Gönderen Konu: İmanın İkinci Şartı: Meleklere İnanmak  (Okunma sayısı 11066 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı 61koeroglu61

  • Yeni üye
  • *
  • İleti: 24
İmanın İkinci Şartı: Meleklere İnanmak
« : 20 Mart 2006, 21:11:29 »

MELEKLERE İMAN

Melekler, Yüce Allah’ın nurdan yarattığı varlıklardır. Melekler, Yüce Allah’ın ibadet, taat, zikir, şükür ve özel görevler için yarattığı kıymetli, şerefli, temiz, sevimli varlıklardır.

Meleklerin yerde, gökte, Arşta her yerde görevleri vardır. Gözle, görülmezler, gayb aleminde bulunurlar. Birçok şekle girebilirler. Dünya gıdalarından yemez ve içmezler. Onların gıdaları Allah’ın nuru, feyzi, zikri ve sevgisidir. Erkeklik ve dişilik özellikleri yoktur. Doğum yoluyla çoğalmazlar. Yüce Allah, dilediği zaman dilediği kadar melek yaratır. Sayılarını Yüce Allah bilir.

Melekler hiç kötü iş yapmazlar, kötü işe meyletmezler. Meleklerde insandaki gibi nefis, şehvet, kötü arzu, meyil ve ihtiyaç yoktur. Onlar devamlı Yüce Allah’ı tesbih eder/yüceltir, hamd eder/över ve emrini gözetirler. En büyükleri dört tanedir. Onlar şunlardır:

1. Cebrail : Vahiy meleğidir. Allah’ın emrini peygamberlere getirir. Meleklerin en büyüğü ve reisidir.

2. Mikâil : Tabiat olayları ve rızık taksimiyle görevlidir.

3. İsrafil : Kıyamet kopacağı zaman sûr ismindeki alete üfürüp büyük ve dehşetli haberi duyurmakla görevlidir.

4. Azrail : Allah’ın emriyle can almakla görevlidir.

İnsanı korumakla görevli meleklere “Hafaza/koruyucu” melekleri denir.

İyilik ve kötülüğünü yazanlara “Kirâmen Kâtibin/Yazıcı” melekler denir.

Kabirde sual soran meleklere de “Münker-Nekir” melekleri denir.

Bazı melekler, Allah’ın dostlarına yardım etmekle görevlidir.

Müminlere devamlı dua eden, günahları içi istiğfar eden ve gece gündüz onların affedilmesini isteyen melekler vardır.

Zikir ve ilim meclislerine gelip orada bulunanlara dua ve istiğfar etmekle görevli melekler vardır.

Peygamber Efendimize (s.a.v.) getirilen salavatları ona ulaştırmakla ve salavat okuyanı tanıtmakla görevli melekler vardır.

Müminlerin dualarına katılıp ve onlarla birlikte “Âmin” diyen melekler vardır.

Azrail Aleyhisselam can alırken ona yardımcı melekler vardır. Bu melek.er, güzel ahlaklı insanlara ölüm anında selam verir, müjde getirir, korkma der ve can verirken onlara şenlik olup korkmadan ahirete göçmelerine yardımcı olur.

Bunlardan başka, yerde ve gökte, dünya ve ahirette Yüce Allah’ın kendilerine verdiği vazifeleri yapan sayısını ancak Yüce Yaratanın bildiği melekler vardır.

Böylece meleklere iman etmek, onları sevmek her müslümana fazdır. Onları inkar etmek, kendilerine düşmanlık yapmak, onlara Allah’ın kızları ve oğulları demek küfürdür, haramdır, insanı dinden çıkarır.

Melekleri, Allah’ın izni ve imkan vermesiyle Peygamberler görebildiği gibi, temiz kalpli, güzel ahlaklı Allah dostu müminler de görebilir ve onlarla konuşabilirler.

Melekler, Yüce Allah’ın askerleridir; onlarla dünya ve ahirette mümin dostlarına yardım gönderir, destek ve kuvvet verir. Bunun örnekleri çoktur.







 Gökten Gelen Yardım

Hz. Enes (r.a) anlatıyor:

Hz. Peygamber’in (s.a.v) Ashabından Ebu Ma’lek diye birisi vardı. Bu zat, kendisi ve başkaları adına tüccarlık yapar; ticaret için uzak bölgelere giderdi. Kendisi, çok ibadet ehli ve takva sahibi güzel ahlaklı bir insandı. Yine bir gün ticaret için yola çıkmıştı. Önünü bir silahlı hırsız kesti; ona:

-Elinde ne varsa getir önüme koy, seni öldüreceğim! Dedi. Ebu Ma’lek:

-İşte malım, al senin olsun; beni bırak dedi. Hırsız:

-Ben malı değil, seni öldürmek istiyorum, dedi. Ebu Ma’lek:

-Biraz müsaade et de dört rekat namaz kılayım, dedi. Hırsız:

-İstediğin kadar kıl, dedi.

Ebu Ma’lek, abdest aldı, sonra namaz kıldı; namazdan sonra ellerini açtı ve:

-Ey Yüce dost, ey Yüce Arşın sahibi her istediğini yapan Allahım! Kimsenin aksine bir şey yapamadığı izzet ve kudretinin hürmetine, kimsenin zulüm v ehaksızlık görmediği saltanatının hürmetine, Arşını dolduran nurunun hürmetine şu hırsızın kötülüğünden beni korumanı istiyorum. Ey kendisinden yardım istenen Rabbim, bana yardım et.” Diye dua etti, bu duasını üç defa tekrarladı. O esnada bir atlı belirdi. Elinde demirden bir mızrak vardı, mızrağı atının iki kulağı arasına koymuş bir şekilde süratle hırsıza doğru yöneldi. Hırsız atlıyı görünce ona döndü, atlı elindeki mızrağı ile hırsıza bir vurdu, hırsız öldü. Atlı Ebu Ma’lek’e dönerek:

-Kalk, dedi. Ebu Ma’lek.

-Anam babam sana feda olsun, sen kimsin, bu gün Allah seninle bana yardım etti? diye sordu. Atlı:

-Ben dördüncü kat gökte bulunan bir meleğim. Sen ilk dua ettiğin zaman göğün kapılarının gıcırdayıp ses verdiğini işittim. İkinci kez dua yapınca gökte bulunan meleklerin feryadını işittim. Sonra üçüncü kez dua edince, bana: “Bu, sıkıntı içindeki bir kulun duasıdır.” Dendi. Ben Yüce Allah’tan dua edence yardım ve hırsızı öldürmek için izin istedim. İzin verildi ve sana yardıma geldim.” Dedi.

Hz. Enes (r.a.) demiştir ki:

“Kim bir abdest alır, dört rekat namaz kılar ve bu dua ile Allah’tan bir şey isterse, sıkıntı içinde olsun olmasın, duası kabul edilir.”
« Son Düzenleme: 05 Mayıs 2009, 16:53:23 Gönderen: İsra »
(Kıyamet günü) insan kardeşinden , anasından , babasından , karısından, çoluğundan, çocuğundan kaçacak.O gün herkes kendi derdine düşecek.”( Abese suresi/34-37)

Çevrimdışı Mücteba

  • Moderatör
  • popüler yazar
  • *****
  • İleti: 9225
  • "En büyük keramet, istikâmet üzere olmaktır..."
İmanın İkinci Şartı: Meleklere İnanmak
« Yanıtla #1 : 25 Şubat 2016, 00:27:14 »
İmanın İkinci Şartı: Meleklere İnanmak

İmanın ikinci şartı meleklerin varlığına inanmaktır. Gerek Kur’ân-ı Kerim’de ve gerekse imanın altı esasının sıralandığı “Âmentü”de Allâh’a inanmanın hemen akabinde meleklere iman zikredilmiştir. Bir âyet-i kerimede de şöyle buyrulmuştur:

“Kim Allâh’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve kıyâmet gününü inkâr ederse, tam mânâsiyle sapıtmıştır.”(1)

Meleklere iman böylesine önemlidir. Bundan dolayıdır ki, Müslümanların iman esaslarını parçalamak, imanlarına zarar vermek için, belli çevreler tarafından melekler mevzuu zaman zaman kafaları ve gönülleri karıştıracak şekilde istismar edilegelmiştir. Bu sebeple Müslümanların çok önemli bir bölümünün meleklerle ilgili olarak bildikleri hususlar İslâm’ın iman esaslarına uymamaktadır.

Melek denilince, pek çok insanın kafasında, fizikî özellikleri olan bir kadın silueti canlanır. Zira basında-medyada, sinema ve tiyatrolarda, birtakım ticarî ürün reklamlarında ortaya konulan görüntü budur. Meselâ, “Çarli’nin Melekleri”, “sen benim meleğimsin” gibi sözler; kadınlara,  çikletlere müstear isim olarak melek isminin verilmesi gibi... Bütün bunlar, insanların melek inancına da zarar vermiştir, vermektedir.


Melekler Nasıl Varlıklardır?

Kur’ân-ı Kerim’de ve hadîs-i şeriflerde, üzerinde en çok durulan hususlardan biri de meleklerdir. Kur’ân’ın seksenden fazla yerinde çeşitli kelimelerle meleklerden bahsedilmiştir.

Melek, kelime olarak haberci ve kuvvet mânâlarına gelir, çoğulu melâike’dir. İslâmi ilimler ıstılâhında ise melekler, saf nur’dan yaratılmış(2), ışıktan milyarlarca defa daha rakîk (ince), lâtif varlıklardır. Onların vücudunda, anâsır-ı Erbaa (dört unsur) dediğimiz toprak, su, hava ateş gibi elemanlar yoktur. Bundan dolayı doğrudan gözle görülmezler, beşer aklı da zaten onları görmeye tahammül edemez.

Melekler yemezler, içmezler, uyumazlar, günah da işlemezler; çünkü kendilerinde nefis yoktur. Gıdalarını zikir ve tesbihten alırlar. Erkek-kadın özellikleri yoktur. Yaratılmışların hiçbirine benzemezler. Gerektiğinde değişik tip ve kılığa girip görünebilirler. Zaten peygamberlerden başkasının melekleri yaratıldıkları şekilde yani aslî hüviyetlerinde görmeleri mümkün değildir.

Resûlüllah Efendimiz Cebrâil aleyhisselâmı aslî suretinde gördü, onun altıyüz kanadı vardı.(3) Kendisine zaman zaman insan suretinde de geldiğini kaynaklarımız haber vermektedir... Bu cümleden olarak bazan sahâbeden Dıhyetü’l-Kelbî (r.a.) sûretinde, bazan beyaz elbise giymiş bir a’rabî kılığında, bazan da sıradan bir şahıs hüviyetinde geldiği de olmuştur. Keza silahlı bir asker ve daha değişik kıyafetlerde de görülmüştür.(4)


Meleklerin Vazifeleri

Melekler akıllı varlıklardır ve her birinin yaratılış vazifeleri vardır. Onlar bu yükümlülüklerini tam ve eksiksiz olarak yerine getirirler. Allâh’a muhtelif şekillerde ibâdet ederler. Süleymen Çelebi merhum, meleklerin değişik tarzdaki ibadetlerini Mevlid’inde şöyle dile getirir:

Kimi kıyamda kimi kılmış rüku’,
Kimi Hakk’a secde kılmış bâ-huşu’.


Bazıları da “tesbih” ederler, mü’minler için mağfiret dileğinde bulunurlar. Bu husustaki bir âyet şöyledir: “… Melekler Rablerine hamd ile tesbih ediyorlar ve yerdekiler için mağfiret (bağışlanma) diliyorlar…”(5)

Bazı melekler de saf saf olup namaz kılarlar, Allâh’ın kitabını okurlar, zikrederler.(6)

Yine Kur’ân-ı Kerim ve hadîs-i şeriflerde bildirildiğine göre, melekler biz mü’minler için duâda bulunmakta, duâlarımıza “âmîn” demekte, cemaatle kıldığımız namazlara, yaptığımız zikirlere iştirak etmekte, ilim meclislerimize katılmakta, bereketlerin intikallerini yani bir yerden başka bir yere geçmesini temin etmektedirler.

Kısacası, her hayırlı işimizde, iyi şeyler için teşebbüslerimizde, melekler ordusu yanıbaşımızda hazır bulunmaktadır.


İnsan Vücudunda Vazifeli Melekler

Her insanın vücudunda vazifelendirilmiş ve ona yardımcı olan üçyüz seksendört adet melek vardır.

Bunlardan on altısı “Hafaza melekleri”dir. Hafaza melekleri devamlı olarak insanlarla beraber bulunurlar; onları şeytanların şerrinden-zararlarından korumakla vazifelidirler. Kur’ân-ı Kerim’de bu husus şöyle beyan olunmuştur:

“Muhakkak ki üzerinizde koruyucu melekler vardır.”(7)

İki tanesi, insanın sağ ve sol omuzlarında gene sürekli olarak bulunan ve amellerini tesbit eden, yazan“Kirâmen kâtibîn” melekleridir. Bunlarla ilgili olarak Kur’ân-ı Kerim’de şu açıklamaları görüyoruz:

“İki melek (insanın) sağında ve solunda oturarak yaptıklarını yazmaktadırlar. İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın.”( 8 ) “Şunu iyi bilin ki üzerinizde bekçiler, değerli yazıcılar vardır. Onlar, yapmakta olduklarınızı bilirler (eksiksiz olarak yazıp tesbit ederler).”(9)

İki melek de insana def’-i hâcet yaptırmakla memurdur.

Buraya kadar saydıklarımızın toplamı yirmi eder. Geriye kalan 364 melek ise, insan vücudunda bulunan 364 mafsal (eklem) kemiğini tutmakla vazifelidirler. Bu meleklerden birisi, şayet tutmuş olduğu mafsalı bırakmış olsa, o mafsal görevini yapamaz hâle gelir. Bilindiği gibi bu duruma felç diyoruz.

Def’-i hâcet yaptırmakla vazifeli olan melekler, o işi tenezzülen (alçakgönüllülük göstererek) kabul ettikleri için, dereceleri diğerlerinden üstündür. Bu sebeple, ihtiyacımızı giderip tuvaletten çıktıktan sonra, mutlaka, “el-Hamdü lillâhillezî ezhebe anni’l-ezâ ve âfânî min zâlik”(10) diye duâ etmek lâzımdır. Buna devam edenler, prostat dahil, birçok hastılıktan uzak olurlar. Zaten hastalıkların, rahatsızlıkların pek çoğu Resûlüllah Efendimizin sünnetlerine uyulmadığı, onlara aykırı hareket edildiği için meydana gelmiyor mu? Çare; hayat tarzımızı İslâm’ın âdâbına, Peygamber’in (s.a.v.) sünnetine uygun hâle getirmeye gayret göstermekten geçiyor.


Bulundukları Yere Göre İsim Alan Melekler

Meleklere, bulundukları yerelere, yaptıkları hizmete göre de isim verilir.

Meselâ gökte bulunanlara, semâ melekleri; yeryüzünde vazifeli olanlara, arz melekleri; Arş-ı a’zamı yüklenmiş bulunanlara, hamele-i Arş denilmekte; cennetin hazînedârı olan meleğe Mâlik, cehennemde vazifeli bulunan on dokuz meleğe Zebâni adı verilmektedir.

Meleklerin adedini Allah’tan başka kimse bilmez. Dinî kaynaklarımızda, her yağmur damlasının, kar tanesinin bile bir melek tarafından indirildiği bildirilmiştir.


Dört Büyük Melek

1. Azrâil(11):

“Melekü’l-mevt” (ölüm meleği) de denilen Azrâil aleyyhisselâm ve emrindeki melekler, ömrü sona eren canlıların ruhlarını almakla vazifelidir. Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur: “(Resûlüm) de ki: Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.”(12)

2. Mikâil(13):
Kâinatta meydana gelen hâdiseleri idare ile görevlidir. Yağmurların yağması, rüzgârların esmesi gibi hizmetlere memur edilmiştir.

3. İsrâfil(14):
Kıyâmetin kopması ânında ve insanların tekrar dirileceğinde Sur’a üfleyecek olan melek. Bununla ilgili bir âyette şöyle buyrulmuştur: “Sur’a üflenince, Allâh’ın diledikleri müstesnâ olmak üzere, göklerde ve yerde kim varsa hepsi düşüp ölmüş olacaktır. Sonra ona bir daha üflenince, hemen ayağa kalkıp bakakalacaklardır.”(15)
Hâsılı;
Allah Teâlâ, hesapların görülmesi için çürümüş kemikleri, yırtılmış ve parçalanmış derileri, kopmuş saçları bir araya toplayacaktır. “Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi gözleri düşkün (utançtan yere bakar) bir halde ve dâvetçiye koşarak kabirlerden çıkarlar. O esnada kâfirler, ‘Bu, çok çetin bir gündür!’ derler.”(16)

4. Cebrâil(17):
Vahiy meleğidir. Allah Teâlâ ile peygamlerleri arasında vâsıtadır. Peygamberleri ve ashâbını destekler, azâbı hak eden toplulukları helâk eder. Bu hususla ilgili bir âyet şöyledir: “O zâlimleri de korkunç bir ses yakaladı ve yurtlarında dizüstü çökekaldılar!” Burada geçen “korkunç ses!”, Cebrâil aleyhisselâmın bağırması idi.(18)

Bu dört büyük melek aynı zamanda meleklerin peygamberleridirler.


Kabirdeki Sual Melekleri

Dünyadan âhirete geçiş kapısı olan kabirde, insanlar iman açısından sorgulanacaktır. Bu sorgulamayı yapan meleklere de Münker ve Nekir melekleri denir.

İsmâil Hakkı Bursevî (k. s.) hazretleri anlatıyor:

“Rivâyet edildiğine göre bir adam, İmam Ömeru’n-Nesefî (rh.) hazretlerini vefâtından sonra rüyasında gördü ve ona sordu:

- Münker ve Nekîr’in sualleri nasıl geçti?

Bu soruya Hazret-i İmam şu cevabı verdi:

- Allah Teâlâ rûhumu iâde ettikten sonra Münker ile Nekîr bana, kabir suallerini sormaya başladılar. Ben onlara dedim ki: “Suallerinize nesir hâlinde mi, yoksa nazım (şiir) olarak mı cevap vereyim?”

Onlar:

- Cevaplarını şiir hâlinde söyle, dediler.

Bunun üzerine ben onlara şu şekilde cevap verdim:

‘Rabbiye’llâhü lâ ilâhe sivâhü
Ve nebiyyî Muhammed Mustafâhü
Dîniye’l-İslâmi ve fi’lî zemîmün
Es’elü’llâhe afvehû ve atâhü’

Meâli: Rabbim Allah’tır, ondan başka ilah yoktur. Nebîm (peygamberim) Hz. Muhammed Mustafâ’dır (s.a.v.). Dînim İslâm’dır, fiillerim ise çok çirkin!.. Onun için ben, Allah’tan (c.c.) af ve atâsını (lûtfedip bağışlamasını) istiyorum.

Bundan sonra adam uykusundan uyanır ve bu mısra’ları ezberlediğini görür.”(19)

Cenâb-ı Mevlâ-yi zû’l-Celâl’den niyâzımız; bizlere de, Münker ve Nekîr’in suallerine sühûletle cevap verebilmeyi nasip eylesin. Âmîn...

İmanın diğer şartları gibi, melek inancımızın da düzgün ve sağlam olması gerekir. Bu da doğru bilgi ve sahih bir imanla olur. Bunları elde etmenin de yolu, Ehl-i Sünnet âlimlerinin eserlerine müracaat edip onların ortaya koyduğu düsturlara uymaktır.
***
Dilerseniz bu mevzûdaki son sözü, diğer birçok mevzûda olduğu gibi, gene İmâm-ı Rabbânî (k.s.) hazretlerine bırakalım ve ona kulak verelim.


Melekler, İkrâma Mazhar Olmuş Kullardır

“Melekler, elçilik vazifesi ve Allâh’ın (c.c.) vahyini tebliğ etme makam ve rütbesi ile şereflenmişlerdir. Onlar, aldıkları bütün emirlere derhal uyarlar; kat’iyyen isyan etmezler, Allâh’a itaattan ayrılmazlar.

“Melekler yemezler, içmezler, giymezler... Kadınlık veya erkeklikle de vasıflandırılamazlar. Onlarda doğmak, nesil meydana getirmek yoktur. İlâhî kitapların ve sayfaların hepsi, melekler vâsıtasiyle inmiştir. Onlar, emânetleri yerine getirmekteki doğrulukları sebebiyle korunmuş ve muhâfaza altında kalmışlardır.

“Meleklere inanmak, dînin inanılması zarûri olan şartlarındandır. Onları tasdik etmek, İslâm’ın farzlarındandır.

“Ehl-i Sünnet âlimlerinin çoğunluğuna göre, insanların havâs zümresi (seçkinleri) meleğin havâs zümresinden daha faziletlidir. [Peygamberleri de yine meleklerin peygamberlerinden üstündür.] Çünkü beşerin kemâle erip olgunlaşması esnasında bir çok engel mevcuttur, insan bunları aşarak Hakk’a vâsıl olur. Meleklerin Allâh’a yakınlığı ise, zorlanmadan ve halkın engellemesi olmadan kolayca hâsıl olur.

“Her ne kadar tesbih ve takdis yani Cenâb-ı Hakk’ı şânına yakışmayan her türlü kusurdan mutlak olarak tenzih etmek kudsiyyûn olanların (meleklerin) meşguliyeti ise de; lâkin bu devletle yani bu büyük ve şerefli vazifeyle cihâdı bir araya getirmek, kâmil insanların işidir. Nitekim Cenâb-ı Hak şöyle buyurdu:

“Allah, malları ile canları ile cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlar üzerine faziletli kıldı.”(20)


Dipnotlar
(1) isâ sûresi, 4/136.
(2) Müslim, Sahîh, Zühd, 60.
(3) “Andolsun ki o (Peygamberiniz), onu (Cebrâil’i) apaçık ufukta (doğunun en yüksek yerinde, Hira dağında asıl sûretinde) görmüştür.” Tekvîr sûresi, 81/23; Beyzâvi, Celâleyn, Medârik tefsirleri ilgili âyet tefsiri. Buhâri, Sahîh, 4, 83.
(4) Buhâri, Sahîh, 5, 49-50.
(5) Kur’ân-ı Kerim, Şûrâ sûresi, 42/5.
(6) Kur’ân-ı Kerim, Saffât sûresi, 37/1-3.
(7) Kur’ân-ı Kerim, İnfitâr sûresi, 82/10.
( 8 ) Kur’ân-ı Kerim, Kaf sûresi, 50/17-18.
(9) Kur’ân-ı Kerim, İnfitâr sûresi, 82/10-11-12.
(10) Mânâsı: Hamdolsun o Allâh’a ki, benden eziyeti (sıkıntıyı) giderip ondan beni kurtardı.
(11) Azrâil, İbrânice bir isimdir ve Abdülcebbâr yani cebredicici, zorlayıcı, kuvvet ve kudret sahibi Allâh’ın kulu mânâsınadır.
(12) Kur’ân-ı Kerim, Secde sûresi, 32/11.
(13) Mîkâil, İbrâni lisanında Ubeydullah (Allâh’ın küçücük kulu) anlamındadır. (Tefsîru’l-Kurtubî, 2, 38)
(14) İsrâfil, İbrânice bir kelimedir ve Abdurrahmân (Rahmân olan Allâh’ın kulu) demektir. (Tefsîru’l-Kurtubî, 2, 39)
(15) Kur’ân-ı Kerim, Zümer sûresi, 39/68. Birinci sur’da Allâh’ın dilemesiyle ölmeyip kalanlar; Cebrâil, Mîkâil, İsrâfil, Azrâil veya hamele-i Arş ya da rıdvân melekleri, hûriler, cennetin hazînedârı olan Mâlik’le cehennem bekçileri olan zebânilerdir. Bu âyetten de anlaşıldığına göre nefha yani sur, ikidir. Birincisi ölüm nefhası, ikinicisi de ba‘s (dirilme) nefhasıdır.
(16) Kur’ân-ı Kerim, Kamer sûresi, 54/7-8.
(17) Cebrâil, İbrânice bir isimdir, Abdullah (Allâh’ın kulu) mânâsına gelmektedir. (Tefsîru’l-Kurtubî, 2, 38)
(18) Kur’ân-ı Kerim, Hûd sûresi, 11/67; Tefsîru’l-Kurtubî, 9, 61.
(19) Tefsîru Rûhu’l-Beyan, Eser Neşriyat, İstanbul, 4, 392.
(20) el-Mektûbat, İmâm-ı Rabbânî, 3, 17; Kur’ân-ı Kerim, Nisâ süresi, 4/95.