Gönderen Konu: Garib hikayeler  (Okunma sayısı 8959 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Garib hikayeler
« : 15 Mayıs 2006, 23:44:41 »

HIC BIR YERDE BULAMAYACAGINIZ KISSA VE HIKAYELER.

Bu bölümde her yerde bulamayacaginiz kissa ve hikayeleri yayinliyacagiz.okumadan gecmeyiniz.günlük hayatda lazin olur.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Garib hikayeler
« Yanıtla #1 : 16 Mayıs 2006, 00:38:34 »
1.HIKAYE halkin sevdigi insanlar saygili olmak
hazreti muaviye emrinde olan ziyada bir mektup göndererek haris ibni cabiri valilikden azl et ve yerine baskasini koy zira siffin hadisesinde hazreti ali tarafinda olusu hatirimdan hic cikmiyor bari me´muriyette görmeyeyimki hatirimdan uzak olsun  ona karsi olan hararetimsönsün dedi.

Ziyad da onun mektubuna cevabi bir mektup yazarak.Ey emiral mü´minin sen bu derdi sinenden cikarip defi et ve hatirini hos et.zira hal senin zan ettigin gibi degil haris inbi cabiri azi etsende makamda tutsanda onun seref ve halk icindeki saygisi o derece ilerdeki halkin sevgisini söküp atman mümkün degil diye yazdi.

CEVAHIRI MÜLTEKITE SAHIFE  22.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Garib hikayeler
« Yanıtla #2 : 16 Mayıs 2006, 00:59:15 »
2.HIKAYE güzel ahlak

Eski meliklerden ve halifelerden hazreti ahnef.halk arasinda tevazuu ve güzel ahlaki ile meshur oldugundan kendisini cekemeyen ve haset edenlerden bir gurup kendisine hile düsünmek maksadi ile bir ahmaki para ile vazifelendirip saraya gönderirler maksatlari o ahmak kisi hz.ahnefe laf atip onu kizdirip halka kötü göstermek.

Ahmak kisi saraya varir,Insanlarin icersinde benim arzum validei sültan ile beni nikahlamandir der.
Ahnef bu sefihin sözlerinden asla bozuntuya vermeyüp kizmayip söyle cevap verir .benim bunu istememem seninhasep ve nesep tarafin noksan oldugundan degil benimde hasep ve nesep tarafimin noksan oldugundan degil zira senin layik olman ve benimde meshur olmam bellidir.ancak valide sültan ihtiyarlamis sen ise genc delikanlisin sana cemali güzel ve senin menfaatlenebilecegin namusunu koruyacak bir hatun lazim der.ve öylece saraydan ugurlar.ve ilave eder seni buraya gönderen arkadaslarina haber verki onlarin serefini düsürmek istedikleri ahnef öyle birisidirki güzel ahlaki böyle imtihanlarla bozulmaz der.ve kibarca muarizlarina ders verir.

Cevahiri mültekida .
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Garib hikayeler
« Yanıtla #3 : 17 Mayıs 2006, 00:56:50 »
Hikaye 3. kücük isler kücük adamalarin isidir.
Himmeti büyük olan büyüklerden birisine tanidigi ve itibar ettigi birisi gelir.gelen kisi hakkinda ya bir ihtiyacini görmek veya bir mazarratin def´i icin gelmistir diye memnun ve mesrur oldugu halde gelen kisiyi kapida karsiladi.Hürmet ve saygi ile sarayin bas ksesine oturtdu ve bir maslahat veya bir zararin def´i icin geldiyseniz buyurunuz meraminizdan dolayi sizi takbih etmeyecegim dedi.(size bir maslahati-cüz´üyyenin rabitasini niyaziyla geldim dedi)O zat gelen sahisdan ali himmet beklerken böyle kücük bir isinin hal olmasini istemeye geldigini duyunca biraz yorgunluk izhar edip o kadar kücük seyler icin benim tarafima neden geldiniz.bir kücük adam bulup onun tarafina gitmeniz lazim idi dedi ve ekledi.benim yanimda büyük maslahat ve büyük isler yapilir.

KÜCÜK ISLERIN ERBABI KÜCÜK ADAMLARDIR. diyerek himmeti yüksek olanlarin büyük seyler düsünmesi gerektigini ifade etmis oldu

Cevahiril-mültekide
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Garib hikayeler
« Yanıtla #4 : 18 Mayıs 2006, 00:07:34 »
Üc cesit kisiyi üc vakitte tecrube ederler.

1.Halim kisiyi gadab halinde.
2.secaatli kisiyi harb meydaninda.
3.Dostu ihtiyac zamaninda.

Buna misal olarak su kissa zikir olunmus.

Halid bin Abdullah gasiiri vezirlerle bir toplantida otururken arabinin birinin vezirlerin saflarini yararak kendi tarafina dogru geldigini görünce su arabinin yolunu aciniz diye etbaina emir verdi.ve arabiye yol verdiler taki arabi halid bin abdullahin karissina oturdu.ve bir beyt söyledi.beyt su:Ey emir ben zihnimde olan meramimi sana söyler isem beni dinlermisin,eger dinlemez isen eger dinlemez isen benim yapmam gerekeni bana söyleki onu yapayim.dedi.
Emir cevabinda seni dinler ve istegini yerine getiririm dedi.Tekrar arabi iki beyt söyledi.Beyt:Allah seni islah etsin ya Emir.Benim elimde olan malim telef ve zayii olup,aile-i evaldim cok kalabalik oldugundan benim sözlerime tehammül edemeyip zorla senin tarafina gönderdiler.simdi onlar benim gelmemi bekliyorlar.Halit bin Abdullah arabiden bu beytleri isittigi zaman söyle dedi VAllahi ben seni aclen ve sevinerek ailei iyaline gönderirim deyip arabiye bes bin altun ihsan etti.Arabi onlari binegine yüklemek murat ettiginde kuvvet ve tehammülü olmadigindan kaldiramadi,ve aglamaya basladi.Halid bin abdullah arabinin agladigini gördügünde ey arab kardesim niye agliyorsun yoksa sana verdigim altunlarin az oldugunami agliyorsun.dedi.Arabi cevabinda la vAllahi aglamam malin azligindan degildir.seningibi zatin ilel-ebed alemde kalipda her devirde benim gibi zuhur edecek caresizlerin yardimina kosacak kisilerin bulunmiyacagi hatirima geldide onunicin agaldim dedi.Halid arabinin bu ifadesinden memnun olup evvel verdigi ben bin altina bin altin daha ilave yapip ey arabi her ne zamanki sana fakirlik gelirse yine bizim tarafimiza gelirsen sikintinizi sizden gideririz dediginde arabi agliyarak ya emirel-mü´minin sen beni öyle silahlandirdinki fakir denilen sey artik bizin hanemize gelemez dedi.

cevahirul-mültekide sahife 26
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Garib hikayeler
« Yanıtla #5 : 19 Mayıs 2006, 00:48:19 »
HACCACI ALIME DERS VEREN COCUK.

Bir gün Haccaci alimin yanina on yaslarinda bir cocuk  dahil olup haccacin zulüm ve tecavüzlerinin eseri olmak üzere hakkinda varid olan ahiret cezasini bildiren kur´ani kerimden bazi ayeti- celileleri okuyunca bir yere yaslanan haccac hemen dogrulur ve söyle söyler. Ey cocuk ben sende akil,zeka ve gelecek alameti görüyorum sen kur´ani kerimi ezberledinmi hafizmisin dediginde.
Cocuk kur´ani kerin müteferrik miki yani daginikmiki onu hifz edeyim diye cevap verdi.
Haccac kur´ani cemii ettinmi diye sordugunda Cocuk kur´ani kerim daginikmiki onu cemii edeyin diye cevap verdi.
Haccac sen kur´ani kerimi muhkem ezberledinmi diye süal ettiginde,Cocuk Hazreti Allah onu muhken inzal eyledi diye cevap verdi.

Haccac hayret icinde kalip (veylek ya veled)sana nasil süal etmek lazim dediginde Cocuk Ya haccac veyl senin üzerine olsun kur´ani kerimi sadrina yazdinmi kalbine aldinmi diye sorman lazim dedi.

Haccac öyle ise kur´andan bana ayet oku dediginde cocuk euzü besmele ile Nasr süresini okuyup (yahrucune min dinillehi efvace)Diye okudu.Veyhek ya gulam yanlis okudun yedhulüne fi dinillehi degilmi dediginde cocuk daha evvel yedhulüne okurdun simdi yahrucüne diye okuyorum dediginde Hacca neden böyle okuyorsun diye süal edince cocuk senin kötü islerin sebebi ile diye cevap verdi.
Haccacin iyice cani Daralip Yaziklar olsun sana seninkarsinda kim var senin söz söyledigin kisinin kim oldugunu biliyormusun dedi.
Cocuk:evet biliyorum karsimda seytani sakif haccaci zalim var dedi.

haccac senin baban kimdir diye sordugunda beni annemin karnina ekendir.Anan kimdir diye sordugunda benim anamBeni doguran hatundur dedi.Haccac olan emirul-mü´minin hakkinda ne dersin diye sordugunda,Allah rahmet etsin Ebul-hasan dir dedi.
Haccac benim sordugum Abdulmelikdir dedi.Cocuk ol facire Allah lanet etsin diye cevap verdiginde,Haccac Aldulmelik lanete neden müstehak oldu diye haccac cocukdan süal ettiginde,Cocuk VAllahi ben abdulmelikin hakkini inkar etmem ancak Ondan bir hata zuhur ettigi zaman O hata ilke bütün dünya hata ile doldu dedi.
Haccac hangi hata zuhur etti deyince ,Cocuk Sana tabi olanlar üzerine zulüm ile gitmekden büyük hatami olur,Onlarin mallarini mübah  kanlarini helal ad edersin,dedi.
Haccac yanindaki vezirlerine bu cocugu ne yapalim diye sordugunda vezirlerden birisi bu cenin cemaatini bölüyor fitne cikariyor bunu öldürelim dedi. Bunun üzerine cocuk ya haccac senin kardesinin vezirleri senin vezirlerinden daha hayirlidir dedi.
Haccac biraderim yusufun vezirlerinimi kast ediyorsun deiginde,cocuk hayir kardesin firávnu kast ediyorum dedi.zira fir´avn vezirlerine  musayi ne yapalim dediginde ona baklim umulurki iyi bir cocuk olur dediler amma senin vezirlerin beni öldürmeyi kast ettiler, benim ölümümde yarin huzuru ilahiyyede senin aleyhine huccet kabul olunur dedi.
Haccac cocugu biraz nasihat edip büyüklerininyaninda diline sahip ol ve onlarin kahirlarindan kendini koru dedi ve Dörtbin akce vereyimde haydi git dediginde cocuk benim seninverecegin akceye ihtiyacim (BeyyezAllahü vechek--Ve aglakaabeke)diyerek red etti.
Haccac bu sözlerle benim derecemin yüksekligini ve neslimin iyi olacaginimi kast ettin ya cocuk dedi.
Cocuk(Katekallhü)Sen ne akilli bir münafikmissin dediginde Hacca gadaba gelerek bu cocugu öldürünüz diye emir verdiginde orada hazir olanlardan birisi ya emiral-mü´minin bu cocugu bana bagislayin dedi ve haccac sana verdim dediginde cocuk ben sizin hanginizin ahmak oldugunu fark edemedim sen eceli gelen birisini nasil hediye dersin ve sende nasil hediy eolarak alirsin dedi.Rakkasi ey cocuk seni bu halimle ölümden kurtariyorum sen bana hakaret ediyorsun dediginde ,Cocuk böyle sizin aranizda kalmakdansa ölüp sehiyd olmak daha hayirlidir.Cünkü ben fakirlikden zorlukla yasayan insanlarin icine tekrar dönecegim oraya dönmekden ölmek daha hayirlidir diye cevap verdiginde.Haccac Cocuga merhamet edip sana yüzbin dirhem veriyorum senin su zekana aklina hürmeten af ettim bundan sonra seni burada görmeyeyim görür isem boynunu vururum dediginde,
Cocuk akceleri alip afiv Allaha aittir senin elinde degildir,Ve ben aldigim su mükafatin karsiliginda Allaha sükür ederim sana sükür etmem,Hazreti Allah bundan sonra seninle beni bir arada cemii etmesin,deyip yürüdü gitti .oradakiler cocugu terbiye icin tutmak istediklerinde haccac onlari men ederek Ben ömrümde bu cocuck gibi Güzel konusan ve kalbi temiz olan bir cocuk görmedim, ve bundan sonra görebilecegimide zan etmiyorum siz onu haline terk ediniz istedigi yere gitsin dedi ve birakiverdiler.Cocukda böylece haccaci alim gibi birisine ders vermis oldu.
Cevahiril mültekide.sahife 27
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı seval_1985

  • aktif okur
  • **
  • İleti: 169
Garib hikayeler
« Yanıtla #6 : 20 Mayıs 2006, 01:10:02 »
Ayaz’ın hikâyesi
Sultan Gazneli Mahmud Han, bir zaman, maiyeti ile beraber ava çıkmıştı. Avda bir ceylanın peşine takıldı. Saatlerce bunun ardından koştu. Maiyetinden tamamen koptu. Çok yorgun olarak bir köye vardı. Çok hararetlendiği için köylülerden su isteyecekti. Köyde kimseyi bulamadı. Sadece “Ayaz” isminde bir genç vardı.
Ayaz, hâl ve hareketinden, gelen misafirin padişah olduğunu anladı. Ona gereken izzet ve ikramda bulundu. Padişah kendisine dedi ki:
- Çok susadım, bana soğuk bir su verir misin?
Ayaz, “Peki efendim, derhal efendim” deyip, padişahı konuşturarak oyalamaya başladı. Padişah arada sırada, “Su ne zaman gelecek” diye hatırlattığında, çok kibar bir şekilde şöyle cevap veriyordu:
- Hemen geliyor efendim, merak etmeyin efendim.
Aradan yarım saat kadar vakit geçince, padişaha soğuk bir su getirdi. Sultan, onun su getirmeyi kasten geciktirdiğini anladı. Suyu içip, kendisine teşekkür ettikten sonra sordu:
- Ben bu kadar susamış olduğum hâlde, niçin suyu geciktirdin? Sebebini çok merak ettim!
Ayaz, mahcup bir hâlde özür beyan etti:
- Sultanım, geldiğinizde çok terliydiniz. O hâlinizle su içseydiniz hasta olabilirdiniz. Terinizin soğumasını bekledim. Onun için geciktirdim, özür dilerim.
Sultan, Ayaz’ın hâl ve hareketlerinden çok memnun oldu. Sıradan bir gence benzemiyordu. Ne yapıp yapıp bu genci götürmeye karar verdi.
Bu sırada maiyeti de köye geldi. Ayaz’ın ana ve babası da evlerine gelmişti. Sultan, köyden ayrılırken, Ayaz’ın babasından, onu sarayına götürmek için müsaade istedi. Böyle gençlere sarayda ihtiyacı olduğunu söyledi. Müsaade edilince, maiyetiyle beraber onu alıp gitti.
Saraya vardığında, kendisine kıymetli kumaşlardan yapılmış elbiseler verildi. Ayaz, köyden getirdiği çarığını ve koyun postundan yapılmış kepeneğini sarayın bahçesinde kuytu bir yerde, küçük bir kulübe yaptırıp, oraya astı.
Ayaz, kısa zamanda saraya intibak etti. Konuşmaları, teklifleri ile Sultanın sohbet arkadaşı oldu. Birçok rütbelere kavuştu. Üçüncü vezir, ikinci vezir derken birinci vezirliğe yükseldi.
Ayaz’ın kısa zamanda birinci vezir rütbesine kavuşmasını hasetçiler çekemediler. Sultanın huzuruna çıkarak dediler ki:
- Ayaz her gün kulübesine girip çıkıyor. Kapısını da iyice kilitliyor. Buraya kıymetli mücevherler, altınlar dolduruyor. Devletin malını orada kendisi için biriktiriyor.
Sultan Mahmud, bu habere çok şaşırdı. Kendi kendine dedi ki:
“Ayaz bunu nasıl yapar? Benim sohbet arkadaşım, sırdaşım olup da altına, mücevhere gönül bağlamak olacak iş değil!.. Iki sevgi bir gönülde bulunmaz. Bunda bir iş var...”
Sonra hasetçilere dönüp dedi ki:
- Bir yanlışlık olmasın? Ayaz böyle iş yapacak biri değil.
- Ama efendim, o odaya kimseyi sokmuyor?
Sultan bunun üzerine, “Ben bir araştırayım” deyip bunları başından savdı. Fakat birkaç gün sonra aynı adamlar yine geldi:
- Efendim bu gidişle hazinede para kalmayacak, her gün birkaç defa gizlice girip çıkmaya devam ediyor. Kulübesini altınlarla dolduruyor. Bir gece ansızın kaçacak!
Sultan baktı, bunları ikna edemeyecek. Çünkü her birini kıskançlık ateşi basmıştı. Hasetçilere seslendi:
- Bu gece, kulübesinin kapısını kırıp, içeri girin! Içeride ne kadar altın, mücevher bulursanız sizin olsun!
Sultan, Ayaz’ın böyle bir şey yapmayacağını biliyordu. Fakat, hasetçileri susturmak, onlara bir ders vermek için böyle bir emir verdi.

Yine kendi kendine dedi ki:
“Ayaz’ın böyle bir iş yapması mümkün değil. Şayet Ayaz böyle bir şey yapmışsa, insan hatadan beri değildir. Kendisini üzmeyeyim. Zira o benim sohbet arkadaşımdır. Onu üzmeden hatasından vazgeçirmeliyim. Çünkü, artık aramızda sen-ben kalmamıştır. O ne yaptıysa ben yapmış sayılırım. Gerçek dostluk bunu gerektirir.
Sultan Gazneli Mahmud hasetçilere, veziri Ayaz’ın kulübesinin kapısını gece kırıp, içine girme emrini verince, hasetçiler sevinçten geceyi zor getirdiler.

Gece yarısında, otuz kadar hasetçi, ellerine meşaleler alarak, hücrenin önüne geldiler. Içlerinden birisi sevinç ile bağırdı:
- Bu gece her birimize en az birer kese altın düşer. Köşeyi döndük.
Başka birisi de şöyle bağırdı:
- Sen ne diyorsun? Bir kese altının lafı mı olur? Içeride milyonlarca altın, kıymetli yakutlar, mücevherler vardır. Çünkü Ayaz, Sultanın has adamıdır. Bütün hazinelerin anahtarı ondadır. Her istediğini kimseye sormadan alabilir.
Kulübenin kapısına geldiklerinde, kapıda, açılması çok güç bir kilidin bulunduğunu gördüler. Epey uğraştıktan sonra kilidi açmaya muvaffak oldular.

Kapı açılınca, kokmuş ayranın içine üşüşen hamam böcekleri gibi, içeriye hücum ettiler. Fakat büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. Şaşkın hâlde içeriyi süzdüler. Ortalıkta hiçbir şey görünmüyordu. Kimse diğerine bir şey söyleyecek durumda değildi.
Içeride sadece, duvarda koyun postundan bir kepenek ile bir çarığın asılı olduğunu gördüler. Nihayet içlerinden birisi sessizliği bozdu:
- Bunlar perdedir. Aldatmacadır. Altınları mutlaka yere gömmüştür. Hemen kazma, kürek getirip, yeri kazalım.
Derhal kazma, kürek getirdiler. Kulübenin her tarafını, büyük bir heyecan içinde kazmaya başladılar.
Altın, mücevher bulma ümidiyle, her tarafı delik-deşik ettiler. Fakat aradan saatler geçmesine rağmen, ortada hiçbir mücevher görülmüyordu. Zaman geçtikçe, ümitleri de azalmaya başladı. Nihayet bir şey bulamayacaklarını anlayınca, büyük bir üzüntü ile kazdıkları çukurları doldurdular. Mahcubiyet içinde, sabahleyin Sultanın huzuruna vardıklarında, Sultan dedi ki:
- Bulduğunuz altınları nereye sakladınız? Altınları alıp, bu kadar üzülmeniz niye? Hem altınlara kavuşup, hem de üzülmek olur mu?
Hasetçiler, Sultanın kinayeli konuştuğunu anladılar. Sultana dediler ki:
- Biz kabahatimizi biliyoruz. Pişman olduk. Bize ne ceza verseniz yeridir. Çünkü biz bunu hakettik.
- Ben size bir ceza vermeyeceğim. Yaptığınızın muhakemesini Ayaz’a bırakıyorum. O ne isterse yapacak!
Sonra Ayaz’ı çağırıp dedi ki:
- Hükmü sana bırakıyorum. Ne istersen yap!
- Sultanım! Sizin huzurunuzda hüküm vermek, bana yakışır mı? Hükmü Sultanlar verir. Her ne kadar arkadaşlarımın kusuru varsa da, esas kusur benimdir. Eğer ben kulübenin kapısına bu kadar sağlam kilit takmasaydım, gizli gizli buraya girmeseydim, bunlar şüphelenmeyeceklerdi. Böyle işte bulunmayacaklardı.
- Peki oraya her gün girip çıkmanın sebebi neydi?
- Sultanım! Benim o odaya sık sık girip çıkmamın sebebi şu idi: Biliyorsunuz ben bu sarayda doğup büyümedim. Benim aslım bellidir. Sayenizde rüyamda bile göremeyeceğim birçok rütbelere, nimetlere kavuştum. Bunlara dalıp, aslımı unuturum diye, köyden geldiğimde üzerimde bulunan, koyun postundan elbisem ile ayaklarımdaki çarıkları duvara asmıştım. Her girişimde, onlara bakıp, kendi kendime diyorum ki:
“Ey Ayaz! Senin aslın budur. Kavuştuğun nimetler, dünyalıklar, makamlar aslını unutmana sebep olmasın. Bu nimetler sebebiyle, ananı-babanı, geçmişini unutma! Allaha ibadetten geri kalma!”
Böylece, gaflete düşmemek için gayret sarfediyordum. Sultanım! Sultanlara yakışan, affetmektir. Madem ki bunlar hatalarını anlayıp özür diliyorlar. Büyüklere de affetmek düşer. Allahü teâlâ tevbeleri kabul edeceğini vaad buyuruyor. Sizin de bunları affetmenizi talep ediyorum.
Sultan da hasetçileri affetti. Hasetçiler de, Ayaz’ın, bu kadar kısa zamanda yükselmesinin sebebini, Ayaz’ın kendilerinden farkını böylece anlamış oldular

Çevrimdışı müteallim

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 4786
  • gizli mahzenlerde kalan tarihin yeni adresi
    • www.Libv- kamp-lintfort.de
Garib hikayeler
« Yanıtla #7 : 20 Mayıs 2006, 01:13:25 »
Alıntı yapılan: "isra"
çok zeki bir çocukmuş :x

ellerinize sağlık hocam..bide bu haccac "haccacı zalim" olarakta geçiyor sanırım kitaplarda


evet kitaplarda haccaci zalim geciyorda merhum bir büyügümden o haccaci zalim degil haccaci alimdir diye duydugum icin zalim demeye dilim varmadi.arif olan anlasin.
  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ynt: Garib hikayeler
« Yanıtla #8 : 26 Mart 2012, 18:10:33 »
Teşekkürler
*~*~* TUĞRA *~*~*