Gönderen Konu: HANEFİLER DARUL HARPTE KUMAR CAİZDİR DEMİŞ MİDİR?  (Okunma sayısı 589 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Muvahhid Harun

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 2
  • Sadakat Forum "Seviyeli İslami Forumunuz.."

Selamunaleykum
Ebu Hanife ve hanefi fukahası Darul Harpte kumar ve faiz caizdir demiş midir? Demişseler haramı helal yapan kafir değil midir?


Çevrimdışı farmasiyen

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 2
  • Sadakat Forum "Seviyeli İslami Forumunuz.."
Ynt: HANEFİLER DARUL HARPTE KUMAR CAİZDİR DEMİŞ MİDİR?
« Yanıtla #1 : 11 Temmuz 2018, 10:43:06 »



Avrupa’da faiz meselesi
Dâr-ül-harbde, müslümanın, kâfirlere ödünç vererek, onlardan faiz almasının caiz olduğu bütün kitaplarda yazılıdır. Dâr-ül-harbde, gayrimüslimlerin mallarını faiz, kumar, fâsid bey’ ile almak helaldir. Bu yollarla müslümanın zarar etmesi ise, helal değildir. (Redd-ül Muhtar)

İmam-ı a’zam ve imam-ı Muhammed, (Dâr-ül-harbde, müslüman ile kâfir arasında faiz olmaz) buyurdu. (Mültekâ)

Dâr-ül-harbde, bir müslümanın, kazanmak şartı ile, kumar, faiz ve sigorta yolu ile, para kazanmasının caiz olduğu, (Kuduri, Cevhere, Vikâye, Hindiyye, Mebsut, Dürr-ül Muhtar, Redd-ül Muhtar) gibi muteber eserlerde yazılıdır. Aynı husus Mecma’ul-enhür ve Dürer’de de, (Lâ ribâ beynel müslimi vel harbiyyi fi daril harbi = Dâr-ül-harbde, müslüman ile kâfir arasında faiz yoktur) hadis-i şerifi ile bildirilmektedir. Çünkü, onların malını rızaları ile almak mubahtır. Fakat, mallarına saldırmak, zorla almak caiz değildir. Diyanet Ansiklopedisi’nin faiz maddesinde de böyle yazmaktadır.

Dâr-ül-harbde, yalnız kâfirlerden faiz alan bir bankaya para yatıran bir müslümanın, bu paranın faizini alması helal olur. Bu bankadan ödünç para alıp faiz verenlerin hepsi müslüman ise, bankaya yatırılan paranın faizini almak haram olur.

Bankadan para alıp faiz verenler, müslüman ve harbi kâfir karışık ise, o bankadan alınan faiz ve hizmet karşılığı alınan maaş mekruh olur. Müslüman müşterisi çok ise, harama yakın, harbi kâfir müşterisi çok ise, helale yakın mekruh olur. Meşihat-i islamiyyenin çıkardığı Ceride-i ilmiye kitabının 55. sayısının 1744. sayfasında yazılı fetvada da, (Dâr-ül-harbde kâfir bankasına para yatırıp, bankadan faiz almak, şer’an helal olur) buyuruluyor.

Sigortacı ile Dâr-ül-harbde sözleşme yapmak ve vereceği paraları almak helal olur. (İbni Âbidin)

Diyanet Ansiklopedisi’nde ise şöyle diyor:
Ebu Hanife ve imam-ı Muhammed’e göre dâr-ül-harbde müslümanla harbi arasında faiz muamelesi caizdir. Aynı şekilde Hanefi mezhebine göre, fâsid kabul edilen alışveriş ve ticari muameleler, bahse girmek ve kumar oynamak da caizdir. Ancak müslümanın bu işlemlerden kazançlı çıkması şarttır. (Faiz maddesi s.121)

Bu vesikalardan da anlaşıldığı gibi, faiz almak caiz olan yerlerde, banka reklamı yapmak da caizdir. Üstelik bankalar, sadece faizli işlem yapmaz, fabrikalara, şirketlere hissedar olmak, bina yapıp satmak, alacaklıların senedini tahsil etmek, para havalesi yapmak gibi birçok faizsiz işlem de yapar. Böyle kazancı haram-helal karışık bir kimsenin verdiği hediyeyi almak, onunla alışveriş ve kira işlemleri yapmak caiz olur. (Hadika)

Dâr-ül-harbde, kazanmak şartı ile bahse girmek, yani bir nevi kumar oynamak da caizdir. Rum suresinde, (Rumlar, en yakın bir yerde yenilgiye uğradılar. Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir) buyurulmaktadır.

Müşriklere göre ise, bu, inanılacak şey değildi. Halbuki Allahü teâlânın vaadi mutlaka gerçekleşecekti. Hazret-i Ebu Bekir, sure-i celilenin inişinden sonra, müşriklere, (Bu galibiyet, sizi sevindirmesin. Birkaç yıl sonra Roma, Farsa mutlaka galip gelecektir) demişti. Müşrikler, (Bu birkaç yıl ne kadar zaman?) diye sordular. Üç yıl diye cevap verdi. Übeyy ibni Halef, (Yalan) diyerek, on deveye Hazret-i Ebu Bekir ile bahse tutuştu. Hazret-i Ebu Bekir, durumu Resul-i ekreme haber verdikleri zaman, Peygamber efendimiz, (Birkaç yıl, 3-9 yıl arası demektir. Deve adedini çoğalt ve müddeti de uzat) buyurdu.

Hazret-i Ebu Bekir, Übeyy’i arayıp buldu. Übeyy, (Ne o, pişman mı oldun?) dedi. Hazret-i Ebu Bekir, (Hayır pişman olmadım. Seninle bahsi artıralım. Yüz deve yapalım. Müddeti de dokuz yıla çıkaralım) dedi. Übeyy, durumdan çok emindi. Romalıların hiçbir vakit, yeniden savaş edebileceklerine ihtimal vermediği için, (Peki yüz deve, dokuz yıl olsun) dedi.

Dokuz yıl sonra, Bedir’de Müslümanlar, müşriklere Allahü teâlânın yardımı ile galip geldikleri sırada, Romalılar da Farslılarla, tekrar giriştikleri savaştan muzaffer olarak çıkmışlardı. Hazret-i Ebu Bekir bahsi kazanmıştı. Fakat develerini bizzat Übeyy’den isteyemedi. Übeyy, Uhud’da yaralanmış ve Mekke’ye dönüşünde ölmüştü. Develeri Übeyy’in vârislerinden aldı. Bu durum müşrikleri iyiden iyiye düşündürdü. İçlerinden birçoğu, müslümanlığı kabul etti. Böylece Kur’an-ı kerimin bir mucizesi daha meydana çıktı. (Medarik,Tibyan)

Mekke-i mükerreme, o zaman İslam ülkesi olmadığı ve Hazret-i Ebu Bekir’in kazanması garanti olduğu için bu bahis işi caiz görülmüştü. Bunun için İmam-ı a’zâm ile İmam-ı Muhammed’e göre, ribâ ve kumar gibi şeylere ait fâsid akidler, dâr-ül-harbde, müslümanlar ile kâfirler arasında caizdir, yapılabilir. (Mülteka)

Dâr-ül-harbde, kazanmak şartı ile bahse girmenin caiz olduğunu gösteren bir misal daha verelim:
Meşhur bir pehlivan olan Rükâne, koyunlarının üçte birini bahse koyarak Peygamber efendimize güreş teklifinde bulundu. Resulullah efendimiz, defalarca Rükâne’yi yenip koyunların tamamını aldı. Sonra da ihsan ederek hepsini geri verdi. Rükâne müslüman oldu. (Mebsut, Mevahib-i ledünniyye, Şevahid-ün-nübüvve)


Faiz alıp vermek büyük günahtır. Ama faiz almanın gayrimüslim ülkelerde caiz olduğu Dürr-ül Muhtar, Redd-ül Muhtar, Mülteka, Mecmaul-enhür, Dürer ve Gurer, Kuduri, Cevhere, Vikaye, Fetavayı Hindiyye, Fethul-kadir, Ceride-i ilmiyye gibi birçok fıkıh kitabında yazılıdır. Mecmaul-enhür ve Dürer’deki (La riba beynel müslimi vel harbiyyi fi daril harbi = Dar-ül-harbde, Müslüman ile kâfir arasında faiz yoktur) hadis-i şerifini bilmeyenlere ne vesika gösterilse faydasızdır.


Dâr-ül-harbde, kâfirlere ödünç vererek, onlardan faiz almanın caiz olduğu bütün kitaplarda yazılıdır. Birkaç örnek verelim:
İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki: Dâr-ül-harbde, gayrimüslimlerin mallarını faiz yoluyla almak helâldir. (Redd-ül-muhtar)

İmam-ı a’zam ve imam-ı Muhammed, (Dâr-ül-harbde, Müslümanla kâfir arasında faiz günahı olmaz) buyurdu. (Mültekâ)

Dâr-ül-harbde, bir Müslümanın, faiz yoluyla para kazanmasının caiz olduğu, (Kuduri, Cevhere, Vikâye, Hindiyye, Mebsut, Dürr-ül Muhtar, Redd-ül-muhtar) gibi muteber eserlerde yazılıdır.

Aynı husus Mecma’ul-enhür ve Dürer’de de, (Lâ ribâ beynel müslimi vel harbiyyi fi daril harbi = Dâr-ül-harbde, Müslümanla kâfir arasında faiz yoktur) hadis-i şerifiyle bildirilmektedir. (Faiz yoktur) demek, (Faizli alış verişler caiz olur) demektir

Diyanet Ansiklopedisi’nde de şöyle diyor: Ebu Hanife ve İmam-ı Muhammed’e göre dâr-ül-harbde Müslümanla harbi arasında faiz muamelesi caizdir. (Faiz maddesi s.121)

Abduhcu, (Bankadan almak daha büyük günah olur) dese de, Meşihat-i İslamiyyenin çıkardığı Ceride-i İlmiye kitabının 55. sayısının 1744. sayfasında yazılı fetvada da, (Dâr-ül-harbde kâfir bankasına para yatırıp, bankadan faiz almak, şer’an helâl olur) buyuruluyor.

Her şeyi bir hikmetle, bir sebeple açıklayan başka bir hoca da, kâfir bankasından faiz almanın caiz olduğuna şöyle bir örnek veriyor:
(Faizin haram edilmesinin hikmeti, karşıdaki kişiyi sömürmektir. Mesela 100 lira isteyen kişiye, “50 lira faiz isterim” diyerek onu zor duruma sokmaktır. Bankaya para yatırılınca, banka zor duruma düşmüyor. Banka kazandığı paranın bir kısmını bize veriyor. Mesela 20 lira kâr ediyorsa, “10 lirası senin, 10 lirası benim olur” diyor. Biz bankayı sömürmüyoruz. Bunun için, İtalya, Fransa gibi gayrimüslim ülkelerde bankaların verdiği faizi almak caizdir, günah değildir.)

Hâlbuki kâfir bankasından faiz almanın caiz olduğu din kitaplarında yazılıdır. Böyle aklî bir örneğe hiç ihtiyaç yoktur. Fakat aklını ölçü alanlar için, akla zıt da değildir. Nakle zıt olmadığı için söylemekte mahzur yoktur.

Abduhcu yazarın, (Dar-ül sulh = Barış ülkesi) diye bir tâbir uydurmasının dinde yeri yoktur. Hiçbir İslâm âlimi öyle bir tâbir bildirmemiştir. Bir ülke, ya İslâmiyet'le idare edilir veya gayri İslâmî şekilde idare edilir. İkisinin arasında başka idare şekli yoktur. Yani bir ülke ya (Dar-ül-İslam) veya (Dar-ül harb) olur. Kelime mânâsına bakarak Dar-ül harb için (Savaş yapılan ülke) denmez. Vehhâbîler de, hep böyle kelime üzerinde durarak yanlışlıklar yapıyorlar. Deyimlerde, tâbirlerde kelimeye bakılmaz. Bir başka husus da, bugün bir ülke, kendine, (İslam idaresi) dese, o ülke (Dar-ül-İslam) olmaz. Bir kimsenin adı Veli olsa, o kimseye evliya zat denmediği gibi, bu da öyledir.
 

 

KAYNAK:
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1342