Gönderen Konu: Gerçek Tıp-Yitik Şifanın İzinde  (Okunma sayısı 22091 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Devri Âlem

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 429
Gerçek Tıp-Yitik Şifanın İzinde
« : 01 Mart 2009, 06:41:02 »

Bu başlıkta Biyolog ve tıp doktoru Aidin Salih ve Dr. Nurdan Akay, MPL TV’de gazeteci - yazar Güzin Osmancık’ın sunduğu Bâb-ı Âlem programına konuk olduğu, Dr. Aidin Salih’in Gerçek Tıp, Yitik Şifanın İzinde kitabı üzerinden yapılan ve birçok önemli konuların ele alındığı  programın yazılı metnini paylaşacağız.
Kaynak:grikedi.com



Bâb-ı Alem – MPL TV - Ekim 2007
Program Sunucusu: Güniz OSMANCIK (Gazeteci – Yazar)

1.Bölüm

Güzin OSMANCIK: Bâb-ı Alem'e hoşgeldiniz. Bugün yine bir kültür ve sanat programında sizlerle birlikteyiz. Bugünkü konumuz beslenme sanatı üzerine. Doktorlarımız Sayın Aidin (Aydın) Salih hanım – aynı zamanda bir tıp doktoru ve biyolog, yine, Nurdan Akay, tıp doktoru. Hoşgeldiniz.

Dr. Nurdan AKAY: Hoşbulduk.

Dr. Aidin SALİH: Hoşbulduk.

Güzin OSMANCIK: Evet. Beslenme sanatı dedik. Allah insanı yaratırken en mükemmel şekilde yaratmış. Ve çok güzel bir mekanizma vermiş. Peki bu mekanizmayı bozması için insanın çok mu uğraşması gerekiyor? Yani nasıl hastalanıyoruz? Nasıl bu hale geliyoruz?

Dr. Nurdan AKAY: Evet, çok fazla müdahale etmesi, bozması gerekiyor.

Güzin OSMANCIK: Yani kendi kendine bozması (mı) gerekiyor?

Dr. Nurdan AKAY: Evet.

Güzin OSMANCIK: Tabi, dış etkenler de var?

Dr. Nurdan AKAY: Genetik hastalıklar ya da ağır zehirlenmeler, elde olmayan sebeplerle de olabilir ama insan, beslenme ve yaptığı bir takım hatalarla kendisi bunları zaman içerisinde oluşturuyor.

Dr. Aidin SALİH:Ve Amerikalı araştırmacılar da bu sonuca geldiler. Beslenme bozukluğuyla %97,5 hastalılar oluşuyor.

Güzin OSMANCIK: Beslenme bozukluğuyla?

Dr. Aidin SALİH: Evet. Büyük, çok büyük (bir) rakam. Ben (de) diyorum: %99,5 sebep oluyor.

Güzin OSMANCIK: Peki, Kur'an-ı Kerim'de veya hadislerde hep tokluğun insana zarar verdiği, yani bütün hastalıkların başında tokluk olduğu söyleniyor. İnsanlar ne şekilde beslenmeliler? Mesela biz diyetisyenlere gittiğimiz zaman bize çok sık yememiz gerektiğini söylüyorlar. Yani bu doğru br sistem midir? Mesela sekiz öğün, altı öğün...

Dr. Aidin SALİH: Bu çok yanlış bir sistem ve bütün hastalıklara yol açıyor. (Dr. Nurdan Akay'a dönerek) Anlatır mısınız lütfen?

Dr. Nurdan AKAY: Çünkü çok fazla sindirim işiyle uğraşıyoruz. Defalarca yemek yiyorsunuz.

Güzin OSMANCIK: Peki bu sindirim esnasında vücut çok mu enerji sarfediyor?

Dr. Nurdan AKAY: Elbette. Enzim sarfediyor, sindirim malzemelerinin tümünü kullanmış oluyor, organların yaşlılığını hızlandırmış oluyor, hücrelerin yaşlılığına sebep olmuş oluyor. Bugün Geriatri ile ilgili bir çalışma vardır, yani yaşlılık bilimiyle ilgili... Orada, tespit edilen, ellerindeki tek somut verinin - bir profesör bunu bana söylemişti, bir seminerde dinlemiştim- tespit ettikleri tek verinin, uzun ömrün tek anahtarının, yani bilinen tek somut sebebin aç kalmak ya da az yemek yiyen insanlarda olduğunu söylemişti. 'Başka bir somut... şu vitamin, bu ilaç... İşte, sirke içmek, şunu yapmak, bunu yapmak... Bunları hepsi rölatif (göreceli) şeyler' dedi. 'Somut tek veri var elimizde: Az yiyen çok yaşıyor.' Şunu sorabilirsiniz: 'Ama benim işte (bir) tanıdığım vardı. Çok yemek yerdi. 90 yaşına kadar yaşadı.' Demek ki o 150 yaşına kadar yaşayabilecekti. (Tebessümle) 90'a kadar anca yaşadı. Öyle düşünmek gerek.

Dr. Aidin SALİH: Şimdi ne için çok yemek o kadar tehlikeli? Çünkü insan (ancak) çok az miktarda yemeğe muhtaç. Enerji üretmek, yaşamak için... Enerji üretmek de çok büyük bir zahmet. Yaşamak için bir avuç yemek lâzım.

Güzin OSMANCIK: Zaten midemiz de avcumuz kadar değil mi? O kadarını ancak alabiliyor.

Dr. Aidin SALİH:Bir avuçtan fazla yemek olsa o zaman ne oluyor? Fazlalıklar, fazla yemek ne yapıyor vücudumuzda? Birincisi, tam hazım olmuyor. Tam hazım olmamış yiyecekler çürümeye başlıyor, midede veya bağırsaklarda veya karaciğerde veya kanda... Bakın. Biz hazım söylerken (derken) sadece mide ve bağırsaklarda(ki) hazmı kastediyoruz. Halbuki böyle değil. Bu sadece birinci hazım: Midede ve bağırsaklarda. İkinci hazım karaciğerde, üçüncü kanda, dördüncü hazım hücrelerde. O zaman dört hazım vücudumuzda mevcut ve biz sık yiyeceğiz? Şimdi diyetisyen diyorlar (ki):

Güzin OSMANCIK: ...altı öğün, sekiz öğün yiyin.

Dr. Aidin SALİH: Evet, 'Altı öğün, sekiz öğün yiyin.' O zaman hazım olmamış yemek üzerine...

Güzin OSMANCIK: Hazmedilmeden devamlı yemek alıyoruz.

Dr. Aidin SALİH:Ya. Devamlı yemek alıyoruz. O zaman ne olacak? Mideyi düşünün. Bizim midemiz bir kazan; o kazana biz hep bir şey ekliyoruz.

Güzin OSMANCIK: ...ilave ediyoruz.

Dr. Aidin SALİH: Biz ilave ediyoruz. Yemek pişmeden bir şey ilave ettik; pişmeden (biraz) daha ilave ettik. Ne kadar korkunç bir durum! O zaman midede hazım olmuyor; çürüme oluyor. Ne demek çürüme? 'İltihaplama'. Çürümüş yemeklerin kalıntıları kana karışarak ilk önce karaciğere karışır. Karaciğerde büyük hasarlar yapıyor ve hepatite yol açıyor. Ve bugün beş yaşından sonra her insan, bakın, çocuklar, kronik toksik hepatit sahibi.

Güzin OSMANCIK: Çok yaygın, evet.

Dr. Aidin SALİH: Bu, çarpık beslenme yüzünden.

Güzin OSMANCIK: Tamamen beslenme yüzünden? Çarpık beslenme yüzünden.

Dr. Aidin SALİH: Tabi. Ve hepatit çok yaygın Türkiye'de. A olsun, B olsun AB olsun, o önemli değil, C olsun... Ve nasıl korkutuyor halkı hepatitten.

Güzin OSMANCIK: Evet.

Dr. Aidin SALİH: Halbuki ben diyorum (ki) bu hiç hastalık değil. Hepatit A olsun, B olsun C olsun, ABC olsun...

Güzin OSMANCIK: Ama C biliyorsunuz ölümle sonuçlanıyor. Hepatit B ise belirli bir süre sonra, yani %60 zannedersem veya %40 kansere çeviriyor. Ama bunların tedavi şekilleri sizin kitabınızda var.

Dr. Aidin SALİH: Sadece, sadece beslenmeyi düzelt! Tamam. Hepatite yolu kapattık. Karaciğeri temizle, Hepatit yok!

Güzin OSMANCIK: Tamamen iyileşiyor?

Dr. Aidin SALİH: O kadar basit! Bir hafta içinde, üç hafta içinde... En ağır vakalar...

Güzin OSMANCIK: ...halloluyor.

Dr. Aidin SALİH: ...bir ay içinde kayboluyor.

Güzin OSMANCIK: Şimdi ben sizin kitabınızı okudum: 'Gerçek Tıp' diye... Gerçekten Aidin Hanım'ın harika bir kitabı var. Ve çok mantıklı verilere dayandırarak yazdığı bir kitap. Zaten kendisi bir tıp doktoru. Aynı zamanda biyolog. Şimdi orada çok değişik tedavi şekilleri var. Mesela onlardan bir tanesi açlık ile tedavi. Ben onu çok merak ediyorum. Bir insan on gün hiç yemeden nasıl dayanabilir? Nasıl hayatta kalabilir?

Dr. Nurdan AKAY: Evet. Şimdi aslında hücrelerde depo seviyesinde çok fazla enerji kaynağı mevcut. Artı insanoğlu zaten çok yemek yiyor. Yani biz bunu normal, mutat kabul ettiğimiz için - günde üç öğün yemek yemeyi hiç değilse... Altı öğünü bırakın, günde üç öğünü çok normal kabul ettiğimiz için bir anda tabi, uzun süreli açlıklar tedirgin edici. Ama bu konuda çok derin çalışmalar var. İstatistik rakamlar da var ellerimizde. Üç güne kadarki açlıklarda zaten metobolik hiçbir ciddi sıkıntıyla karşılaşılmıyor. Yaşlı insanlar, şeker hastaları olsun, çok ağır vakalar olsun...

Güzin OSMANCIK: ...tansiyon hastaları da?

Dr. Nurdan AKAY: ...tansiyon hastaları da.

Dr. Aidin SALİH:...çocuklar ve bebekler de.

Dr. Nurdan AKAY: Bebekler dahi... Yani üç günlük açlık yapılan büyük gruplar var ve bunlar çok rahat cevaplar verdiler. Bir problem yok. Yetmişiki saate kadar bir sıkıntı yok. Yetmişiki saatten sonrakinde de kişinin iradesi, dirayeti, yaklaşımı ve imân seviyesi de önemli aslında. Ve hekimin de orada onunla birlikte çalışması, durumu kontrol altında tutmasıyla on günlük, yirmi günlük, Rusya'da değişik yerlerde kırk günlük, altmış günlük açlıklar yapanlar var.

Dr. Aidin SALİH: ...doksan günlük açlık yapan var.

Güzin OSMANCIK: O kadar uzun süre aç kalabiliyor demek, metabolizma onu karşılayabiliyor.

Dr. Nurdan AKAY: Biz onu uygulamadık ama on güne kadar çok rahat insanoğlu dayanabiliyor.

Güzin OSMANCIK: Peki on gün hiç yemediği zaman vücut kendinden... yani besini nereden elde ediyor?

Dr. Nurdan AKAY: Kendinden yiyor. Zaten herkesin... Biliyorsunuz obezite bugün büyük sıkıntı.

Güzin OSMANCIK: Şimdi o konuya geleceğiz, obezite konusuna...

Dr. Nurdan AKAY: Herkesin depoları mevcut. Onları eriterek, onlar çözerek yakmaya başlıyor. Çöp hükmündeki - curuf da diyebilirsiniz, iltihap potansiyeli olan dokuları ve yapıları atmaya ve yakmaya başlıyor.

Güzin OSMANCIK: O zaman hastalıklı hücreleri yiyor, öyle mi?

Dr. Nurdan AKAY: Tabii ki.

Güzin OSMANCIK: Hastalıklı hücreleri yiyor ve kendi kendini temizliyor.

Dr. Aidin SALİH: Daha da doğrusu hastalıkları yiyor vücut.

Dr. Nurdan AKAY: Evet, aslında öyle de denebilir.

Dr. Aidin SALİH: Hastalıkları yiyor!

Güzin OSMANCIK: Çok enteresan.

Dr. Aidin SALİH: Çok etkili! Açlıktan daha etkili, daha zararsız ve daha masrafsız hiçbir tedavi şekli yok.

Güzin OSMANCIK: O zaman Peygamber Efendimizin (s.a.v.) Pazartesi ve Perşembe oruçları gerçekten çok muazzam bir şey.

Dr. Nurdan AKAY: Bir de orada ilahiyatçıları davet edip onlarla konuşabilirsiniz bu konuları. Asr-ı Saadet olsun, daha sonraki âlimlerin dönemlerinde olsun uzun süreli açlık yapan çok âlim vardı. Bunlar mesela, biz oruç dediğimiz zaman iftarla hemen akşam ezanıyla birlikte yemeyi algılıyoruz. Halbuki İslam kültüründe daha uzun süreli açlıklar yapan... İftar ediyordu, su içebiliyordu, çok hafif bir çay içebiliyordu... Bir şey içebiliyordu ama uzun süreli gıda alımını kesen, devam ettiren çok insan vardı. Eski kaynaklara biraz bu gözle bakıldığında bunları görüyoruz ama onlar böyle sanki kaybolmuş gibi net yirmidört saat orucu kastediyoruz, ya da onsekiz saat açlığı kastediyoruz gibi.

Güzin OSMANCIK: Ben aslında şunu dedim. Yani kendimde denedim. Onu da burada açıklamak istiyorum. Mesela günlük oruçlarda, tek günlük oruçlarda akşam yemeğinden sonra hiçbir şey yemeden oruç tutulursa oruç çok daha rahat tutuluyor.


« Son Düzenleme: 01 Mart 2009, 09:37:09 Gönderen: Ay Işığı »
اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ

Çevrimdışı Devri Âlem

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 429
Gerçek Tıp-Yitik Şifanın İzinde
« Yanıtla #1 : 01 Mart 2009, 06:43:14 »
Bâb-ı Alem – MPL TV - Ekim 2007
Program Sunucusu: Güniz OSMANCIK (Gazeteci – Yazar)
2.Bölüm

Güzin OSMANCIK: ...ama sahurda birşeyler yenilirse o gün çok, hemen acıkma -mesela sabah kalktığınız zaman acıkma başlıyor. Ama akşam yemeğiyle tutulan oruçlar çok rahat tutuluyor gerçekten. Onu kendimde gözlemledim.

Dr. Aidin SALİH: Ya. İftarsız... İftarsız değil de iftarda sadece su içen daha da kolay oruç tutar. İkinci oruç günü, su (ile tutulan) oruç günü daha da kolay, üçüncü daha kolay, üçüncüden sonra yemek isteği kesilir, tamamen. Bazen yeme nefreti de gelir.

Güzin OSMANCIK: O dereceye kadar insana...

Dr. Nurdan AKAY: Orada, hücrelerin şuurlu olduğu meselesi... Ben Aydın hanımdan bunu öğrendim. Hücreler şuur sahibidir ve şuurlu oldukları için de neyin iyi neyin kötü olduğuna cevap verebilecek potansiyelleri vardır. Yani onun kendi haber verme sistemi var. Haberleşme mekanizmaları var.

Güzin OSMANCIK: Yani yemeyeceğini bildiği zaman acıkmıyor, değil mi?

Dr. Nurdan AKAY: Yemeyeceğini bildiği zaman acıkmıyor, ihtiyacı olmadığı zaman size sinyal verebiliyor. İştahınız kesiliyor. Mesela – bunu bilirsiniz, gebe bir insanın iştahı kesilir. Hatta dışarı atmaya çalışır; bulantı ve kusmalar yaşar. Ya da ağır tümör vakalarında insanların iştahları kesilir ve çok kilo verirler.

Güzin OSMANCIK: Veya grip vakalarında iştah hemen kesilir ve biz de zorla yedirmeye çalışırız. Çok yanlış değil mi?

Dr. Nurdan AKAY: Çok yanlış.

Güzin OSMANCIK: Çünkü Allah, otomatik olarak iştahı kesiyor.

Dr. Nurdan AKAY: Çünkü yükünü artırmış oluyorsunuz. Yani zaten hasta orada bağışıklık sistemi kanalıyla bir savaş halinde. Bir şekilde orada dengeyi oturtmaya, fazlalıkları atmaya, iltihapları boşaltmaya... Ateşi yükseltiyor, ısıtıyor, onlar iyice yumuşasınlar diye... Bir sistem var orada. Siz orada ona dışarıdan çok fazla gıda, işte etsuyu çorba içirilir, ağır yemekler kuvvetlensin düşüncesiyle veririlir ve çocuk öğüre öğüre içer; çocuksa bu zorla verilir. O zaman vücuda aslında iyilik yapmıyorsunuz, yükünü artırıyorsunuz. Sindirim sistemini ekstra yoruyorsunuz. Bağışıklık sisteminin gücünü düşürmüüş oluyorsunuz.

Güzin OSMANCIK: Peki ateşi düşürüyoruz mesela. O da yanlış o zaman, öyle mi?
Dr. Nurdan AKAY: Ateşe müdahale ediyoruz ama bir yere kadar bekliyoruz. Yani ateşte bir yere kadar bekliyoruz. Ama başı serin tutmak, duşlarla vücudu serinletmek, atılan toksinleri ciltten olsun, bütün sekresyon, vücut sıvılarıyla olsun o toksinlerin atılmasını hızlandırmak - mesela keseyle keselemek olabilir, zaten bu işlemlerle – ve lavmanla bağırsakları da boşaltarak vücudu serinletebiliyorsunuz. Bu şekilde zaten ateş 38.5'ların üzerine çıkmıyor. Bir de bir müşahadeyi anlatayım. Bir hastamızın küçük bir çocuğu vardı ve çok ateşlenen bir çocuktu bu. Sık hastalanan bir oğlan çocuğuydu. Dedi ki: 'Ben artık ilaçlara – antibiyotike, hemen sarılmıyorum, yemek de vermiyorum. Sıvı verebiliyorum. Limon suyu verebiliyorum çocuğu dengelemek adına ve çocuğun ateşi zaten 39'un üzerine çıkmıyor artık.' Yani yediği zaman ve onları kullandığında ateş daha fazla yükseliyor.

Güzin OSMANCIK: Yaptığımız bir şey var. Mesela en ufak bir kırgınlıkta hemen ilaçlara sarılıyoruz. Antibiyotik alıyoruz, ateş düşürücüler... O zaman çok yanlış bir şey?

Dr. Aidin SALİH: Elbette. Ben daha da esas(ını) söylüyorum. Bu yanlış değil de cinayet.

Güzin OSMANCIK: O kadar kötü bir şey.

Dr. Aidin SALİH: O kadar kötü bir şey. Ve zulüm! Anneler diyorlar: 'Biz dayanamıyoruz. Çocuk ateşlense biz dayanamıyoruz.' Bu durumu iyi anlamak çok önemli. Neye biz dayanamıyoruz? Allah'ın sistemi böyle çalışıyor. Vücutta kalıntı toplandığında, o zaman bağışıklık sistemi devreye giriyor. Ateşi yükseliyor. Yükselmiş ateş kanı ısıtıyor. Isıtılmış kan kalıntıları eritiyor ve ter ile vücuttan atıyor.

Güzin OSMANCIK: Biz onu ilaçla bastırıyoruz.

Dr. Aidin SALİH: O kadar muazzam sistem. Ateş düşürücü içtik mi, tamam. Ateşi düşürdük, kanı soğuttuk, bütün kalıntıları vücutta bıraktık. O, annenin çocuğa merhameti mi? Hayır! Zulüm.

Güzin OSMANCIK: Zulüm olmuş oluyor.

Dr. Aidin SALİH: Zulüm ile iş bitmiyor. Allah'ın sistemini küçümseme, Allah'a isyan ve şirk. Bakın, o kadar kolay insan şirke gidiyor. Çünkü Allah Cenab-ı Hak Kur'an'da diyor: 'Kulum, seni mükemmel bir şekilde yarattım.'

Güzin OSMANCIK: En mükemmel şekilde yaratmış.

Dr. Aidin SALİH: O zaman? Ve Allah Cenab-ı Hak diyor: 'Sabır et!' Sabrın mükafatını hemen her surede anlatıyor

Güzin OSMANCIK: Sabır ve tevekkül...

Dr. Aidin SALİH: Sabret. Sen bilmiyorsan nasıl yardım etmek mümkün, o zaman sabret. En güzeli. Karışma! Karışmayacaksan muhakkak ve muhakkak Allah'ın sistemi çok başarılı bir sonuca gelir.

Güzin OSMANCIK: O zaman Allah, hastalığı verdiği zaman onun tedavi edecek sistemi de mi koymuş içine? Kendi kendine?

Dr. Aidin SALİH: Mükemmel bir sistem... Sadece karışma!

Güzin OSMANCIK: 'Benim sistemime karışma. Hastalığı verdiğim gibi ben onu iyi de edeceğim.' diyor. Öyle bir mekanizması var Allah'ın.

Dr. Aidin SALİH: Tabi. Bakın. Biz, Allah'ın sistemini bozmak için herşeyi yapıyoruz. Altı – sekiz defa günde yemek yiyoruz, bol bol içiyoruz – o da o tavsiyelere göre, 3-6 litreye kadar su içiyoruz. Sık sık yiyoruz, bol yiyoruz ve çeşitli çeşitli yiyecekler yiyoruz.

Güzin OSMANCIK: Çok çeşitli yiyoruz, evet.

Dr. Aidin SALİH: Çok çeşitli yiyoruz.

Güzin OSMANCIK: Karıştırıyoruz birbirine.

Dr. Aidin SALİH: O zaman siz düşünün; bizim eski âlimlerimiz ne durumdaydı zavallılar?

Güzin OSMANCIK: Bir hurmayla mesela günü geçiriyorlardı.

Dr. Aidin SALİH: Evet. Veya bir küçük ekmekle... Bir gün değil, yıllarca ve ömür boyu...

Güzin OSMANCIK: Ve sağlıklıydılar.

Dr. Aidin SALİH: Evet. Şimdi doktorlarımız bize tavsiye ediyor, vitaminleri...

Güzin OSMANCIK: Enzimler?

Dr. Aidin SALİH:... enzimleri, hormonları, herşeyi herşeyi ve çeşit çeşit yemekleri...

Güzin OSMANCIK: Meyve hormonları mesela yetişkin, ihtiyar kimselere...

Dr. Nurdan AKAY: Sentetik hormonlar onlar. Doğal hormonlar değiller.

Güzin OSMANCIK: Çok zararlı, değil mi?

Dr. Aidin SALİH: Peki ben o zaman ben anlatmak istiyorum: Büyüklerimiz ne için tek ekmekle ömür boyu sıhhatli ve kimseye muhtaç olmayabiliyordu? Ve biz çok çeşitli, sık yiyen ve çok değerli yiyecekleri kullananlar ne için o kadar perişan durumda?

Güzin OSMANCIK: Çok medenî ülkeler, çok değerli yiyecekleri olan ülkelerin hepsi kanser hastası şu anda.

Dr. Aidin SALİH: Hepsi hasta, çok hasta. Ne için? Çünkü önemli (olan) çeşitli yemekler veya çok yemek veya sık yemek değil; önemli (olan) bağırsaklarımızdaki mikropları korumak. Bağırsaktaki mikroplar normal ise, bozulmamış ise o zaman o mübarek, vazifeli mikroplar proteinleri de üretecekler, ve bütün vitaminleri – vitamin C dahil, üreteceklerdir. Bütün enzimler üretecekse herşeyi üretecektir. Biz, muhtaçsız varlıklarız. Mükemmel yaratılmış, muhtaçsız...

Güzin OSMANCIK: Hiç kimseye muhtaç değiliz? Yani mekanizma kendi kendini onarabilecek durumda. O zaman bağırsaklarımızda mikroplar var, bunlar görevli, Allah tarafından görevli mikroplar, yanlış anlamadıysam.

Dr. Aidin SALİH: Onlar görevli mikroplar.

Dr. Nurdan AKAY: Öyle diyor Aydın hanım, evet. Bakteri florası her mukoza yapısında mevcuttur. Hepsinin kendine göre özellikleri ve karışım durumu vardır. Tek bir mikrop değil onlar; bir grup halindeler. Özellikle bağırsak mikrop dengesinin bozukluğu -bugün bu konuda özellikle çok problem var, hem bağırsak sorunlarına, hem bağlantısı olarak aslında bütün hastalıkların zeminine sebep teşkil etmiş oluyor. Bağırsak florası bozukluğunun da en baş sebebi oradaki çürümelerin çok rahat olması. Gerek antibiyotiklerle, gerek diğer kimyasallarla, katkılarla, koruyucularla, mikrop öldürücülerle... Yani aklınıza gelen pekçok şeyi biz ağzımızla alıyoruz ve onları çıkarttığımızı düşünüyoruz ama çıkartmıyoruz.

Güzin OSMANCIK: Çıkartmıyoruz ve bağırsakta kalıcı olarak kalıyor.

Dr. Nurdan AKAY: Oradaki sistemi bozuyoruz.

Güzin OSMANCIK: Şimdi o konuya geleceğiz, katkılara ama benim ondan önce çok merak ettiğim bir konu var. Bugün mesela dünyada Çin tıbbı denen bir şey var veya ne bileyim, Hint tıbbı var. Hatta bizim memleketimizden bile o taraflara gidip tedavi olanlar var. Peki, koskoca bir Osmanlı vardı - hani bütün dünyaya kök salmış, ilmiyle, sanatıyla, mimarisiyle dünyayı fethetmiş... Onun bir tıp sistemi yok muydu? Veya İslam tıbbı yok muydu? Mesela ben eskiden hatırlıyorum, bir kupa çekme vardı.


« Son Düzenleme: 01 Mart 2009, 09:37:36 Gönderen: Ay Işığı »
اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ

Çevrimdışı Devri Âlem

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 429
Gerçek Tıp-Yitik Şifanın İzinde
« Yanıtla #2 : 01 Mart 2009, 06:46:24 »
Bâb-ı Alem – MPL TV - Ekim 2007

Program Sunucusu: Güniz OSMANCIK (Gazeteci – Yazar)

3 / 8

Güzin OSMANCIK: ...veya ne bileyim bir sülük yapıştırma vardı. Sizin kitabınızda da bundan çokça bahsediliyor. Ben de bu konuyu sizden dinlemek istiyorum.

Dr. Nurdan AKAY: Şu anda Türkiye'de kupa çekmek kocakarı ilaçları bâbından bir şey gibi görülür. Ama mesela Almanya'da kliniklerde yapılıyor ve 'Anadolu Tedavisi' deniyor hatta. İsmi de öyle geçiyor. Çünkü Anadolu kadınları bunu çok iyi bilirler. Hâlâ da yapan çok vardır bence Anadolu'da. Biz de bunu uyguluyoruz. Vakum terapisi diye de geçebiliyor.

Güzin OSMANCIK: Peki faydası nedir kupa çekmenin?

Dr. Nurdan AKAY: Kupa çekmenin faydası... Bizim yaptığımız klasik usûlde, yani içerisine ateş yakarak yapılan eski usûlle yapıyoruz biz. Onun makinaları da vardır. O şekilde de mümkündür uygulamak. O bölgedeki dolaşımı hızlandırarak cilt altında birikmiş olan, çöp dediğimiz toksin dediğimiz yapıları hareketlendirerek hareketsiz kalan yapıyı dolaşıma hızlıca atmasını sağlamak... Masajdan çok daha kuvvetli birşeydir. Masaj yapılınca, bilirsiniz, idrar miktarı artar, lenf dolaşımı hızlanır ve toksinlerin kana karışması ve idrarla atılması hızlanır ya, aynı mekanizma vakum etkisiyle çok daha kuvvetli olur ve kendi kendine olur. Yani başka bir insanın enerjisi size karışmaz; kendi kendine olur. Ve bu daha dengelidir.

Dr. Aidin Salih: Daha da bir husus var. Kupa tedavisiyle ince damarlar, kılcal damarlar, kapalı ve tıkalı kılcal damarlar kırılıyor ve tıkanıklıklar cilt altına gelmiş oluyor ve mor lekeler oluşuyor. Mor lekeler oluşunca biz hemen düşünüyoruz ki burada tıkalı kılcal damarlar çok var.

Güzin OSMANCIK: Morardığı zaman demek ki o kısım tıkalı.

Dr. Aidin Salih: Evet. Tıkanıklıklar çıkartılıyor ve onlar sonra , o parçalananlar, dolaşıma karışıyor veya dışarıya atılıyor...

Dr. Nurdan AKAY: ...veya cilt üzerinden atılabiliyor.

Dr. Aidin Salih: ...ve kan dolaşımı düzeliyor. Organlar da rahatlıyor. Organ ve dokular rahatlıyor.

Dr. Nurdan AKAY: Bunu bir müddet devam ettirdiğiniz zaman mesela gün aşırı onbeş gün ya da uzun süre devam ettirebilirsiniz. Özellikle kireçlenme bölgelerinde... Zamanla o morlukların pembeleşmeye, hatta hiç morarmamaya başladığını kendiniz müşahade edersiniz. Çünkü başlangıçta tıkanıklıklar vardır ve onlar atıla atıla, gide gide...

Dr. Aidin Salih: ... kırıla kırıla.

Dr. Nurdan AKAY: ...kırıla kırıla o damarlar iptal olmuş oluyor. Temizleri teşekkül ediyor ve temiz yapı oluşuyor.

Dr. Aidin Salih: ...ve kireçlenmiş kılcal damarlar kalmazsa o bölgede, o zaman pembelik oluyor. Kupayı kaldırıyorsunuz, o da dağılıyor. Damarlar kırılmıyor. Kırılmayan damarlar oluştu (demektir). O da büyük kazanç.

Dr. Nurdan AKAY: Elastikiyetlerini tekrar kazanmış damarlar oluşuyor. Zaten amacımız bu.

Güzin OSMANCIK: O zaman çok faydalı bir şey.

Dr. Nurdan AKAY: Tabi ki.

Güzin OSMANCIK: Peki diğer tedavi şekilleri neydi İslamiyetin?

Dr. Aidin Salih: Bir dakika ben kupa hakkında biraz daha eklemek istiyorum. Kupa kapatmak eski usûlde yapılması lazım. Eski usûlde! Ateşle!

Güzin OSMANCIK: O vakum aletleriyle değil.

Dr. Aidin Salih: Yok! Zaten vakumla ve ateşle kupa kullananlar farkın hemen farkında oluyor. Çünkü ateş ile kapatılan kupadan sonra o kadar rahatlamayı vakumla bulamıyorlar.

Güzin OSMANCIK: O ateş ısıtıyor mu damarları? Öyle bir faydası mı var? Yoksa daha fazla vakumladığı için mi?

Dr. Aidin Salih: Ben bunu bilmiyorum. Ben de merak ediyorum. Ateşin ne özelliği var?.. Bilmiyorum.

Dr. Nurdan AKAY: Ama bir hadis-i şerif var: Dağlamada, kan aldırmada ve açlıklarda, oruç tutmakta şifa vardır diyor ya. O ateş orada dağlama olmamış oluyor ama ateş etkisi var. Belki yardımı oluyor olabilir. Şimdi düşününce...

Dr. Aidin Salih: Evet. Hafif bir şekilde ama...

Güzin OSMANCIK: Evet. Kupa çekerken yakılıyor bazı zaman da... Hatta onun da çok faydalı olduğu söyleniyor.

Dr. Aidin Salih: Hafif yakması da şiddetli yakması da... O zaman iyileşme daha çabuk oluyor. Biz de bu tecrübeyi kazandık.

Güzin OSMANCIK: Peki diğer tedavi şekilleri? Mesela bir hacamat var çok korktuğumuz birşeydir. Bir sülük tedavisi var. Biraz onlardan bahsedelim mi? Bugün tamamen unutulmuş, eskiden büyükannelerimiz, atalarımız hep o tedavi şekilleriyle kendilerini tedavi ederlerdi.

Dr. Nurdan AKAY: Bu sünnet bir tedavi. Ama aslında daha evvelki, gelmiş olan diğer peygamberler zamanında da bilinen bir şeydi. Belki de Hz. Adem (a.s.)'den beri bilinen bir yöntem. Miraç gecesinde yine bu şekilde rivayetler var. Ümmetine hacamatı anlat, ümmetine söyle hacamatı unutmasınlar ve uygulasınlar diye çok fazla vurgulanan bir şey. Gerçekten özellikle son yüz yıldır unutulmuş. Halbuki eskiden zannediyorum berberler -hani cerrahtı ya onlar aynı zamanda, berberlerin çok uyguladığı, berberlerin dükkanlarında var olan, mevcut olan mutat, insanların düzenli yaptırdıkları bir şey gibiydi. Böyle sırtı ağrıyan veya birazcık kalbi ile sıkıntısı olan hemen hacamatla birlikte kan aldırırdı. Sahabelerden bir tanesinin de söylediği: Vahşetim geldi. Öyle bir şey söylüyor. Vahşet geldi bana. Bana bi hacamatçı bulun diyor ve hacamat ettiriyor. Gerçekten insanı sakinleştiriyor. O kanın vücuttan çıkması ya da o zehirli, kanla birlikte çıkan şeylerin vücuttan gitmesi insanı rahatlatıyor, hafifletiyor ve sakinleştiriyor. Manevi faydaları da tabi ayrıca...

Dr. Aidin Salih: Hacamatı görmeyen doktor, doktor olamaz. İmkansız! İmkansız! Ben eski kitapları... Bu tıptan benim daha önce haberim yoktu ve ben eski alimlerin kitaplarını okuyordum. Onlar anlatıyor, İbn-i Sina mesela, diyor: Vücudun ağrısı gezen rüzgardan oluyor. Dedim ki ne rüzgarı? Rüzgar dokuların içinde veya organların içinde nasıl gezer? Hacamatları görünce anladım ki gerçekten öyle. Ne kadar korkunç rüzgarlar var. Bebeklere yapıyoruz hacamat. Bakın. İki aylık veya üç aylık bebeklere, bir hata, (bir) ziyanla doğmuş çocuklara, ve suni sancıyla doğmuş olan çocuklara...

Güzin OSMANCIK: Onun da çok zararlı olduğunu söylüyorsunuz?

Dr. Aidin Salih: Çok büyük zararları var. İnsan bilseydi... ama bilmiyorlar. Evet. Onlara kafa hacamatı yapıyoruz. Muhakkak herbir çocuğa kafa hacamatı ve kuyruk sokumu hacamatı yapmalı. Ne için? Çünkü ameliyatta kullanılan anestezik maddeler doğuma hazır olmayan bebeklerin beyninde toplanıyor ve sonra gaz oluşturuyor. Parçalanıp gaz oluşturuyor ve bu gaz geziyor beyinde. Ve aşırı hareketliliğe sevkediyor bebekleri, çocukları. O sezaryenli çocuklar, biz hep biliyoruz ki başını duvara vurur, yere vurur, saçları yolar...

Dr. Nurdan AKAY: ...Ağlar. Çok sakin olmazlar.

Dr. Aidin Salih: Evet. Çok ağlar. Bebekler çok ağlar. Çünkü o gezen gaz onları o kadar rahatsız eder ki benim aklıma Nemrut geliyor. Nemrut'un burnuna sinek girdi ve orada gezdi. Ve o nasıl rahatsız ediyor ve başını duvara vuruyordu. Sezaryen ile veya suni sancıyla doğan çocukların durumu da Nemrut'un durumu gibi. Hacamat ile o kadar gaz çıkıyor, o kadar gaz çıkıyor ki inanılmaz bir şey.  Onu görmeden...

Güzin OSMANCIK: O gaz demek ki çok rahatsızlık veriyor.

Dr. Aidin Salih: Çok raharsızlık veriyor.

« Son Düzenleme: 01 Mart 2009, 09:38:01 Gönderen: Ay Işığı »
اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ

Çevrimdışı Devri Âlem

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 429
Gerçek Tıp-Yitik Şifanın İzinde
« Yanıtla #3 : 01 Mart 2009, 06:48:17 »
Bâb-ı Alem – MPL TV - Ekim 2007
Program Sunucusu: Güniz OSMANCIK (Gazeteci – Yazar)
4.Bölüm
Dr. Aidin Salih: ...ve bunu görmeyen doktorlar cinayetlere başvurdu. Asla düzelmez. Düşünceyle düzelmezler.

Güzin OSMANCIK: Şimdi o zaman mesela doğuma hazır olmayan kimse suni sancı veriliyor. O da kimyasal bir ilaç. Çocuğun beyninde mi toplanıyor?

Dr. Aidin Salih: (Tebessümle) Şimdi Güzin hanım, bu da ayrı bir husus.

Güzin OSMANCIK: Ayrı bir konu...

Dr. Aidin SALİH: Ayrı bir konu, çok derin bir konu... İnsanlar o kadar aldatıldı ki... Aldatma nereden başladı?

Güzin OSMANCIK: Nereden başladı? Şeytanın oyunu mu?..

Dr. Aidin SALİH: Daha derin... belki. Ama böyle yüzeysel bakarsak da deterjanlardan başladı. Temizlik, temizlik, temizlik. Temizlik yapmaya başladı kadınlar ve temizleyici maddelerde paraben (denen) maddeler var. Yüzlerce paraben var. Şampuanlara katılır, vücut bakım ürünlerine katılır, temizlik maddelerine katılır ve bulaşık deterjanlarına katılır... Şimdi kadınlar bu deterjanlarla çalışırken o deterjanların parabenlerinden %60'ı kana karışır. Ve kanda dolaşır.

Güzin OSMANCIK: Deriden alıyor?

Dr. Aidin SALİH: Evet. Solunum yoluyla..

Dr. Nurdan AKAY: Elini de durulayamıyor ki! Elini suya tutuyor...

Dr. Aidin SALİH: Mümkün değil durulamak.

Dr. Nurdan AKAY: ...Şöyle çalkalıyor ve çıkıyor. Halbuki kalıntıları mevcut. Onlar eline, yüzüne, pişirdiği yemeğe

Güzin OSMANCIK: Deriden kanla geçiyor?

Dr. Aidin SALİH: Tabaklarda...

Dr. Nurdan AKAY: Tabaklarda da kalıyor tabi ki. Çatalda, kaşıkta, hepsinde kalıyor. Bardakta...

Güzin OSMANCIK: Peki deterjan kullanmadan ne yapacaksınız?

Dr. Aidin SALİH: Güzin Hanım, bir dakika. Ve o parabenler, onlar östrojen hormonunu taklit eden maddeler. Onlar, kadın veya erkek vücudunda toplanıyor. Organların zarlarında toplanıyor ve organların zarlarının genetiği değişiyor. Onlar tamamen başka bir doku oluyor. Endometrium'a benzer dokulara dönüşüyor.

Dr. Nurdan AKAY: Organları kaplayan kılıflar vardır ya, böbreği - beyin zarı da hatta, ve diğer bütün iç organları da kaplayan bir zar yapısı var. O zar yapısı herbiri, her organa özel, daha farklı farklıdır ama östrojenik etki – bu parabenler östrojeni taklit ediyorlar ve vücut da onları öyle algılıyor, bu östrojenik etki organ zarlarında birikiyor, birikinti oluşturuyor. Biriktikçe sanki çok yüksek dozda hormon almış gibi orada değişim başlatıyor. Çünkü östrojen etkisi oluşturmaya başlıyor. O yapı, bizim endometriozis dediğimiz, kadınlarda çikolata kistleri, hastalarda dinleyenler varsa şikayetleri olan – adet problemleri, çikolata kistleri, damlama şeklinde devam eden adet düzensizlikleri, bozuklukları, bu tip şikayetlere sebep olmaya başlıyor ve erkeklerde de bunlar oluyor yalnız. İşin karışık tarafı orası.

Güzin OSMANCIK: Yani bütün insan vücuduna hasar veriyor?

Dr. Nurdan AKAY: ...Erkeklerde olmaması gereken bir endometrium dokusu, çekirdeği, kalıntıları, kırıntıları...

Dr. Aidin SALİH: Erkeklerde... Bakın, endometrium dokusu oluşuyor.

Dr. Nurdan AKAY: Ya da şöyle düşünün. Bu parabenleri vücuduna alan bir erkek de, kozmetiklerle, metroseksüel oluyor. Ya da bugün sosyolojide tartışıyorlar: Kültürün kadınlaşması, erkeklerin kadınsılaşması...

Güzin OSMANCIK: Yapılarını değiştiriyor yani.

Dr. Nurdan AKAY: Çünkü neden? Hormonal bir değişiklik olursa öyle hissetmeye başlayabilirsiniz. Psikolojinizi de etkiler ve tavırlarınıza da yansır. Üreme yeteneğinize de yansır.

Dr. Aidin SALİH: Ben bu konuyu şöyle bitirmek istiyorum. Şimdi, östrojen hormonları toplandı(ğında)... Hormonlar değil de, östrojen hormonlarını taklit eden kimyasal toplandı(ğında) kadın vücudunda, o zaman bu kadın çok adet ağrısı çekiyor. Çünkü o toplanan dokular, östrojeni taklit eden maddeyi toplayan dokular, her ay kanama yapıyor. Aynen endometrium gibi. Ve inanılmaz, dayanamayacağı kadar ağrı oluşturuyor.

Dr. Nurdan AKAY: Şiddetli karın ve baş ağrıları. Adet öncesi sendromu denen kuvvetli karın ve baş ağrıları, sinirlilik de bunun bir yan etkisi.

Güzin OSMANCIK: Demek ki kullanılan kozmetikler ve deterjanlardan oluşuyor.

Dr. Aidin SALİH: Ve onlar da erkekleri ve kadınları kısır ediyor. Yumurtaları ve spermleri bozuyor. Hamileliği bozuyor ve doğumda rahim asla açılmıyor. Çünkü östrojen değil aslında, östrojeni taklit eden hormon, madde kadın vücudunda çok fazla. Ve rahim açılmıyor bu sebepten. Çünkü doğumdan veya açılmadan önce östrojen hormonu seviyesi iniyor. Bu durumda östrojen hormonu seviyesi inmiyor; açılma olmuyor ve kadın suni sancıya ve arkasından sezaryana alınıyor.

Dr. Nurdan AKAY: Ve sonrasında depresyona zemin hazırlamış olunuyor.

Dr. Aidin SALİH: O, sonra...

Güzin OSMANCIK: Peki şampuanı ne yapacağız? Şampuanlar, hergün kullandığımız bir şey. Onlar da çok zararlı dediniz?

Dr. Aidin SALİH: (Tebessümle) Çok kolay. İnsan...

Güzin OSMANCIK: Çünkü yaşadığımız çevre o kadar kirli ki, egzos gazları, pis isler, dumanlar, kalorifer isleri...

Dr. Aidin SALİH: Ben bir örnek getirmek istiyorum, anlatmak istiyorum. Bir kadın bana anlatıyordu, diyordu ki: 'Doktor Hanım. Saçlarıma neler kullandım!.. Saçlarım o kadar dökülüyordu ki kel oluyordum.' dedi ve 'Ben ne şampuanlar kullandım! Onları haftada bir kullandım. Sonra üç günde bir, sonra hergün... Ne merhemler kullandım, ne iğneler kullandım... Dökülüyor, dökülüyor, dökülüyor... Ben o kadar kızdım ki onlara!..' dedi 'Şimdi kapatıyorum sizi ve açmıyorum! Altı ay açmadım. Altı aydan sonra açtım. Benim saçlarım parlak parlak, gür gür, güzel güzel!'. Gerçekten onun saçları güzel.

Güzin OSMANCIK: Peki yoğurt suyu diyorsunuz. Yoğurt suyu saça iyi geliyor? Veya nasıl temizliyor?

Dr. Aidin SALİH: Ben yoğurt suyundan önce size anlatacağım: Ne için öyle oldu? Çünkü bu kadın saçlarına kızdı. Aslında saçlarının işini Allah'a bıraktı. Allah'a da bırakınca Allah'ın sistemi çalışmaya başladı. Ve kılları sağlıklı yapan ve onların uzamasını sağlayan, onları parlatan mikroplar çoğaldı ve kendi vazifelerine başladı. Kadın karışmamaya başladı onlara. Ve Allah'ın sistemi çalışmaya başladı. Hepsi bu!

Güzin OSMANCIK: Allah'ın sistemi çok güzel. Evet, yoğurt suyu saçı nasıl temizliyor, ben onu çok merak ediyorum.

Dr. Nurdan AKAY: (Tebessümle) Denediğiniz zaman görüyorsunuz bunu. Yoğurt suyu probiyotik içerikli bir şey, yoğurdun suyundan oluştuğu için... Oradaki doğal bakteri yapısı saçla karşılıklı fayda teşekkül ettiriyor. Çok basit. Orada bozduğumuz, şampuanlarla uzaklaştırdığımız florayı belki de yerine koymuş oluyoruz probiyotikle.

Güzin OSMANCIK: Peki temizleme özelliği var mı?

Dr. Nurdan AKAY: Var. Çünkü zaten temizlik dediğiniz şey...

Güzin OSMANCIK: Şimdi temizlik dediğimiz zaman o köpük aklımıza geliyor. Bol köpük...

Dr. Nurdan AKAY: Hayır, hayır! Köpüğe gerek yok.

Dr. Aidin SALİH: Şimdi temizlik dediğiniz şey mikropları öldürmek!

Güzin OSMANCIK: Biz öyle anlamıyoruz ama. Ne kadar köpürtürsek o kadar iyi olduğunu düşünüyoruz.

Dr. Aidin SALİH: ...öldürmek ve eritmek. Halbuki bu yasaklanan bir yol. İslâm'da öldürmeye izin yok. Biz aslında zulüm ve cinayet yapıyoruz. Mikroplar, vazifeli varlıklar ve herbir cins mikrop bir vazifeye sahip. Ve o vazifesi Allah'tan. Onun vazifesini biz yapmaya kalkıyoruz. Halbuki bizim böyle bir vazifemiz yok. Mesela benim cildimi temizleme vazifem yok ve benim nasıl bu iş yapılır, bilgim yok! Benim cildimi temizleyen mikroplar var. Onlar vazifeli. Onlara izin verilir. Bizim için temizleyici sadece su ve toprak; iki temizleyici var.


« Son Düzenleme: 01 Mart 2009, 09:38:23 Gönderen: Ay Işığı »
اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ

Çevrimdışı Devri Âlem

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 429
Gerçek Tıp-Yitik Şifanın İzinde
« Yanıtla #4 : 01 Mart 2009, 06:50:59 »
Bâb-ı Alem – MPL TV - Ekim 2007
Program Sunucusu: Güniz OSMANCIK (Gazeteci – Yazar)

5.Bölüm

Dr. Aidin SALİH: ... başka hiç yok. Su ve toprak. Kur'an-ı Kerim'de Allah Cenab-ı Hakk bildirdi. Deterjanları kullanmayan görüyor ki ev artık o kadar kirlenmiyor. Şampuanı bırakan görüyor ki saçı kirlenmiyor.

Güzin OSMANCIK: Çünkü bakteriler o işi görüyorlar.

Dr. Aidin SALİH: Ya.

Güzin OSMANCIK: Şampuanla bakterileri öldürüyoruz. O zaman da saçımızın da öldüğünü görüyoruz.

Dr. Aidin SALİH: Saçımız... Evimiz...

Dr. Nurdan AKAY: Kil kullanılabilir. Sadece yoğurt suyu da değil, kil de kullanılabilir. Pek çok şey düşünebilirsiniz. Saçları zeytinyağıyla ovmak, özellikle diplerini ovalamak.hem besleyici, hem de yumuşatıcı ve parlatıcıdır.

Dr. Aidin SALİH: yumurta sarısı... Taze yumurta sadece. Çünkü bayat yumurta hiçbir işe yaramaz.

Dr. Nurdan AKAY: On günden fazla yumurtayı bayat kabul ediyoruz. Gıda kodeksinde yirmidört ya da yirmibir gün olması lazım ama biz onu on gün maksimum, yedi gün hatta, içerisinde yenmeli diyoruz.

Güzin OSMANCIK: Peki şu sülük meselesine gelelim. Allah'ın görevli varlıkları, değil mi? Çok görevleri var.

Dr. Aidin SALİH: Tek görevi var.

Güzin OSMANCIK: Tek görevi var? Nedir o? Damarları açmak?

Dr. Aidin SALİH: O da toplar damarlardaki tıkanıklıkları eritmek ve toplar damarları açmak. Ölü dokuları eritmek ve çıkartmak.

Güzin OSMANCIK: Ölü dokuları eritiyor ve çıkartıyor?

Dr. Aidin SALİH: Evet.

Güzin OSMANCIK: Peki onda mikrop kapma olayı var mı?

Dr. Aidin SALİH: İmkansız!

Güzin OSMANCIK: Neden imkansız?

Dr. Aidin SALİH: Allah'ın sistemi mükemmel. Allah Cenab-ı Hak bu varlıklara vazife verdi. Onlar bu vazifeyi mükkemmel bir şekilde yapmak mecburiyetindeler. Onsekiz bin âlemde, Allah Cenab-ı Hak diyor: Ben onsekiz bin alemi yarattım, ve onsekiz bin âleme varlıkları doldurdum. Ve herbir varlık vazifeli ve seçim hakkı yok: İnsan hariç! Sadece insanda seçim hakkı var.  Kalan varlıklarda seçim hakkı yok. Onlar kendi vazifesini mükkemmel yapıyor. Yapmamaya başladı mı, tamam: Yok oldu, öldü!

Güzin OSMANCIK: Mutlaka vazifesini yapıyor.

Dr. Aidin SALİH: Muhakkak. Evet. Şimdi bu varlıklardan hastalık bulaşması imkansız. Çünkü bildiğimiz yüzaltı tane enzim üretiyor. Bilmediğimiz de (kimbilir) ne kadar.

Güzin OSMANCIK: Yüzaltı tane enzim üretiyorlar.

Dr. Aidin SALİH: Bazıları cildimizi temizliyor. Bazıları anestezi yapıyor. Bazıları eritiyor. Doku eritmesinden sonra sülükteki beş-altı santimetrelik hortumu çıkartıyor ve dokuların içine sokuyor.  Ve dokulara enzimler veriyor.

Güzin OSMANCIK: Kendi enzimlerini dokuların içine veriyor.

Dr. Aidin SALİH: Tabi ki veriyor. Eritici enzimler... Ve o eritici enzimler de özel enzimler.  Onlar da vazifeli enzimler. Bu şekilde çalışıyor. Sülükler her yeri tumaz. Onlar sadece toksinlerin toplandığı yerleri, ölü dokuların toplandığı yerleri, tıkanıkların oluştuğu yerleri, bölgeleri tutuyor. Hata yapmaz, asla yapmaz! Yapamaz!

Güzin OSMANCIK: Yanis adece hastalıklı yere gidiyor. Normal bir yere gidip asla yapışmıyor. Peki bugün tıpta kullanılıyor mu sülük tedavisi? Mesela  Avrupa'da, Amerika'da?

Dr. Aidin SALİH: Almanya'da hemen hemen her eczanede sülükler satılıyor. Norveç'te şimdi yavaş yavaş popülerlik kazanıyor. Popüler oluyor sülük tedavisi.

Güzin OSMANCIK: Peki Aydın Hanım Norveç ve Almanya'da bulunuyorsunuz genellikle. Çok az Türkiye'ye geliyorsunuz. Bu gelişinizde de buraya gelmeniz nasip oldu. Ben, Nurdan Hanım, size sormak istiyorum. Eskiden tıp ilmini veren Lokman Hekim vardı. Aynı zamanda Peygamberdi de. Zaten hekim, hikmet, hâkim aynı kökten türüyor. Onlar hikmet sahibi kişilerdi. Onlar bitkilerin dilinden mi anlıyorlardı? Hikmet sahibi olduklarına göre...

Dr. Nurdan AKAY: Öyle diyebiliriz yani. Eski kitaplarda geçen tabirler o şekilde. O fıtrata o bitki... Mesela her bitki, diyelim ki civanperçemi şuna şuna iyi gelir deniyor; bize iyi olanları söylüyor ama  bünyeye göre, o kişinin o hastalık durumuna göre onun da tekrar seçimi yapılması gerekiyor aslında ama mesele şu. Bunun seçimini yapacak hekim artık şu anda, bu devirde artık, hikmetle bakan kişi kalmadığı için iş çok daha fabrikasyon bir hale geçmiş.

Güzin OSMANCIK: Onlar hikmet sahibi oldukları için...

Dr. Nurdan AKAY: Mesela zencefil bitkisi sindirim sistemiyle dost ve eski kitaplarda öyle geçiyor. Zencefilin zikriyle sindirim sistemi organlarının ve hücrelerin zikri aynıdır diye geçiyor.

Güzin OSMANCIK: Zikir konusuna geldik. Ben yine Aydın Hanım'a sormak istiyorum. Aydın Hanım, biliyoruz ki insan vücudundaki bütün organlar, hücreler zikrediyorlar ve o zikir sebebiyle mekanizma çalışıyor. Fakat bu hastalanan hücrelerde zikir mi duruyor? Nasıl bir değişime uğruyorlar?

Dr. Aidin SALİH: İsterseniz ben ilk önce derinden başlayacağım. Daha önce biz konuştuk: Allah Cenab-ı Hak onsekiz bin alemi yarattı. Varlıklarla doldurdu ve her varlığa bir vazife verdi. Ve o varlıklar devamlı ve mecburî vazifede. Veya diyebiliriz ki devamlı ve mecburî zikirde: İnsan hariç! Sanki öyle gözüküyor ki, insan hariç. İnsan istese Allah'ı zikrede, istese etmez.

Güzin OSMANCIK: Serbest iradesini kullanıyor.

Dr. Aidin SALİH: Evet. Serbest iradesini kullanıyor. Ancak insanın vücudundaki milyarlarca hücreleri mecburi ve devamlı zikirde. Mesela akciğer hücreleri: Hayy, Hû zikriyle meşgul. Bu zikir durunca zaten akciğer veya hücreler ölüyor. Hayy ile insan dünyaya (geliyor), Hû ile ayrılıyor. Hayy – Hû... Ömür boyu.

İsra 44 -  Yedi kat gökler ve yeryüzü ve onlarda bulunanlar,  Allah'ı zikrederler. Allah'ı hamd ile zikretmeyen bir şey yoktur. Fakat onların zikirlerini siz anlayamazsınız.

« Son Düzenleme: 01 Mart 2009, 09:38:47 Gönderen: Ay Işığı »
اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ

Çevrimdışı Devri Âlem

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 429
Gerçek Tıp-Yitik Şifanın İzinde
« Yanıtla #5 : 01 Mart 2009, 06:53:11 »
Bâb-ı Alem – MPL TV - Ekim 2007
Program Sunucusu: Güniz OSMANCIK (Gazeteci – Yazar)

6. Bölüm

Dr. Aidin SALİH: ... kalp hücreleri: Allah Allah... Her doktor işitir (steteskopu ima ederek). Allah, Allah, Allah... Bozulunca...

Güzin OSMANCIK: ... kalbini dinlediği zaman...

Dr. Aidin SALİH: Evet. Zikir bozulunca kalp hastalıkları meydana geliyor.  Evet, şimdi... Hücrelerin zikri nasıl bozuluyor? Bozulma uzun zaman önce başladı. Kimyasallar ile, ilaçlar ile... Şimdi hücrelerin zikrine o kadar yoğun bir bozulma geliyor (ki) biz artık sel altındayız. Bir taraftan aşılar, bir taraftan ilaçlar... O zaman ilaçlardan bahsedelim. Daha önce doğal ilaçlar vardı. Örnek olarak Asprin'i alalım. Asprin, söğüt ağacından elde ediliyordu ve çok doğal, iyi bir ilaçtı. Ateşi normale kadar indirmiyordu. Biraz indiriyordu. Söğüt ağacı yaprakları ve kabuklarını hep kullanıyordu hekimler. Sonra söğüt ağaçları azaldı; dünya nüfusu çoğaldı ve artık sentetik Aspirin üretiliyor. Her ilaç öyle. Bakın! İlaç aslında tuzaktır. Doğalı kullanmaya başlıyor, sonra sentetiğe dönüyor; muhakkak, mecbur!.. Mecbur! Ve nanoteknoloji ve gen teknoloji yöntemleri ile ilaçları üretiyorlar. Hazır yiyeceklere bakın, ilaçlara bakın: Enzimler, hormonlar. Vücudumuzda belki milyonlarca enzim üretiliyor. O enzimler bütün işlemleri yönetiyor. Enzimler ve hormonlar... Sentetik hormonu vücuda eklemek ne demek? 'Senin canlı, Allah'ın yarattığı (hormonunu) başka bir sentetik yaratık ile değiştir(men demek). O seni artık yönetiyor.  İnsan önceden yavaş yavaş, şimdi hızlı hızlı robot haline geliyor. İnsanlar Biorobot. Bilhassa gençler... Hazır yiyecekler, yoğun ilaç kullanımı, içecekler, yiyecekler, aromalar, televizyon, elektro manyetik aletlerle etkileşim, cep telefonları hep bizim genetiğimizi değiştiriyor. Hücrelerimizi genetiğini değiştiriyor ve onlar kendi zikrini değiştiriyor. 

Güzin OSMANCIK: Genetiği değiştiği için zikirleri değişiyor?  Zikirleri değiştiği zaman hastalık başlıyor.

Dr. Aidin SALİH: Hastalık ve robotluk meydana geliyor. İnsan, insan sıfatlarından ayrılıyor, biorobot oluyor.

Güzin OSMANCIK: Peki bu açlık olduğu zaman, sağlıklı hücreler zikri olmayan hücreleri mi tüketiyorlar?

Dr. Aidin SALİH: (Gülümseyerek) Evet. Hadis-i Şerif var. Muhammed aleyhisselam sallAllahu aleyhivessellem veya Adem aleyhisselam'dan sonra bu saniyeye kadar dünyada hiçbirşey değişmedi. Sadece imtihan sahneleri değişiyor. Aynen daha önce Allah'ın sistemi, zikirden ayrılan hücreleri parçalıyordu; yok ediyordu. Aynen bugün de öyle. Zikirden ayrılan hücreleri sadece Kur'an-ı Kerim zikri, okumasıyla ve açlıkla biz bertaraf edebiliriz.

Güzin OSMANCIK: Yani Kur'an-ı Kerim'in de bu konuda çok büyük tedavi etme özelliği var?

Dr. Aidin SALİH: Ya. Çok büyük tedavi... Ancak Muhammed aleyhisselam sallAllahu aleyhivessellem dedi ki: 'İlim, nakil ile olmaz! Nakil ile osaydı herkes âlim olurdu.' Kitap oku, âlim ol! Yok böyle bir mekanizma. Kur'an-ı Kerim de okumayla olmaz. Sen (hızlı hızlı) okuyorsun. Faydasız. Kalp ile okuyacaksın.

Güzin OSMANCIK: Peki, Nurdan hanım, size söyleyeceğim. Bir Ramazan ayımız var bizim. Şu an Ramazan'dayız. Burada Allah üç güzelliği bir arada vermiş. Onu sizden dinleyebilir miyiz? Hem oruç, hem Kur'an, hem yardımlaşma.

Dr. Nurdan AKAY: Şimdi temizlenme ya da tekamül etme dediğiniz zaman genelde şu algılanıyor: Kur'an okuruz, ibadetlerimizi yaparız, sosyal yardımlaşma tarafını yaparız. Ama beden temizliği olsun, Kur'an okurken mesela, aç vaziyette okumakla tok vaziyette okumanın farkı olsun, bu tarz detaylar bu devirde unutulmuş durumda. Halbuki bunlar sizin ilerlemenize çok büyük fayda getirecek. Bunun da tasavvuf eğitiminde – onlar psikolojik eğitimler bir şekilde, oralarda bir karanlık odaya kapatılıyorlar kırk gün, değişik saatler, değişik vakitler; usülleri var. O usüller sırasında çok az yemek veriliyor Ramazan olmasa dahi onlara. O gelişimle ruhsal gelişimin de açlığın da bir bağlantısı var. Uzun bir süre gıda alımı olmadığı zaman vücuda sizin ilerlemeniz, Allah'a yakın hissetmeniz, ilhama açık hale gelmeniz,  mesela şiir yazma yeteneğiyle... Şimdi bugünkü söz yazarlarına söylemek lazım. Bunlar bir takım değişik maddeler kullanma yoluna gidebiliyorlar ama aç dursalar çok daha etkili şiirler yazabilirler.

Güzin OSMANCIK: Allah'ın yardımı o zaman çok daha fazla geliyor.

Dr. Nurdan AKAY: Bu gelişim... İstediğimiz o bizim. Kendimizi geliştirmek dediğimiz şey - 'iki günü birbirine eşit olan ziyandadır' sözünün ışığında, bu ulvi şeyin bir ayağı da açlıktır. İbadet, Kur'an okumak ya da yardım etmek, hizmet etmek, değişik yöntemlerin yanında bir ayağı açlık olmalıdır.

Güzin OSMANCIK: O zaman Ramazan ayının kıymetini çok iyi bilmemiz lazım.

Dr. Nurdan AKAY: Ramazan ayı bize zaten o şekilde verilmiş. Allah bunun bize bu şekilde (vermiş). Zaten açlıkla ilgili soru işareti olan bir insan varsa Ramazan ayına baksın. O bize tavsiye edilmiştir, farz kılınmıştır ve bakın, oruç da var, Kur'an da okuyun işareti de var, sosyal boyutu da var...

Güzin OSMANCIK: Üç boyutuyula birlikte...

Dr. Nurdan AKAY: ...tesbih boyutu da var. Düşünün.

Dr. Aidin SALİH: Muhammed aleyhisselam sallAllahu aleyhivessellem üç ay sadece  üç hurma ile ve suyla geçiriyordu. Demek çok derin manası var orucun.

Dr. Nurdan AKAY: Ashab-ı Suffa için de böyle söyleniyor. Efendimizin yanındaki, o Peygamber mescidinde yaşayan ve genelde  çok garip, çok fakir olan sahabeler... Onlara genelde birileri bir şey getirecek ve öyle yiyecekler, çünkü onlar orada ilimle uğraşıyorlar. Çok fazla  çalışma imkanları da yok. Haftada bir genelde, cumadan cumaya hurma yedikleri ve hurmayla... Kişi başına düşen hurma da bir buçuk kilo sanırım, yanlış olmasın, emin değilim ama bir buçuk kilo civarı, çekirdekleriyle birlikte... Haftada yedikleri yemek bu yani.

Güzin OSMANCIK: O kadar!

Dr. Nurdan AKAY: Bunlar bu şekilde uzun süre yaşıyorlar.

Güzin OSMANCIK: Şimdiki doktorların bir tavsiyesi var mesela. Onu sormak istiyorum. Bir de bununla ilgili bir hadis söylemek istiyorum. Hatta Kur'an-ı Kerim'de ayeti de var. Diyorlar ki mesela 'Kalp hastalarına bir bardak şarap çok iyi gelir'. Halbuki hadislerde de diyor ki 'Allah'ın haram ettiği birşeyden şifa aramayın'. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

Dr. Aidin SALİH: Haram ile şifa olmaz ve daha çok açıklama yapamam çünkü hadiste de var, Kur'an'da da var. Ben, haram ile, haramda şifa arayan müslümanlardan bahsetmek istiyorum. İlaç firmaları sekiz – dokuz yıl önce resmi açıklama yaptı. Onlar bu şekilde söylediler: 'Artık deli dana sebebiyle dana jölesi üretilmiyor; kullanılmıyor ilaçlarda. Sadece domuz jelatini kullanılıyor'.

Güzin OSMANCIK: Yani ilaçlarda sadece domuz jelatini kullanılıyor?

Dr. Aidin SALİH: Sadece domuz jelatini kullanılıyor. Şekerlemelerde, her yerde sadece domuz jelatini kullanılıyor. Çünkü domuzda delilik hastalığı yok. Evet. Ve bunu bilmek imkansız. Bu resmi bir açıklama ve bu hiç saklanmayan bir husus.

« Son Düzenleme: 01 Mart 2009, 09:39:08 Gönderen: Ay Işığı »
اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ

Çevrimdışı Devri Âlem

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 429
Gerçek Tıp-Yitik Şifanın İzinde
« Yanıtla #6 : 01 Mart 2009, 06:55:28 »
Bâb-ı Alem – MPL TV - Ekim 2007
Program Sunucusu: Güniz OSMANCIK (Gazeteci – Yazar)

7. Bölüm

Dr. Aidin SALİH: O zaman her bir ilaçta, hapta jelatin kullanılır; domuz jelatini… O ilaç haram.

Güzin OSMANCIK: Allah’ın haram ettiği bir şey...  O zaman ‘haramda şifa aramayın’ sözü çok güzel oturuyor yerli yerine. O zaman günümüzün korkulu rüyası obeziteye gelelim. Bugün biliyorsunuz özellikle Amerika’da çok yaygın obezite. Türkiye’de de artık yavaş yavaş insanların boyutları değişti.  Hatta Çin’de bile insanların boyları uzamaya başlamış; kiloları artmaya başlamış. Korkunç bir beslenme şeklimiz var.  Bu konuda neler söyleyeceksiniz?

Dr. Nurdan AKAY: Beslenme şeklimiz yanlış. Yani tamamen yanlış. Az yemek gerekiyor. Normalde yememiz gerekenin belki de 4-5 katını yiyoruz. Ay yediğini söyleyen insanları bile bir çıktı yapın; günlük neler yediğini bir not alsın… Kaç kilo yemek yiyoruz! Halbuki insana birkaç yüz gram yemek yeterli.

Güzin OSMANCIK: 250 gram.

Dr. Nurdan AKAY: Ben biraz daha toleranslı söylüyorum. Kitapta o şekilde geçiyor: 250 gram. Ve bir o kadar da su. Düşünün. Bu yeterli. En azından bunu tedavi etme babında, kür gibi kendinize uygulayabilirsiniz. Her zaman bunu yapamıyorsanız bile en azından haftanın belirli günleri ya da yılda belli aylar bunları uygulayabilirsiniz. Mesela Üç Ayları bunun için seçebilirsiniz. Zaten o toksinleri atmaya başladıktan sonra, o fazlalıkları… Kilo dediğiniz şey de aslında büyük oranda toksindir. Mesela 100 kiloluk bir erkek düşünün yapılı, iştahlı bir erkek, et ağırlıklı beslenen bir erkek… Bu insanın bağırsaklarında taşıdığı dışkı kalıntıları diyebileceğimiz – fekaloid deniyor, dışkı taşlarından bahsediyorum-  yani onlar sertleşiyorlar ve bağırsak girintilerinde kalakalıyorlar. Onlar atılmıyorlar.  Bu yapıların 25 kiloya kadar çıkabildiği söyleniyor.

Güzin OSMANCIK: O kadar fazla?..

Dr. Nurdan AKAY: Düşünün yani. 100 kiloluk bir adamın zaten 25 kilo fazlası olsa - çünkü 100 kiloysa belli bir boyu da vardır- zaten bağırsaklarını boşaltarak bile gerçek anlamda bunlardan kurtulabilir ki karaciğeri temizlediğiniz zaman alerjik hastalıklar olsun, bağışıklık sistemi hastalıkları olsun, kanla ilgili sıkıntılar olsun, depresif, sinir sistemiyle alakalı bulgular olsun… Bunlar hepsi zaten otomatik geriliyor.

Güzin OSMANCIK: O zaman şöyle diyebilir miyiz? :  ‘Allah’ın verdiği bütün hastalıkların tedavisi var. ‘

Dr. Nurdan AKAY: Hepsinin sebebi de aynı gibi. Yani çok yemekle bağlantılı. Beslenme bozukluklarıyla bağlantılı. Bu konuda çok çalışmalar oluyor: mesela otistik çocuklarla ilişkili ya da hiperaktif çocuklarla ilişkili. Bunların dönüp baktığınızda beslenme biçimlerini sorguluyorsunuz. Çok çarpıcı bir örnek. Amerika’daki Amish’ler. 1800’lü yılları yaşıyormuş gibi gözüken ama bu devirde yaşayan insanlar… Hiçbir teknoloji kabul etmeyen, elektrik vs. kullanmayan, doğum kontrolü yapmayan insanlar… Bu insanların popülâsyonunda otizm oranı çok düşük. 20 binde bir sanırım. Zaten Amish’ler kaç bin kişi bilmiyorum ama yani her halde bir iki tane hastaları var.

Güzin OSMANCIK: Hastalık oranları da çok düşük değil mi?

Dr. Nurdan AKAY: Otistik çocuk sayısını söylüyorum. Buna paralel, Detroit, Chicago’da yapılmış. Chicago’da yaşayan ortalama popülâsyonda da 250’de bir rastlanıyor. Yani aradaki fark tamamıyla hayat tarzı farklılığı ve çok çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Cipsleri, katkılı besleyici (!) yoğurtları, ya da boya katılmış şekerleri, jelibonları vs.  düşünün çocukların yedikleri her şeyi…

Güzin OSMANCIK: Aroma katılmış her şey değil mi?

Dr. Nurdan AKAY: Aroma, koku, kıvam artırıcı, koruyucu, mikrop engelleyici… Düşünün. O kendine göre haklı çünkü o fabrikada onu üretmek zorunda ve onu aylarca rafta tutmak zorunda. Ama ne olacak onu alan insanın vücudunda?  O kısmından sorumlu değil gibi davranıyor.

Güzin OSMANCIK: O zaman bütün bunlar vücudumuzda bir toksik etki üretiyor ve

Dr. Nurdan AKAY: İşte bunlar, obezite olsun, diğer hastalıklar olsun, bunlar hepsine zemin hazırlamış oluyor.

Güzin OSMANCIK: …ve tekrar beslenme şeklimizi değiştirerek sağlığımıza kavuşabiliriz. Bütün hastalıkların sebebi…

Dr. Nurdan AKAY: O çöpleri atarak, o fazlalıkları götürerek vücuttan yapabiliriz.

Dr. Aidin SALİH: İsterseniz obezite hakkında ben de birkaç kelime söyleyebilirim. Obezite hastalığından 300 gen sorumlu. Obez olunması için 300 genin bozulması lazım. O kadar korkunç bir hasar. Nasıl hastalık oluşuyor? Biz hepatit hakkında de konuştuk, nasıl hepatit oluşuyor (diye). Karışık yemek, fazla yemek, ve şimdi sentetik yemekler yemek. Ambalajlı yiyeceklerin hepsi… Onlar aslında sentetik yiyecekler. Hazım edilmeyen, hazım edilmesi imkansız olan yiyecekler. Siz onların herhangi birini alın ve bir yere koyun. Yıllar sonra gelin, bakın; onlar değişmez. Hiçbir hayvan, hiçbir mikrop, hiçbir sinek dokunmaz. Onlar yiyecek değiller. O yiyecek olmayan besinler… Besinler de değil.  İsmi de yok.

Güzin OSMANCIK: Biz onları bedenimize alıyoruz.

Dr. Aidin SALİH: Biz onları yiyoruz ve o kadar kuvvetli ki bizim hazım sistemimiz, bir şekilde kısmen onları çıkartıyor. Ama çıkartılmayan da depolanıyor. Gaz oluşturuyor, iltihaplanıyor, toksin üreten bir işlem geçiriyor. O gazlar, toksinler hücrelerin genetiğini etkiliyor. Ve bu şekilde genler bozuluyor. Her hastalık bu şekilde meydana geliyor.

Güzin OSMANCIK: Ben bir de özellikle gazlı içecekleri sormak istiyorum. O kadar çok hayatımıza girmiş ki. Hatta sabah kahvaltısında, hatta biliyorsunuz iftarda dahi gazlı içecekleri çok fazla tüketiyoruz. Şişelerce.  Onların içinde nasıl bir madde var ki bu kadar beynimize, vücudumuza bu kadar zarar veriyor.

Dr. Nurdan AKAY: Genelde zaten diyet kola ve diyet içeceklerin kullanımı çok yaygın. İnsanlar bunları tercih eder haldeler ve tavsiye de ediliyor diyetisyenler tarafından. Fakat bu tatlandırıcılar ayrı bir muamma konu. Tatlandırıcılarla da ilgili çok çalışma da var aslında. Bunlar özellikle pankreas üzerinden vücudu yorarak, zorlayarak, hücre içerisinde de aynı şekilde bir takım defektlere sebep olarak insanları uzun vadede hasta ediyorlar. Aspartam’ın ve diğer bütün tatlandırıcıların yaklaşılmaması gereken –mesela diyelim diyabetik hastalar tatlandırıcı kullanırlar. Biz tavsiye etmiyoruz.

Güzin OSMANCIK: İğne yapması gerekiyor ama diyabetik hastaların?

Dr. Nurdan AKAY: Doğal tatlandırıcı, yiyebileceği, kan şekerini çok fazla yükseltmeyecek şeker –meyveler, kurutulmuş meyveler… Onları yiyecek.

Dr. Aidin SALİH: Bal. Gerçek bal.

Güzin OSMANCIK: Bal yiyebilir mi diyabetik hastalar?

Dr. Aidin SALİH: Bal ile Rusya’da diyabet hastalığı tedavi ediliyor.

Güzin OSMANCIK: Çok enteresan. Peki, ben son olarak sizden DNA değişimini, insan vücudundaki DNA değişimleri hakkında bilgi almak istiyorum. Nasıl insan vücudundaki DNA’lar değişiyor?

Dr. Aidin SALİH: Kitapta detaylı anlatılıyor. Bazı sebepler, DNA açabilen sebeplerden bahsedeceğim. Mesela müzik. Siz biliyorsunuz müzik İslam’da yasaktır, haramdır. Ve bugün bazı tip yankılı ses dalgaları… Şöyle başlayayım. Dünya’da her bir canlı varlığın DNA’sı iki kıvrımlı.

Dr. Nurdan AKAY: Çift sarmal DNA dediğimiz…

Dr. Aidin SALİH: Bazı müzik dalgaları bu kıvrımları açabiliyor. Sonra üçüncü kıvrım oluşuyor veya dördüncü kıvrım oluşuyor ve DNA bu şekle geliyor. Bakın, Dünya’da bütün varlıkların DNA’sı iki kıvrımlıdır. Üç kıvrımlı, dört kıvrımlı veya beş kıvrımlı (oluveriyor). Biyologlar diyorlar 12 kıvrıma kadar DNA değişimleri var.


« Son Düzenleme: 01 Mart 2009, 09:39:31 Gönderen: Ay Işığı »
اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ

Çevrimdışı Devri Âlem

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 429
Ynt: Gerçek Tıp-Yitik Şifanın İzinde
« Yanıtla #7 : 01 Mart 2009, 07:06:39 »
Arkadaşlar yazı uzun gelebilir.Ama sabırla okumanızı tavsiye ediyoruz. Çok önemli bilgiler var. Ayrıca Dr. Aidin Salih'in seminerlerinden tutulan notlardan oluşturulan sağlık bilgileri notlarını

http://www.grikedi.com/?file_id=8

http://www.grikedi.com/2006/saglik/saglik-bilgileri-aidin-aydin-salih-gercek-tip/

linklerden indirebilirsiniz.

..
İçindekiler

1. BAŞLICA HASTALIK SEBEPLERİ
- Fazla Yemek
- Karışık Yemek
- Çok Sık Yemek
- Ters Yemek
- Bekletilmiş, Eski, Isıtılmış ve Hazır Yiyecekler
- Zararlı Düşünceler ve Hareketler
- Tarım ve Çiftçilikte Kullanılan İlaçlar
- Ev Temizliğinde Kullanılan Temizleyiciler ve Deterjanlar
- Bu Yanlışlıkların Hastalıklara Yol Açma Sebepleri

2. HZ. ÂDEM’E (A.S.) VERİLEN YİYECEKLER
- Su
- Bal
- Meyve ve Sebzeler
- Süt

3. FAYDALI YİYECEKLER
- Limon
- Kavun
- Domates
- Patates
- Anason
- Hindistan Cevizi
- Tarçın
- Zencefil
- Keten Tohumu
- Kimyon
- Kereviz
- Badem
- Kekik
- Karanfil – Reyhan
- Kepek
- Nar
- Buğday – Arpa
- Çimlenmiş Buğday ve Arpa
- Sarımsak
- İncir
4. EŞSİZ İLAÇLAR
- Limon ve Gliserinli İlaç
- Elma Sirkesi
- Uykusu Kaçan, Sıkıntılı Olanlar için İlaç
- Herkes için Faydalı Sos
- Erkekler için Faydalı Sos

5. DİKKAT EDİLECEK YİYECEKLER
- Beyaz Ekmek
- Kızartılmış Yağlar
- Kavrulmuş Kuruyemişler
6. HASTALIKLAR, RAHATSIZLIKLAR VE TEDAVİLER
- Gaz
- Gaz Toplanmasına Karşı
- Bağırsak Tedavisi
- Bağırsakları Korumak için
- Karaciğer temizlemesi
- Akciğer temizlemesi
- Kan ve Damarları Temizlemesi
- Yüksek Tansiyon
- Kalp Hastalıkları
- Kalp için İlaçlar
- Tümör ve Kanserler
- Rafine Olmuş Yiyecekler
- Kanser için Gereken Tedavi
- Tümör ve Kanser Olanlar için En Güzel Tedavi
- Şeker Hastalığı
- Kadınlarda Yumurtalık ve Rahim Hastalıkları
- Guatr
- Romatizma
- Yasak olan Yiyecekler
- Dalak Tedavisi
- Göz
- Saç Dökülmesi ve Tedavisi
- Mantar
- Migren ve Tedavisi
- İsteksizlik
- Tırnak Batması
- Cinler ve Periler
- Ölüm

7. ORUÇLAR
- 1 Günlük Oruç (36 saatlik oruç)
- 3 Günlük Oruç
- 10 Günlük Oruç

8. HAMİLELİK VE BEBEK BAKIMI BİLGİLERİ
- Bebeklerin Banyosu
- Çocuk Hastalıkları
- Yanık
- Bebeklerin ağızlarındaki beyazlık
- Bebeklerin Kulak Ağrısı
- Bademciklerin Şişmesi, Anjin
- Böbreklerde İltihap ve Kan
- Zatürre
- İshal
- İdrar Tutamama
- Alerji
- Baldan Alerji Olanlar
- Çiçek Tozuna Alerjisi Olanlar
-Hiperaktif Çocuklar
9. HÜLASA

10. A GRUBU KAN İÇİN BESLENME

11. B GRUBU KAN İÇİN BESLENME

12. AB GRUBU KAN İÇİN BESLENME

13. 0 GRUBU KAN İÇİN BESLENME

Daha detaylı bilgi için : Dr. Aydın Salih Gerçek Tıp, Yitik Şifanın İzinde kitabından yararlanabilirsiniz.

« Son Düzenleme: 01 Mart 2009, 07:09:46 Gönderen: Devri Âlem »
اَلْعِلْمُ يَرْفَع بُيوتًا لاَعِمَادًا لَهَا وَالْجِهلُ يَهْدِم بِيُوتَ اْلعِزَّ وَلْكَرَمِ