Gönderen Konu: Fin Eğitim Sistemi ve Başarısı Üzerine ...  (Okunma sayısı 3031 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Fin Eğitim Sistemi ve Başarısı Üzerine ...
« : 12 Nisan 2012, 18:31:35 »

EĞİTİMDE KALİTE SORUNUMUZ:
Finlandiya, benim hafta başında bahsettiğim uluslararası karşılaştırmalı eğitim sistemleri araştırması olan PISA'da (Programme for International Student Assessment) sürekli en başta veya ilk üç sırada yer alan bir ülke. Son zamanlarda bu sıralamaya Çin de girmeye başladı, ancak onlar da listeye Finlandiya eğitim modelini kopya edip uyguladıktan sonra girebilmeye başladılar.
Unutmayalım ki Türkiye, o PISA listesinde sürekli en son sıralarda yer alıyor. Yani bizim eğitim sistemimizde bir kalite, bir içerik sorunu var ve bu nedenle Finlandiya modelini iyi incelememiz mutlaka gerekli.
Finlandiya'da son yıllarda bir eğitim turizmi oluşmuş; çünkü çeşitli ülkelerden o eğitim sistemini incelemek için sürekli delegasyonlar geliyormuş ve bu da yeni bir büyük gelir kaynağı olmaya başlamış.

FİNLANDİYA EĞİTİM MODELİ:
Fin eğitim sisteminin ana prensibi "eşitlik" oluyor. Her çocuğa eşit fırsat tanınması, sistemin ana özelliği. Bu sistemde rekabet kavramı yok. Öğrenciler birbirleriyle rekabet içinde değiller. Bu yüzden Amerikalılar bu sistemi anlayamıyor.

KEŞFEDEREK, DENEYEREK ÖĞRENMEK:
Eğitim hep beraber paylaşarak, keşfederek, deneyerek öğrenme esasına göre yürütülüyor. Gündelik ders en fazla üç-dört saat oluyor, müfredat da çok hafif. Finler, öğrencileri ders yükü altında ezmenin çok sakıncalı olduğunu düşünüyorlar, bunun yerine öğrenciler oyun ortamında birlikte paylaşarak öğrensin istiyorlar.

TEST YOK:
Bu sistemde test yok. Öğrenciler 16 yaşına gelinceye kadar test nedir bilmiyorlar.

ÖĞRETMEN KALİTESİNİN ÖNEMİ:
Öğretmenlik toplumdaki en önemi meslek halinde. Öğretmen olmak için başvuranların sadece yüzde 10'u öğretmen olarak alınıyor. Her öğretmenin en azından master derecesi olması gerekiyor. Öğretmenlerin kalitesi sürekli takip ediliyor, ölçülüyor. Öğretmenler hangi derste neyi nasıl işleyecekleri konusunda tamamen özgürler. Hangi ders yöntemini uygulayacakları onlara bırakılmış.

ÇOCUKLAR ÇOCUK OLSUN:
Çocuklar 7 yaşına kadar eğitime başlamıyorlar. Çocuklar çocuk olsunlar yaklaşımı hâkim. Bu yüzden 7 yaşına kadar oyunla geçen dönem de eğitimin parçası sayılıyor, oyunu yönlendirerek çocuklara eğlenirken öğretiyorlar.

OKUL TASARIMI:
Okulların binaları uzman mimarlar tarafından özel olarak tasarlanıyor. Okulun her yanı, her alanı öğrenmeye yönelik olarak düzenleniyor. İstenilen, çocuğun okula girdiğinde içinin coşkuyla dolması. Rahat etmelerini istiyorlar. Herkes okula gelince ayakkabılarını çıkarıyor ve içeriye çoraplarıyla ev rahatlığı içinde giriyorlar. Sınıfta konuşarak, paylaşarak konular işleniyor. Sınıflarda çocukların çocuk olmasına izin veriliyor. Onların çocukluğu, öğrenmeleri için avantaja dönüştürülüyor.

DERSİ DEĞİL HAYATI ÖĞRENİN:
Çocuklar kitapların içinde yazılı olanı değil sürekli olarak hayatı deneyimleyerek öğreniyorlar, çocukların kendi içlerini keşfetmeleri isteniyor.

VELİLERİN AKTİF KATKISI:
Öğrencilerin ailelerinin bu eğitim sürecine aktifbiçimde katılmaları teşvik ediliyor. Evde günlük okul hakkında konuşulması da eğitimin bir parçası.
Diyebiliriz ki tüm dünyanın bir başarı modeli olarak üzerinde konuştuğu Finlandiya modeli, Türkiye'de uygulanan modelin tam zıddı.
Finlandiya'nın küçük bir ülke olduğunu söyleyip bunu her ülkenin uygulayamayacağını söyleyenler de haksız; çünkü unutmayın ki Çin bile bu modeli alıp uygulamaya ve geliştirmeye başladı.

BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİ:
Finlandiya'da olduğu gibi başarılı bir eğitim modeli oluşturmak, ancak bunun temelinde çok kuvvetli bir dünya görüşü olmasıyla mümkün olabiliyor. 20'nci yüzyılın başlarında Finlandiya geri, yoksul bir ülkeydi. Çok elverişsiz doğa koşullarına sahipti.
Ülke tüm yoksulluklarına, imkânsızlıklara ve elverişsiz koşullarına rağmen bir avuç aydının önderliğinde askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlerine, doktorlardan işadamlarına kadar her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek tüm insanlığa örnek olacak bir yaşam biçimi ve model oluşturdular.
Amaç hem hayatı yaşamada hem sosyal ilişkilerde ve eğitimde mükemmeli oluşturmaktı. Mükemmelin tanımı tabii ki çok zor, ama Finlandiya eğitim modelinin bugün dünyada mükemmele yakın olduğu konusunda herkes hemfikir.
O ülkeyi motive eden dünya görüşünün nasıl bir şey olduğu ve elitlerin halkla el ele yeni modeli nasıl paylaşarak oluşturdukları Grigoriy Petrov tarafından yazılmış olan "Beyaz Zambaklar Ülkesinde" adlı kitapta anlatıldı.

ATATÜRK'ÜN SEÇTİĞİ KİTAP:
Şimdi gelelim beni şaşırtan ve Atatürk'ün ne kadar büyük bir devlet adamı, bir deha olduğunu bana tekrardan hatırlatan gelişmeye. Bu "Beyaz Zambaklar Ülkesinde" adlı kitap, Atatürk döneminde ilk kez çevrilmiş ve Atatürk onun askeri okulların müfredatına konulmasını istemiş. Kitap o dönemde Kuran-ı Kerim'den sonra en çok okunan kitap olmuş.

KEMALİST BUNU YAPMAZDI:
Atatürk anlayacağınız o dönemde elitlerin, aydınların halkın içinde halkla omuz omuza, el ele ülke için bir mükemmellik modeli oluşturmalarını istiyordu. Finlandiya'da yaşanan mucizeyi bizim de tekrarlayabileceğimizi düşünüyordu. O modelin temelindeki eşitlik, fırsat eşitliği, hep birlikte paylaşarak büyüme ve gelişme de Atatürk'ün kafasındaydı. Onun bu kitabın askeri okullarda okunmasını istemesi çok önemlidir. Onun askerin toplum içindeki yerine bakışının, onu eleştirenlerin bize sunduğundan çok daha farklı olduğunun bir göstergesidir bu.

ATATÜRK ÖLDÜKTEN SONRA:
Atatürk öldükten sonra Kemalizm başladı, Milli Şef dönemi geldi ve o aynı kitabın anlattıklarının yanlış ellerde nasıl kötüye kullanılabileceği de görüldü. Askerler kitabı, elitlerin halkın üzerine çıkarak, zorla da olsa ona iyiyi, doğruyu göstermesi olarak yorumladılar. Atatürk'ün arzuladığı yorumdan çıkıldı.

DARBE ANKETİNDEN ÇIKAN KİTAP:
1960 darbesi yapıldıktan birkaç ay sonra Cumhuriyet Gazetesi darbeye katılan subaylarla bir anket yaptı. Ankette, "Okuduğunuz hangi kitap sizi en çok etkiledi?" diye de soruluyordu. Darbede yer alan subayların çoğu "Beyaz Zambaklar Ülkesinde" cevabını verdiler.
Bugün de ben bu kitabı, darbelerden kurtulan demokratik bir ülkede aydınların halkla işbirliği yaparak nasıl bir güzel demokratik eğitim modelinin kurulabileceğinin kitabı olarak okuyorsam, aynı kitabın içinden darbe duyguları çıkarmak için de okunduğuna eminim. Ben Atatürk'ün istediği yorumu yapıyorum, onlar ise Kemalist.
Kitap hâlâ satılıyor; alın okuyun, hangi yorum daha doğru siz karar verin. Eğer eğitim reformu yapılacaksa Finlandiya modeli iyi incelenmeden yapılacak her değişiklik bizi yanlış yapmaya itecektir.

Serdar Turgut-Habertürk


mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Fin Eğitim Sistemi ve Başarısı Üzerine ...
« Yanıtla #1 : 05 Eylül 2012, 05:19:24 »
Atatürk ilkeleri ve inkılapları dersi her zaman var mıydı?

Tabiî, işleri ellerinden alınıyor diye inkılap tarihçileri ayakta. Bir hoca bu dersi, "12 Eylül'den önce de vardı" diye savunuyor.

Niye? 12 Eylül darbesi ile arasındaki bağ ortadan kaldırılırsa ve mevcudiyeti Atatürk'ün kutsal hatırasına raptedilirse bu ders devam eder. Ancak söylenen doğru değil. Bu ders özellikle içeriği ile 12 Eylül'den sonra geldi.

Mülkiye'de Taner Timur'dan aldığımız bir "Devrim Tarihi" dersi vardı. Hoca'nın aynı isimdeki küçük boy bir kitabını takip ederdik. Kitabın epigrafında, bugün bile ezberimde duran bir dörtlük yer alıyordu: "Eğeri kaltak Osmanlı/ Şalvarı şaltak Osmanlı/ Ekende yok, biçende yok/ Yemeğe ortak Osmanlı". Dersin içeriği, "devrim" lafzına uygun olarak sol-sosyalist ideolojiye uygundu; yani tarihi bir sınıf mücadelesi olarak görüyordu. O dönemde Marksist teorinin sorunları etrafında dönen tarihçilik modaydı. Osmanlı feodal miydi, 'Asya Tipi Üretim Tarzı'na mı sahipti, yoksa Doğu despotizmini mi temsil ediyordu? Dönem Doğan Avcıoğlu'nun "Türkiye'nin Düzeni"nin moda olduğu ve 68 Kuşağı'nın Millî Demokratik Devrim, yani "askerle işbirliği yapan ilerici aydınlar"ın eseri Baas modelinde bir devrim peşinden gittiği bir devreydi. "Devrim Tarihi" dersi, bu tartışmaların ana mevzilerinden biri idi. O dönemde YÖK düzeni olmadığı için fakülte ve bölümler müfredatlarını belirlemekte muhtardı. Hukuk gibi yakın müfredat takip edenlerde sadece bir dönem, bazılarında son sınıflarda "İnkılap tarihi" adıyla ortak bir ders olarak bulunurdu; çoğu fakülte ve bölümde bu ders yoktu.

12 Eylül darbesi, Evren'in o günlerde sıkça ifade ettiği mantığa göre "gençliği ideolojik çatışmalardan kurtarmak" için mevcutlara alternatif, yüzde yüz yerli bir ideoloji üretti. Bugünkü içeriğin kaynağını araştıranlar Atatürkçülüğün 12 Eylül darbesinin icadı olduğunu üstünkörü bir araştırma ile öğrenebilirler. Ne tesadüf! Gazi Üniversitesi'nde ilk defa asistanlığa başladığımda, bölümümüzün yaşlı hocası Profesör Hamza Eroğlu'nun bu işin bir numaralı mucidi ve müellifi olduğunu öğrenmiştim. YÖK düzeninden önce "üniversite"lerin yanında "akademi" vardı. Üniversiteler butik imalathaneler gibi bilim üretirken akademiler kitlesel mantıkla yüksekokul mezunları yetiştirirdi. Mülkiye'deki hocalarımız akademi mensuplarından söz açılınca çoğu doktorasız bu hocaları "akademi profesörü" diye küçümserlerdi. Hamza Eroğlu'nu ve diğer akademi profesörlerini yakından tanıyınca yüzde yüz haklı olduklarını anlamıştım.

12 Eylül darbesinden sonra üniversitelerde "Atatürkçülük" bilimsel kifayetsizliği örten saldırgan bir maskeye dönüştü. Hamza Eroğlu gibi, kendi alanında yetersiz ve tek düzgün cümle edemeyen adamlar Atatürkçülük adıyla çoğalan birbirinin kopyası akla zarar neşriyata hayat verdiler. Gerçekten bilimle ilgilenenler için bu dönemde en temel kıstaslardan biri, Atatürkçü olduğunu söyleyen akademisyeni ciddiye almamaktı. Darbeciler kaliteli olanla olmayanı birbirinden ayırt edemediği için, darbe sonrası icat edilen Atatürkçülük dersi ve merkezleri üniversitelerde bilimsel atmosferi kokutan ve içine girilmez hale getiren bir mezbelelik haline geldi. Üniversitelerde bugün bile Atatürkçü lafzı, "kendi alanında yetersiz" anlamına gelir.

Atatürk ilke ve inkılapları dersinin ne Atatürk'le ne de Cumhuriyet'in değerleriyle bir ilişkisi yok. Bu dersin tek anlamı, KPSS'de çıkan sorulardan ibaret. Devlet sınav yapıyor ve siz bu saçmalıkları iş-güç sahibi olmak için bilmek zorundasınız. Sorulan sorulara, öğretilen şeylere bakın: Bir ülke eğitim sistemi ile kendi vatandaşını, böylesine akıl ve mantık ölçülerine aykırı saçmalıkları öğrenmeye niçin mecbur bırakır?
http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazarno=1076