Gönderen Konu: Fütûh-ul Gayb (Gizliden Sesler) / Abdulkadir-i Geylani Hazretleri (k.s.)  (Okunma sayısı 44255 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."

Salik'in Yetişmesi

Bu günkü halinle ruhaniler zümresine girmeği özleme. Bütün varlığın yok olmadıktan sonra erenlere katılamazsın. Bütün duyguların tek tek hak yola girmeli. Bir bir varlığın maddi alemden ayrılmalı.

Şöyle bir dünya aleminden silkinip varlığını kurtarmalısın. Tuttuğun hak için, hareket ve sükûnun O’nun için olmalı. O’nu gör ve O’ndan işit. Hakkı konuş, hakka yapış, onun için çalış, aklın Hak işlere ersin.

Bir zamanlar yoktun. Sonradan sana bir varlık izafe edildi. İşte bu varlık, seni haktan ayırdı. Ruhaniler zümresine girmene mani oldu. Bu varlıkları terkedince ermiş olursun. Erince de, ruh olursun. Ruhaniler zümresine girersin.

Sır ol... Tek ol... Sırrın sırrı, gizlinin gizlisi, her şey sana düşman görünmeli: Seni Hak’dan uzak tutan her şey... Bu düşmanları içinden seçmelisin.

İşte İbrahim.(A.S.):

- “ Bana rabbülaleminden başka hepsi düşmandır. “

Buyurdu.

İbrahim Halil (a.s.) putlara:

- "Düşman..." diyordu...

Şimdi senin için put zahirde yoktur, ama gizlide çoktur... Haktan başkalarıyla meşgul eden her şey sana düşmandır, sana puttur. Bu putları bırak. Halktan bir şey umma. Görürsün ki sır alemi sana açılmış, ruhaniler alemi sana açık olmuş... Kimsenin bilmediğini bilmeğe başlarsın. Yapılamayacak işler senden zuhur etmeğe başlar. Adet dışı, tabiata uymayan işler görmeğe başlarsın. Bu işler, gerçekte öbür aleme has ise de sana burada görmek nasib olur. Çünkü öldün dirildin. Varlığını Hak yolunda yok ettin. Ölmeden evvel ölenlerin sırrına erdin. Kudret alemi sana kapı açtı. Her halinle oranın malı oldun. Artık kudret aleminde yaşayanlar gibi işitmen, konuşman, tutman, görmen, yapışman, yürümen, akıl etmen... Hasılı huzur ve sükunun Hakla olur, başkası sende yoktur. Hiçbir şeyi göremez olursun. Çünkü senin için, Hak varlığında başkası yoktur.

Yalnız bu alemin içine dalınca Allah’ın emirlerini bilmen gerek, yasaklarına katiyyen yakın olmamalısın. Eğer peygamberin (s.a.v) yaptıklarının birini terk edersen şeytana oyuncak olduğunu bil. Hemen ilahi emirlere koş, şahsi arzulara düşme. Hangi iş; Allah ve peygamberin emrine uymazsa,o iş sapıklıktır.

En doğrusunu Allah bilir....


Fütûh-ul Gayb / Abdulkadir-i Geylani Hazretleri (k.s.)
(Gizliden Sesler)



Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Müridin Halini Beyan

Rahat istiyor musun?
Sürur, emniyet,sükûn, selâmet arzu ediyor musun?
Ehl-i dil olmak, sevgi, muhabbet içinde kalmayı arzu ediyor musun?


Bu hallerden çok uzaksın. Bunları yalnız dil ile arzu ediyorsun... Şayet tam manası ile istemiş olsaydın; sende adi şeylere karşı meyil kalmayacaktı. Nefsin ölecek, dünya bir yana olacak, ahiret sevgisine meylin olmayacak ve nihayet bunların yerini Allah ve Peygamber sevgisi alacaktı. Halbuki sen bunlardan uzaksın. Çünkü sende şehevi sevgiler ve nefsanî arzular var...

Bu işler acele ile olmaz...
Bekle...
Olduğun yerde kal ve kendini biraz hesaba çek...

Bu halinle sana kapılar kapalıdır. Yollar sana açık değildir. Allah sevgisi içinde olmayan bir işle zerre kadar ilgin olsa, bu yolun önü sana açılmaz... Sen mükâtep –kesimli- bir kul olsan, efendinin senden bir kuruşu kalsa, kulluktan bir kuruşu kalsa kulluktan kurtulamazsın...

Allah rızası dışında olan şeylere kalbinde bir nohut miktarı meyil olsa, dünyanın manevi pisliklerinden âri ve beri olamazsın. Böyle devam ettikçe dünya sevgisi seni sarar. Nefsini şehevi arzuların peşinden kurtaramazsın.

Bu yersiz hallerin hemen birden geçeceğini sanma!..
Yavaş yavaş olur...
Senin isteğinle olmaz... Bekle...
Doğru çalış, helal ye, tâ ilâhi cezbe seni kaplayıncaya kadar...
Sonra Allah dilerse muradın hasıl olur...

O zaman olacak olur. Şum gider, uğur gelir. Uğursuzluk yok olur, nur gelir...
Mânen ilâhi bir kisveye bürünürsün. Selamete erersin...
Ve nihayet, en yüksek mertebelere çıkarsın.
O gün:

- "Katımızda eminsin..."

İlâhi sözü can kulağına gelir... Bununla hoş olur, sevinirsin...

O ilâhi kaynak sana açık olur. Esrar perdeleri senin için açılır. Sana her şey ayan ve her gizli beyan olur...

Kavuştuğun kaynak kurumaz. Kavuştuğun manevi zenginlik sonsuz olur. Her yandan salınan sana gelir. Ani bir duraklama olursa; sakın sana bir şey gelmez diye üzülme... Bu hale eremezsin diye mahsun olma! Bekle, sabırlı ol...

Altın sikkelerini bilmez misin? Her yerde dolaşır, her keseye girer... Ama sonu n’olur? Bir kere altını düşün, parça parça herkeste boldur. Bir gün bakkalda görülür, bir gün kasapta. Daha sonra manavda ve attarda, dabakta, süsçüde ve her çeşit altın işi yapanlarda bulursun. Bazen adi işlerde de kullanılır. Nihayet bir dirayetli sultan sayesinde o kötü ellerden alınır, kaplarda eritilir, haddelerden geçer, inceltilir süs yapılır. Sultanlara bezek, padişahlara taç olur. İşte o çeşitli ellerde gezdi, sonsuz zahmet çekti ve nihayet ereceğine erdi...


Allah’a inan! En faydalı işleri sana O yapar. O’na güven, en güzel yola seni O sevk eder. Yalnız O’nu sev ve bağlan... Bir gün en yüksek dereceye erersin ve en ulvi mertebeye kavuşursun.

Kapılar açılır. Sandık kilitleri sökülür. Her gün yeni yeni alemlerin kapıları sana açılır.

Süs olan altınlar her yerde aranır. Yıllarca ellerde dönen altın şimdi padişahların başındadır.  Ateşlerde yanan, türlü cefa çeken o altın şimdi padişaha taç, sultana süstür.

Ey iman sahibi, kadere inan ve onun çeşmesi önünde dur. Herhalde kazalara rıza göster.
Ancak bu yolda Hakkı bulursun ve bu uğurda çalıştığın müddet Hak’ka kavuşursun...
Dünyada çeşitli ilimlere erersin, öbür alemin ufukları sana açık olur.

Bu alemden göç edince, başyardımcın Hak; şefaatcın nebiler, arkadaşların salihler ve doğrular olur...

Sabırla bekle...
Aceleci olma...
Razı ol, Hak’kı itham altına alma.
Ümitli ol, ancak böylelikle ilâhi af ve keremin serinliğini ruhunda duyar ve Hak’kın ikramına nail olursun...



Fütûh-ul Gayb / Abdulkadir-i Geylani Hazretleri (k.s.)
(Gizliden Sesler)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Allah'ın Verdiğine Razı olmak

Azla yetin ve ciddi olarak böyle kal...
Daha yüksek dereceye çıkıncaya kadar haline şükret.
İyisine kavuştuğun zaman da elinde bulunanın kıymetini bil...
İlk başta sabırlı ol.
Sabırsız insana iyilik yakışmaz. Sabır, insanın kıymetini arttırır. Dünyanın nimeti her an değişir. Sabırlı olursan durmadan yükselirsin, iyiliklere kavuşursun.

Şunu iyi bil ki; her şeyin ardından koşmak, ele bir şey geçirmez. Yalnız, kısmet olan gelir. Sabırla kısmetini beklemen, nasibini eksiltmez. Ne her şeye hırsla koş, ne de gelecek olan gelir diye, otur. Yat....

Geleni al. Giden için de üzülme.
Eğer bir şey nasip değilse yıllarca didinsen eline geçmez.
Hırsı bırak, sabırlı ol.
Halini muhafaza et.
Kalbine sahip ol. Kötülük koyma.
Allah’tan afiyet iste.
Sebebe yapışmayı da ihmal etme.

Allah’ın emri dışında kimseden bir şey alma.
Yine O’nun emri dışında kimseye bir şey verme.
Kendi hevesine kapılıp çeşitli işler yapma.
Kendine bu kadar fazla güvenme. Allah’a güven. Mağrur olma. Sonra senden daha şerli kimseleri başına bela eder.
Her şeye hakkını ver. Zalim olma. Zalim Allah’ı aldatamaz. Kahrından kurtulamaz.

Hak Teâla şöyle buyurdu:

- "Biz, zalimleri birbirine düşürürüz."

Allah’ın emri kat’i, askerleri kuvvetli, saltanatı sonsuzdur.
Her emri, istisnasız yerine gelir.
Bunlara iyice inan.
Böyle bir padişahın mülkünde yaşadığını bil. O’nun mülkü devam eder. İlmi, bütün kainatı kuşatmıştır. Hükmü her yerde geçer. Her yaptığı işte adalet vardır. Ne yerde, ne de gökte O’ndan saklanan bir şey olmaz. Hiçbir zalimin kötülüğü yanına kalmaz. İnsanın kendi mevhum varlığını ortaya atması da bir zülümdür. Allah’ı bırakıp mahluka güvenmek de şirk olur.

Nefsini ve halkı bırak yalnız Allah’a kul ol.

Şirkin büyük zulüm olduğunu Allahü Teâla, şu âyet-i Kerimelerle bize haber verir.

- "Şirk koşma, şirk büyük zulümdur."

- "Allah şirki bağışlamaz. Ondan gayrı her günahı isterse affeder."

Şirke yanaşma, şirkten çok sakın.
Bütün halinde Allah’a ortak koşmaktan kork.
Kalbinle ve diğer duygularınla günah işlemekten kork.
Günahın gizlisini, aşikaresini bırak. Allah’tan kaçma, nereye gitsen seni bulur.
Allah’ın verdiği hükümler karşı olma, sonra seni ezer. O’nun işlerine karışma, rezil olursun.
O’ndan gafil olma, uyandırırsa utanırsın.
O’nun sırlarını yabancılara açma, mahvolursun.

Allah’ın gösterdiği yolu keyfine göre tefsir etme, yerin dibine batarsın. Kalbin kapkara olur. İman nurun söner. Anlayışın yok olur. Şeytanlar üzerine atılır. Nefsin seni boğar. Bütün dostların düşman olur. Komşuların seni sevmez. Arkadaşların senden uzaklaşır. Evinde bulunan yılan, akrep, cinler ve bütün hayvanat sana hıyanet eder. Dünyada kısmetin kesilir. Ahirette ise en çetin azaba girersin.

Fütûh-ul Gayb / Abdulkadir-i Geylani Hazretleri (k.s.)
(Gizliden Sesler)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Tasavvuf ve Oluşu

Sana Allah’tan (CC) korkmayı, kötülükten geri durmayı tavsiye ederim.

İslam dininin zahirdeki emirlerine uy.
Gönlünü geniş tut.
Nefsini daraltma.
Yüzünü güler eyle.
Varlığını doğrulara harca.
Başkalarını üzme.
Zor işleri kendin al.
Fakirliğin kıymetini bil.
Büyüklerin kadrini bil.
Arkadaşların kıymetini bil; onlarla iyi geçin.
Küçüklere nasihatta bulun.
İcabında büyüklere de doğruyu söylemekten çekinme.
Düşmanlık yapma.
İyilik yapmaya devam et.
Bol harca; hak yoldan olsun.
Mal yığma.
Sohbete layık olmayanlarla konuşma; gerek din gerek dünya için onlara akıl danışma.


Fakirliğin asıl manası odur ki; senin gibi birine ihtiyaç sayıp dökmeyesin…
Zenginliğin manası ise, senin gibilere karşı gönlünde bir ilahi vakanın olmasıdır.

Tasavvuf dedikoduyu bırakmaktır. Yalnız açlığı gidermek için yemek, hiçbir işe yaramayan alışkanlığı bırakmakla hasıl olur. Nefse güzel gelen şeyleri bırakmak iyi olur. Fakir hali ilimle başlar; yumuşak tabiatla büyür. İlim onu korur. Yumuşaklık ise sevdirir.

Tasavvuf sekiz huy üzerinedir:

1- Sahi olmak: Eli açık, cömert olmak; bu adet İbrahim Peygambere (a.s) verildi.

2- Razı olmak: Bu âdeti İshak Peygamber (a.s) almıştır.

3- Sabır: Bu hali Eyyûb Peygamber (a.s) benimsemiştir.

4- İşaret: Bu da Zekeriyya Peygamberin (a.s) hususiyetidir.

5- Gurbet: Bu da Yahya Peygamberin (a.s) hususiyetidir.

6- Kaim ve sade giyinmek: Bu da Musa Peygamberin (a.s) meşrebidir.

7- Seyahat: Bu da İsa Peygambere (a.s) nasip olmuştur.

8- Fakr:Bunu da Peygamberimiz (s.a.v) almıştır.

Bir Hadis-i Şerifinde:

- “Fakr, benim öğüneceğim şeydir.” buyurmuş, sevdiğini ifade etmiştir.

Allah (c.c.) bütün Peygamberlerine (a.s) selam ismiyle tecelli eylesin.
Onlara uyanlardan rahmetini eksik etmesin.



Fütûh-ul Gayb / Abdulkadir-i Geylani Hazretleri (k.s.)
(Gizliden Sesler)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Dünyalığı Sevmek

Allahü Teâla sana mal verir; sen de Allah’ı unutur malla uğraşırsın, o malı sana kara bir perde yapar. Dünyayı, ahireti göremez olursun. Yalnız malı bilirsin.
Çok kere de malı alır, seni değiştirir. Fakir eder, zelil eder. Çünkü sen, asıl nimeti vereni unuttun, nimetle meşgul oldun...

Eğer, o mülk seni meşgul etmez de, ibadetinle de uğraşırsan, sana hediye olarak verilmiş olur, bir tanesi bile eksilmez. Mal sana hizmetçi olur. Sen de yaratana ibadet edersin.

Böylece dünyada rahat, güzel geçinirsin. Ahirette ise sıddıklar, şehitler, salihlerle beraber olursun...



Fütûh-ul Gayb / Abdulkadir-i Geylani Hazretleri (k.s.)
(Gizliden Sesler)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Allaha Vasıl Olmanın Yolu

Her şey Allah’a kavuşmakla son bulur. Sen de Hakka vasıl olduğun zaman manen ve maddeten tekamülünü tamama erdirmiş sayılırsın.

Mevlaya vasıl olmanın manası:
Halkı kalben bırakmış olmandır. Heva ve hevesin kötü yolunu terk etmendir. İrade ve şahsi arzularını bırakmış olmandır; irade ile gitmek, bu yolda iyi sayılmaz. Bu iyi olmayan ahvali bırakıp Allah’ın emirlerine bağlandığın gün, manevi yollar artık sana açılmış demektir. Bu hale erdikten sonra iyi olmayan eski huylara doğru hiçbir kıpırdanma olmamalı. Başkası da seni alakadar etmemeli... Hakkın emri ve O’nun hikmetli işlerini görmelisin. Bu zikrettiğimiz hal fena halidir. Hak’kın hikmetlerinde kendini kaybetmek makamıdır. Bu makama: Vuslat, tabirini kullanırlar.

Hak’ka kavuşmak, vasıl olmak; bilinen belli başlı halkın birbirine kavuşmasına benzemez. Hakkı bu gibi şeylerden tenzih etmek lazımdır. O’na hiçbir şey benzemez. O hakikaten gören ve işitendir. Ama bizim gibi değil. O yücedir, mahlukatın hiç biri ile kıyas olunamaz. Bu alemi, ona kavuşan ehl-i vuslat bilir. Hakka kavuşmanın ne demek olduğunu Allah onlara bildirmiş ve göstermiştir.

Bu ehl-i vuslattan her birinin ayrı makamı vardır. Biri, diğerinin yerine geçemez. Aynı zamanda Allah-ü Teâla her veli ve peygambere değişik yönlerden tecelli eder. Hiçbir peygamber diğerinin; hiçbir veli diğer velinin sırrına eremez, vakıf olamaz... Ve yine bu misalden olarak bir mürid şeyhinin haline akıl erdiremez. Aynı zamanda müridin de şeyhden ayrı çeşitli halleri vardır. Bunu da şeyh bilemez. Müridin yolu bazen şeyhin sırrına yaklaşır, yine de anlayamaz. İşte burada şeyhinden ayrılır. O müridi bundan sonra mevlâ idare eder...

Artık o mürid Hak’ka teslim olmuştur. Hak onu halktan keser. Önce şeyh onun için bir mürebbi vazifesi görüyordu, o da mahluk olduğuna göre mürid ondan kesilir. İki yılı geçtikten sonra çocuğa süt verilmez. Bu da bir bakıma onun gibidir. Nefis ezildikten sonra halka ihtiyaç kalmaz. İstek gittikten sonra kimseden bir şey beklenilmez.

Şimdi o mürid yükselmiştir. Şayet şeyh, heva ve nefisle kaldıysa müride muhtaç olur...

Sonra nefis ve iradeye gelince: Bunları mevla yola getirir, yok olmak olmaz. Çünkü yok olmak bir nevi noksan sayılır. Bu yolda ise noksanlık yoktur. Nefis ölmez, islah olur.

Böylece Hakka vasıl olduktan sonra, kendini masivadan emin gör, huzur içinde bil. Hak ve hakikatten başka bir şey görme, ondan başkasına bir varlık tanıma... Bu yolun icabı elbette bunu gerektirir.

Bulunduğun makamda iyilik, kötülük, vermek, almak, korku, ümit, hiç birinde Hak’tan başkasının tesiri olmaz. Çünkü kendinden korkanlara yine kendisi sahip olur. Hataları örtecek yine odur.

Kendini bu mertebeye getirdikten sonra, Mevlanın hikmetli işlerini görmeğe çalış... Çok hikmet taşıyan emirlerini yapmağa gayret et. Takib edeceğin yol bu olmalı. O’nun taatıyla meşgul ol. İster dünyaya, isterse ahirete ait olsun; bütün mahluk şeylerden elini çek. Hepsinden kalben ayrıl.

Bütün mahlukatı topla. Aşağıda hikayesi anlatılacak adam gibi zavallı ve çaresiz olduklarını tahayyül et.

Şanı, şöhreti her tarafa korkunç bir şekilde yayılmış, emirleri kesin, saltanatı tam bir padişah... Bir adamı yakalatıyor, ayaklarına ve boynuna zincir vurduruyor. Sonra dalgası dehşetli, derinliğine derin, akıntısı şiddetli bir nehir üzerindeki ağaca astırıyor.

Sonra; çok kıymetli, yüce ve maddi değer biçilmesi imkansız olan tahtına oturuyor. Yanına da bir çok oklar, silahlar, mızraklar ve daha nice elemeli, paralayıcı ve öldürücü aletler alıyor...

Şimdi, padişah, o asılmış adama, rastgele okları, kurşunları yağdırmağa başlıyor.

Hal böyle olunca... O korkunç manzarayı temaşa eden biri için o padişahtan korkmadan, merhamet nazarına sığınmamak ve korkmamak, o saltanatı görmeden geçip, asılmış adama bakmak ve ondan korkmamak doğru olur mu? Sonra böyle şeyi, akıl mantık nasıl doğru bulur? Hayır, hiçbir zaman doğru bulmaz ve seyircinin haline şu hükmü verir:

- "Aklı gitmiş, hissiyatı bozulmuş ve neticede bir hayvandır, ki; insana benzemez."

Her şeyin hakikatına erdikten sonra, basiretsiz, görmez olmaktan Allah’a sığınırız. Hakka vardıktan sonra ayrılmaktan, Hakka yaklaştıktan sonra tekrar maneviyatın kapanmasından, imandan sonra küfre, hidayetten delalete düşmekten yine O’na sığınırız...

Dünya, anlattığımız o büyük ırmaktır. O her gün taşmakta olan su ise, insanoğlunun şehveti ve lezzetidir. İnsanlara çarpan, kötü mahluklar da dalgalardır. Kader-i İlahinin cereyan eden bela ve mihnetleri ise, o oklar ve silahlardır.

Evet, insan oğlunun başına bu dünyada en çok gelen şey, bela ve mihnettir. İyilik ara sıra gelir, fakat zahmetler, incitici şeyler o ara sıra gelen iyiliği unutturur. Ara sıra gelen hoşluklar olsa bile, yine onda çeşitli felaketler gizlidir. Eğer insan, ibret nazarı ile bakacak olsa, hayatı ve iyi geçimin yalnız öbür aleme mahsus olduğunu anlayacaktır. İyi inanmış olan bunu böyle bilir. Çünkü bu hali bilip anlamak, içinde yaşatmak ehli imana mahsustur.

Peygamber S.A efendimiz buyuruyor:

- “Hayat ancak ahiret hayatıdır.”

Yine buyuruyor:

- “Mümin Allah’ına kavuşmadıkça rahata eremez.”

Bu sözler imanlı hakkındadır. Yine buyuruyor:

- “Dünya müminin zindanı, kafirin cennetidir.”

Yine buyuruyor:

- “Allah korkusu ile dolan kalb, Hak’ka bağlıdır.”

Bu ayan beyan haberlerle birlikte, bu dünyada nasıl rahatlık iddia edilir?
Şu muhakkak ki; bütün rahatlık Allah’a bağlanmakta, O’nun emirlerini yerine getirmektedir. Her halde O’na uymaktır. Onun yolunda boynu eğik olmaktadır.

Kul, ancak anlattığımız şekilde dünya belasından kurtulabilir. Kurtulunca da gönlü merhametle dolar, kendisine lutuflar, ihsanlar olur. Her işi ve her yaptığı doğru olur. Bu da Allah tarafından ona bir iyilik olarak verilir.


Fütûh-ul Gayb / Abdulkadir-i Geylani Hazretleri (k.s.)
(Gizliden Sesler)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İptila
 
İnsan, başına bir iş gelirse...
 
Önce, kendi kendine kurtulmaya çalışır...
 
Muvaffak olamayınca, etraftan yardım istemeğe koyulur...

Padişahlara gider; rütbe sahiplerine yalvarır. Zenginlere koşar... Hal sahiplerine gider; dua ister, himmet ister... Eğer hasta ise doktora gider, şifa arar.
Bununla da kurtulamayacağını anlayınca, Allah'a döner.

Eğer kendi işini yapabilseydi, halka dönmeyecekti... İşini halkta bitirebilseydi, Hak'ka dönmezdi.
Burada da arzusu biraz geç kalmağa başlar; fakat gidecek başka yeri kalmamıştır...
Durur yalvarmağa başlar...
Dua eder; sena eder. İhtiyaçlarını teker teker sayar, yalvarır...
Bunları yaparken bir yandan da reddolunmaktan korkar; bir yandan da, isteği yerine geleceğini ümit ederek sevinir...

Son, bu halden de usanır; yaptığı dua ve niyazın işe yaramadığını zanneder...
Bu kerre dua da dahil her şeyi bırakır...
Saf, temiz bir halde beklemeğe başlar...
Bu kez kader-i İlahi (Allah'ın emri) ne ise o zuhura gelir... Olacak olur... Herşeyde Allah'ın kudretini, kuvvetini sezer. Hareket, sükun... her ne varsa, ondan olduğunu anlar. Hayır, şer, iyilik, kötülük, vermek, almak, genişlik, darlık, ölmek, dirilmek, izzet, zillet, bunların hepsinin Hak'tan geldiğini mana gözü ile görür...

Bu halleri görür...
Ve bu haliyle süt anasının elindeki çocuk gibi olur...
Yıkayıcı elindeki meyyite benzer; kendinden bihaber...
Onlar istediğini yapar...
Velhasıl, bir top gibi olur, gayri ihtiyari sağa sola yuvarlanır... Bukalemun gibi renkten renge geçer. Ne kendisi için, ne de başkası için hiçbir hareket yapmaz...
Hakkın işinden başka şey görmez. Gözü O'nu görür, kulağı O'nu işitir. Başka şey görse veya işitse, O'nun için görür veya O'nun için işitir. O'nun nimeti ile beslenir ve O'na yakın olmakla ferahlar...
Bu halle güzelleşir...
Bununla hoş olur...
Sakinleşir...

Her halde Hak'la mutmain olur. O'nun sözü ile ünsiyet peyda eder. O'ndan başka her şeyden çekinir ve hoşlanmaz...
Daima O'nun zikrine koşar...
Ve öylece kalmak ister. Bu halde kendinde yükseklik duyar. Kuvvetini Hak'tan alır. O'na tevekkül eder. Yolunu O'nun marifet nuru ile bulur. Onunla giyer, Onunla kuşanır. Böylece Hak'kın çeşitli ilimlerini öğrenir. O'nun kudreti ile şereflenir. O'ndan işitir. O'na yaklaşır. Dua eder, hamd eder. Öylece kalır...


Fütûh-ul Gayb / Abdulkadir-i Geylani Hazretleri (k.s.)
(Gizliden Sesler)


Çevrimdışı ihvan

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 2354
Mevlamız, razı olsun. Emeğinize sağlık ...
« Son Düzenleme: 26 Temmuz 2012, 10:45:52 Gönderen: Mücteba »

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9211
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
Mevlamız, razı olsun. Emeğinize sağlık ...

Cümlemizden ...

Çevrimdışı Elnurkul

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 28
  • Sadakat Forum
"Hak’ka yaklaşır. Onun güzel sözlerini duyar. Bu duygu yalnız safiyetten ve manevi yükselmeden gelir. Bu hale fenaya ermiş kişi kavuşur."

Allah (c.c) razı olsun .
Sûfî bâtınını ve zâhirini Allah’ın Kitabına ve Resulünün sünnetine uyarak arıtandır. O, sâfiyeti arttıkça vücud denizinden çıkar; iradesini, dilek ve ihtiyarını terkeder.