestro Iacopo isimli Yahudi asıllı bir doktora yaptırmış. Zaten Venedik, ondan önce tam 14 suikast tertiplemişti.
 
Bu konuda derin analizler yapacak kadar geniş yerimiz olmadığı için, sözü rahmetle bitirelim: Allah rahmet eylesin...


Yavuz Bahadıroğlu
 


Haber Vaktim.com