Gönderen Konu: Gıdayı kontrol eden dünyayı yönetir  (Okunma sayısı 3069 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Gıdayı kontrol eden dünyayı yönetir
« : 16 Şubat 2011, 23:13:05 »

Gıdayı kontrol eden dünyayı yönetir
 
Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’ın söylediği bir sözü hatırladım. “Gıdayı kontrol edersen insanları kontrol edersin.”

İnternette GDO’lu ürünlerle ilgili epey araştırma yapmıştım. Hangi taşı kaldırsam altından “şeytan firma” olarak bilinen Monsanto çıkıyordu. GDO’lu tohumların patentini alarak dünyaya pazarlayan Monsanto. Dünyadaki GDO tohumlarının yüzde doksan beş pazar payını elinde tutan bu firma, hem tohumları hem tohumların ilacını üretiyor. Yani hem hastalığı hem de hastalığın ilacını üreten ilaç firmaları gibi.

Çok ünlü politikacılar bu firmayı açgözlülük nedeniyle destekliyor. Para para para. Monsanto ve piyasanın daha küçük pazarına sahip DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tek elden sunmayı amaçlıyor. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok etmeyi hedefliyorlar.

Bu araştırmalar sırasında ‘Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi’ sitesini keşfetmiştim. Türkiye’de gıda alanında dönen dolapları öğrendikçe içim adeta oyuldu. Bu siteden öğreneceğim çok şey vardı.

İşte bu sitede okuduğum bilgilerden birkaçı:

MONSANTO 1996 yılından beri Türkiye’de çiftçilere ücretsiz GDO’lu tohum dağıtıyor ve bunu özellikle ova bölgelerinde yapıyor. Yayılımı ve çapraz kaçışları daha fazla olsun diye. Çünkü GDO’lar biyolojik olarak yayılabilir özelliktedir.

Yani tozlaşma döneminde bitkilere böcek, rüzgâr vb. etkenlerle taşınan polenler, GDO kaynaklı ise, yapısına girdiği normal özellikteki bitkinin de genetiğini değiştiriyor ve Monsanto patenti elinde bulundurduğu için hiçbir günahı olmayan yan bahçedeki çiftçilerin GDO poleni bulaşmış ürünlerine bile el koyuyor.

2005 yılında Antalya Havalimanında tesadüfen yapılan bavul aramalarından birinde her birinde yaklaşık bin adet GDO’lu domates tohumu olan yedi yüz paket ele geçirilmişti.

Bu bilgiyi okuyunca Monsanto’nun önce domatesleri yiyen Amerika kaynaklı güveleri domates tarlalarına bulaştırabileceğinden şüphe duydum. Hasatları güveler yüzünden mahvolan çiftçiler dört elle sarılacaklardı elbette Monsanto tohumlarına.

Açlıktan insanları ölen Afrikalı ülkelerin (Zambia) yöneticileri bile ABD’nin genetiği değiştirilmiş ürünlerden oluşan gıda yardımlarına itiraz etmişler,“normal gıda” talebinde ısrar etmişlerdi.

Ancak Amerikalı yetkililerden aldıkları yanıt açık ve sert olmuştu:
 “Dilencilerin seçme hakkı olamaz!”

Buna rağmen Zambiya “Frankeştayn ürün” yardımını kabul etmemişti.

Hindistan’da da çiftçilere Monsanto ilk başta ücretsiz tohum dağıtmıştı. Tıpkı gençleri eroine alıştıran çetelerin ilk birkaç dozu ücretsiz vermesi gibi. Bugüne kadar Hindistan’da Monsanto’nun ekonomik baskılarına dayanamayan iki yüz bin çiftçi intihar etti. Bedava peynir sadece fare kapanında bulunur sözünü yine hatırlamıştım.

Monsanto Türkiye’de farklı isimlerle üniversitelerde araştırma çalışmalarına sponsor oluyor, ayrıca bazı asistanları ve profesör unvanlı araştırmacıları kurs vermek amacıyla ABD’ye getiriyor. Burada profesörler ve asistanlar ile bir ticaret anlaşması yapılıyor. Böylelikle Türkiye’ye geri dönen bilim insanları GDO üretmeye başlıyorlar.

GDO’ya destek veren üniversiteler arasında öne çıkanlar; Ankara, Ege, Sabancı ve ODTÜ üniversiteleridir. Monsanto sadece bilim insanları için değil siyasiler için de ABD gezisi organize ediyor. 2009 Nisan ayında ABD’ye giden ve tüm masrafları Monsanto tarafından karşılanan TBMM Tarım Komisyonu üyelerinin ziyaretinin ardından

GDO’ların Türkiye’de serbest bırakılması konuşulmaya başlandı. 26 Ekim 2009’da çıkarılan bir yönetmelikle Türkiye’de GDO’ların ticaretine izin verildi.

Özellikle soya, mısır, pamuk, kanola, kolza, şeker pancarı artık neredeyse tamamen GDO’lu tohumlardan elde ediliyor. Bu ürünler, marketlerde satılan paketlenmiş yiyeceklerin ve içeceklerin yüzde yetmişinde bulunuyor; sert peynirlerde ve bazı sütlerde bile.

GDO’lu mısır çocuk maması için nişasta ve nişasta bazlı şeker yapımında kullanılıyor. Soyadan ise pek çok süt ve süt ürünü üretilebiliyor. Mısır yedi yüz, soya ise dokuz yüz çeşit gıda maddesi içinde kullanılıyor. Kalorisiz şeker olarak kullandığınız ve bütün diyet kolalarda bulunan aspartam (NutraSweet) tamamen GDO’lu. Zaten başlangıçta da laboratuarlarda böcek ilacı olarak üretilmişti.

Buğday, ayçiçeği, pirinç, domates, patates, papaya ve yer fıstığı gibi gıdalar da GDO’lu üretiliyor. Muz, ahududu, çilek, kiraz, ananas, biber, kavun ve karpuzun da denemeleri yapılıyor. Neden meyve ve sebzelerin buzdolabınızda haftalarca hiç bozulmadan kaldığını sanıyorsunuz? GDO’lu ürünlerin raf ömrü uzun oluyor, ama bizim ömrümüz kısalıyor.

İşte 2001-2004 yılları arasında yapılan araştırmalardan bazı veriler:

GDO’lu gıdalarla beslenen anne farelerin yavrularında ölüm oranı beş misli arttı. Yaşayan yavruların DNA yapılarında değişiklik gözlemlendi, ağızlarının içinde kıllar çıktı, düşük ağırlıklı doğdular ve büyüdüklerinde kısır oldukları anlaşıldı.

Erkek farelerin hücreleri hasarlıydı.

GDO’lu mısır, soya ve pamuk tohumlarıyla beslenmiş inek, bufalo ve domuzlarda da bilim insanları kısırlık sorunları, kürtaj, erken doğumlar, mide kanamaları, kanser hücrelerinin çoğalması, bağışıklık sistemi zayıflaması, böbrek, kan ve karaciğer sorunları ve açıklanamayan ölümler yaşadıklarını tespit ettiler.

Ülkemde market raflarında ürünler de maalesef büyük oranda GDO’luydu.

GDO’lu tohumlar kendilerini üretemiyor. Yani kısırlar. Tıpkı bu tohumlardan üretilen gıdaları yiyen hayvanların kısırlaştığı gibi. Çiftçiler her sene Monsanto’dan yeniden tohum almak zorunda. Dünyada da kısırlık sorunları arttığı için tüp bebek, suni döllenme ihtiyacı da artıyor. Bu bir tesadüf mü?

GDO’lu gıdaları yemeye devam edersek birkaç nesil sonra sadece yaşlanma hızlanacak, ensülin direnci nedeniyle obezite ‘normal beden’ olacak, temel organların yapısı değişecek, kısırlık iyice artacak, bu da sonumuzu getirecek.

Gittikçe artan şişmanlık, doymak bilmeyen ve hâlâ kendilerini aç hisseden insanlar… Düşük kaliteli gıdalarla beslenen insan daima aç oluyor. Gerçek gıdaya aç ve daha fazla tüketiyor. Sürekli yiyor. Kısır bir döngü.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’ın söylediği bir sözü hatırladım. “Gıdayı kontrol edersen insanları kontrol edersin.”

Şişmanlık ve obezite tüm dünyada çok genç yaşlara inmiş durumda.

Organik gıdaların uzun vadede çok daha ucuza geldiğini fark etmek lazım. İnsan besin değeri yüksek gıdaları tükettikçe daha az gıdaya ihtiyaç duyuyor. Bu da daha az kalori demek. Herkes doğal besin talep ettiğinde organik ürünlerin fiyatı da düşecektir. Diğer firmalar da kendilerine çeki düzen verme ihtiyacını duyacaktır.

Organik beslenmek, sağlığı yeniden kazanmak için harcanan ilaç ve doktor paralarından ve kaybedilen zamandan daha avantajlı. İnsanın enerjisi ve sağlığı, iş yaşamında da paraya tekabül ediyor.

Verimli çalışan insanın değeri daha kolay fark edilir.

Sevgiyle hoşça olun.

Bu yazı Nil Gün’ün Kasım 2010′da çıkan Geleceği Hatırlamak kitabından alıntıdır.

iyilikgüzellik
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Şişmanlamanızın Nedeni Bu Gıda!
« Yanıtla #1 : 03 Haziran 2011, 14:23:38 »
Şişmanlamanızın Nedeni Bu Gıda!

Bu gıdalar insülin sistemini etkiliyorlar, yağ kazandırıp kas kaybettiriyorlar!
 
Georgetown Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Natrol Şirketinin doktorlarından Prof. Dr. Harry Preuss, obeziteye neden olma konusunda karbonhidratların önemli bir role sahip olduğunu belirterek, ''Çünkü insülin sistemini etkilerler. İnsülin sisteminin etkilenmesinin sonucu da yağ kazanıp kas kaybetmeye meyilli olmaktır'' dedi.
 
Bir seminer için İstanbul'a gelen Prof. Dr. Preuss, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ''Obeziteye neden olma konusunda karbonhidratlar önemli bir role sahip. Çünkü insülin sistemini etkilerler.
 
İnsülin sisteminin etkilenmesinin sonucu da yağ kazanıp kas kaybetmeye meyilli olmaktır'' şeklinde konuştu. Çabuk emilen karbonhidratları yemeyi azaltmak ya da bunların emilimini yavaşlatan besin destekleri kullanmak gerektiğini belirten Preuss, ''Şeker, yüksek furuktozlu mısır şurupları, meyve suları, asitli meşrubatlar, beyaz ekmek, pirinç, beyaz undan yapılan yemekler, patates gibi gıdaların tüketilmesi azaltılmalıdır'' dedi.
 
Preuss, vücuda aşırı karbonhidrat yüklemesi sonucu oluşan nişasta zincirinin, vücuttaki ''alfa-amilazı'' denilen enzim tarafından parçalandığını ve karbonhidratın çok hızlı bir şekilde kana karıştığını vurgulayarak, ''Ancak alfa-amilazı enzimini bloke ederek, bu nişasta zincirinin parçalanmasını önler ve karbonhidratın kana karışmasını önlersiniz'' diye konuştu
 
Bu yolla bu şeker moleküllerinin vücut tarafından emilerek yağ olarak depolanıp saklanmasının önüne geçilebileceğini ve yeni yağların oluşumunun durdurulacağını ifade eden Preuss, şöyle devam etti: ''Karbonhidrat alımında aç ya da tok olmak önemli değil. Önemli olan bu karbonhidratların çabuk emilebilen olmasıdır.
 
Dolayısıyla lifli gıdalar tüketmeye özen gösterebilir ya da karbonhidrat bloke edebilen besin destekleri alabilirsiniz. Ben kilo kontrolüne yardımcı olan doğal maddelerin bir arada bulunduğu formları öneriyorum.
 
Bunların hepsi aslında farklı bir işe yarıyor. Örneğin bunlardan biri kalori yakımını hızlandırıyor, biri iştahın bastırılmasına yardımcı oluyor, birisi insülin sisteminin baskılanmasını sağlıyor gibi... Karbonhidrat bloke edici ürünleri seviyorum. Çünkü çalışmalar deneysel olarak gösteriyor ki karbonhidrat bloke ediciler, insülin sistemini normal düzeyde tutuyor.
 
Bazı karbonhidratlar da var ki emilimleri zayıf olduğu için direk bağırsak sistemine gider. Bu karbonhidratlar bağırsak sistemine gidince orada küçük alkol zincirleri oluşturur ve bu da kolon kanserine karşı koruyucu etki sağlar.
 
Yani zayıflarken kas değilde yağ kaybetmeniz önemli. Halka, diyet ve egzersiz yaparken karbonhidrat bloke edici doğal besin destekleri alabileceklerini ama sadece Türkiye'de belli onaylardan geçmiş sadece eczanelerde satılanları almalarını tavsiye ediyorum.
 
Besin desteği alırken de içeriğinde sentetik madde içermeyen, tamamen bitkisel içerikli olmasına dikkat edilmesini öneriyoruz.
 

hastane.com
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ucuz etin yüksek maliyeti!
« Yanıtla #2 : 21 Haziran 2011, 00:22:48 »
Ucuz etin yüksek maliyeti!

İşte Türkiye'nin ithal etmeye başladığı ucuz etlerin perde arkası!

Fabrika çiftçiliğinin yararı, çok sayıda hayvanı küçük yerlere kapatarak elde edilebilen ucuz et. Bunun muhtemelen en büyük maliyeti ise insan sağlığı üzerindeki olası etkisi. Fabrika çiftliklerde yetiştirilen hayvanlara, büyümelerini kolaylaştırmak ve aşırı kalabalığın tehlikelerini dengelemek için normal beslenme düzeni kapsamında, bakterileri öldüremeyecek kadar küçük dozda antibiyotik verilir.
 
Fabrika çiftlikleri aslında antibiyotiğe dirençli bakteriler yetiştiriyor ve bazı antibiyotikler, artık insanlarda olması gerektiği kadar etkili olmuyor. Ucuz etin bedelini, bugüne kadar geliştirilmiş en önemli ilaçlardan bazılarını feda ederek ödüyoruz.
 
Ulusal Kaynakları Koruma Konseyi Mayıs ayında, başka grupların da desteğiyle, çiftlik hayvanlarında tedavi amacı dışında penisilin ve tetrasiklin kullanımına son vermesi için, ABD Gıda ve İlaç Dairesi'ni (FDA) dava etti. Bu durumda veterinerler hasta hayvanları bu ilaçlarla hâlâ tedavi edebilecek, ama bunları düzenli olarak hayvanların besinlerine katamayacak.

FDA'in elinde bu ilaçları yasaklayacak bilimsel çalışmalar ve yetki yıllardır var.

Ancak antibiyotik yasağını destekleyen ABD Tıp Derneği ile Dünya Sağlık Örgütü'nün güçlü itirazlarına rağmen, hep ilaç ve çiftlik lobisinin baskısına boyun eğdi.

Şirketlere ait fabrika çiftliklerinin değerli ilaçları sadece, hastalık riski yaratan koşullarda tutulan hayvanların büyümesini kolaylaştırmak için kullanarak heba etmesini durdurma zamanı geldi.

Son tahminlere göre, ABD'de satılan antibiyotiğin yüzde 70'i çiftlik hayvanlarında kullanılıyor. FDA tehlikeli ilaç kullanımını bitirmek için kendi bilimsel çıkarımlarına ve yasal yükümlülüğüne dayanıp bunu değiştirebilir.

New York Times/ Sabah
*~*~* TUĞRA *~*~*

mazhar

  • Ziyaretçi
Ynt: Gıdayı kontrol eden dünyayı yönetir
« Yanıtla #3 : 16 Ağustos 2012, 20:58:30 »
Greenpeace ‘Yemezler’ dedi 29 GDO’lu ürün direkten döndü


  Çevre örgütü Greenpeace’in ‘Yemezler’ kampanyası ve gıda sektörünün önde gelen kuruluşlarının karşı çıkmasıyla 29 GDO’lu ürünün ithalatına kapı açacak başvuru geri çekildi



Türkiye Gıda ve İçecek Sanayi Dernekleri Federasyonu (TGDF), 29 genetiği değiştirilmiş organizmalı (GDO) ürünün gıda üretiminde kullanılması için yaptığı başvurudan vazgeçti. TGDF; Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na gönderdiği bir dilekçeyle 29 GDO gen başvurusunu geri çekti.
TGDF Başkanı Şemsi Kopuz; GDO konusunda kamuoyunda yaşanan karmaşanın bir an önce sona ermesi için Biyogüvenlik Kurulu’nu göreve davet ettiklerini belirterek, “kaçınılmaz bulaşmadan kaynaklanan sorunları” çözecek adımların atılmasını talep ettiklerini ve başvuruyu geri çektiklerini vurguladı. Kopuz 29 genin onaylanması değil, tanımlanması için Biyogüvenlik Kurulu’na başvurduklarını da söyledi. Çevre örgütü Greenpeace bir süredir TGDF’nin gıda amaçlı GDO başvurusunu geri çekmesi için “Yemezler” kampanyası yürütüyordu. TGDF üyesi baklava üreticisi Karaköy Güllüoğlu, “Tüketicinin sağlığını hiçe sayan hiçbir kurumla işbirliği yapmayız” diyerek, TGDF üyeliğinden çekildiğini açıklamıştı.

Lider markalara teşekkür...
Greenpeace Akdeniz Tarım Kampanyası Sorumlusu Tarık Nejat Dinç TGDF’nin kararı sonrası yaptığı açıklamada şunları kaydetti:
“Türkiye’nin tüm gıda ve içecek firmalarını barındıran federasyonun aldığı bu karar, tarihi bir adım. Halkın GDO hassasiyetini TGDF’ye ileten, başta Ülker ve Karaköy Güllüoğlu olmak üzere Sana, Eti, Algida ve Nestle gibi TGDF bünyesinde yer alan firmalara sağduyulu tavırlarından dolayı teşekkür ederiz. Federasyonun açıklamasından, söz konusu başvuruların, ürünlerinde GDO kullanmak amaçlı değil, sadece istemsiz GDO bulaşıklığından kaynaklanan sıkıntılara bir çözüm bulma çabası olduğunu anlıyoruz.
Bu konuda en büyük başarı, hassasiyetini aktif olarak dile getiren halkın. TGDF’nin takdirle karşıladığımız bu kararı çok anlamlı. GDO’suz Türkiye yaratmak için sıra, GDO’ya karşı olduğunu açıklayan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’de.”

3 GDO’lu ürüne ön izin çıkmıştı

TGDF’nin yaptığı başvurunun ilk değerlendirme sonuçlarına göre, 21 çeşit mısır, 3 çeşit soya, 3 çeşit kanola, 1 çeşit şeker pancarı ve 1 çeşit patates olmak üzere 29 çeşit GDO’lu üründen 3’üne izin yolu gözükmüştü. Biyogüvenlik Kurulu komite raporlarında gıda amaçlı 21 GDO’lu mısır çeşidinin ithalatına izin verilmesi riskli görülürken 3 GDO’lu soya çeşidinin yalnızca tam rafine yağ elde etme amacıyla kullanılması şartıyla ithal edilebileceği kararı verilmişti.
Komite kararı Biyogüvenlik Kurulu tarafından kabul edilip Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından onaylandığı takdirde Türkiye ilk kez gıda amaçlı GDO’lu ürün ithaline başlayacaktı.    
24 ayrı sektör derneğinin çatı organizasyonu olan TGDF, 2000 yılından bu yana sektörün en büyük sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet gösteriyor. TGDF Başkanı Şemsi Kopuz, yaptığı açıklamada yasal altyapının bir an önce netleştirilmesi ve sektörün GDO’suz hammadde sağlayabilmesinin önemine işaret etti.

 Milliyet.com

  
« Son Düzenleme: 16 Ağustos 2012, 21:01:53 Gönderen: mazhar »