Gönderen Konu: Göz Sağlığı İle İlgili Bilgiler-Haberler  (Okunma sayısı 39408 defa)

0 Üye ve 3 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Ekran başında çalışanlar göz kuruluğuna dikkat
« Yanıtla #15 : 16 Ekim 2008, 08:35:59 »


Bilgisayar ekranı karşısında uzun süre çalışan kişilerde göz kuruluğu tehlikesi ortaya çıkıyor. Kızarma veya kanlanma, göz yaşarması gibi belirtilerle kendisini gösteren göz kuruluğu, damla ve jel preparatlarla tedavi edilebiliyor.

Gözyaşı, gözün sağlıklı kalmasını ve göz kırpma hareketinin yapılabilmesini sağlıyor. Gözyaşı, göz yüzeyinin her zaman kaygan ve nemli tutulmasına imkan tanıyor. Derman Tıp Polikliniğinde göreve başlayan Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Kemran Gök, gözyaşı olmamasının kuru göz olarak bilinen göz problemine yol açtığını söyledi.

Günümüzde özellikle uzun süre bilgisayar karşısında iş yapan ve klimalı ortamlarda çalışan kişilerde gözyaşı salgılanamaması sonucu göz kuruluğu meydana geldiğini belirten Op. Dr.Gök, gözyaşını oluşturan bileşenlerin yeterli miktarda üretilmemesi veya bir bileşenin eksik olmasının, göz yüzeyi üzerinde kuru noktaların oluşmasına sebep olduğunu vurguladı.

Göz kuruluğunun; gözlerde batma yanma ve kaşıntı hissi, gözlerin içinde veya çevresinde ip gibi çapaklanma, uzun süre bir şey okuduktan sonra göz yorgunluğu gibi belirtilerle kendini gösterdiğini anlatan Op.Dr. Gök, "Bu durumda da göz ile göz kapağı arasında sürekli bir sürtünme meydana gelir. Örneğin gözyaşı kuruluğu olan hastalarda, gözlerde sürekli bir yanma ve göz içine kum dolmuş hissi yaşanır.

Gözler batar, kaşınır, şişer, kızarır, daha kolay enfekte olur ve hastalığın ileri aşamalarında korneadaki hasara bağlı olarak hasta gözünü kaybedebilir. söz konusu rahatsızlığın tedavisinde gözyaşı damlalarının, gözyaşı drenajının engellenmesini, doğal gözyaşının takviyesini ve birikmesini sağlar. Bunun için damla ve jel preparatları kullanılmaktadır. Özellikle şiddetli kuruluk durumlarında gözyaşını boşaltan kanalların tıkanması, tıkaç kullanılması, cerrahi yöntemler, koterizasyon gibi yöntemlerle olabilir" dedi.

KLİMALI ORTAMLAR KURULUĞA SEBEP OLUYOR

Göz kuruluğunun birçok sebebi olduğunun altını çizen Dr. Gök, "Yaşın ilerlemesiyle gözyaşı üretiminin azalması da sebepler arasında sayılıyor. Kullanılan pek çok ilaç da göz kuruluğuna sebep olabiliyor. Ayrıca klimalı ortamda çalışan ve bilgisayar kullanan kişilerde göz kuruluğuna daha çok ortaya rastlanıyor.

Göz kuruluğunu önlemek için de gözlerinize hava üflenmesinden kaçının. Saç kurutma makinelerini, otomobil radyatörlerini, klimaları veya pervaneleri gözlerinize doğrultmayın. Rüzgarlı günlerde gözlük takın, yüzerken de yüzücü gözlüğü kullanın. Göz kırpmayı unutmayın. Bilinçli bir biçimde, tekrar tekrar göz kırpmak kendi gözyaşınızın daha eşit olarak dağıtılmasına yardımcı olabilir. Gözlerinizi ovmaktan kaçının. Gözlerinizi ovarak daha fazla tahriş edersiniz" tavsiyesinde bulundu.

iha

« Son Düzenleme: 17 Ekim 2008, 17:13:02 Gönderen: Ber-ceste »
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Ber-ceste

  • yazar
  • ****
  • İleti: 551
Göz kuruluğu körlüğe neden olabiliyor
« Yanıtla #16 : 17 Ekim 2008, 17:16:24 »
Göz kuruluğu körlüğe neden olabiliyor 

İSTANBUL (İHA) - Bilgisayar karşısında uzun süre çalışan kimselerde göz kırpma aralığının uzaması nedeniyle göz kuruması hastalığı görülebildiği, bundan korunma için de bilgisayarın tepeden bakacak şekilde kullanılması gerektiği bildirildi.

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Umut Akbaş, Online Sağlık'a (www.onlinesaglik.com) yaptığı açıklamada, günümüz modern teknolojisinde, artık vazgeçilemez yere sahip olan bilgisayarın, doğrudan olmasa da dolaylı olarak bazı rahatsızlıklara neden olabildiğini belirtti.

Genellikle bilgisayar kullananların, bilgisayara uzun bir süre dikkatli şekilde baktığını ifade eden Akbaş, "Bu da 10 saniyede bir kırpılması gereken göz kapaklarının uzun süre açık kalmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da göz yüzeyindeki su tabakasının kurumasına bağlı olarak göz kuruması dediğimiz hastalığa neden olabiliyor" dedi.

Akbaş, göz kurumasının kişiden kişiye farklılık göstermesine karşın, göz yağ tabakası zayıf olanlarda bu rahatsızlığın daha çabuk ortaya çıkabildiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Göz, göz kapaklarının her 10 saniyede bir kapanması sayesinde nemlenir. Göz kapakları uzun süre açık kalırsa göz nemlenmesi sağlanamaz. Gözün kuruması sadece göz kapaklarının hareketlerine bağlı değil. Çalışılan ortamın kapalı ve kuru olması, kaloriferli ısınma sisteminin bulunması göz kurumasını daha da hızlandırır. Ayrıca, bilgisayar karşısında göz kapaklarının sonuna kadar açık tutulması, gözün nemli tutması gereken alanı daha da fazlalaştırdığı için bazen yetersiz kalıp, kurumayı hızlandırabiliyor."

Göz kurumasının, zamanında tedaviye başlanmaması halinde gözün korneasının delinmesi sonucu katarakt ve körlüğe dahi neden olabileceğini anlatan Akbaş, bilgisayar kullanıcılarının durumu ilaçlı tedavi safhasına getirmeden, kuru ortamda çalışmaktan kaçınarak, klimaya maruz kalmayarak ve varsa kaloriferin üzerine nem yapması için su yerleştirerek, kuru göz sendromundan korunabileceklerini kaydetti.

Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Akbaş, ayrıca göz kuruması rahatsızlığında bilgisayara bakış açısının da büyük önem taşıdığını dile getirerek, şöyle devam etti:

"Bilgisayarı, tam karşısından, aynı hizada bakarak kullanmak, göz kapaklarının tamamen açık kalmasına neden oluyor. Bu da gözün nemlendirmesi gereken göz aralığının daha da fazla olmasına neden oluyor. Bu nedenle özellikle, büro, ofis gibi kapalı ve kuru ortamlarda bilgisayarla çalışanlar, körlüğe dahi neden olabilen göz kuruluğundan kaçınmak için, bilgisayarı tepeden bakacak şekilde kullanmalı. Bu sayede aşağı doğru bakılmak zorunda kalınması nedeniyle göz kapağının daha kısık kalması sağlanır".
Sükût etmek gibi alemde nadana cevab olmaz..

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Gözünüzün tansiyonu kaç?
« Yanıtla #17 : 22 Ekim 2008, 00:47:59 »
Gözünüzün tansiyonu kaç?
Göz içi basıncının yüksekliğine bağlı olarak ortaya çıkan 'glokom', sinsi bir hastalıktır.  Tedavi edilmediğinde görme kaybına neden olur. Erken teşhisle tedavide başarı oranı artan glokomun risk grubundaki kişiler ise; ailesinde glokom hastalığı bulunanlar, diyabet hastaları ve miyoplar
Türkiye'de yaklaşık 400 bin glokom hastası olduğu, ancak bunlardan beşte birinin tedavi için başvurduğu tahmin ediliyor. Dünya Göz Hastanesi'nden Prof. Dr. Can Üstündağ, glokom hakkında merak edilen soruları yanıtladı:
 
Glokom nedir?

Glokom, görme sinirinin ilerleyici olarak hasar görmesidir. Bu hasarın başta gelen nedeni göz içindeki basıncın yüksekliğidir. Normalde göz içinde sürekli bulunan, aynı zamanda sürekli bazı kanallarla dışarı atılan sıvı var. Göz merceği ve saydam tabakanın beslenmesini sağlıyor. Bu sıvı dışarı atılamadığında göz içi basıncının artmasına neden oluyor. Artan göz içi basıncı ise görme siniri hücrelerinin ölümüne yol açıyor. Göz siniri hücreleri öldüğünde kalıcı görme kaybı ortaya çıkıyor. Görme sinirinin dolaşımının bozulduğu, doku zafiyeti veya yapısal bozuklukların görüldüğü durumlarda görme siniri basınca daha duyarlı hale gelebilir. Basınç yükselmeden de hasar gelişebilir.
 
Görme siniri inceleniyor
 
Nasıl tedavi ediliyor?
 
Tedavi yaşam boyu sürer. Hayat boyu ilaç kullanmak gerekir. Araştırmalar şunu gösteriyor; yaş ne kadar genç ise ameliyatın başarısı o kadar düşük. İkinci iyi bilinen durum; hasta ne kadar uzun süreli ilaç kulanmışsa ameliyatın başarısı o kadar düşük. Glokom hastasında tedaviyi planlarken hastanın ortalama ömür beklentisini dikkate almak gerekiyor.
 
Glokom tedavisinde nasıl bir gelişme kaydedildi?

Glokom ameliyatında, gözün beyaz zarından bir kanal açılıp göz tansiyonu düşürülüyor. Ameliyatın en önemli handikabı, açılan kanalın vücuttaki yara iyileşmesi ile tekrar kapatılabilme potansiyeli. Bu yüzden son yıllarda ameliyat sırasında veya sonrasında yara iyileşmesini geciktiren bazı maddeler kullanılıyor. Bunun dışında cerrahinin başarısız olduğu ya da nispeten az başarılı olduğu durumlarda diyot lazer ile gözün sıvı salgılayan kısmı (siliyer cisim) tahrip ediliyor.
 
Göz tansiyonu ne kadar sıklıkta ölçtürülmeli?

Birinci dereceden akrabası göz tansiyonu hastası olanlar, 39 yaşından sonra her yıl muayene olmalı.
Bunun dışında göz içi basıncı ölçümü, her göz muayenesinin ayrılmaz bir parçasıdır. Erken teşhis edilebildiğinde glokom hastalığının seyri yavaşlatılabilir ve görme kaybı gelişimi engellenebilir.
 
Her göz tansiyonu yüksek hastada glokom ortaya çıkar mı?

Bundan 15-20 yıl öncesine bakarsanız göz tansiyonun yüksekliği eşittir 'glokom' hastalığıydı. Ancak daha sonra görüldü ki göz içi basıncı kadar, görme sinirinin o basınca gösterdiği direnç de kişisel farklılıklar gösteriyor. Dolayısıyla göz içi basıncı eşit olan iki kişiden birinde glokom hastalığı saptanırken, diğeri normal olabilir. Önemli olan, kişinin görme sinirinin ölçülen göz içi basıcına dayanıp, dayanamadığıdır.
 
Nasıl teşhis ediliyor?

Glokom teşhisi koymak için görme sinirinde hasar olup olmadığını tespit ediyoruz.
Kriz tedavisinde lazer uygulanıyor.

Bazı özellikli glokom olgularında göz içi basıncının düşürülmesi için lazer tedavisi uygulanıyor. Prof.
Dr. Can Üstündağ, göz tansiyonu tedavisinde lazer ışınlarının kullanım amaçlarını şöyle anlatıyor.

- Akut glokom krizi tedavisinde ve diğer gözün krize girmesinin engellenmesinde kullanılır.
- Kronik glokom vakalarında, göz içinde yapılan sıvının dışa çıkışını kolaylaştırmak için, süzgeç benzeri dışa akım kanallarına uygulanır. Ancak bu yöntemin etkinliği kişiden kişiye değişir. Çoğunlukla hasta damlalarını kullanmaya devam eder. Ancak sayı ve sıklıkları azaltılabilir. Lazer tedavisi ile yeterli basınç düşüşü sağlanamazsa cerrahi tedavi gerekebilir.

- Lazerin göz tansiyonu tedavisindeki bir diğer kullanım alanı ise 'transskleral diyot laser siklokoagulasyon uygulamasıdır. Bu yöntemde gözün dış kısmındaki, renkli kısmın çevresindeki beyaz bölgeye lazer uygulanır. Amaç, göz suyu üretiminin azaltılmasıdır. Özellikle zor vakalar olarak bilinen; ameliyat geçirmiş, doğuştan glokomlarda, vitreoretinal cerrahi ya da  göz nakli yapılmış vakalarda ve görmesini yitirmiş ağrılı gözlerde uygulanır.

Yeni doğan bebeklerde glokom riski var

Bebeklerde de glokoma rastlanıyor. Doğuştan glokom, cerrahi ile tedavi ediliyor. Uzmanlar, iri gözlü, ışığa duyarlı bebeklerin ailelerini uyarıyor

Hastalığın bebeklerde de ortaya çıktığına dikkat çeken Prof. Dr. Can Üstündağ, glokomun tipleri hakkında bilgi verdi:

- Açık açılı (kronik) glokom: Avrupa ülkelerinde ve ülkemizde glokomun en sık görülen tipidir. Tehlikeli olmasının ana nedeni hastalığın seyri süresince son dönemlere kadar belirti vermemesi ve görme alanında geri dönüşümsüz hasar oluşturmasıdır. Bu nedenle erken tanı çok önemli. Göz içi basıncının yavaş, yavaş (kronik) yükselmesinin nedeni göz içinde salgılanan sıvının süzgeç şeklindeki dış akım delikçiklerinden çıkamamasıdır. Bunun sonucunda görme sinirinde hasar gelişmeye başlar ve ilerler.

Tedavi edilmediğinde görme sinirinin tamamının hasara uğramasıyla sonuçlanır.

- Oküler hipertansiyon: Bazı gözlerde ortalama değerlerin üstünde göz içi basıncı saptanabilir ancak görme alanında hasar saptanmaz. Diğer bir deyişle görme sinirleri normaldir. Bu olgularda göz içi basıncı yeterli derecede yükselmediği sürece tedavi gerekli değildir ancak sıkı bir şekilde takip edilmeleri gerekir. Takiplerinde görme alanı dışında, görme siniri ve sinir lifi analizi yapan cihazlar (OCT, HRT gibi) büyük önem taşır.

- Kronik glokom dışında, glokom krizi, göz içi iltihaplarına bağlı glokomlar, çeşitli göz ameliyatlarını takiben gelişen glokomlar gibi çeşitli tipleri var.
- Seyrek görülen bir tipi de yeni doğan bebeklerde ortaya çıkan şeklidir. Bu bebeklerin gözleri iridir, ışıktan rahatsız olurlar, gözlerini açamazlar ve yaşarmaları vardır. Bebeklerde göz tansiyonu hastalığının en önemli nedeni, gözün içindeki sıvıyı dışarıya aktaran boşaltım kanallarının gelişmemesidir. Doğuştan glokomun tedavisi cerrahidir. Erken teşhis ve tedavi çok önemlidir.
 
Yaşam boyu takip şart

Kronik glokom yaşam boyu mu sürer?

Kronik glokomun sürekli tedavisi gerekir. Ancak bazı özel durumlarda tedavi kesilebilir. Cerrahi girişim sonucunda tedavi gereksinimi ortadan kalkabilir. Ama bu hastaların sürekli izlenmesi gerekir. Hastalığın başlangıç dönemindeki cerrahi girişimin artıları ve eksileri var. Vakaların büyük çoğunluğunda hastalık kontrol altına alınabilir veya önemli ölçüde seyri yavaşlatılabilir. Tedavi göz damlaları, lazer veya cerrahidir. Ameliyattan sonra çoğunlukla ilaç tedavisi kesiliyor. Ancak bu tüm hastalarda mümkün olmuyor.
 
Neden hastaların sürekli takip edilmesi gerekiyor?

Glokom hastalarının belirli aralıklarla göz tansiyonlarının ölçülmesi, görme sinirlerinin değerlendirilmesi ve görme alanlarının incelenmesi gerekir. Belirli aralıklarla, olguların bir kısmında, özellikle başlangıç dönemindekilerde sinir lifi kalınlık ölçümleri ve görme siniri tomografisi yapılmalı.

mynet
« Son Düzenleme: 25 Mart 2009, 11:51:03 Gönderen: fatihan »
*~*~* TUĞRA *~*~*

osmanli

  • Ziyaretçi
Ynt: Gözünüzün tansiyonu kaç?
« Yanıtla #18 : 22 Ekim 2008, 01:08:07 »
tesekkürler kardesim bilgilendirdiginiz icin

Çevrimdışı enfa

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1542
Ynt: Göz Sağlığı
« Yanıtla #19 : 01 Ocak 2009, 22:41:04 »
Görme kabiliyetini çok üst seviyelere taşıyan "Quantum noktaları" gözlük devrini kapayacak.
Colorado Üniversitesindeki araştırmacılar, insanların gözlerine yarı iletken nano partikülleri yerleştirerek görme yeteneğini çok daha ileri seviyelere taşımaya yönelik çalışmalar başlattı.
Quantum noktaları adı verilen bu proje henüz teori aşamasında olsa da denek fareleri üzerinde yapılan ilk testler olumlu çıktı. İlerleyen süreçte insanlar üzerinde de test edilmesi beklenen bu gelişme sayesinde gelecekte gözlük ve lens takma gibi zorululuklar ortadan kalkacak gibi görünüyor.

8sütun


Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Çevrimdışı enfa

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1542
Göz sağlığı ile ilgili bilinen yanlışlar!
« Yanıtla #20 : 19 Ocak 2009, 12:30:27 »
Havuç ye gözlerin keskin olur... Arpacığa sarımsak sür... Şiş gözlere salatalık iyi gelir... Badem yağı kirpikleri uzatır... Peki günlük hayatta sıkça duyduğumuz bu öneriler doğru mu?
Besinler, göz sağlığımız için büyük önem taşıyor. Çoğumuz balık veya havuç yemenin gözlere iyi geldiğini biliriz. Ya da göz kapağımızda arpacık çıktığında; çevremizdeki kişilerden ‘çayla kompres yap’ veya ‘sarımsak sür’ gibi tavsiyeler alırız.

Peki bunlar gerçekten doğru uygulamalar mı?

Acıbadem Göz Sağlığı Merkezi’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Banu Coşar, göz sağlığımıza besinlerin etkileriyle ilgili halk arasında mit haline gelmiş sekiz konuyla ilgili bilgi verdi:

1. Balıktaki Omega 3’ü vücut daha kolay kullanıyor

Balık tüketimiyle alınan omega-3 yağ asitlerinin; görmeyi tehdit eden “yaşa bağlı sarı nokta hastalığı” ve kadınlarda “göz kuruluğu” riskini azalttığını gösteren bazı veriler mevcut. Omega-3 yağ asitlerini bol içeren diğer besinler ise keten tohumu, ceviz ve koyu yeşil yapraklı sebzeler. Ancak, balıktaki omega-3’ün vücut tarafından kullanımı daha kolay oluyor.

2. Havuç, göz sinirlerine iyi gelir

Havucun gözlere faydalı olduğu ve gece görüşünü artırdığı yönünde yaygın bir inanç vardır. Gerçekten de havucun içindeki beta-karoten (A vitamini), gözün retina tabakasında ışığı algılayan hücreler için gereklidir. “Bu ışık algılayıcılar, ciddi A vitamini eksikliğinde fonksiyon görmez ve gece körlüğü oluşur.

3. Badem yağı kirpikleri uzatmaz

Badem yağı içerdiği antioksidanlar nedeniyle pek çok göz çevresi kreminin ve makyaj temizleyicinin içinde bulunur. Ancak badem yağının kirpikleri uzattığını gösteren bilimsel bir çalışma yok.

4. Arpacığa sarımsak sürmeyin

Arpacık ve şalazyon (yağ kisti), göz kapağında şişlik yapan ve birbiri ile karıştırılan iki hastalıktır. Her iki hastalıkta da kirpik diplerindeki yağ bezlerinin kanal ağzı tıkanıyor.

Şalazyonda sadece tıkanıklık olurken; arpacıkta tıkanıklığa ek olarak, mikrobik iltihaplanma söz konusu.

Arpacığın tedavisi sıcak pansuman, antibiyotikli damla ve pomadla yapılıyor. Şalazyonda ise bu tedaviye kortizonlu damlalar da ekleniyor. Sarımsağın içindeki sülfid bileşenlerinden “alisin”in antibakteriyel etkisi biliniyor. Ancak günümüzde pek çok antibiyotikli / kortizonlu damla ve pomad varken, sarımsak sürmek tavsiye edilen bir uygulama değil.

5. Göze özel vitamin hapları

Gözler için özel olarak üretilmiş vitamin kombinasyonları, yaşa bağlı sarı nokta hastalığının ileri evreye geçme riskini yüzde 25 oranında azaltıyor. Şimdilik sadece yaşa bağlı sarı nokta hastalığı olanlara göz için ekstra vitamin kullanımı tavsiye ediliyor.

6. Şiş gözlere salatalık!

Göz altı torbaları, göz çevresindeki yağ torbalarından kaynaklanıyor. Yaş ilerledikçe, bu yağ torbalarını geride tutan zar gevşiyor ve yağlar öne doğru gelip, iyice belirginleşiyor. Ancak kimilerinde genç yaşlarda da yapısal olarak bu yağ torbaları belirgin olabiliyor. Sabahları, göz altları daha şiş oluyor. Bunun nedeni yatarken kan dolaşımı dağılımının değişmesi ve yerçekimi etkisi ile göz çevresinde sıvı birikmesi.

Salatalık, cilde uygulandığında hafif sıkılaştırıcı / büzüştürücü özellik gösteriyor. Bunun nedeni içindeki askorbik asit (C vitamini) ve kafeik asit. Salatalığın yapısının çoğunu ise su oluşturuyor. Bu da buzdolabından çıkarıldığında soğutucu etki yaratıyor. Salatalık hem içindeki su tutucu etkiyi azaltan maddeler, hem de soğuk etkisiyle göz kapaklarının üstüne konduğunda sabah şişliğini azaltıyor. Böyle bir uygulama yapmak istiyorsanız - salatalık alerjiniz olmadığı sürece - göz sağlığınız açısından bir sakınca yok.

7. Parlak gözler için sakın limon sıkmayın

Asla böyle bir uygulama yapmayın. Limonun gözleri parlatan bir etkisi yoktur. Aksine limonun içindeki sitrik asit ve düşük pH yüzünden gözleriniz tahriş olur.

8. Haftada iki porsiyon balık, fındık, sebze - meyve gözlere iyi gelir

Göz sağlığı için beslenmenizde şu basit değişiklikleri yapmanız faydalı:

Omega-6 yağ asitlerinden zengin pişirme yağları yerine daha az omega-6 içeren zeytinyağını tercih edin (Balıkta bol bulunan omega-3 yağ asitlerinin aksine, omega-6 yağ asitleri sağlıklı değil).

Bolca balık, meyve ve sebze tüketin.
Doymuş yağlar ve margarinden kaçının.
Kızartılmış besinlerden kaçının.
Özetle, bolca yeşil yapraklı sebze, haftada iki porsiyon balık, fındık, sarı / turuncu meyve ve sebze tüketimi; vücut sağlığınız için olduğu gibi göz sağlığınız için de yararlı..

Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
'Sulugöz'ler çok şanslı oluyor!
« Yanıtla #21 : 31 Ocak 2009, 00:23:27 »

Çok ağlayanlara halk arasında sulugöz denir. Oysa sulugöz olmanın bir taraftan da iyi bir şey olduğunu biliyor muydunuz?

Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi'nden Yrd. Doç. Dr. Umut Aslı Dinç, gözyaşı yetersizliği veya bozukluğunun kuru göz hastalığına yol açtığını belirterek “Kuru göz hastalığında gözde batma, yanma kızarıklık, bulanık görme gibi belirtiler olur. Kişinin günlük hayatını etkileyebilecek şekilde rahatsızlık verebilir.

Gözyaşının görevi sadece gözün ön tabakasını ıslatmak ve nemli tutmak değil ayrıca içerisindeki maddelerle enfeksiyonlara karşı direnç kazandırmak ve göz dokularının beslenmesine katkıda bulunmaktadır. Günümüzde özellikle bilgisayar kullanımı ve kontakt lens kullanımı nedeniyle kuru göz hastalığına benzer şikâyetler oldukça sık olarak karşımıza çıkmaktadır” diyor

AKAN GÖZYAŞININ YARARI BÜYÜK

Akan gözyaşı, gözleri sulandırdığı için göz sağlığı için de önem taşıyor. Gözyaşı yetersizliği ise “kuru göz” hastalığını ortaya çıkarıyor. Gözümüzün ön tabakasını sulayan ve besleyen gözyaşının yetersizliği nedeni ile ortaya çıkan kuru göz hastalığı ile ilgili Yeditepe Üniversitesi Göz Hastanesi'nden Yrd. Doç. Dr. Umut Aslı Dinç, şunları söylüyor:

''Özellikle, romatizma hastalıkları olan kişilerde eklemlerdeki ve bağ dokusundaki bozuklukların yanı sıra gözyaşını üreten gözyaşı bezleri de etkilendiği için sıvı salgılanması azalmaktadır. Bunun dışında özellikle orta yaş sonrasındaki kadınlarda hormonal değişiklikler nedeniyle gözyaşı üretimi azalabilir.

Ayrıca romatizma ve bağ doku hastalıklarında, bazı ağır sistemik tedaviler gören hastalarda gözyaşı bezlerinde üretilen gözyaşının göz yüzeyine doğru iletildiği kanallarda daralmalar olabilir ve kuru göz hastalığı ortaya çıkabilir. Ayrıca gözyaşı bezinde travmalar, cerrahiler sonrasında hasar meydana geldiğinde yine gözyaşı üretimi azalabilir.

Göz kapaklarındaki sorunlar, göz kapaklarını içe veya dışa dönmesi, herhangi bir nedenle özellikle travma veya kazalar sonrasında meydana gelen göz kapağı dokusundaki defektler, yüz felci geçiren kişilerde göz kapaklarının kapanmaması gibi mekanik nedenlere bağlı olarak mevcut gözyaşı çok çabuk buharlaşarak kuru göz hastalığına neden olabilir.''

Dr. Dinç, kuru göz hastalığının belirtileri konusunda ise şu bilgileri veriyor:

“Gözde batma, yanma, kızarıklık, kanlanma, bulanık görme olabilir. Bazı hastalarda şikâyetler sadece yanma ve batma gibi hafif düzeyde olabileceği gibi ağır kuru göz hastalarında kornea dokusunda kapanmayan ülserler ve enfeksiyonlar oluşabilir.”

BİLGİSAYARA BAKANLARDA DA GÖRÜLÜYOR

Kuru göz hastalığına benzer şikâyetlerin bilgisayara çok bakanlarda görüldüğüne de dikkat çeken Dr. Dinç, “Normalde 5–10 saniyede bir refleks olarak göz kırpıyoruz. Ancak bilgisayar kullanırken, kitap okurken, televizyon izlerken veya herhangi bir nedenle dikkatimizi yoğunlaştırarak yaptığımız işlerde göz kırpmayı unutuyoruz.

Bu durumda da gözde suni bir kuruluk oluyor. Her gözümüzü kırptığımızda göz kapakları mevcut gözyaşını tüm göz yüzeyine dağıtıyor ve böylece hem göz yüzeyi nemleniyor hem de besleniyor. Ama göz kırpmadığımızda gözyaşı sadece belirli alanda kalıyor, diğer alanlar kuru kalıyor ve şikayetler ortaya çıkıyor.

Bu nedenle kişilerin özellikle bilgisayar kullandıkları veya dikkat gerektiren işler yaptıkları sırada sık sık göz kırpmayı kendilerine alışkanlık haline getirmeleri, yaklaşık olarak yarım saatte bir ara vermeleri gerekmektedir. Her şeye rağmen ciddi şikayetleri varsa da tedavi için bir göz hekimine başvurmaları gerekmektedir” diyor.

NE YAPILMALI?

“Kuru göz hastalığında tedavi belirti ve bulguların şiddetine göre yapılmaktadır. Hafif şiddetteki olgularda gözyaşı damlaları ve merhemleri kullanılmaktadır. Daha ileri olgularda göz pınarları geçici veya kalıcı olarak tıkanabilir, gözyaşı üretimini arttıran bazı özel tedaviler uygulanabilir.

Altta yatan romatizma ya da bağ dokusu hastalıkları varsa muhakkak Romatoloji doktorları tarafından esas hastalığın tedavisinin gerçekleştirilmesinin yanı sıra mevcut bulgulara göre gereken göz tedavisi yapılmalıdır. Ayrıca gerekirse göz kapaklarında defektler veya bozukluklar cerrahi olarak düzeltilmektedir.”

haber aktüel
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı enfa

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 1542
Gözyaşınızın kıymetini bilin!
« Yanıtla #22 : 10 Şubat 2009, 13:35:30 »
Gözyaşı, gözün sağlıklı kalmasını ve göz kırpma hareketini yaparken rahat hissetmemizi sağlar. Bazı insanlarda gözyaşı üretimi azalır veya üretilen gözyaşı kalitesinde bozulma meydana gelir. Bu durumda ortaya çıkan rahatsızlık Kuru Göz olarak bilinir.Yaygın olmasına karşın, Kronik Göz Kuruluğu çok sayıda insanı etkileyen fakat az bilinen göz rahatsızlıkları arasındadır. Birçok kişi, göz kuruluğu semptomlarını yanlış olarak alerjilerle, iklim koşullarıyla ya da basitçe göz zorlanmasıyla açıklar. Bunların hepsi Kronik Göz Kuruluğu semptomlarını şiddetlendirebilmekle birlikte, asıl neden bunlar değildir.

Gözyaşı neden önemlidir?
İstanbul Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr Nilüfer Alpaslan gözyaşının  önemini şöyle açıklamaktadır. “Gözleriniz, göz yüzeyini korumak için, kesintisiz bir gözyaşı tabakasına gereksinim duyar buna "gözyaşı filmi" denir. Kronik Göz Kuruluğunda, gözyaşı üreten bezlerin sağlıklı çalışmasında oluşan bozukluklar, ürettiğiniz gözyaşının miktarında ve niteliğinde değişikliklerin meydana gelmesiyle sonuçlanabilir. Bu durum, gözünüzün yüzeyine artık yeterli beslenme ya da korunma sağlayamayan bir gözyaşı filmiyle sonuçlanır. Bu, gözünün yüzeyinin hasar görmesine yol açabilir ve dolayısıyla, kronik Göz Kuruluğu semptomlarına neden olabilir”.
Doğal gözyaşı filmi, kornea üstünde sağlıklı bir göz yüzeyi yaratmasına ve gözün tamamını kayganlaştırmasına ek olarak, infeksiyonla savaşma işlevi görür, önemli beslenme sağlar ve net görüş için hayati öneme sahiptir. Uzun süreli gözyaşı üretimi azaldığı zaman, gözün ön kısmında kalıcı hasar ve skar (yara izi) oluşumu ihtimali ortaya çıkar. Ciddi bir göz kuruluğu durumunun zaman içinde tedavi edilmediği vakalarda, infeksiyon riskinde artış ve görmede ciddi bozulma meydana gelir.
Kontak lens kullanımı “göz kuruluğu”na sebep olur…
Kontak lensler genelde gözlük kullanmak istemeyen kişiler tarafından gittikçe daha fazla tercih edilmektedir ve yavaş yavaş gözlüğün yerini almaya başlamıştır. Kısaca "lens" olarak da tabir edilen cihazlar miyop, hipermetrop ya da astigmat gibi göz kusurlarını geçici olarak düzeltir ve kozmetik amaçlı kullanıldıklarında göze, doğal renginden ayrı bir renk verirler.

Kontak lens kullanımı gözyaşının daha hızlı buharlaşmasına neden olacağından göz kuruluğuna yol açmaktadır.

Kuru gözün belirtileri nelerdir?
• Yanma
• Batma
• Kızarıklık
• Bulanık Görme
• Görme Azlığı

Göz kuruluğu hastalığı hafif, orta ve şiddetli olmak üzere 3 evrede incelenir. Hafif seviyeli kuru gözde  yanma, batma, kızarıklık, gözde ağırlık hissi, karıncalanma ve gözde yabancı cisim hissi gibi şikayetler olur. Bu şikayetler kişiden kişiye değişmekle birlikte genellikle hastanın günlük yaşantısını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

Göz kuruluğuna neler sebep olur?
Yoğun bilgisayar kullanımı

Gözyaşının göz yüzeyine yayılmasını sağlayan “göz kırpma” hareketinin sıklığı, yoğun bilgisayar kullanımında azalmaktadır.
Daha az göz  kırpma da buharlaşmayı artıracağı için göz kuruluğuna neden olmaktadır. Sadece bilgisayar değil, TV ekranı karşısında uzun saatler geçirme yada uzun süreli okumalarda da göz kırpma sayısının azalmasına bağlı olarak göz kuruluğu oluşabilmektedir.
Klimalı ortamlar
Klima kullanımı ortamın kurumasına neden olarak gözyaşının buharlaşmasını hızlandırmakta ve göz kuruluğuna yol açmaktadır.

Kontakt lens kullanımı
Kontakt lens kullanımı gözyaşının daha hızlı buharlaşmasına neden olduğundan göz kuruluğuna yol açmaktadır.

Göz ameliyatları
Operasyonlara bağlı olarak göz yüzeyi ve gözyaşı salgı bezleri de etkilenmekte ve dolayısıyla kuru göz gelişebilmektedir.

Sigara kullanımı
Sigara dumanındaki maddeler göz yüzeyini olumsuz yönde etkilemektedir.

Romatizma
Bağışıklık sistemi ile ilişkili romatizmal hastalıklarda gözyaşı salgılayan bezler de etkilenmekte ve göz kuruluğu tetiklenmektedir.
 

Sistemik hastalıklar ve tedavisinde kullanılan ilaçlar                                                                                                     
Hipertansiyon, kalp hastalıkları, diyabet, alerji ve depresyon gibi çeşitli  hastalıklar ve bu hastalıklarda kullanılan ilaçlar göz kuruluğunu tetikleyebilmektedir.
 

Göz tansiyonu
Bu rahatsızlığın tedavisinde kullanılan göz damlaları, göz kuruluğuna yol açabilmektedir.

Yaş
Gözyaşı salgısı, erkek ve kadınlarda, ilerleyen yaşla birlikte azalır.Kuru göz semptomları hormonal değişimlere bağlı olarak özellikle kadınlarda daha sık görülmektedir.

Çevresel faktörler
Nemi düşük, sıcak veya rüzgarlı ortamlar, radyasyon veya kimyasal maddelere maruz kalma, yüksek yerlerde bulunma kuru göze neden olabilir.
 

Menopoz   
Kuru göz her yaş grubunu etkileyen bir hastalık olmakla beraber, menopoza bağlı hormonal değişimler sebebiyle genelde kadınlarda daha sık gözlenmektedir

Yaşam Kalitenizi Artırın…
Kuru göz hastalığının semptomları kişinin yaşam kalitesini etkileyebilir ve hastanın psikolojisi üzeride olumsuz etki yaratabilir. Ayrıca okuma, araç kullanımı, bilgisayar kullanımı gibi görsel dikkat gerektiren işlerde performansın azalmasına neden olarak, iş verimliliğini düşürebilir
 

Yaşam Şekli Değişimi ile gözyaşının korunması

Göz kuruluğu semptomları yaşayan kişilere yaşadıkları ev ve iş ortamlarındaki nemi artırmaları önerilir. Bu kişiler ayrıca yoğun sigara dumanı ortamında bulunmaktan da kaçınmalıdır.
 

Göz Yaşı Replasmanı
Suni gözyaşları, kuru göz hastalığının başlıca tedavi yöntemidir. Dünya çapında birçok suni gözyaşı bulunmaktadır ve aralarındaki farklılıklar içerdikleri etken maddeye ve ambalajına (çok kullanımlık şişe, tek kullanımlık ampul, vs) göre değişir. Suni gözyaşları sadece göz yüzeyini yıkayıp uzaklaşırken, kronik kuru göz hastalarında suni göz yaşı tedavisi tek başına yeterli olmamaktadır.Bu hastalarda gözyaşı üretimi ile gerekli dokularda etkisini göstererek, kişinin doğal gözyaşı yapımını arttıran ilaçlar kullanılır.

 



Zaman diyorum, biraz daha zaman.Dilimin ucundaki kelimeler bu kış donmazsa bir dahaki yıl uçmayı öğrenecekler!

Çevrimdışı Fatihan

  • Administrator
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 6992
  • Milimi milimine Ehli sünnet...
Göz Sağlığı İle İlgili Bilgiler-Haberler
« Yanıtla #23 : 25 Mart 2009, 11:45:59 »
Göz tembelliğine dikkat!


Bir göz iyi görürken, diğer gözün her türlü gözlük düzeltmesine rağmen aynı seviyede görmemesi durumunda göz tembelliğinden bahsedilir.

Göz tembelliği, bebeklik veya çocukluk döneminde bir gözün yeterince görememesi ve o göze ait beyin bölgelerinde sağlıklı görme yollarının gelişmemesi sonucu ortaya çıkar. Aslında göz tembelliği, gözde değil, göze ait beyin yollarında gelişen tembelliktir. Toplumda %2-3 oranında ve genellikle tek gözde görülür.

Göz tembelliğine neden olan en önemli hastalık şaşılıktır (göz kayması). Kayan gözden gelen görüntü, çift görmenin önlenmesi amacıyla yok sayılır ve çocuk sadece tek gözüyle görmeye yönlenir. Göz tembelliğine neden olan ikinci durum ise, göz dokularının şeffaflığını bozan ve ışığın sarı noktaya ulaşmasını engelleyen her türlü hastalıktır. Bu durumun başında doğumsal katarakt gelir ve en ağır göz tembelliğine neden olur.

Aileler, çocuklarında göz kaymasına veya katarakta bağlı gelişen anormallikleri fark ettikleri için göz doktoruna erken başvururlar ve bu grup hastalarda tedavi genellikle geç olmadan başlanabilir. Diğer bir göz tembelliği nedeni tek gözde veya her iki gözde görülen yüksek kırma kusurudur. Bu durumun aile tarafından anlaşılması mümkün değildir ve ancak bir göz doktoru muayenesi ile anlaşılabilir.

Genellikle, tanı ve tedavi gecikmesi bu grup hastalarda yaşanır ve eğer 10 yaş sınırı geçilmiş ise (tedavi için ideal zaman bebeklik dönemi veya hayatın ilk yıllarıdır) beyin esnekliğini yitirdiği için, bu çocuklarda tedavi şansı artık kalmamıştır. Eğer çocuğunuz 8 yaşından küçük ve şimdiye kadar hiç göz muayenesine götürmemiş iseniz hala geç kalmış sayılmazsınız.

Bu durumun tespiti ve tedavisi için hala 1-2 yılınız var demektir. Haydi, çocuklar hemen göz muayenesine. 

Doç. Dr. Peykan Türkçüoğlu
İnönü Üniversitesi
Turgut Özal Tıp Merkezi
Göz Bölümü



Çevrimdışı devran

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Göz sulanması ihmale gelmez!
« Yanıtla #24 : 26 Mart 2009, 15:12:24 »
Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ferda Çiftçi, "Göz sulanması tedavi edilmezse enfeksiyonlara sebep olur" dedi.

Çocuklarda göz sulanması sıklıkla görülen problemlerin başında geldiğini belirten uzmanlar, kesinlikle ihmal edilmemesi gerektiği uyarısında bulundular. Çeşitli nedenlere bağlı olan ve tedavi edilmezse enfeksiyonlara sebep olan göz sulanmasının geciktirilmesi durumunda görmeyi tehdit edebilecek tablolar ortaya çıkabileceğini belirten Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göz Hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ferda Çiftçi, "Çocuklarda çeşitli nedenlerle göz sulanabilir. Gözyaşı kanalı tıkanıklığı, göz kapaklarındaki yapısal bozukluklar, glokom (göz tansiyonu) hastalığı, gözde çizilme veya yabancı cisim kaçmaları sulanma ile belirti verebilir. Kapak düzeni bozuk olan; içe veya dışa dönük kapakları olan çocuklarda irritasyon göze zarar veriyorsa erken tedavi etmek gerekir. Tedavide geç kalınırsa görmeyi tehdit edebilecek tablolar ortaya çıkabilir. Cerrahi tedavi ile kapak düzeltilerek sorun giderilir. Bir diğer neden olan doğumsal gözyaşı kanalı tıkanıklığıdır. Gözyaşı bezi yeterli üretim yapıyor ama kanal tıkalı ise gözyaşı yüze doğru akar.

Yeni doğanlarda gözyaşının buruna aktığı kanallar kapalı olabilir. Çoğunlukla birkaç ayda kendiliğinden açılır. Erken dönemde (ilk 12 ay) masaj yapılarak, enfeksiyon olduğunda ise antibiyotik damlalar ile tedavi sağlanabilir. Bu dönemde masajın doğru yapılması önemlidir. İhmal edilmiş veya yeterli tedavi yapılmamış hastalarda sürekli enfeksiyon gözün diğer bölgelerini etkileyebilir. Bu durumda ve 1 yaşına kadar devam eden sulanmalarda kanala sondalama uygulanmalıdır. Sulanma devam ederse; sondalama tekrar edilebilir. Aynı zamanda kanala silikon tüp uygulanabilir. Bu uygulama ile yüzde 95 başarı elde edilir" dedi.

Kanal tıkanıklığı nedeniyle sık sık enfeksiyon olan çocuklarda sürekli antibiyotik kullanmanın çözüm olmadığını belirten Prof. Dr Çiftçi, 1 yaşına kadar kanal açılmazsa cerrahi müdahale yapılması gerektiğini belirtti.



Star gazetesinden alıntı
Gün Olur devran döner.

Çevrimdışı devran

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Bahar alerjisi gözleri vuruyor
« Yanıtla #25 : 17 Nisan 2009, 13:17:38 »
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nilgün Yıldırım, Göz alerjisinin, bahar ve yaz aylarında havadaki toz ve polenler yüzünden oluştuğu; gözde sulanma, yanma, kızarıklık ve kaşıntı olarak kendini gösterdiği söyledi. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Nilgün Yıldırım, polenlerin ortaya çıkmasıyla gözlerinde kaşıntı, sulanma ve kızarıklık yaşayanların, bunun kısa sürede geçeceğini düşündüğünü, oysa bu yakınmaların belli bir süreden sonra göz kuruluğuna yol açtığını vurguladı.

Can HACIOĞLU / ESKİŞEHİR (AHT)

Bahar aylarında havadaki polenlerin, yatkın kişilerde solunum yoluyla burun, bronş ve gözlerde alerjik hastalıklara neden olduğunu vurgulayan Yıldırım, göz alerjisi olan kişilerin en önemli yakınmasının gözlerde sürekli kaşınma ve kum varmış gibi batma hissi olduğunu, bu nedenle sürekli gözlerini ovuşturduklarını bildirdi.

GÖZLERDE KIZARIKLIK VE KAŞINTIYA DİKKAT

Alerji ile karşı karşıya kalmış kişilerin gözaltlarında koyulukların da oluştuğunu belirten Yıldırım, şunları söyledi:" Göz alerjisi, bahar ve yaz aylarında havadaki toz ve polenler nedeniyle oluşup, gözde beyaz tabakasını örten ince zarda bulunan duyarlı hücreleri uyararak göz alerjisini ortaya çıkarıyor. Bu alerjik durum gözde sulanma, yanma, kızarıklık ve kaşıntı olarak kendini belli ediyor.''

Prof. Dr. Yıldırım, gözü kaşıyıp, ovuşturmanın sağlıklı olmadığına dikkat çekerek, şöyle konuştu:" Kaşınma alerjiyi daha fena bir hale getirir. Etkisini artırır. Sıcak ve rüzgarlı ortamlarda ortaya çıkan düşük nem, uygun olmayan ışınlar, polenler ve tozlar göz kuruluğunu tetikleyen faktörler arasındadır. Göz alerjisi ve göz kuruluğundan korunmak için havalandırma yerine filtreli klima ve güneş gözlüğü kullanılması gerekir"

habertürk
Gün Olur devran döner.

Çevrimdışı devran

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Yaz geliyor gözlere dikkat!
« Yanıtla #26 : 22 Nisan 2009, 08:29:57 »
Özellikle bahar aylarında, polenlerin etkisiyle oluşan bahar nezlesi nedeniyle gözlerin kaşınması, körlüğe kadar uzanan rahatsızlıklara neden olabiliyor.

Dr. Serdar Marol, alerji ayları olan bahar ve yaz başlangıcında vatandaşların göz sağlığına dikkat etmesi gerektiğini söyledi.

Bu dönemlerin çiçek ve ağaç polenlerinin çıktığı zamanlar olduğu için gözde bahar nezlesi rahatsızlığı oluşabildiğini belirten Uz.Dr. Serdar Marol, şöyle konuştu: "Gözlerde yanma, şişme, kızarıklık, kaşıntı ve sulanma ile başlayan alerji, en sık bahar aylarında görülür. Bahar nezlesi, alerjinin tam hastalıklı şeklidir. Vatandaşlar bu rahatsızlığı çok hafif olarak algılıyor. Oysa çok önemli ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Dört beş yaşlarında genellikle çocukluk döneminde başlıyor 20 yaşına hatta daha sonraki yaşlara kadar devam ediyor."

Hastalığın ilaç, damla, pomat ve merhemlerle tedavi edildiğini anlatan Marol, sözlerine şöyle devam etti: "Bu hastalığa yakalananlar mutlaka doktor kontrolünde tedavi olmalı. Eğer bu hastalık tam tedavi edilmezse ileri yaşlarda keratokonus hastalığı adı verilen korneal dejenerasyona sebep olabiliyor."
Bahar nezlesinin gözde tatlı bir kaşıntıya neden olduğunu, hastalar için asıl büyük tehlikenin bu noktada odaklandığını ifade eden Dr. Serdar Marol, başta çocuklar olmak üzere büyüklerin dahi tatlı bir kaşıntı olduğu için gözlerini sürekli kaşıyarak büyük bir riske girdiklerini sözlerine ekledi.

İHA
Gün Olur devran döner.

Çevrimdışı devran

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 282
Katarakt ameliyatlarına dikkat!
« Yanıtla #27 : 24 Nisan 2009, 13:45:47 »
Katarakt ameliyatlarına dikkat!

Halk arasında "Göze perde inmesi" olarak tanımlanan katarakt, orta yaş sonrası kişilerin yarısına yakınında görülüyor.
Yrd. Doç. Dr. Muhsin Altunsoy, katarakt ameliyatlarına karar verirken kişinin yaşam tarzını dikkate aldıklarını belirterek, "Eğer bir kişi görme duyusunu sadece temel yaşamsal fonksiyonları için kullanıyorsa, o kişi az gördüğünün bile farkında olmayabiliyor. Tersi durumda ise bir insan çok düşük bir görme kaybını yaşam kalitesinde düşme olarak algılayıp katarakt ameliyatına gerek duyabiliyor" dedi.

Yrd. Doç. Dr. Altunsoy, kataraktı, "Gözün içinde yer alan lensin şeffaflığını kaybetmesi" olarak tanımlayarak kataraktın farklı oluş nedenleri olduğunu söyledi.

En sık rastlanan katarakt tipinin yaşa bağlı oluşan tip olduğunu belirten Altunsoy, "Yaş ilerledikçe gözün içindeki lens şeffaflığını kaybeder. Göze dışarıdan gelen ışığın net bir mercekten geçmesiyle bulanık bir mercekten geçmesi önemli bir görme farkı oluşturur. Bu durumda kişi önce bulanık görür sonra da görme sorunu günlük hayatını etkilemeye başlar. Yaşa bağlı katarakt dışında üveit atakları, travmalar, kontrolsüz ve düzensiz alınan kortizon ilaçları, diyabet, tiroid gibi metabolizma hastalıkları da göz merceğinin kesifleşmesine yani katarakta neden olabiliyor" diye konuştu.

Kataraktın genellikle iki gözde birden görüldüğünü vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Altunsoy, katarakt ameliyatında kişinin günlük yaşam tarzına bakarak karar verilmesi gerektiğini de belirterek şunları söyledi:

"Günlük yaşamında sadece giyinme, yeme gibi ihtiyaçları dışında görme fonksiyonlarını çok yoğun kullanmayan kişilerde görme oranı yüzde 30'a kadar düştüyse bile o kişi az gördüğünün farkında olmayabiliyor. Oysa entelektüel faaliyetleri olan, sürekli bilgisayar kullanan, çok okuyan kişiler için en ufak bir görme kaybı yaşam kalitesinde önemli bir azalmaya neden oluyor. Bu nedenle katarakt ameliyatı kararında kişinin günlük hayattaki ihtiyaçlarını göz önüne alıyoruz. Katarakt ameliyatları tüm cerrahi tedaviler arasında son noktasına en fazla yaklaşmış cerrahi işlemdir ve kullanılan teknikler son derece başarılıdır. Başarı oranı çok yüksektir ve kişinin ameliyat sonrası hemen gündelik yaşama dönebileceği konforlu ameliyatlardır. İşlem yaklaşık 10-12 dakika sürüyor. Şeffaflığını kaybetmiş olan merceği özel bir yöntemle parçalayıp yeni merceği yerleştiriyoruz. Ben yaptığım ameliyatların yüzde 99'unu damla anestezisi ile yapıyorum. Dolayısıyla hasta, genel anestezinin risklerini yaşamamış oluyor."

İHA
Gün Olur devran döner.

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Göz alerjisini hafife almayın
« Yanıtla #28 : 04 Mayıs 2009, 08:37:37 »

Uzmanlar mevsime bağlı olarak gözde sıkça rastlanan rahatsızlıkların başında gelen göz alerjilerinin hafife alınmaması konusunda uyarıda bulunuyor.

Gaziantep Primer Hospital'ın göz hastalıkları uzmanı Op. Dr. Derviş Çulcu, göz alerjisinin göz sağlığı ile ilgili çok önemli bir sorun olduğunu belirterek, “Mevsimsel göz alerjisine neden olan etkenler genellikle polenler, mevsimsel olmayan alerjiye neden olan etkenler ise yıl boyu karşılaştığımız ev tozu ve hayvan atıklarıdır” dedi.

Opr. Dr. Derviş Çulcu, yaptığı açıklamada, alerjik göz hastalıklarının toplumda sıkça görüldüğünü ve insanların yaklaşık yüzde 15'inde alerjinin bir veya birkaç çeşidi bulunduğunu söyledi. Çevreyle direkt teması nedeniyle gözün alerjik hastalıklara daha yatkın olduğunu vurgulayan Çulcu, göz alerjileri konusunda şu bilgileri verdi:

“Göz alerjilerinde gözde yanma, batma, kaşıntı, çapaklanma, kızarıklık, sulanma, ışığa karşı hassasiyet ve görme bozukluğu görülebilir. Bu şikayetlere genellikle burundaki alerji de eklenir. Göz kapaklarında şişlik, gözün beyaz tabakasında kabarıklıklar ve kızarıklık görülür. Mevsimsel göz alerjisine neden olan etkenler genellikle polenler, mevsimsel olmayan alerjiye neden olan etkenler ise yıl boyu karşılaştığımız ev tozu ve hayvan atıklarıdır.”

HER RAHATSIZLIK ALERJİ DEĞİLDİR

Gözdeki bazı rahatsızlıkların alerji zannedilebileceğini ifade eden Dr. Derviş Çulcu, şöyle devam etti:

“Yapılan muayene sırasında göz kapakları, kirpikler ve kornea dikkatle incelenir. Bazen göz kapakları ters çevrilerek arka yüzeylerinin incelenmesi gerekebilir. Bazı mikrobik hastalıklar, sebebi bilinmeyen iltihabi durumlar, göz kapağı iltihapları, bazı cilt hastalıklarının göz bulguları, kuru göz hastalığı, gözün bağ ve damar tabakasının iltihabi hastalıkları, böcek ısırıkları, kirpik diplerine yerleşen parazitler göz alerjisini taklit eden bir tablo meydana getirebilir. Tanısal test olarak alerjen maddenin bulunması, gözyaşında ve kanda bazı maddelere bakılması yardımcı olsa da en fazla bilgi muayeneden elde edilir.”

Göz alerjilerine bazı ilaçların, ilaçların içindeki koruyucu maddelerin veya makyaj malzemelerinin de neden olabileceğini belirten Dr. Çulcu, göz alerjisine yakalananların en kısa sürede doktora başvurmasının gerektiğinin altını çizdi.

Haber Aktüel
*~*~* TUĞRA *~*~*

Çevrimdışı Tuğra

  • popüler yazar
  • ******
  • İleti: 6601
Sağlıklı Gözler İçin Bunlara Dikkat
« Yanıtla #29 : 17 Mayıs 2009, 00:20:46 »
Omega 3 yağ asitleri bakımından zengin olan balık, fındık, ceviz ve zeytinyağı, bir göz hastalığı olan yaşa bağlı makula dejeneresansı hastalığının (AMD) gelişmesini önlemeye yardımcı oluyor. 
 
Sidney Üniversitesi Westmead Hastanesi’nden Jennifer S.L. Tan ve meslektaşları 1992-1994 yıllarında başlayan Mavi Dağlar Göz Çalışması’ndaki 2 bin 454 katılımcıları incelediler. Katılımcılar, çeşitli yağ asitleri alımını tespit etmeyi amaçlayan gıda sıklığı anketini tamamladılar. Retinanın dijital fotoğrafları, AMD hastalığının 5 ve 10 yıl sonraki gelişimini değerlendirmek için kullanıldı.

Archives of Ophthalmology dergisinde yer alan çalışmada, katılımcılar yaş, cinsiyet ve sigara içmeye göre düzenlendikten sonra, haftada bir porsiyon balık yemenin AMD gelişimini yüzde 31 azalttığı görüldü. Araştırmacılar, öncelikle sebze yağlarında bulunan linoleic asit, doymamış omega 6 yağ asitleri alımında, hastalığın görülme oranı daha da düşük olduğunu buldular.

Araştırmacılar, aynı zamanda haftada 1 ya da 2 kez fındık, ceviz gibi sert kabuklu yemişlerden yemenin AMD hastalığı riskini erken dönemde yüzde 35 oranında azalttığını gördüler. Araştırmacılara göre, bu yağ asitleri gözleri, damarlarda plak oluşumundan koruyor ya da enfeksiyonu, kan damarı formasyonunu ve retinada oksijene bağlı hücre hasarını azaltıyor.

Çalışmalarında, elde ettikleri bulgular, omega 3 çoklu doymamış yağ asitlerinin ve düzenli balık ve sert kabuklu yemiş tüketiminin AMD hastalığının erken döneminde önleyici olduğunu gösterdi.

  (Zaman Online)
*~*~* TUĞRA *~*~*