Hıtbe (Nişan) Terimi ve Kapsamı

Başlatan Mahi, 12 Nisan 2008, 00:05:09

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mahi

Hıtbe; belirli bir kadınla evlenme isteğini açıklayarak bunu kadına veya ailesine bildirmektir. Bu bildirme doğrudan doğruya evlenecek erkek tarafından yapılabileceği gibi, bu kişinin ailesi veya "dünürcü" denilen üçüncü bir kişi tarafından da yapılabilir. Kızın veya ailesinin olumlu cevap vermesi durumunda "nişanlanma" meydana gelmiş olur.
   Evlilik öncesi kız görme, isteme ve nişanlılık gibi bir takım işlemlerin yapılması evlenecek kişilerin ve ailelerinin birbirlerini tanımalarını sağlar. Bir ömür boyu sürmesi hedeflenen bir evlilik öncesinde böyle bir araştırma ve tanışma devresine tarih boyunca ihtiyaç duyulmuştur.
   Nitekim eski Roma, Cermen ve kilise hukuklarında nişana yer verilmiştir. Hindistan'da Brahman geleneğine göre, evlenecek erkekle kızın aileleri, çocuklar henüz küçük yaşta iken nişan yaparlardı.
   Eski Türklerde, İslam'a girmezden önce de nişan merasimi görülür. Kız tarafına bir elçi göndererek kız istenir, cevap olumlu olursa, kız tarafı görüş ve isteklerini, yine bu elçi aracılığı ile erkek tarafına bildirirdi. (bk. Hıfzı Timur, Ebu'l-Ulâ Madin'e Armağan, s: 1133, 1138; B. Schwarz (Terc. Bülent Davran), Aile Hukuku, Nişan Mad; Meydan Larus. "Nişan" mad. IX, 370)
   İslam'da da, evleneceklerin nikahtan önce birbirini görmesi ve tanıması için "nişanlılık" devresi caiz görülmüş ve bununla ilgili düzenleme yapılmıştır. Çünkü evlilikten gaye huzurlu bir yuva kurmak ve bu huzur ortamında yeni nesilleri yetiştirmektir. Allahü Teala şöyle buyurur: "Size nefislerinizden, kendilerine ısınmanız için, eşler yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve merhamet yapması da O'nun ayetlerindendir." (er-Rum, 30/21.)

   Evlenme teklifi "falanla evlenmek istiyorum" şeklinde açıkça yapılabilceği gibi, üstü kapalı ve ima yoluyla konuşarak da olabilir. Kıza karşı; "Senin evlenilir", "Şanslı olan seninle mutlu olur" veya "Senin gibi uygun bir kız arıyorum" gibi sözlerin söylenmesi kapalı evlenme teklifi niteliğindedir.

   Nişan, bir evlilik akdi olmayıp, bir evlilik va'dinden ibarettir. Bu yüzde nikah akdi yapılmadıkça nişanlanmakla kız ve erkek birbirine helal olmaz ve mahremlik devam eder. Nitekim 1917 tarihli Osmanlı Hukuki Aile Kararnamesi'nin 1. maddesinde; "Nişanlanmakla veya va'd ile nikah meydana gelmiş olmaz" denilerek bu durum açıkça belirtilmiştir. Bu yüzden kimi çevrelerde konuşulan; söz kesilip fatiha okununca, artık kızla erkek birbirine helal olur" gibi sözlerin İslam'la bir ilişkisi yoktur.

Delilleriyle Aile İlmihali İslam'da evliliğin dayandığı kaynaklar...

Mahi

#1
Nişan, evliliğe götüren bir yol olduğu için, dünür gönderilecek kızla, dünür gönderen erkek arasında bir evlenme engelinin bulunmaması gerekir. Bu yüzden aralarında sürekli evlenme engeli bulunan kızkardeş, hala ve teyze gibi kan hısımları ile veya geçici evlenme engeli bulunan baldız ve evli kadın gibi kimselerle nişanlanmak da caiz değildir. Çünkü evliliğe götürmeyen bir nişanın pratik bir değeri bulunmaz. (el-Kasanî, Bedayiu's-Sanayi', II, 256, 268.)

  Geçici evlenme engellerinden birisi de, kadının daha önceki evliliğinde ötürü iddet beklemekte oluşudur. Boşanma veya kocasının ölümü nedeniyle iddet bekleyen kadına dünür gönderip nişanlanmanın caiz olmadığı konusunda görüş birliği vardır. Ancak böyle bir kadına iddet sonrasına yönelik üstü kapa teklif yapılabilir. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:
  "İddet bekleyen kadınlara üstü kapalı bir şekilde evlenme teklif etmenizde veya bu isteği içinizden geçirmenizde, sizin için bir sakınca yoktur. Allah onları anacağınızı bilir. Sakın -meşru sözler dışında- onlarla gizlice sözleşmeyin. İddet sona erinceye kadar da nikah akdine kalkışmayın." (el-Bakara, 2/235)

  Üstü kapalı veya dolaylı yoldan evlenme teklifi (ta'rîz), açıkça söylenmeyen ve sözün gelişinden anlaşılan bir tekliftir. "Çok güzelsin", "Senin gibi kadir kim bulabilir?", "Allah'tan senin gibi saliha bir kadını bana da nasip etmesini dilerim" gibi sözler, üstü kapalı evlenme teklifi niteliğindedir.

  Kocasının ölümü yüzünden iddet beklemekte olan kadına, bu süre içinde üstü kapalı evlenme teklifi yapılabileceği konusunda müctehitler arasında görüş birliği vardır. Çünkü kocanın ölümü nedeniyle karı-kocalık ilişkisi sona ermiş olacağından artık üstü kapalı evlenme teklifi, eski kocanın hakkına saldırı sayılmaz. Boşanma, cayılabilir (rıc'î) talakla olmuşsa, iddet süresi içinde üstü kapalı teklifin caiz olmadığı konusunda görüş birliği vardır. Çünkü bu durumda, boşayan kocanın yeniden eşi ile barışma ve evliliği sürdürme hakkı bulunduğu için, kadına bu sırada yapılabilecek evlenme teklifi onun hakkına saldırı sayılır.

  Eğer boşama bain (kesin) talakla olmuşsa, Hanefîlere göre, iddet süresinde üstü kapalı da olsa evlenme teklifi caiz olmaz. Çünkü birinci ve ikinci boşamalarda, talak bain de olsa boşayan erkeğin iddet içinde veya sonunda, yeni bir evlilik akdi ile bu kadınla yeniden evlenme hakkı vardır. Araya başka bir erkeğin girmesi onun bu hakkına saldırı sayılır. Üçüncü boşama (beynünet-i kübra) halinde de üstü kapalı teklif caiz olmamaktadır. Çünkü burada her ne kadar artık hülleden önce eski koca bu kadınla evlenemezse de, başka bir erkeğin erken evlenme teklifi halinde, kadının iddet konusunda yalana sapması veya ona bu süre içinde talip olan erkeğin "karı-koca arasını bozan kişi" durumuna düşmesi muhtemeldir. Kısaca, yukarıdaki ayet yalnız rıc'î boşama durumunu kapsar.

  Çoğunluk müctehitlere göre ise, ric'î boşamada olduğu gibi bain boşama durumunda da, kadına iddet süresi içinde üstü kapalı evlenme teklifi yapılması caizdir. Dayandıkları delil, Bakara Süresi 234 ncü ayetin genel anlamıdır. Bu ayetteki "İyi sözler (meşru sözler) dışında" ifadesi onlara açıkça olmaksızın, dolaylı yoldan talip olabilirsiniz, anlamına gelmektedir. (Ayrıntı için bk. el-Kasanî, a.g.e., II, 268; el-Cassas, Ahkamu'l-Kur'an, Kahire, t.y., l, 422; eş-Şirazî, el-Mühezzeb, II, 47; eş-Şirbinî, Muğnî'l-Muhtac, Mısır, t.y. III, 135.)
  İddet beklemekte olan bir kadın başka bir erkekle nişanlanır ve evlenirse Hanefî ve Şafiîlere göre nikah akdi feshedilir. Ancak tarafların iddet bitince yeniden evlenmesi mümkün ve caizdir. Çünkü Kur'an, sünnet ve icmada iddetten sonraki evliliği yasaklayan bir delil yoktur.

İmam Malik, (ö. 179/795), Ahmed bin Hanbel (ö. 241/855) ve eş-Şa'bî'ye (ö. 103/712) göre ise, bu durumda evlilik feshedilir ve bu erkekle kadın sonsuza kadar birbirine haram olur. Delil, Hz. Ömer'in (ö. 23/643) uygulamasıdır. Çünkü bu kimse helal olmayan bir şeyi kendisine helal kılmış olup, bu durum katilin, öldürdüğü hısımının mirasından mahrum kalmasına benzer. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 17.)

Delilleriyle Aile İlmihali İslam'da evliliğin dayandığı kaynaklar...

Mahi

Başkasının nişanlısı olan bir kadına evlenme teklif etmek caiz değildir. Buna göre, önceki nişan bozulmadan, yeniden başka bir erkekle nişanlanıp evlenen kadın ve bu evliliğe bilerek razı olan erkek günahkar olur. Hadiste şöyle buyurulur: "Sizden biriniz kardeşinin satışı üstüne satış yapmasın. Kardeşinin nişanı üstüne izni olmadıkça nişan da yapmasın." (Buharî, Büyû', 58, Şurüt, 8; Müslim, Büyü, 8; Nikah, 49; Ebü Davud, Nikah, 17; Tirmizî, Nikah, 38; Nesaî, Büyü, 19; İbn Mace, Nikah, 10; Darimi, Nikah, 7.) Buharî'nin naklettiği rivayet ise şöyledir: "Hz. Peygamber, bir kimsenin, mü'min kardeşinin satışı üstüne kardeşinin nişanlısına talip olmasını yasakladı." (Buhari, Nikah, 45) Ancak, açık arttırma yoluyla satış, bu kapsama girmez. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s) açık arttırma yoluyla satışa (müzayede) izin vermiştir. (bk. Buharî, Büyû, 59; İbn Mace, Ticarat, 25.)

  Dünürcüye olumlu veya olumsuz henüz cevap verilmezden önce, araya başka bir dünürcünün girmesi Hanefîlere göre mekruhtur. Çünkü bu durum, satış üstüne satış veya nişan üstüne nişan niteliğinde olur.
  Çoğunluk müctehitlere göre, kız belli bir erkeğe sözlenmedikçe, araya başka dünürcülerin girmesi caizdir. Delil; Fatıma binti Kays (r. anha)'yı, kocası boşayıp, iddetini tamamladıktan sonra üç kişi istemiştir. Bunlar; Muaviye (ö. 60/679), Ebü Cehm b. Huzafe ve Usame b. Zeyd idi. Fatıma (r. anha), Allah'ın elçisine istişare için başvurmuş ve kendisine Allah elçisi şöyle buyurmuştur: "Ebu Cehm sopasını omuzundan indirmez. Muaviye malı olmayan bir fakirdir. Sen Usame ile evlen." (Müslim, Fiten, 119; İbn Hanbel, VI, 373, 417) Bu hadis, bir kadının, evlenme kararı vermezden önce birden çok erkek tarafından istenmesinin caiz olduğunu gösterir.

  Ancak burada kadını isteyen birden çok kimselerin birbirinden habersiz olmaları muhtemeldir. İslam dostluk ve sevgi bağlarının devamım ister, aynı kadını isteyen birden fazla mü'min erkeğin arasına, kadın yüzünden kin ve fesadın girmesini uygun bulmaz. Bu nedenle, bir erkek tarafından dünürcü gönderildiği bilinen bir kadına, bu dünürcülüğün sonucu belli oluncaya kadar, başka bir erkeğin araya girmesi fitneye yol açabilir. Mü'minlerin böyle bir durumdan sakınması gerekir. Durum böyle olunca, nişanlı kızın nişanını bozdurarak veya evli kadının yuvasını yıkarak evlenmeye çalışmanın mü'mini daha ağır bir sorumluluk altına soktuğunda şüphe yoktur.


Delilleriyle Aile İlmihali İslam'da evliliğin dayandığı kaynaklar...

Mahi

1) Nişanın bozulması:
  Nişan bir akit olmayıp, yalnız bir evlilik va'dinden ibaret olduğu için, çoğunluk müctehitlere göre nişanlı erkek veya kızın nişandan vazgeçmesi caizdir. Bunun için karşılıklı rıza da gerekmez. Tek yanlı irade beyanı ile nişan sona ermiş olur.
  Ancak mü'min, önemli bir neden olmaksızın verdiği sözden dönmemelidir. Bu İslam ahlakının gereğidir. Çünkü özellikle bir kızın onuru ve ailesinin mahremliği ile oynamaya kimsenin hakkı yoktur. Bu yüzden nişandan önce evlenecek erkek, kadın ve aileleri iyi düşünerek, danışarak ve gerekli araştırma ve soruşturmaları yaparak, böyle bir evliliğin yürüyeceğine kanaat getirirlerse söz ve nişan işine yönelmelidir. Bir defa söz verince de çok önemli bir neden olmadıkça verilen sözden caymamalıdır.
  Allahü Teala şöyle buyurur: "Ahdi yerine getirin, çünkü (insana) ahd (in) den de sorulacaktır." (el-İsra, 17/34) Hadiste şöyle buyurulur: "Bana kendinizle ilgili altı şey konusunda güvence verin, ben de size cennet için güvence vereyim. Konuştuğunuz zaman doğruyu söyleyin, söz verdiğiniz zaman yerine getirin, emanete hıyanet etmeyin, cinsel organlarınızı (haramdan) koruyun, gözlerinizi (haramdan) koruyun ve ellerinize sahip olun." (Ahmed b. Hanbel, V, 323)

  2) Nişanın bozulmasının sonuçları:
  Nişanlılar birbirini evlenmeye zorlayamaz ve nişanın bozulmasından ötürü evliliğe ait bir sonuç da meydana gelmez. Ancak, peşin verilmiş olan mehrin veya tarafların birbirine verdiği hediyelerin durumu bir problem olarak ortaya çıkar.
  a) Mehrin durumu: Erkek kıza mehir olarak bir şey vermişse, nişan bozulunca bunu geri alabilir. Verilen mehrin durması veya tüketilmiş olması da sonucu etkilemez. Mehir mevcutsa aynen, tüketilmişse bedel olarak geri verilmesi gerekir. Nişanı şu veya bu tarafın bozması yahut nişanı bozmanın şu veya bu nedene dayanması mehrin durumunu etkilemez. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 25,26; Ömer Nasuhî Bilmen, İstilahat-ı Fıkhiyye Kamusu, İstanbul, 1967, II, 12 vd.)
  1917 Tarihli Hukuki Aile Kararnamesi 8. madde şöyledir:
  "Nişanlılardan birisi vazgeçer veya evlenme isteğine olumlu cevap verdikten sonra ölürse, erkeğin vermiş olduğu mehrin durması halinde, ailesi onu geri alma hakkına sahiptir. Eğer mehir telef olmuşsa, kız tarafı bedelini aynen tazmin eder".
  b) Hediyelerin durumu: Hanefilere göre, nişanlıların ve ailelerinin birbirine verdiği hediyeler hibe (bağış) hükmündedir. Bu yüzden bağışlanan şeyin telef olması veya tüketilmesi ya da başkasına temlik edilmesi gibi bağıştan geri dönmeyi engelleyen bir durum söz konusu olmadıkça, bağıştan dönmek caizdir. Bu yüzden erkek verdiği hediyelerin durması halinde onları geri alabilir. Fakat nişan yüzüğünün kaybolması, kurbanda götürülen koçun kesilerek tüketilmesi, nişan giysilerinin giyilip eskitilmesi gibi durumlarda hibe edilen şey elde bulunmadığı için, bedel olarak tazmin edilmeleri gerekmez.
  Malikilere göre, hediyelerin durumu, nişanı bozanın erkek veya kız oluşuna göre değişiklik göstermektedir. Eğer nişanı erkek bozmuşsa hiçbir hediyeyi geri alamaz. Hatta hediyenin mevcut oluşu veya tüketilmiş bulunması da sonucu etkilemez. Eğer vazgeçen kızsa, erkeğin hediyeleri geri alması caizdir. Hediyeler tüketilmişse kadın bunların bedelini tazmin eder.
  Şafiî ve Hanbelîlere göre ise, nişanın bozulması durumunda artık hediyeler geri alınamaz. Çünkü hediye hibe hükmünde olup, hibeden dönme teslimden sonra artık caiz değildir. Babanın oğluna yaptığı hibe bunun dışındadır.
  Hadiste şöyle buyurulur: "Bir kadın nikah akdinin sorumluluğunu üstlenmezden önce, kendisine verilen mehir, hediye veya verilmesi va'dedilen şeylerin tümü bu kadına aittir. Nikah akdi sorumluluğunu üstlendikten sonra verilenler ise, kime verilmişse ona ait olur." (eş-Şevkani, Neylû'l-Evtar, VI, 174; Nesai, Nikah, 67.)
 
3) Nişanın bozulmasında zararın tazmini:
  İslam haklı bir neden olmaksızın da nişanın bozulabileceğini kabul etmiş, fakat kusursuz tarafın uğrayabileceği maddî ve manevi zararın tazmini üzerinde durulmamıştır. Halbuki evlenme umudu ile taraflar bir takım giysi ve ev eşyası satın almakta, kadın işten ayrılmakta ya da uzun nişanlılık devresi sonunda, nişanın bozulması özellikle kadının toplum içindeki itibarını sarsmaktadır. Kimi zaman nişanın bozulması kusursuz tarafın beden veya ruh sağlığını bozmaktadır. İşte bütün bu karşı tarata verilen zararları acaba kusurlu taraftan istemek mümkün müdür?
  İslam müctehitlerinin bu konuda tazminat üzerinde durmamasının nedenleri şunlar olabilir:
  1. Nişan bir akit olmayıp, bir söz vermeden ibarettir. Bu yüzden haksız olarak sözünden dönen kimse günahkar olursa da tazminatla yükümlü tutulamaz.
  2. Nişanlılık devresi evliliği daha sağlam temeller üzerine oturtmak için alınmış bir ön tedbirdir. Ağır tazminat konulması tarafları evlenmeye zorlayabilir. Evlendikten sonra geçinemeyip ayrılma nişanın bozulmasından daha ağır bir olaydır.
  3. İslam toplumunda nişanlıların yalnız başbaşa kalması veya birlikte yaşaması meşru sayılmadığı için kadının büyük ölçüde zarar göreceği, prensip olarak düşünülmemiştir. (bk. es-Sibaî, Şerhu Kanüni'l-Ahvali'ş-Sahsiyye, Dimaşk 1958, l, 44; Ebu Zehra, el-Ahvalü'ş-Şahsiyye, S: 40, 41; Hamdi Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, İstanbul 1983, S. 174, 175.)
  Ancak toplumun yeni değer yargılarına kapılan ve birlikte gezip dolaşan, hatta birlikte yaşayan nişanlıların ayrılmasından tarafların önemli bir maddi veya manevî zarara uğradıkları da bir gerçektir. Bu yeni yaklaşıma göre konuyu araştıran günümüz bazı fakihleri İslam'ın hileli alış-verişi yasaklamasını ve "zarar verme de zarar görme de yoktur" prensibini dikkate alarak nişanın bozulmasından zarar görenin de bu zararını mahkeme yolu ile isteyebileceğini söylemişlerdir. Diğer yandan nişanlıların yaptığı harcamalar evlenme ümidi ile olmaktadır. Maliki mezhebine göre sebebe dayalı va'd borç doğurur.
  Günümüz fakihlerinden Ebû Zehra, es-Sibaî ve Mahmud Şeltut gibi bilginler nişanın bozulması durumunda kusursuz tarafın uğradığı zararı isteyebileceği görüşündedir.



Delilleriyle Aile İlmihali İslam'da evliliğin dayandığı kaynaklar...