Gönderen Konu: Şâh-ı Nakşibend Behaeddîn-i Buhârî "rahmetullahi aleyh" hazretleri  (Okunma sayısı 5058 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı haya

  • haya
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 17

Şâh-ı Nakşibend Behaeddîn-i Buhârî "rahmetullahi aleyh" hazretleri


Buyurdular ki;


Bir kimse nefsine muhâlefet etmeye muvaffak olursa, ameli az da olsa, nefsinin isteklerine boyun eğmemeye muvaffak olduğu için, şükür etmesi lâzımdır. Ebdâllerin makâmını isteyen kimsenin, hâlini değiştirmesi, yani nefsine muhâlefet etmesi lâzımdır.


Bizim yolumuz, Allahü teâlâ’nın gösterdiği kurtuluş yoludur. Çünkü bu yol, sünnete uymak ve Eshâb-ı kirâma "aleyhimürrıdvân" tâbi’ olmaktır. İşte bu sebeple, bizim yolumuzda az zamânda çok kazanç elde edilir. Fakat sünnete uymak ve riâyet etmek, sabır ve tahammül ister. Biz, bizim yolumuza girenleri, istersek kolayca çekerek, dilersek bir başka usûlle terbiye ederiz. Çünkü rehber olan âlim, bir tabîbe benzer. Hastanın hastalığını, derdini tespit eder ve ona göre ilâç verir. Bizim yolumuzda yalnız kalmak değil, sohbet esastır. Sohbetin de şartları vardır. İki kişi sohbet etmek isterse, birbirinden emîn olmaları icap eder. Böyle olmazsa, sohbetten fâide hâsıl olmaz. Bizim sohbetimize girenlerin kalplerinde, muhabbet tohumu vardır. Kısaca bu yola, Ehl-i sünnet ve cemâat yolu denir. Bizim sohbetimize dâhil olanların kalbine muhabbet tohumu atılmıştır. Fakat Allahü teâlâ’dan başka her şeyden alâkasını kesmemiş olabilir. Bu durumda sohbetimize katılan kimsenin kalbinde, Allahü teâlâ’nın sevgisinden başka neye bağlılık varsa, onu kalbinden temizleriz. Kalbinde bize karşı meyli ve muhabbeti olanlara muhabbet tohumu ekip, gece gündüz onu terbiye etmemiz bizim vazîfemizdir. Muhabbet için uzakta olmak fark etmez.


Lâ ilâhe illAllah kelimesini söylemenin hakîkati, Allahü teâlâdan başka ne varsa hepsini yok bilmektir.


İslâm dîninin hükümlerini yapmak, yani emirleri yapıp, yasaklardan sakınmak, harâmları, şüpheli şeyleri, hattâ mubâhların fazlasını terk etmek, ruhsatlardan uzak durmak, mubâhları zarûret miktârınca kullanmak, tamâmen nûr ve safâdır. Aynı zamânda Evliyâlık derecelerine kavuşturan bir vâsıtadır. Vilâyet derecelerine bunlarla ulaşılır. Uzak kalanların hepsi, bunlara dikkat etmediklerinden uzak kalırlar ve kendi arzûlarına uyarlar. Yoksa Allahü teâlâ’nın feyzi her ân gelmektedir.


Kendisinden kerâmet isteyenlere; “Bizim kerâmetimiz açıktır. Bu kadar çok günâh ile yeryüzünde yürümemizden büyük kerâmet olur mu?” Bir defasında ise; “Biz Allahü teâlâ’nın fadlına, ihsânına kavuştuk. Bizi muratlardan, çekip götürülenlerden eyledi,” buyurdular.

Aramadan, bulmadan,
Sararmadan, solmadan,
Derdiyle kul olmadan,
Sultanı arzularsın.

Çevrimdışı haya

  • haya
  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 17
Şâh-ı Nakşibend Behaeddîn-i Buhârî "rahmetullahi aleyh" hazretleri

Şâh-ı Nakşîbend Behâeddîn-i Buhârî hazretleri "kuddise sirruh", bir defasında, Buhârâda Gülâbâd mahallesinde bir dostunun evinde, talebeleri ile sohbet ediyordu. Talebelerinden Molla Necmeddîne dönüp; ”Sana ne söylersem, sözümü tutup söylediğimi yapar mısın?“ dedi. Molla Necmeddîn, ”Elbette yaparım efendim,” dedi. ”Eğer bir günâh işlemeni söylesem yapar mısın? Meselâ hırsızlık yap desem yapar mısın?“ dedi. Bunun üzerine Molla Necmeddîn; ”Mâzur görünüz efendim, hırsızlık yapamam,” dedi. “Mâdem ki bu husustaki isteğimizi kabûl etmiyorsun, meclismizi terk et!” buyurdu. Molla Necmeddîn bunu duyunca, dehşet içinde kalıp, olduğu yere düştü ve bayıldı. Orada bulunanlar Behâeddîn-i Buhârî hazretlerine yalvarıp, onun afv edilmesini istediler. Kabûl edip afv etti. Molla Necmeddîn de kendine gelip kalktı. Bundan sonra hep berâber o evden dışarı çıktılar. Semerkand Vâdisi denilen tarafa doğru gittiler. Behâeddîn-i Buhârî hazretleri yolda giderlerken, bir ev duvarı gösterip, talebelerine dedi ki: Bu duvarı delin. Evin içinde falan yerde bir çuval kumaş vardır. Onu alıp getirin. Talebeleri bu emre uyup, duvarı yardılar. Kumaş dolu çuvalı buldular ve çıkarıp getirdiler. Sonra bir köşeye çekilip bir müddet oturdular. Bu sırada bir köpek sesi işitildi. Behâeddîn-i Buhârî hazretleri, talebesi Molla Necmeddîne; “Bir arkadaşınla gidip, evin etrâfına bakın, ne vardır,” dedi. Gidip baktılar ki, eve hırsızlar gelmiş, başka bir duvarı yarıp, evde ne varsa almışlar. Gidip bu durumu Behâeddîn-i Buhârî hazretlerine haber verdiler. Talebeler bu hâle şaştılar. Sonra tekrâr talebeleri ile birlikte önceki misâfir oldukları eve döndüler. Sabâhleyin, gece o evden aldırdığı kumaş dolu çuvalı sahibine gönderdi. Talebelerine; “Gece buradan geçerken, bu malınızı alarak hırsızların çalmasına mâni’ olduk, bu malınızı hırsızlardan kurtardık,” demelerini tembih etti. Onlar da götürüp sahibine teslîm ederek durumu anlattılar. Behâeddîn-i Buhârî, bundan sonra talebesi Molla Necmeddîne dönüp; “Eğer sen emrimize uyup da bu hizmeti yapsaydın, sana çok sırlar açılacak ve çok şey kazanacaktın. Neyleyelim ki, nasibin yokmuş,” dedi. Molla Necmeddîn ise, yaptığına çok pişmân olup, yanıp yakındı.


Şâh-ı Nakşîbend Behâeddîn-i Buhârî “kaddesAllahü sirrehül’azîz”, Allahü teâlâ’nın kullarına şefkat ve acımasının çokluğundan, on iki gün başını secdeye koyup, Allahü teâlâ’dan, kolay ilerlenen, kolay ele geçen ve elbette kavuşturucu olan bir yol istedi. Duâsı kabûl edildi. Bu yol; yemekte, içmekte, giyimde, oturmakta ve âdetlerde orta derecede olmaktır. Kalbi çeşitli düşüncelerden korumaktır. Her ân güzel ahlâkla ahlâklanmaktır.


Buyurdular ki;


Yolun esâsı, kalbe teveccühtür. Kalp ile de, Allahü teâlâ’ya teveccühtür. Kalp ile çok zikr etmektir. Farz ve sünnetleri edâ etmektir. Yemek, içmek, giymek ve oturmakta, işlerde ve âdetlerde orta derecede olmaktır. Kalbi kötü düşüncelerden, vesveseden korumaktır. Kendisine rehber olan âlimin sohbetini ganîmet bilmektir. Hocasının huzûrunda iken ve uzakta iken edebe uymaktır. Bu yoldan maksat ve ele geçen şey; Allahü teâlâ’nın devâmlı huzûrunda olmaktır. Eshâb-ı kirâm zamânında buna “ihsân” denilmişti. Bu yolda ilerleme esnâsında; nefsin arzûlarını yok etmek, nûrlara ve hâllere gömülmek, fenâ ve bekâ makâmlarına ulaşmak, üstün ahlâk ile ahlâklanmak gibi on makâm ele geçer
Aramadan, bulmadan,
Sararmadan, solmadan,
Derdiyle kul olmadan,
Sultanı arzularsın.

Çevrimdışı lalegül

  • yazar
  • ****
  • İleti: 513
    • Sidre.net

Bizim yolumuz, Allahü teâlâ’nın gösterdiği kurtuluş yoludur. Çünkü bu yol, sünnete uymak ve Eshâb-ı kirâma "aleyhimürrıdvân" tâbi’ olmaktır. İşte bu sebeple, bizim yolumuzda az zamânda çok kazanç elde edilir. Fakat sünnete uymak ve riâyet etmek, sabır ve tahammül ister. Biz, bizim yolumuza girenleri, istersek kolayca çekerek, dilersek bir başka usûlle terbiye ederiz. Çünkü rehber olan âlim, bir tabîbe benzer. Hastanın hastalığını, derdini tespit eder ve ona göre ilâç verir. Bizim yolumuzda yalnız kalmak değil, sohbet esastır. Sohbetin de şartları vardır. İki kişi sohbet etmek isterse, birbirinden emîn olmaları icap eder. Böyle olmazsa, sohbetten fâide hâsıl olmaz. Bizim sohbetimize girenlerin kalplerinde, muhabbet tohumu vardır. Kısaca bu yola, Ehl-i sünnet ve cemâat yolu denir. Bizim sohbetimize dâhil olanların kalbine muhabbet tohumu atılmıştır. Fakat Allahü teâlâ’dan başka her şeyden alâkasını kesmemiş olabilir. Bu durumda sohbetimize katılan kimsenin kalbinde, Allahü teâlâ’nın sevgisinden başka neye bağlılık varsa, onu kalbinden temizleriz. Kalbinde bize karşı meyli ve muhabbeti olanlara muhabbet tohumu ekip, gece gündüz onu terbiye etmemiz bizim vazîfemizdir. Muhabbet için uzakta olmak fark etmez.



Bu çok kıymetli konu için çok teşekkürler,Allah razı olsun.
Şu rahmete bakın ki,
insanlar bütün azalarıyla günah işlerken,
sadece diliyle yaptığı tövbeyle affolunuyor.

Aziz Mahmud Hüdai (k.s)

Çevrimdışı Lika

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 3892
Allah razı olsun haya kardeşim. Bu hadiseyi her okuduğumuzda gönül sultanlarımızın derin ve engin mana ufkunu, itaatin önemini daha iyi anlıyoruz...
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim