"Sağlıklı yaşam koşullarının tümünü Osmanlı tıbbında buluyoruz."

Başlatan Tuğra, 30 Haziran 2011, 02:48:06

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra

Osmanlı döneminde sağlıklı yaşam

"Unuttuğumuz sağlıklı yaşam koşullarının tümünü Osmanlı tıbbında buluyoruz."

Başlangıçta ve Horasan kültüründeki tıbbi gelişmede, sağlık; ruh–beden birliği ve dengesi ile oluşur düşüncesi vardı. Zamanla tıp yalnızca bedene yönelen bir araştırma ve uygulama alanı haline geldi. Her ne kadar psikoloji, psikiyatri ve pedagoji bilimleri olgunlaştıysa da, geniş anlamda sonsuz bilgiye ve sonsuz algılamaya açık olan insanın spiritüel imkânları ihmal edildi.

Özellikle 20. yüzyılda tıp bu eksikliklerini fark ederek telâfi yoluna gitti. Bütün bu çabaların ve tarihi gelişimin özetine ulaşmak ve bu bilgileri günümüz şartlarında değerlendirmek için 21-22-23 Haziran 2011 tarihlerinde İstanbul Üniversitesi'nde "Kalpten Tıbba, Tıptan Kalbe – Geleceğe Hazırlık Semineri 8" toplantısı düzenlendi.

Bu seminerin düzenleme kurulunda görev alan ve "Osmanlı döneminde sağlıklı yaşam" başlıklı bir tebliğ sunan, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nil Sarı iyilikgüzellik'in sorularını cevapladı.

"Kalpten tıbba, tıptan kalbe" sempozyumu bu yıl sekizinci kez düzenleniyor. Siz de düzenleme kurulundasınız. İlk yıllardan itibaren ele aldığımızda, bu anlamlı sempozyumların tıp dünyamıza ne gibi katkıları oldu?

"Ben diğerlerine katılmadım, ama Yrd. Doç. Dr. Rahmi Oruç Güvenç çok eski arkadaşım ve tıp uygulamalarında 'insan' boyutunun ne denli önemli olduğunu bir ömür boyunca anlatmaya çalıştığını izledim. Bu toplantının herhalde en önemli iki özelliği var. Birisi, toplantının Türkiye'nin en büyük üniversitesinin çatısı altında düzenlenmiş olması; diğeri ise insan psikolojisinin insan sağlığına olumlu ve olumsuz somut etkilerinin ve de doğal bir takım tedavi yöntemlerinin tedavi edici etkilerinin günümüz bilim yöntemleri ve ölçüleriyle kanıtlarını gösteren bir takım bildirilerin sunulmuş olması."
 
Osmanlı'da sağlıklı yaşam anlayışı nasıldı?

"Unuttuğumuz sağlıklı yaşam koşullarının tümünü Osmanlı tıbbında buluyoruz. Mesela; sağlıklı ve zamanında beslenme, yaşa ve sağlık durumuna uygun spor yapma, stresten korunma ve tedavisi, beden temizliği, zamanında ve yeterince uyumak ve uyanmak, boşaltım sistemlerinin zamanında ve doğru işlemesi gibi konularda önemli bilgiler ve tavsiyeler vardır."
 
O dönemdeki hekimler ve hastalıkları tedavi yöntemleri hakkında bilgi verebilir misiniz?

"Sorunuzu cevaplamak için kitaplar yazılabilir. Osmanlı hekimlerinin 'hakîm', yani hikmet sahibi olmaları beklenirdi. Hekim kelimesi de buradan geliyor. Bunun anlamı; günümüz hekimliğinden farklı olarak hastayı beden ve nefs olarak bir bütün olarak ele almak, dolayısıyla tıp bilgisinin yanı sıra diğer bilgi alanlarıyla da aşina olmaktı.

Osmanlı tıbbı temelde insan sağlığını korumaya yönelikti. Hastalandıktan sonra yapılabilecek olan tedaviler daha zor netice vermekte ve çok daha maliyetli olmaktadır. Günümüzde de erken teşhisin önemi vurgulanıyor. Ama Osmanlı tıbbında koruyucu hekimliği; sağlıklı yaşamak, bedenin ve nefsin sağlığını korumak, bünyenin- mizacın hastalıklara bağışıklığını artırmak olarak anlamalıyız. Cerrahi girişimler en son çare olarak uygulanırdı."
 
Osmanlı döneminde halk, hastalıklardan korunmak adına ne gibi uygulamalar yapıyordu?

"Halkın uygulamaları hakkında Osmanlı yazarlarınca kaleme alınmış gözleme dayalı eserler 19.uncu asrın sonu ve 20.inci yüzyılın başlarına kadar yok denecek kadar azdır. Bu gibi bilgileri daha çok Avrupalı gezginlerin, özellikle de tabip, eczacı, ya da botanikçi olanların anı kitaplarından öğrenebiliyoruz. Anılar da tabii taraflı olabildiği gibi, yazarların gözleyebildikleri ile sınırlı kalıyor. Belki de en sağlıklı kaynaklar halkın anlayabileceği bir dil ile halk için yazılmış olan el kitabı mahiyetindeki tıp yazmalarıdır. Bu gibi kitapların ön sözünde de hekimin olmadığı yerde kullanılmak üzere kaleme alındıkları bildirilir. Bu kitaplarda daha çok şifalı bitkilerle tedaviye yer verilir. Pek çok ilaç reçetesi bulabilirsiniz. İlaçların hangi hastalıklara, daha çok da hangi hastalık belirtilerine ve şikâyetlere iyi geldiği belirtilir."

iyilikguzellik.com özel Nihal Doğan
〰〰〰〰🐠

Tuğra

İnsan İkna Olur, Sağlık Asla



Su kaynatıldığında içindeki mikroplar ölür ve kişi kaynatılmış suyu içmeye ikna olur. Yalnız suya gübre, tarım ilaçları ve taşıma sırasında plastikte olan dioksin karışmışsa, bu su kaynatılmış bile olsa sağlık açısından insan, böyle suları içmeye ikna olmamalıdır. Çünkü onu kaynatmak bile içindeki mikropları öldürmez.

Daha önceki sayılarımızda su içmenin adabı, sünneti ve sağlık için faydalarından bahsetmiştik. Bu seferki yazımızda da yine su meselesini ele alacağız. Sünnete uygun içeceğiz ama hangi suyu içelim sorusuna cevap arayacağız.

Dünyanın %80 i su ile kaplı olmasına rağmen yalnızca % 1 i içilebilir su seviyesindedir. Günümüzde bu oran kaynaklarının bilinçsizce kirletilmesi ve yanlış kullanım ile daha da aşağı düştü. Tatlı su ile az miktardaki içilebilir su kaynaklarımız yok oluyor.

Git gide daha da azalan tatlı sular, su kaynaklarından alınıp marketlere ve evlere ulaştırılırken, dış görünüşüyle insanları ikna edip kendini sattırıyor. Ancak yanlış paketlenme ve sağlığa uygun olmayan muhafaza insanları tehdit ediyor.

Şehirlerde devamlı içmek zorunda kalman pet şişelerde muhafaza edilen sular, güneşin altında veya ambarlarda yüksek ısılara maruz kalmaktadır.

Plastikte bulunan ve ısı ile besinlere nüfuz eden dioksin adlı kanserojen madde, insan yağ dokusunda birikmekte ve ilerde kanser riskine sebep olmaktadır. Hatta bu madde anne sütü ile bebeklere bile geçmektedir. Plastik kaplarda yalnızca su değil hiçbir sıcak besin tüketmemekte de fayda vardır.

Son günlerde Sağlık Bakanlığının damacana suları ile alakalı çalışmalar yaptığını okuduk. Ancak plastik olan damacananın güneş ışığı veya sıcağa maruz kalarak kanserojen etkisine değinilmedi.

Yalnızca paketleme veya sonrasında hijyene dikkat ediliyor mu, sularda mikrop var mı sorularına cevap arandı. İçilen suyun mikroplardan arındırılmış olması mutlaka çok önemli ancak uzun vadede daha önemli hususlar da var. Plastiğin insan vücuduna verdiği zarar da göz önünde bulundurulmalı.

Plastik kapların kanserojen riski meselesinde belediyeler güzel çalıştıktan sonra problem çözülebilir. Evlerdeki çeşme suları, marketlerden alınan sulardan daha sağlıklı olabilir.

Belediyeler suyu klorlayıp temiz bir hale getirmiş olabilirler ancak yerleşim yerine yakın bakımı yapılmamış bir su deposunda tutup daha sonra bunu musluktan akıtıyorlarsa bu depolarda su yeniden kirlenmiş olabilir.

Çalıştığım bölgede görevimin icabı su depolarını kontrollere gidiyorum. Kontroller sırasında depolarda ağaç bittiğine, hayvan ölüleri bulunduğuna, deponun içindeki demir aksamların küflendiğine şahit oldum.

Bu sağlıksız koşullarda, kısa vadede sıcakların da artmasıyla mikroplar fazlaca ürediği için insanlarda ishal gibi ateşli hastalıklara sebep oluyor.

Bunun yanında yüzeye yakın yerlerden çıkan kaynak sular, fosseptik çukurlarına yakınlığından dolayı zararlı mikroplarla enfekte olabilir. Bir pınarın suyu ne kadar derinden çıkıyorsa o kadar temiz olma ihtimali yüksektir.

Her halükarda içme suyunun kaynatılıp içindeki mikroplarının öldürülmesi başta dikkat edilmesi gereken noktadır. Ardından evlerimizde cam sürahilere koyduğumuz suyun dış ortamdaki mikroplardan muhafazası için ağzını kapalı tutmak gerekir.

Bu hususu Peygamber Efendimiz bir Hadisi Şerifte de şöyle buyuruyor: “Kapların ağızlarını örtün, dağarcık (ve tulukların) ağzını bağlayın.”

insan ve hayat
〰〰〰〰🐠