Gerçek Reçete; Doğal Beslenmedir

Başlatan Tuğra, 16 Haziran 2010, 00:44:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra


Eskiden yaş sınırı 60 idi. Sonra 50 oldu. Bugünlerde yaşları 40'a varmış olan insanların elinde hipertansiyon ya da kolesterol düşürücü ilaçları görmek hiçte şaşırtmıyor insanı.

Bu gidişle önümüzdeki yıllar içinde kronik hastalıklara yakalanma yaşı 30'a inecek gibi görünüyor.

Herkes bilir! Şeker hastalığı, kalp-damar ya da beyin-damar hastalığı, kolesterol yüksekliği ve hipertansiyon durumlarında ortak bir söylem vardır; Kırmızı eti ve yağı kes!

Mahallenin okuma yazma bilmez 90 yaşındaki Emine nenesi bile öğrendi artık bu söylemi!

Ancak son 4 yıl içinde yapılan kimi bilimsel çalışmalar bu söylemin tersine bulgular elde ediyor.

Clinical kardiyology'de 2004 sonbahar döneminde yer alan bir çalışmada1; 24 hafta boyunca yüksek yağ ve et, düşük karbonhidratla beslenen; kan şekeri ve kolesterolü yüksek olan 83 şişman kişide 8.16.24. haftalarda yapılan kan tahlillerinde, kişilerin belirgin kilo verdikleri, iyi huylu kolesterolün arttığı (HDL), kötü huylu kolesterolün (LDL) azaldığı, trigliserid düzeylerinin azaldığı, üre ve kreatin değerlerinin değişmediği saptanmış. Kişilerde hiçbir yan etki ya da yakınma gözlenmemiş.

Annals Of Internal Medicine'de 2004 tarihli yer alan bir çalışmaya2 120 kişi katılmış. Katılımcıların yarısına düşük yağ ve düşük şeker oranlı diyet, diğer yarısına yüksek yağ oranlı ve düşük şekerli diyet verilmiş. 24 hafta sonunda yüksek yağ oranlı diyet alanların iyi huylu kolesterol oranının daha fazla arttığı, trigliserid düzeylerinin daha çok düştüğü ve şişman olanların daha çok kilo verdikleri saptanmış.

Bu yayın ve takip eden diğer yayınlar üzerine JAC Cardiology dergisinde3, yukarıda yer alan çalışmaya cevaben bir yazı yazıldı. Çalışmaların kısa süreli olduğu, kesinlik kazanmadığı gerekçesiyle gene düşük yağlı, düşük kalorili diyetlere devam edilmesi gerektiği belirtildi. 

2006 tarihli bir başka yayında4 kolestrol yüksekliği olan ve olmayan, şişman 66 kişi 56 hafta süreli yüksek yağ ve protein, düşük şeker içerikli beslenmeleri sonunda kan kolesterol, trigliserid, şeker oranlarında istatiksel açıdan çok anlamlı düşmeler ve iyi huylu kolesterol oranlarında anlamlı artışlar olduğu saptanmış.

2007 ağustos tarihli başka bir çalışmada5 süre daha uzun tutuldu; kan şekeri normal ve yüksek olan 64 şişman kişi 56 hafta boyunca et ve yağ oranı yüksek, şeker ve hamur işi oranı çok düşük gıdalarla beslenmiş. 8. 16. 24. 48. ve 56. haftalarda kan tahlilleri yapılmış. Bu süre içinde toplam kolesterol, trigliserid, kan şekeri ve kan üre oranlarında belirgin azalmalar gözlenmiş. İyi huylu kolesterol oranında artış saptanmış. Çalışmaya katılan hastaların kilo verdikleri gözlenmiş. 56 hafta süren çalışma döneminde şeker hastalığı olanların (diyabetus mellitus) bu beslenme biçiminden çok daha fazla fayda gördükleri saptanmış.

Bu çalışmayı destekleyen başka yayınlar da yayınlandı. Ancak kardiyoloji cephesinden henüz yanıt gelmedi.

Bu çalışmaların sonuçlarından da anlaşılacağı üzere; güncel tıbbi uygulamaların henüz insanların hasta olma nedenlerini araştırıp ortadan kaldırmak yerine hastalıkların sonuçlarıyla uğraştığı görülüyor. Kolesterolün, şekerin, tansiyonun neden arttığına bakılmaksızın doğrudan düşürülme yoluna gidiliyor.

İnsanların hasta olma durumlarını açıklayan gerçeklerden biri; doğal olmayan beslenme biçimidir.

Bugün bilinen saf (rafine) şeker, 1800'lü yılların başında pancardan şeker elde edilmesi ve şeker fabrikalarının kurulmasıyla kullanılmaya başlamıştır. Ancak esas yaygın kullanıma 2.dünya savaşı sonraları ulaşmıştır. Gelişen teknolojiyle birlikte, bir zamanlar zengin insanların ulaşabildiği saf şeker, bugün neredeyse herkesin hemen her gün aldığı bir ürün haline gelmiştir.

1800'lü yıllarda saf şekerin tüketilmeye başlanması ardından günümüze kadar geçen süre içinde damar sertliğine bağlı kalp krizi ve felç, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, guatr, şeker hastalığı, kanser; sıradan hastalıklar haline gelmiştir. Bu hastalıkların özellikle son 50 yıl içindeki aldığı inanılmaz ivme, yazılan ilaçlardan, yapılan ameliyatlardan ve hastaların çokluğundan anlaşılmaktadır.

Bir yüzyıl öncesine kadar şeker ve şeker içerik ölçeği yüksek olan gıdaların yapımı ve ulaşılması zor olduğundan kullanımları kısıtlıydı. Örneğin şerbetli tatlılar bayramdan bayrama yapılır, yufka ekmekler sürekli sofrada bulunsa da buğdayın daha doğal olması (beyaz ekmek olmaması) ve birlikte yenen besinlerin şeker içerik ölçeklerinin düşük olması nedeniyle insan bünyesi açısından sorun oluşturmazdı. Benzer biçimde teknolojinin yaygın olmadığı dönemlerde hemen her iş, insan gücüyle yapıldığından şeker içerik ölçeği yüksek olan ender maddelerin hareket halindeki insanlara vereceği zarar önemsizdi. Ancak çağımızda şeker içeriği yüksek olan besin maddelerinin çok çeşitli ve ulaşılabilir olması, hastalıkları da beraberinde taşıyan önemli bir etken olmuştur.

Sorun; doğal olmayan basit şekerlerin çeşitliliğinin artması, yağ ve protein içeriği zengin besinlerin basit şekerlerle birlikte tüketilmesidir.

Bin yıllar boyunca gelişimini doğadan aldığı doğal besinlerle karşılayan insanoğlunun bünyesi, doğal olamayan saf şekere yabancıdır. Normal şartlarda alışık olduğu sebze (birleşik karbonhidrat), et (protein) ve yağlı besinlerin sindirimi midede başlar. Esas emilimleri ince barsakta gerçekleşir ve karaciğere taşınır. Kan şekeri yavaş bir biçimde yükselir. Kan şeker düzeyi insülin tarafından ayarlanır. Salınımı ile kandaki insülin düzeyi belli bir hızda ve zamanda yükselip azalır. Alınan besin maddelerinin içinde saf şeker olmadığından kan şekeri kontrolü kolay ve doğaldır.

Ancak saf şekerin sindirimi alınır alınmaz, ağızda başlar. Artan kan şekerini düzenlemek için hızla insülin salınır. Kan şekeri hızla düşer ancak insülin, vücudun kendi salgıladığı şekere uyumlu hareket ettiğinden dışarıdan alınan şekere ayak uyduramaz. Dışarıdan alınan şekerin kandaki düzeyi hızla düşerken insülin düzeyi bu hıza ayak uyduramadığından kanda daha uzun süre kalır. Kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi) gelişir. Devreye kan şekeri yükseltici sistemler girer. (beyindeki hipotalamus'dan kortizol ve adrenalin salınır). Bu arada hipoglisemi etkisi görülür(baş dönmesi, isteksizlik, terleme, halsizlik, beyin çalışma özelliklerinde bozulma).

Her gün alınan şeker ve şeker içerik ölçeği yüksek olan besinlerle, kortizol ve adrenalin salınımı sürekli hale gelir. Bu durum yıllar içinde duyarsızlaşmaya yol açarak allostaz mekanizmasının vücutta oluşmasını sağlar ve hastalıkların gelişimine ortam hazırlar. Şeker hastalığı, kolesterol yüksekliği, yüksek tansiyon, damar sertliği gibi hastalıkların ana nedeni allostaz mekanizmasıdır.(allostasis-allostatic load)

Homestaz, vücudun normal çalışma durumunu; allostaz ise homestaz'ın bozulduğu anormal şartları ifade eder. Her gün alınan şeker ve şeker içerik ölçeği yüksek olan besin maddeleri, homestaz durumunu bozarak allostaz'ın sürekliliğini sağlar. Yıllar içinde devam eden allostaz; damar yapısının bozulmasına, yüksek kan basıncına, kolesterol ve şeker düzeylerinin artmasına neden olur. Ayrıca hücresel düzeyde bozulan genetik yapının etkisi ile başta kanser olmak üzere birçok hastalığın ortaya çıkmasını ya da şiddetlenmesini sağlar.

Sofra şekeri ile hazırlanmış tüm besinler, ekmek, tüm hamur işi besinler, patates, makarna, pilav; allostaz mekanizmasının vücutta gelişmesini sağlayan ve hasta olma durumunu ortaya çıkartan besin maddeleridir.

Hormonlu sebze ve meyveler, büyük baş besi hayvanlarının etleri, tavuk üretim çiftliklerinde yetişen hayvanların etleri, deniz çiftliğinde üretilen balıkların etleri; doğal değildir ve allostazı arttırıcı özelliktedir.

Doğal yetişen meyve, sebze ve küçükbaş hayvanların etleri ve ürünleri, soğuk su balıkları, kabuklu kuruyemişler, doğal bal; insan bünyesine (homestaz) uygun besin maddeleridir.     

Hasta olma durumunun bir nedeni de beslenme biçimidir. Doğal beslenme yönteminin uygulanmasıyla hastalıklara karşı önemli bir kazanım elde edilebilinir.

Kaynaklar:

1.  Long-term effects of a ketogenic diet in obese patients HM Dashti,et al  Clinical Cardiology Autumn 2004, Volume 9 Issue 3: 200-205

2.  A Low-Carbohydrate, Ketogenic Diet versus a Low-Fat Diet To Treat Obesity and Hyperlipidemia A Randomized, Controlled Trial.  William S. Yancy, Jr., MD, et al AI.Medicine 18 May 2004 | Volume 140 Issue 10 | Pages 769-777

3.  Low carbohydrate high protein diets. Is there a place for them in clinical cardiology? C. Tissa Kappagoda J Am Coll Cardiol, 2004; 43:725 730

4.  Long Term Effects of Ketogenic Diet in Obese Subjects with High Cholesterol Level HM. Dashti et al Molecular and Cellular Biochemistry Volume 286, Numbers 1-2 / June, 2006

5.  Beneficial effects of ketogenic diet in obese diabetic subjects.Dashti HM Mol Cell Biochem. 2007 Aug;302(1-2):249-56.

Dr Güçlü ILDIZ
Nöroloji Uzmanı

〰〰〰〰🐠

Tuğra


Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Bingür SÖNMEZ, "Yıllarca insanları kolesterol manyağı yaptık, kolesterol fobisi yarattık. Aslında gerçek düşman katı yağlar ve karbonhidratlardır" dedi.

Kayseri'de Erciyes Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksekokulu Konferans Salonu'nda devam eden Kümes Hayvanları Kongresi'nde konuşan Memorial Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof.Dr. Bingür Sönmez, Türk toplumunun günde bir yumurta, ya da gün aşırı bir yumurta yemesinin iyi olacağını, ancak iki yumurtayı önermediklerini söyledi.

Silivri'de yumurta paketleme servisinde çalışan 65 personel üzerinde araştırma yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Bingür SÖNMEZ, şunları söyledi:

"Araştırmada deneklere, bir ay hiç yumurta yedirmedik, bir ay gün aşırı, bir ay günde 1 yumurta yedirdik. Yumurta, tabiatta yüzde 95 proteini emilen tek yiyecek. Doğanın bize ambalajında hediye ettiği, katkı maddesi konamayan tek yiyecek. İçinde hiçbir şekilde temin edemeyeceğimiz 12 mineral, 11 vitamin olan tek yiyecek. Yıllarca kolesterol bombası gibi gösterilen ama son yıllarda böyle olmadığı saptanan tek yiyecek. Doktorlar, kardiyologlar olarak hastalara yumurtayı yıllarca yasak ettik. Ama bugün diyoruz ki, 'Gün aşırı bir yumurta, doktor bana dokunma."

Araştırmanın sonuçlarını da aktaran Prof.Dr. Bingür Sönmez, "Gün aşırı bir yumurta veya günde bir yumurta kötü kolesterol seviyesini yükseltmiyor, iyi huylu kolesterolü yükseltiyor.

Damar sertliği risk faktörlerini hiçbir şekilde etkilemiyor. Çalışmanın devamında günde iki yumurtanın Türk toplumu için uygun olmadığını da belirledik.

Panelin sonucunda şunu net bir şekilde söyleyebiliriz: Gün aşırı bir yumurta veya her gün bir yumurta kötü kolesterolü yükseltmiyor. Gün aşırı bir yumurta mutlaka yiyiniz, günde bir yumurta yiyebilirsiniz ama iki yumurta önermiyoruz. Çünkü, iki yumurta kan ve kolesterol seviyesini yükseltiyor.

Bizim insanımızın reaksiyonu günde iki yumurta aldığında ters etki yapabiliyor. Batılı toplumlarda günde 3 yumurta alınsa bile etki etmediği söyleniyor. Türk toplumu olarak iyi huylu kolesterolü düşük toplumuz. Damar sertliğine yatkın bir toplumuyuz. Dünyada kalp hastalıklarda ölümde birinciyiz. Dünyada en erken by pass olan toplulumuz" diye konuştu.

"Her şey kararında olmalı"

Bingür Sönmez, insanlara yumurta yiyebilirsiniz dendiğinde, günde 5 tane yemeye kalkışıldığını vurgulayarak, "Bilim adamı 'Ceviz faydalıdır, badem faydalıdır' diyor, avuç avuç ceviz ya da badem yiyorlar. Her şey kararında. Yıllarca insanları kolesterol manyağı yaptık, kolesterol fobisi yarattık. Aslında gerçek düşman katı yağlar ve karbonhidratlardır. Özellikle katı yağları yemesinler. Karbonhidratı, şekeri hayatlarından çıkartsınlar. Katı yağları kesinlikle tüketmesinler. Sigarayı bırakmak için de geç kalmış sayılmazlar" dedi.

Prof. Dr. Bingür SÖNMEZ
〰〰〰〰🐠

mazhar

Yufka

Ata anlatıyor: "Ebu Hureyre RadıyAllahu anh (bir ara)kavmini ziyaret etmişti -Ravi derki: "Köyü de zannedersem yuna idi-köylüler kendisine evvelkilerin yufka ekmeğinden bir yufka getirmişlerdi,Ebu Hureyre ekmeği görünce ağladı ve "Resülüllah aleyhisselatu vesselam şu(lüks)ekmeği gözleri ile hiç görmedi" dedi."


Peygamberimizin sağlık hakkında yüz vasiyyeti

yaradana kurban

biz neler nelere sahibiz ama ne kadar az şükrediyoruz Allah hepimizi affetsin
Beni bir ben bilirim bir de Yaradan
Bana bir ben lazımım birde anlayan

Tuğra

Kuruyemişleri Niçin Tüketmeliyiz?



Kuruyemişleri düzenli olarak tüketmiyorsanız kalp sağlığınızı koruyan, beyin gücünü artıran, hastalıklardan koruyan önemli bir besinlerden mahrum kalıyorsunuz demektir.

Kuruyemişlerin daha çok tuzu ve yağı ön planda olduğu için besleyici atıştırmalıklar olduğu gözden kaçıyor- özellikle ham ağaç kuruyemişleri, badem, kaju fıstığı, ceviz ve daha birçok kuruyemişin kilo kontrolü, kalp sağlığı, kolesterol düşürücü etkisi olduğu bulunmuştur. Ne yazık ki bizler ya çok az yiyoruz ya da yediğimizde çok abartıyoruz.

Oysa günde bir avuç bizim ihtiyacımızı karşılıyor. Çoğu insan kuruyemişlerin sıkıcı olduğunu veya çok fazla kalori ve yağ içerdiğini düşünebilir. Bu çok üzücü çünkü küçük bir avuç kuruyemiş, protein, lif, doymamış yağ ve önemli vitamin- mineralleri içerir. Gelin bir avuç kuruyemişin sağlığınıza ne kadar faydalı olduğunu görelim:

Ceviz: İltihap Savaşçısı

Cevizler bütün kuru yemişler gibi antioksidan içerirler ve bu sayede kalp hastalığı, kanser, erken yaşlanma, hücre hasarına karşı koruma konusunda çok faydalıdır. Buna ek olarak cevizler iltihaplarla savaşmayı sağlayan omega 3 yağ asitlerini içerirler. Özellikle omega3 yağ asitleri zengin olan balıkları tüketmeyi sevmiyorsanız ceviz sizin için iyi bir tercihtir.

Yaklaşık 14 ceviz yarısı:185 kaloridir ve 18 gram yağ içerir

Badem: Gut Hastalığı Olanlar İçin İdeal

Badem diğer kuruyemişlerle karşılaştırıldığında daha fazla lif, E vitamini ve antioksidan içerir.

Badem kilo vermenize yardımcı olur. Düşük kalorili diyet yapan obezler üzerinde yapılan 6 aylık bir çalışmada diyetine badem ekleyenlerin kompleks karbonhidrat tüketenlere göre daha fazla kilo kaybettikleri bulunmuştur.

Badem kan şekeri için endişe duyanlar içinde çok faydalı bir besindir. Yapılan çalışmalarda diyet kalorisinin %20 sini bademden karşılayan kişilerin kontrol grubu ile karşılaştırıldığında insülin direncinin ve LDL kötü kolesterollerinin düştüğü bulunmuştur. Hatta bademin gut üzerinde olumlu bir etkisi olduğu, bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve yararlı bakterilerin sayısını artırdığı bulunmuştur.

Kavrulmuş tuzlu bademleri tüketmek yerine kavrulmamış badem tüketmek sağlığınız açısından daha faydalıdır.

Yaklaşık 23 badem 170 kalori ve 15 gram yağ içerir

Kaju Fıstığı :Beyin Gücünü Artırır

Kaju özellikle demir, magnezyum ve çinko bakımından zengindir. Demir, hücrelere oksijen taşınmasında görevlidir ve kansızlığı önler. Çinko bağışıklıkta önemli bir role sahiptir. Magnezyum ise hafıza geliştirmeye ve yaşa bağlı hafıza kayıplarının önlenmesine yardımcı olur.

Yaklaşık 18 kaju fıstığı 165 kalori ve 13 gram yağ içerir.

Pekan Cevizi : Damar Savunucusu

Pekan cevizlerinin lezzeti yanında kalp sağlığını iyileştirici özellikleri de bulunur. Ayrıca antioksidan bakımından en zengin kuruyemişlerden bir tanesidir. Damarda plak oluşumunu önleyici etkileri vardır. Yapılan bazı araştırmalarda da LDL kolesterolünü düşürücü etkisi olduğu bulunmuştur. Ayrıca pekan beyin sağlığında tampon görevi görebilir. İçerdiği E vitamini ile ALS gibi dejeneratif nörolojik hastalıkların ilerlemesini yavaşlatabilir.

Yaklaşık 18 tane pekan 200 kaloridir ve 21 gram yağ içerir.

Brezilya Kestanesi: Güçlü Kanser Koruyucu

Brezilya kestanelerinin bir paketi günlük selenyum ihtiyacımızın %100 ünü karşılar. Yapılan bir çalışmada içerdiği selenyumun soya ile birlikte kanser hücrelerinin büyümesini engellediği ve prostat kanseri ile mücadelede yardımcı olduğu bulunmuştur. Fakat brezilya kestanelerini aşırı tüketmekten kaçınmalısınız çünkü selenyumun fazlası zararlı olabilir.

Yaklaşık 5-6 brezilya kestanesi 185 kalori ve 18 gram yağ içerir.

Macadamia Fındığı: Çok İyi Bir MUFA Kaynağı

Macadamia fındıklarının kalorisi biraz fazla olsa da kalp sağlığına faydalı tekli doymamış yağ asitleri bakımından zengindir. Bu iyi yağlar LDL kötü kolesterolünü ve kan basıncını düşürür. Yapılan bir araştırmada insanların diyetlerine macadamia fındığı eklendiğinde trigliserid, total kolesterol ve LDL kolesterol düzeylerinde yaklaşık %10 düşüş bulunmuştur.

Yaklaşık 10 tanesinde 200 kalori ve 22 gram yağ bulunur.

Antepfıstığı

Antepfıstığı zayıflatıcı kuru yemişlerdendir her birinde kalori miktarı 4 kaloriden azdır ( kavrulmamış ve tuzsuz olanlar). Özellikle kabukları tam bir diyet dostudur.

Kabuklarını yediğiniz zaman otomatik olarak yeme hızınız yavaşlar ve genel olarak daha az yersiniz. Ayrıca nefes alımına yardımcıdır ve yapılan bir araştırmaya göre günde iki gram yemek akciğer riskini azaltır.

Antepfıstığı antioksidan, gama tokoferol ve kanser savaşçısı olan E vitamini yönünden zengindir. Aynı zamanda potasyum, B6 vitamini,  kaslarımız ve sinir sistemimiz için gerekli mineralleri içerir.

Yaklaşık 50 adet antep fıstığı 160 kalori ve 14 gram yağ içerir.

Fındık: Kahve Lezzeti

Fındık içerdiği tekli doymamış yağ asitleri ile kalp damar sağlığını geliştirmek ve tip 2 diyabeti yönetmekte kullanılabilir. Ayrıca antioksidan E vitamini yönünden zengindir, katarakt ve makula dejenerasyonunu önleyici, cilt sağlığı artırıcı ve bunama riskini azaltıcı niteliktedir.

21 adet fındık 180 kalori ve 17 gram yağ içerir.                     

sağlık ve yaşam dergisi
〰〰〰〰🐠