Kulak, Burun, Boğaz Hastalıkları

Başlatan Tuğra, 18 Aralık 2008, 14:06:38

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra

Kulak Burun Boğaz Hastalıklarında Radyofrekans (Radiofrequency) Yöntemi

Radyofrekans nedir?

Daha önceleri kardiyoloji, plastik cerrahi, nöroşirurji, onkoloji gibi branşlarda kullanılan radyofrekans yöntemi, 1998 yılından bu yana kulak burun boğaz hekimleri tarafından da kullanılmaya başlanmıştır.

Radyofrekans yönteminde, radyo dalgaları özel elektrotlar aracılığıyla belli frekanslarda uygulanacak bölgenin mukozası altına verilir ve burada kontrollü, lokal bir ısı artışı meydana getirilir. Bu ısı artışı dokuda bulunan proteinlerin denatürasyonuna neden olur. Yaklaşık 2-3 hafta sonra dokunun hacminde azalma meydana gelir.

Radyofrekans enerjisi ile dokuda oluşturulan ısı, mukoza altında yer alan salgı hücrelerinin (sekretuar hücre) de sayıca azalmasına neden olur. Bu da örneğin alerjik nezleli (alerjik rinit) hastalarda istenmeyen aşırı burun akıntısının azaltılmasını sağlar.

Radyofrekansın en önemli avantajı kontrollü bir yöntem olduğu için, etkisini doku içinde gösterip, doku yüzeyine zarar vermemesidir.

Radyofrekans yöntemi nerelere uygulanabilir?

Alt konka ( burun etleri)

Yumuşak damak

Tonsil (bademcik)

Dil kökü

Radyofrekans hangi hastalıkların tedavisinde kullanılır?

Konka dediğimiz, halk arasında burun eti diye bilinen yapıların aşırı büyüyüp burundan havanın geçişine izin vermediği ve hastanın burun tıkanıklığından yakındığı konka hipertrofilerinin tedavisinde,

Horlama tedavisinde,

Uyku apnesi tedavisinde,

Kronik tonsillit (kronik bademcik iltihabı) tedavisinde,

Ağız kokusu tedavisinde

Hastanede yatmam gerekiyor mu?

Hayır. Radyofrekans uygulanması çok kolay ve hasta açısından oldukça konforlu bir yöntemdir. Muayenehane şartlarında rahatlıkla yapılır. Hastaneye yatmayı gerektirmez. Çoğunlukla genel anestezi almanıza gerek yoktur.

Radyofrekans nasıl yapılıyor?

Öncelikle uygulanacak bölgeye lokal anestezi yapıldıktan sonra özel elektrotlar yardımıyla radyofrekans enerjisi doku içine verilir. İşlem yaklaşık 10-15 dakika sürer.

Bu işlemi yaptırdıktan sonra nelere dikkat etmem gerekiyor?

İşlem bittikten sonra normal yaşantınıza hemen dönebilirsiniz. Yemede, içmede, günlük aktivitelerinizde herhangi bir kısıtlama söz konusu değildir. İşinize hemen gidebilirsiniz. Genellikle antibiyotik, hatta ağrı kesici kullanmaya bile gerek kalmamaktadır.

Doktorumu tekrar ne zaman ziyaret etmeliyim?

Radyofrekans uygulandıktan sonra 4. ya da 5. günlerde hastalar kontrole çağırılır. Burun içinde yapışkan bir salgı meydana geleceği için bunun doktorunuz tarafından temizlenmesi rahat etmeniz açısından önemlidir. Bundan sonraki kontroller için doktorunuz sizi bilgilendirecektir.

Radyofrekans uygulandıktan sonraki dönemde şikayetlerim ne zaman sona erecek?

Eğer radyofrekans burun etlerine yani alt konkalara uygulandıysa 2. günden itibaren burnunuzun tıkanıklığında artış meydana gelebilir. Bu, uygulama bölgesindeki şişlik yani ödeme bağlıdır. Beklenilen bir durumdur. 2-3 hafta boyunca dokudaki küçülmeye bağlı olarak tıkanıklığınız gittikçe azalacak ve 3. haftadan itibaren nefes almanın ne demek olduğunu anlayacaksınız. Burun tıkanıklığı için genellikle 1-2 seans radyfrekans yeterli olmaktadır.

Yumuşak damak ve bademcik bölgelerine radyofrekans uygulandıktan sonra ise ciddi ağrılarınız olmaz. Burada doku hacmi burun etlerine nazaran daha fazla olduğundan 3-4 seans radyofrekans uygulamak gerekebilir.

Op.Dr.Özlem Ünsal
Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Bazı hastalıklar dış kulak yoluna mikrop girmesine karşı çok duyarlı...

Bayındır Hastanesi Kulak-Burun-Boğaz (KBB) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nuri Özgirgin, ''Kemoterapi gören kanser hastaları, AIDS ve şeker hastaları, dış kulak yoluna mikrop girmesine karşı çok duyarlıdır. Yıkama suyu ile buraya girecek antibiyotik tedavisine direnç gösteren bakteriler, hastalık oluşturup yayıldığı takdirde ölümle sonuçlanabilen sorunlar oluşturabilir'' dedi.

Özgirgin, ''Buşon temizliği'' olarak adlandırılan kulak yıkama işleminin, hekim tarafından önerilmediği sürece yapılmasının doğru olmadığını söyledi.

Dış kulak yolunun kendine özgü (serümen sekresyon adı verilen) ve sarı-kahve renkli koyu kıvamlı bir salgısı olduğunu anlatan Özgirgin, bunun doğal ve fizyolojik bir durum olduğunu ifade etti. Özgirgin, bu salgının, kulaktaki minik titrek tüyler sayesinde dışarıya doğru yavaş yavaş dış kulak yolundan kulak kepçesine itildiğini bildirdi.

Özgirgin, biriken kirlerin yanlış yapılan temizleme nedeniyle kulağı tıkayabildiğini belirterek, ''Kir, kulak pamuklarıyla temizlenmeye çalışılırsa kulak yolundaki kir biraz içeriye doğru itilmiş olur ve kulak salgısını dışarı atan tüylerin hareketi bozulur. Bu arada, salgı salgılanmaya devam eder ancak tüyler çalışmadığı için dışarı atılamaz ve salgı birikmesine yol açar. Dışarı atılamadığı için de birikerek kulak kanalını tamamen kapatır ve problem başlar. Kulak kanalını tamamen doldurana kadar şikayet yapmaz'' diye konuştu.

Kulak temizliğinde kulak çöpü yerine nemli bir pamukla, görünen yerdeki kirin alınmasının yeterli olduğunu dile getiren Özgirgin, çöplerin kulağın girişine fazla sokulmaması gerektiğini kaydetti.

''İŞİTME KAYBI OLABİLİR''

Özgirgin, bazı kişilerde bu salgının, dış kulak yolundaki anatomik düzensizlikler ve dış kulak yolunu örten cildin yapısı nedeniyle dışarıya doğru yönlendirilemediğinden dış kulak yolunda birikim yaparak kulak yolunu tıkayabildiğini kaydetti.

Dış kulak yolunun tam tıkanması ile yaklaşık yüzde 30 oranında işitme kaybı olabileceğine dikkati çeken Özgirgin, ''Bu süreç çok yavaş gelişirse hasta tarafından hissedilmeyebilir. Ancak, denize girdikten veya banyo yaptıktan sonra, dış kulak yoluna suyun teması ile bu kir (buşon) şişer ve şişmesi ile birlikte kişi, ani bir tıkanıklık hisseder. Bu şikayet, genellikle doktora başvuru nedenidir. Bu durumda nadiren ağrı görülür ancak bazen hassas kişilerde hafif acıma ya da baskı hissedilebilir'' diye konuştu.

''BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ BASKILANANLAR İÇİN RİSKLİ''

Bağışıklık sistemi baskılanmış kişilerin, enfeksiyona karşı duyarlı olduğuna dikkati çeken Özgirgin, şunları kaydetti:

''Kulak yıkama suyunda var olabilecek antibiyotik tedavisine direnç gösteren bazı bakteriler, kulağın yıkanması sırasında dış kulak yolu cildine girerlerse ve burada çoğalıp çevre dokulara yayılırsa ciddi bir durum ortaya çıkar.

Dış kulak yolunun hemen altındaki bölge ve kafa kaidesi gözenekli bir dokuya sahiptir. Enfeksiyon, hayati öneme sahip olan bu bölgede kolay ilerler. İşte kulak yıkama suyu ile buraya girecek antibiyotik tedavisine direnç gösteren bakteriler, hastalık oluşturup yayıldığı takdirde ölümle sonuçlanabilen sorunlar oluşturabilir. Bu nedenle kulağı yıkanacak hastaların durumlarının önceden bilinmesinde yarar vardır. Bunu da ancak doktor sorgulayabilir.''

''KULAK ZARI DELİNEBİLİR''

Özgirgin, buşon temizliğinin KBB hekimleri tarafından yapılması gerektiğini belirterek, ''Buşon temizliği sırasında en sık görülen komplikasyon, kulak zarının delinmesidir. Eğer üzerine enfeksiyon eklenmez ise genelde bu tip kulak zarı delikleri kendiliğinden kapanır'' dedi.

Daha önceden kulak zarı delik hastalarda, yıkama suyunun orta kulağa kaçarak iltihaplanmaya neden olabileceğini ifade eden Özgirgin, buşon temizliğinin yıkama, küretle veya forsepsle tutma ya da vakumlu sistemlerle (aspiratör) çekme şeklinde yapıldığını söyledi.

Özgirgin, en sık kullanılan kulak yıkama yönteminde, suyun temiz ve vücut ısısında olmasına özen gösterilmesi gerektiğini belirterek, ''Aksi takdirde baş dönmesine neden olabilir. Ayrıca kullanılacak şırınga da temiz olmalıdır'' diye konuştu.

(AA)
〰〰〰〰🐠

Ay Iıığı

Baş dönmesinin nedeni kulaklar!

Baş dönmesi şikayetlerini üçte birine, iç kulaktaki ’taşçıkların’ yer değiştirmesi neden oluyor. Hastalığın adı; iyi huylu paroksismal pozisyonal vertigo. 

ÇÜ Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, yaptığı açıklamada, baş dönmesinin her yaşta görülebilen bir rahatsızlık olduğunu, bu şikayetle kendilerine başvuran hastaların üçte birinde ise “iyi huylu paroksismal pozisyonel vertigo” (BPPV) hastalığını belirlediklerini söyledi.

BPPV hastalığının, iç kulaktaki bir rahatsızlık olduğunu ifade eden Aydoğan, şöyle devam etti. “Hastalık, dengemizi sağlayan mekanizmadaki kalsiyum karbonat kristallerinden oluşan taşçıkların yer değiştirmesiyle meydana geliyor. Kesin nedeni bilinmiyor, ancak aşırı yorgunluk, uzun seyahatler, başa alınan darbeler ve şiddetli sarsıntılar nedeniyle meydana gelebiliyor. Hastalığın belirtisi, baş hareketleriyle ortaya çıkan baş dönmesi atakları ve sıklıkla bunlara eşlik eden bulantı, kusma, çarpıntı ve terleme. Bu şikayetlerden sonra hekime başvurulursa, basit bir muayeneyle teşhis konulup, hastalık tedavi edilebiliyor.”

Hastalığın tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını vurgulayan Aydoğan, şunları söyledi:

“Tedavi için yapılan birkaç çeşit manevra ve hareket var. Bu hareketler genellikle haftada birkaç kez 4-8 hafta boyunca uygulanıyor. Yüzde 80-90 oranında başarı sağlanıyor. Hastalık tedavi edilmediği takdirde, birkaç ay sonra kendiliğinden geçebilmekte. Ancak, bu süre zarfında rahatsızlık vermesinin yanında, özellikle trafikte araç kullanırken, ani bir baş hareketiyle oluşabilecek baş dönmesi, tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Aynı şekilde denge gerektiren işlerde çalışan kişiler için tehlikeli olabilir. Bu nedenle mutlaka hekime başvurulmalı ve tedavi edilmelidir.”

Yukarıdaki belirtiler sizde de oluşuyorsa zaman geçirmeden bir uzmana başvurunuz. Herşeyin başı erken müdahaledir…

Yazar RehberlikServisi

rehberogretmen.biz