Gönderen Konu: Habib-i Neccar Hazretleri  (Okunma sayısı 2688 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı ücharfbeşnokta

  • Tarih öğrenmek farzdır...
  • aktif okur
  • **
  • İleti: 180
  • Kabı ayrı olanın Tadıda ayrı olur
    • zat-ı muhterem
Habib-i Neccar Hazretleri
« : 04 Mayıs 2012, 12:11:33 »



Hatay'a gidenlere mutlaka Kurtuluş Caddesi ile Kemalpaşa Caddesi kavşağındaki Habib-i Neccar Camii'ni ziyaret etmeleri tavsiye ediliyor. Çünkü bu caminin hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlar için önemli bir anlamı var.
Cami, özellikle şehri ziyarete gelen Hıristiyanların uğrak mekânlarından biri olmuş. Hıristiyanlar için önemli, çünkü bir Müslüman ibadethanesinin avlusunda Hz. İsa'nın havarileri Yahya, Yunus ve Şem'un-ı Sefa'ya (bu isimler yabancı kaynaklarda sırasıyla Yuhanna, Pavlos ve Petrus olarak geçiyor) ait olduğu rivayet edilen kabirler var.
Müslümanlar için önemi ise bu mekanın Anadolu'da yapılan ilk cami olması ve Habib-i Neccar'ın hikayesinin Yasin sûresinde anlatılması.
Hatta tarihî kaynaklarda İslamiyet'in Anadolu topraklarına buradan yayıldığı anlatılıyor. İsa Peygamber döneminde yaşamış bir Allah dostunun adını taşıması da Habib-i Neccar Camii'ne farklı bir özellik kazandırıyor. 
Kaynaklarda belirtildiğine göre Habib-i Neccar, marangozlukla uğraşan kendi halinde sıradan bir Antakyalı (Neccar Arapçada marangoz demek). Hazreti İsa'ının elçileri Yahya ve Yunus şehre gelmeden önce kazancının yarısını fakir fukaraya veren, diğer yarısını çocuk çocuğuna harcayan, Allah'ın has kullarından biri.
Yasin sûresinin 20. ayetinde "... o sırada şehrin öbür ucundan bir adama koşarak geldi..."
diye bahsedilen kişinin Habib-i Neccar olduğu ve Yasin'in 13-32 ayetleri arasında anlatılan sonu kanla biten olayın Habib, Yahya, Yunus ve Şem'un-ı Sefa arasında geçtiğine inanılıyor. 'İnanılıyor' diyoruz, çünkü Elmalılı Hamdi Yazır'ın Hak Dini Kur'an Dili adlı meşhur tefsiri ve Diyanet İşleri Başkanlığı'nca yayımlanan Kur'an Yolu adlı tefsir, bu konuda ihtiyatlı bir dil kullanarak birbirinden farklı yorumlarda bulunuyor. Habibi-i Neccar'ın ve camiinin Antakya'da anlatılan hikâyesi ise şöyle:


Habib-i Neccar ve İsa Peygamber'in elçileri
Habib-i Neccar Camii, ismini, caminin avlusunda kabri bulunan bir zattan alıyor. İsa Peygamber döneminde gönderilen elçilere iman eden ve inancından dolayı şehit edilen Habib-i Neccar, cüzam hastası bir oğlu olduğu için şehrin doğusundaki dağda bir mağarada ikamet etmektedir. Hazreti İsa'nın gönderdiği elçiler, Yahya ile Yunus şehre dağ tarafından girer ve ilk olarak Habib-i Neccar ile karşılaşırlar. Habib-i Neccar, yabancılara kim olduklarını sorar. "İsa Peygamber'in havarileriyiz" cevabını alınca onlardan bir delil ister. Onlar da "Biz hastalara şifa veririz." derler. Marangoz Habib, havarileri oğlunun yanına götürür. Elçiler, Allah'a dua eder, sırtını sıvazlarlar ve çocuk, Allah'ın izni, elçilerin eliyle şifa bulup ayağa kalkar. Bu olay karşısında Habib-i Neccar, havarilere tereddütsüz iman eder.

Tek bir Yaratan olduğunu anlatmak için şehre inen elçilerin sözüne kimse itibar etmez. Ancak çeşitli hastalıklara şifa verdikleri şehirde de duyulur ve halk etraflarında toplanmaya başlar. Bunu duyan şehrin kralı elçileri sorgusuz sualsiz zindana attırır.
Hz. İsa, havarilerinden uzun süre haber gelmeyince üçüncü elçi Şem'un-ı Sefa'yı Antakya'ya gönderir. Şem'un-ı Sefa, ilk iki elçi gibi kimliğini açığa vermez, saraya kadar girmeyi başarır. Kralın güvenini kazanınca önceki elçilerden bahseder. "Kralım bu yabancılar çeşitli hastalıklara şifa verdiklerini iddia ediyorlar. Bunları bir imtihan edelim." der. Kral da onu kırmaz, zindandaki elçileri huzuruna getirtir. Şem'un-ı Sefa, arkadaşlarına sorar: 'Siz kimsiniz, nereden gelip nereye gidiyorsunuz?' Onlar da İsa Peygamber'in elçisi olduklarını söylerler. 'Madem sizi bir peygamber gönderdi, elinizde bir delil olması lazım.' der. Onlar da amaların gözlerini açabildiklerini, ölüleri dirilttiklerini söylerler. Yeni ölmüş bir ceset önlerine getirilir.


 Yahya ve Yunus açıktan, Şem'un-ı Sefa içinden dua eder ve ölü dirilir. "Ey Antakya halkı eğer siz de öldükten sonra benim gördüklerimi görmek istemiyorsanız, çok zor durumdayken beni kurtaran bu üç kişiye tabi olun." diye halkı uyaran kişi, eliyle üç elçiyi işaret edince Şem'un-ı Sefa'nın da kimliği açığa çıkar.
Kral hayretle sorar: "Şem'un sen de mi bunlardansın?" Çok zeki olan üçüncü elçi, soruya soruyla cevap verir: "Kralım bu yabancılar çok olağanüstü bir hal gösterdiler, sen de taptığın putlarına söyle, daha üstün hünerler göstersinler. Yoksa bunlar seni halkın önünde mağlup ediyorlar." Kral köşeye sıkışınca itiraf eder: "Şem'un senden gizlim saklım yok. Bizim taptığımız putların böyle güçleri yok. Yemez, içmez, konuşmazlar." Bunun üzerine Şem'un kralı ikna eder ve kralın iman ettiği rivayet edilir.

Ancak inancını halka açıklamaz. Halk da iman etmemekte direnir. Büyü yapıldığını söyleyip elçileri linç etmeye kalkarlar. Bu sırada Habib-i Neccar koşarak şehre gelir ve
"Ey kavmim, bu elçilere uyun. Sizden hiçbir ücret istemeyen o kimselere tabi olun, onlar doğru yoldadırlar" der.
(Yasin Sûresi'nin 20-22 ayetlerinde geçen bu sözleri Habip Neccar'ın söylediğine inanılıyor.)
Ama halk hem havarileri hem de Habib-i Neccar'ı taşlayarak şehit eder...
Habib-i Neccar'a öldükten sonra cennetteki makamı gösterilir. Bunun üzerine "Keşke Rabb'imin beni bağışladığını ve güzel biçimde ağırlananlardan eylediğini kavmim bilseydi." der. (Yasin 26-27) Bu olaydan sonra Antakya halkı helak olur. Yasin'in 28-30. ayetlerindeki 'Ondan sonra onun kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indirmeyiz de. Cezaları korkunç bir sesten ibaretti; sönüp gidiverdiler..." ifadesinin bu felaketi anlattığı rivayet ediliyor.


Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Antakya'da yeni bir yerleşim yeri kurulur ve Hz. Ömer'in hilafeti döneminde 636 yılında İslam ordusu şehri fetheder. Mezarların yeri tespit edilir, onların ve fethin anısına cami ve türbeler yapılır.
Habib-i Neccar Camii, Türkiye sınırları içerisinde ilk yapılan cami olarak biliniyor.
969'a kadar cami olarak kullanılan bina şehir Hıristiyanlar eline geçince kiliseye çevrilir. Süleyman Şah döneminde 1084 yılında şehri tekrar Müslümanlar ve bina yeniden cami olur. 1096 Haçlı Seferleri'nde yine kilise olur, en son 1268'de Memluk sultanı kiliseyi camiye çevirir ve o tarihten bugüne kadar cami olarak kalır. Ancak Hatay birinci derece deprem bölgesi olduğundan 1853'teki büyük depremde öndeki yapı tamamen yıkılmış. Şu andaki haliyle 1857 yılında inşa edilmiş. İsa Peygamber'in havarilerinin burada olması, Hıristiyanlarca kutsal kabul edilmesi, Anadolu'da ilk yapılan cami olması nedeniyle Habib-i Neccar Camii, Antakya'da sembollerinden biri olarak kabul ediliyor.
(sadakat.net // Müderris )

İhmal ihanete eşittir...

Tarih yazılırken okunmaz, yazıldıktan sonra okunur...

Çevrimdışı osmanlı

  • araştırmacı
  • ***
  • İleti: 379
  • Okula hayır, Açık lise kolejlerine evet.
Ynt: Habib-i Neccar Hazretleri
« Yanıtla #1 : 04 Mayıs 2012, 18:39:52 »
Bu tarihi ilim aslında hristiyanların batıl olduğunu bir defa daha gösteriyor. Şöyleki;

  İlk olarak Aziz Petrus (Kaya demek) lakaplandırdıkları Şemunel Sefa (Simon diyorlar) sözüm ona Roma askerlerince esir edilip Romaya götürülüyor ve şimdiki vatikanın olduğu yerde bulunan arenada aslanlara parçalattırılıyor. Bu sebeble bugünki vatikan kilisesi onun öldüğü yere nispet yapılmıştır. (Sen Pier kilisesi)
Buna inanan kıt kafalı hrisiyanlar bu yukarıda ki anlatılana da inanıyorlar. Hangisi doğru? Antakya'da mı vefat etti esir edilip Roma'da mı?

  İkincisi de dikkat ederseniz Hatayın fethinden sonra mezarların keşf edilip imarını yapan Hz. Ömer Efendimiz ve müslümanlar. Ama her zaman müslümanlığı batıl olmakla suçlayan hristolar bu sefer meseleyi benimsemişler. Buda bir tezat???

Neşr için sağolun, faydalı oldu.
Devrimci akıla sahip olanlar, luciferin yeni dünya düzenini yemezler...

Çevrimdışı valdiviesqs

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 13
Ynt: Habib-i Neccar Hazretleri
« Yanıtla #2 : 18 Temmuz 2012, 10:22:55 »
 Bu sebeble bugünki vatikan kilisesi onun öldüğü yere nispet yapılmıştır.