Gönderen Konu: Hayata Hazırlanmak için Sosyal Çevreden Uzaklaşmak Gerekiyor  (Okunma sayısı 1667 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9223
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."

Hayata Hazırlanmak için Sosyal Çevreden Uzaklaşmak Gerekiyor



Uzun yıllar eğitim gören gençlerin problemsiz bir şekilde iş hayatına geçebilmeleri için toplumdan, aileden ve internetten koparılması gerekiyor. “Öğrencilerin toplumla ilgili hadiselerden olabildiğince uzak tutulması, bizim eğitim tarihimizde bir gelenektir.” diyen “Osmanlı Medreselerinin Eğitim Programları” kitabının yazarı Prof. Dr. Ömer Özyılmaz ile gençlerin iş hayatında başarılı olabilmeleri için nasıl yetiştirilmesi gerektiğini konuştuk.

Osmanlı’da öğrenciler hayata nasıl hazırlanıyordu?

Öğrencilerin toplumla ilgili hadiselerden olabildiğince uzak tutulması, bizim eğitim tarihimizde bir gelenektir. Hatta bunun için biz de çok önemli bir gelenek daha vardır: Öğrenci kendi memleketinde okumaz, tahsilini muhakkak başka bir yerde yapar. Bundan maksat öğrencinin, tarlasından, iş yerinden, aile ortamından, arkadaş çevresinden ayrılıp öğrendiği ilime yoğunlaşabilmesidir.

Pratikte nasıl uygulanıyordu?

Talebenin eğitimi için hazırlanan külliyeler, bir talebenin ilimle meşgul olabilmesi için yatacağı,
yiyeceği, kalkacağı, gezeceği alana kadar ince ince düşünülerek kurulmuştu. Talebe buralarda yetişir, ilme dair okuması gereken bilgiyi / kitabı okur, müzakere eder, düşünür, tartışır, yetişirdi. Ayrıca Osmanlı medreselerinde eğitim ve öğrenim hayatı on iki yıldır. O 12 yıllık eğitime sabredenler, dayananlar yüksek bilgi ve beceriye sahip olarak oradan mezun olurlar.

Toplumdan uzak yetiştirilen talebeler sosyal hayata geçiş sürecinde adaptasyon problemi yaşıyorlar mıydı?

Osmanlıda öğrenci toplum içinde yetişmiyordu; lakin toplumdan da çok uzak değildi. Topluma hizmet etmek gayesiyle ilim okuyorlardı. Daha talebeyken, “Toplumun hangi yönü eksik, ne gibi sıkıntıları var, insanlara nasıl faydalı olabilirim?” düşüncesiyle hayata hazırlanıyorlardı. Ayrıca Osmanlıda bilim, hayatı kuşatan bir özelliği sahipti ve hayat da çok hızlı değişmiyordu. Belli bir standart vardı, hayat o standartta devam ediyordu. Mesela bugün 12 yılda çok şey değişir; ama Osmanlı bu kadar hızlı değişen bir toplum değildir. Uzun yıllar hayatı aynı usulle yaşamışlardır. Böyle olduğu için Osmanlı toplumunda günümüzdeki gibi kuşak çatışması, adaptasyon problemleri neredeyse yok denecek kadar azdır.

Osmanlı aydını talebesine dünyayı nasıl anlatıyordu?

Hocalar dünyayı iki manada kullanır. Birincisi yaşanılan hayatın devam ettirildiği bir zemindir. İkincisi ise olumsuz anlamda kullanılan bir kavramdır. İnsanı oyuna, eğlenceye, zamanı öldürmeye hatta faydasız işler yapmaya yönelten anlayıştır. Öğrencileri bu ikincisinden uzak tutmaya çalışmışlardır.

Günün şartlarına göre düşündüğümüzde, öğrenciyi toplumdan ayırma nasıl yorumlanabilir?

Öğrenciyi toplumdan soyutlamak günümüz şartlarında çok zorlaştı. Bugün öğrenci telefonuyla, televizyonuyla, internetiyle, sosyal platformlarıyla toplumla iç içe yaşıyor. Ancak o günkü prensip bugün de geçerlidir. Öğrenci bilim öğrenme dönemindedir. İlim öğrenmek için konsantre olması lazımdır. Konsantre olması için de toplumsal olaylardan, sosyal uyaranlardan ve sair zevklerden uzak durması ya da uzak tutulması gerekir. Çünkü öğrencilik döneminde sosyal olaylara, siyasi olaylara, eğlencelere, yönelen insan bilimden uzak kalır.

Bu konuda ebeveynlere tavsiyeleriniz neler?

Öğrencinin iyi yetişmesi için o gün bulunan yol, talebeyi toplumdan uzak tutmaktı. Günümüzde anne babalar çocuğun aileden koparılmasına sıcak bakmayabilirler. Osmanlı’da da böyleydi, çocuğunu medreseye vermeye zorlanan aileler olmuştu. Tabi ki herkes çocuğunu sever ve özler. Ancak evladının geleceği için, ilim okuyup topluma faydalı olabilmesi için yine de külliyeye verirlerdi. Bugün belki o günkü külliyeler yok, ancak öğrencileri toplumdan uzak tutmanın yollarını aramak gerekiyor. Öğrenciler çevresiyle, internetle, sosyal platformlarla değil, olabildiğince mesleğiyle, çalışmasıyla, yetişmesiyle ve ilimle meşgul edilmeli.

İş hayatına başlamak için gençlere neler söylenebilir?

İnsan öğrencilik döneminde iyi yetişmesi lazım ki topluma faydalı olabilsin. Bugün buna çok daha ihtiyaç vardır. Ne açıdan diye soracak olursanız, en azından 60-70’li yıllarda siz bir üniversiteyi bitirdiğinizde devlette sizin bitirdiğiniz fakültenin karşılığında iş vardı. Diplomanızı götürüyordunuz, işe başlatıyorlardı.

İş hayatında başarılı olmak için gençlerde hangi özelliklerin bulunması gerekiyor?

Bugün artık siz üniversite mezunusunuz diye devlet iş vermiyor. İş vermek için önce bir sınava tabi tutuyor. Özel sektör ise sınavın yanında yeni mezunlardan daha çok şey istiyor. Artık diplomanın yerine, “Hangi alanda kendinizi yetiştirdiniz, buraya gelirseniz ne tür problemleri çözersiniz, ne gibi yenilikler getirirsiniz, şirketimize nasıl bir katkı sağlayabilirsiniz?” diye soruluyor. Yani, Osmanlının öğrencinin toplumdan uzak yetişmesi gerektiği anlayışına, bugün Osmanlıdan çok daha fazla ihtiyacımız var. Çünkü bugün hayat çok daha hızlı değişiyor, çok daha yeni problemler, yeni bilgiler, yeni teknolojiler ortaya çıkıyor. Bugün var olan bilgiler, teknolojiler yarın bir işe yaramıyor. Bunun için öğrencilik döneminde hem temel bilgileri almak hem de belli becerileri elde etmek gerekiyor.

olduğu gibi asabiyetlerini kaybederek rehavete kapılmamışlardır. Önce kendilerini, sonra toplumu sorgulayarak doğruya ulaşma cesaretini göstermişlerdir. Bu muvaffakiyetleri Kuran-ı Kerimde “civanmertlik” olarak zikredilmiştir. Ancak her insan bu başarıyı gösteremeyebilir.

Sonuç olarak bugün gençlerin durumu dikkate alındığında, İbn Haldun’un teorisine doğru gidiliyor denilebilir. Yani rahatlığa alışan gençler asabiyetlerini kaybediyorlar. Buna karşı çözüm olarak “civanmertlik” hadisesi ile İbn-i Haldun’un “asabiyet” teorisinden yola çıkarak, günümüze uyarlanabilecek bir çözüm bulunması gerekiyor. Her türlü faaliyetin planlama ve stratejilere göre belirlenip yapıldığı günümüzde, Ashab-ı Kehf ve İbrahim Aleyhisselam’da olduğu gibi düşünürken son derece cesaretli ve medeni davranmak gerekiyor. Ancak iş başına varıp çalışmaya geldiğinde ise tabii refah sularını içmeye alışmamak ve asabiyeti kaybetmemek son derece önemli. Bir “bedevi”nin zorluklar karşısındaki duruşuna, temiz bir zihinle meseleleri ele alışı ve işine heyecanla sarılmasını örnek almak gerekiyor.

Z kuşağının diğer dezavantajlarını sıralayacak olursak başta aşırı ilgi dağılması geliyor. Bilgisayar, televizyon, internet ve akıllı telefonlarla büyüdükleri için konsantrasyon bozukluğu yaşayıp çabuk sıkılabiliyorlar. Zorluk karşısında kolay vazgeçebilirler ya da bilgisayar oyunlarında olduğu gibi mucize bir elin kendilerine uzanmasını bekleyebilirler. Azimli ve hırslı olmayacakları için kriz dönemleri daha zor geçebilir.

Kaynakça:

• İbn Haldun’un Metodu ve Siyaset Teorisi, Ümit Hasan, Ankara 1977.
• Tarih-i Taberi, Ebu Cafer Muhammed Bin Cerirü’t – Taberi, Sağlam Yayın, İstanbul.
• Mukaddime, İbn Haldun,
• İnsan Kaynakları, Yaprak Eldem, İstanbul 2003.
• İnsan Kaynakları Yönetimi ve İnsan Kaynakları Stratejik Planı, Burhan Aykaç, Ankara 1999.
• Harvard Business Reivew Türkiye, Şirketinizdeki Ateş Topu: Y Kuşağı, Ceyda Maden Eyusta, Mayıs 2013.
• Türkiye’de Gençlik, İnsani Gelişme Raporu, Türkiye 2008.
• Takım Rolleri Çalışması: X ve Y Kuşağı Üzerinde Karşılaştırmalı Araştırma, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2011.
• Gençler “İş”e El Koydu, HayGroup 2011 Gençlik Araştırması Raporu, Türkiye 2011.



İsmail İSHAK GÜR | 02 Temmuz 2013 | İnsan ve Hayat Dergisi