Haberler:


X adresimiz

Ana Menü

Kutsal Emanetler

Başlatan ebuzer, 17 Mayıs 2008, 20:43:07

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

ebuzer

SADAKAT YAKIŞIR İNSANA GÖRSE DE İKRAH
DOĞRULARIN YARDIMCISIDIR HZ Allah

duha


Altın Hırka-i Saadet sandığı
Yavuz, Mısır dan Hırka-i Saadet le bir kısım emanetleri beraberinde getirmişti. Mekke ye, Medine ye, ve geçmiş peygamberlere ait hatıralarda sonradan eklenmiştir. 20. asra gelindiğinde Topkapı Sarayı nda değer biçilemeyecek bir hazine meydana geldi.
Gecenin bir vakti Babüssaade nin büyük demir tokmakları vurulur. Burası Osmanlı nın idare merkezi Topkapı Sarayı nın orta kapısıdır ve bu kapıdan içeride padişahla yakın adamları yaşamaktadır. Kapıağası Hasan Ağa, nöbet yerinden kalkar, Babüssaade nin demir kanatlarını aralar. Kalabalık halde gelenler Arap elbiseli, Arap sîmâlı nûranî şahıslardır. Silah kuşanmışlar, ellerine bayrak almışlardır. Kapının yanında da dört nûranî kimse durmaktadır. Bunların ellerinde de birer sancak vardır. Kapıyı vuran şahsın elinde ise padişahın ak sancağı bulunmaktadır. Rüyasında Hasan Ağa ya der ki: Bu gördüğün Resul ün (sas) ashabıdır. Bizi Resul (sas) gönderip selam etti ve buyurdu ki Kalkıp gelsin! Haremeyn hizmeti ona verildi. Bu gördüğün dört kimseden bu Ebu Bekr-i Sıddîk, bu Ömerül-Faruk, bu Osman-ı Zinnureyn dir. Seninle konuşan ben ise Ali bin Ebu Talib im. Var Selim Han a selam söyle.
Birkaç saat sonra yanına geldiklerinde Hasan Ağa yı gördüğü rüyanın ağırlığından şaşkın halde bulurlar. Önce hastalandığını sanırlar. Terden sırıksıklam olmuş elbiselerini değiştirirler. Bu durumun gördüğü rüyanın ağırlığından olduğunu anladıklarında bunu bir iş için oraya gelen padişahın nedimi Hasan Can a da anlatmasını isterler.



İki Cihan Sultanı nın doğumuna sahne olan mekan
Âlemlere rahmet olarak gönderilen İki Cihan Sultanı (sallAllahu aleyhi ve sellem), hicretten elli üç yıl önce rebiülevvel ayının 12. gecesinde, Fil yılında, milâdî 20 Nisan 571 Pazartesi tarihinde Mekke-i Mükerreme nin Beni Ha?im mahallesinde, dedesi Abdülmuttalib e ait evde sabaha karşı dünyayı Şereflendirdi.
Bir müddet daha mesken olarak kullanılan bu bahtiyar hâne, Harun Reşid in annesi tarafından satın alınarak mescide dönüştürüldü. Osmanlılar zamanında yenilenen ve Mevlid-i Nebi diye anılan bu mescidin içinde Rasûlüllah Aleyhissalâtü ves-Selâm Efendimiz in dünyayı şereflendirdikleri yer, bir sanduka ile işaretlenmişti.
Mevlid kandillerinde Mevlid-i Nebi’de ihtişamlı merasimler düzenlenirdi. Son dönemlerde bu mescit yıkılarak yerine kütüphane yapıldı. Yukarıda, pek bilinmeyen siyah-beyaz fotoğrafta Mevlid-i Nebi nin Osmanlılar zamanındaki kubbeli-minareli hali, yukarıda da günümüzde aynı yerde bulunan kütüphane görülüyor.


Hırka-i Saadet in daha önceden korunduğu iç mahfaza
(Sultan 3. Murad tarafından yaptırılmıştır.)
Emânât-ı Mübâreke, Osmanlı Sarayı nda devamlı imtiyazlı bir mevkide bulunduruldu. Hepsi kıymetli kumaşlardan som sırma işlemeli bohçalara sarılıp altından, gümüşten, sedef kakmalı ahşaptan sandıklara konulurdu. Sandıklar padişahın mührüyle mühürlenir, altın/gümüş anahtarları padişah namına silahdar ağada bulunurdu. Padişahlar Rida-i Cenab-ı Peygamberî nin (Hırka-i Saadet in) muhafızı olmakla iftihar ederler, gece gündüz tazim ve hürmette kusur etmezlerdi. Sarayda yanıbaşlarında bulundurdukları gibi gittikleri seferlere de beraber götürürlerdi. Her yıl Ramazan ayının on beşinde gerçekleştirilen Hırka-i Saadet ziyareti Osmanlı protokolünün en önemli törenlerindendi.
Peygamber Efendimiz in (sas) şanlı sancağı, saraydan çıkarılıp sancak alayı ile harbe gönderilirdi. Padişahlar Hırka-i Saadet Dairesi nde yaşadıkları gibi vefatları vukuunda cenazeleri de burada yıkanıp kefenlenirdi.
İki Cihan Sultanı (sas), çeşitli devlet büyükleriyle birlikte Bizans İmparatoru Herakliyus a da bir elçi ile İslam a davet mektubu göndermişti. Herakliyus, gerçeği bildiği halde adamlarının kendisine inanmayacağından ve saltanatı kaybedebileceğinden korktuğu için iman etmedi. Fakat Resulullah ın (sas) mektubunu altın bir mahfazanın içine yerleştirip sakladı. Peygamber Efendimiz (sas) Herakliyus un inanmamakla kendisine yazık ettiğini söyleyip, mektubunu muhafaza ettikleri müddetçe evlatlarının saltanatının devam edeceğini bildirmişti. Tarihçiler hicretten 7 asır sonra bile aynı ailenin bu mektuba gösterdikleri saygı sebebiyle saltanatta bulunduklarını kaydeder. Ecdadımız da Allah ın Habibi nin (sas) izinde, gül kokusunu taşıyan hatıralarının gölgesinde iken rahmet-i ilahiyyenin rüzgarından istifade edecekleri itikadında idiler.


Hazreti Fatıma nın (ra) Sandığı
İngilizler, emanetler konusunu Lozan da masaya getirmek istediler. Filizlenmekte olan yeni Türk devleti böyle bir konuyu hiçbir şekilde tartışmaya açmadı. Mukaddes Emanetlerin, milletimize tevdi edilmiş bir vedia olarak muhafazasına devam edildi. 1960 lı yıllarda bir kısmı Topkapı Sarayı Müzesi ne bağlı olarak ziyaretçilere açıldı. Birçoğu ise eskiden olduğu gibi kıymetli muhafazaları içinde kamuoyundan gizli kaldı. Mukaddes Emanetler ilk kez bir kitap ile günyüzüne çıkıyor. Topkapı Sarayı müdür yardımcılarından Hilmi Aydın tarafından yazılan ve Işık Yayınları nca basılan Hırka-i Saadet Dairesi ve Mukaddes Emanetler isimli kitap Mukaddes Emanetleri arkalarındaki Asr-ı Saadet e kadar ulaşan hikayeleriyle birlikte anlatıyor. Hazırlanışında araştırmacı Ahmet Doğru nun da önemli katkısı olduğu belirtilen eserde emanetlerin birçoğunun ilk kez çekilmiş fotoğraları da yer alıyor.


Muaz bin Cebel in (ra) kılıcı
97 cm uzunluğundadır. Kabza namlu kuyruğunun iki tarafından perçinlenmiş, siyah boynuzdan iki levha halindedir. Dilimli bir tepeliği vardır. Balçağı çeliktendir. Taban yassılaştırılmış oval kesitlidir. Kını ağaç üzerine siyah deri kaplıdır.


HIRKA-İ SAADET DAİRESİ
Hırka-i Saadet Dairesi, Fatih döneminde padişahın özel dairesi (Has Oda) olarak inşa edilmiştir. Padişahlar burada ikamet ederler, devlet işlerinin bir kısmını ve ibadetlerini yerine getirirlerdi. Yanı başlarında ise Cenab-ı Peygamber in (sas) hâtıraları durur, yakın zamana kadar 24 saat Kur an-ı Kerim bu bölümde okunurdu.


Hırka-i Saadet
Resimde: Hırka-i Saadet in içerisinde korunduğu iç mahfaza ve bohçalar)
124 cm boyunda, siyah yünlü kumaştan hırkanın içi daha kaba şekilde dokunmuş krem renk yünlü kumaşla kaplanmıştır. Yer yer yıpranmış durumdadır. Resulullah (sas) tarafından Züheyr oğlu Kab a verilen hırkadır.
Hırka-i Saadet Dairesi, adını Peygamber Efendimiz in (sas) şair Kab bin Züheyre huzur-ı saadetlerinde Müslüman olduğunda hediye ettiği hırkadan alıyor. Arapların meşhur şairlerinden olan Kab, İslamiyet aleyhindeki şiirlerinden ve sözlerinden dolayı Peygaberimiz in (sas) nerede görülürse öldürülmesi emrine muhatap oldu. Daha önce Müslüman olan kardeşinin ikazı üzerine, hakkındaki ölüm emrine aldırmadan Medine ye geldi, Mescid-i Nebevi ye girdi. Peygamber Efendimiz e Müslüman olan bir kimsenin geçmiş hatalarının bağışlanıp bağışlanmayacağını sordu. Müspet cevap alınca Bu, Kab olsa da mı? diye ilave etti. Allah Resûlü bu soruya da olumlu cevap verdi. Kab (ra) kimliğini açıklayıp Kaside-i Bürde ismiyle tarihe geçen eserini okumaya başladı.Muhammed Aleyhisselâm kınından çıkmış bir kılıçtır / Cihan onun nurundan feyz alır mısraına gelince Efendimiz (sas) sırtındaki hırkasını çıkardı, şairin sırtına bıraktı. Kab, Hazreti Peygamber in (sas) gül kokusunu taşıyan bu hırkayı ömrü boyunca muhafaza etti, çok yüksek fiyat teklif edilmesine rağmen bir ipliğini feda etmedi. Muaviye tarafından varislerinden alınıp halifelere geçen hırka, Yavuz la birlikte İstanbul a geldi.
Hırka-i Saadet sırma işlemeli yeşil atlastan bohçalara sarılıp altın bir çekmeceye konulur. Bu çekmece de aynı şekilde bohçalara sarılıp büyük altın bir sandığa yerleştirilir


Sancak-ı Şerif
Hz. Peygamber in yâdigârı Ukab isimli siyah sancak zamanla yıpranıp adeta toz haline geldiği için, yeşil atlastan torba içinde muhafaza ediliyor.)
Peygamber Efendimiz in (sas) zamanında yapılan harplerde ashaptan her birlik ayrı bir sancak taşırdı. Bizzat Peygamber Efendimiz e (a.s) mahsus olan Sancak-ı Şerif ise Ukab ismini taşır. Hazreti Aişe ye ait siyah yünlü bir kumaştan yapılmıştır. Sancak-ı Şerif, Cenab-ı Peygamber in (sas) âlem-i cemâli teşriflerinden sonra sıra ile dört halifenin emanetinde olarak harplerde ordunun önünde taşındı. Daha sonra da Emevi ve Abbasi halifelerine intikal etti. Bağdat ın Moğollar tarafından işgali üzerine Mısır a kaçan Abbasi halifesi, Sancak-ı Şerif i de diğer emanetler ile birlikte Mısır a götürdü. Mısır ın Yavuz Sultan Selim Han Cennetmekân tarafından alınması üzerine Osmanlılara geçti. Ukab, zamanla yıpranıp adeta toz haline geldiği için Osmanlılar yeşil atlastan yenisini diktirip üzerine aslından parçalar eklediler. Harpler sırasında Sancak-ı Şerif, Sancak Alayı denilen bir törenle saraydan çıkarılır, orduyla birlikte sefere giderdi. Bu sırada seyyidlerden oluşan bir cemaat tarafından yanı başında gece gündüz Fetih Sûresi okunurdu.


Hz. Muhammed (sas) yabancı devlet reislerine İslam a davet mektupları yazdırırken taşı akikten, halkası gümüşten yüzük şeklinde bir mühür yaptırmıştı. Bu mühür sıra ile Hz. Ebubekir e, Hz. Ömer e ve Hz. Osman a geçmiş, ancak Hz. Osman tarafından Eris isimli kuyuya düşürülmüş ve günlerce aranmasına rağmen bulunamamıştır. Tarihçiler bu mührün kaybolmasından sonra Müslümanlar arasındaki birliğin bozulduğuna, devam edip gelen fitnelerin o zaman ortaya çıktığına dikkat çekerler. Hz. Osman bunun üzerine aynı yazıyı taşıyan başka bir mühür yaptırarak kullanmıştır. Mukaddes Emânetler arasında bulunan ve Bağdat ta ele geçirilerek İstanbul a getirilen mührün bu mühür olduğu tahmin edilmektedir. 1 cm. uzunluğunda olup, kırmızı akik taşından yapılmıştır. Üzerinde kûfî hatla Muhammed Resulullah yazan bu mühür hakkedilmiştir.

Hz. Musa’nın (as) âsâsı

Name-i Saadet

Nalın-ı Saadet
Rasûlullah ın (sas) arş üzre basan mübarek ayaklarına değmekle şereflenmiş sandalet tarzı ayakkabılardır. Taban kısımları, birkaç kat tabaklanmış deri ya da köselenin dikilmesiyle oluşur. Ayağı bilekten ve üstünden kuşatan kayışların yanı sıra biri baş parmakla yanındaki parmak, diğeri de orta parmakla onun yanındaki parmak arasından geçen iki tane bandın bulunması en bariz özellikleridir. Nalın-ı Saadetlerin resminin bile berekete sebep olacağına inanılır, evlere, işyerlerine asılırdı. Hırka-i Saadet Dairesi nde Nalın-ı Saadetlerle birlikte bunların metal ve ahşaptan modelleri de bulunmaktadır.


Nalın-ı Saadet Mahfazası

NOT:İŞKALCİ DEVLETLER ÜLKEMİZİ İSTİLA ETTİKLERİNDE TOPKAPI SARAYINDAN EMANETLERİ KACIRARAK KORUMUŞ OLAN ECDADIMIZI RAHMETLE ANIYOR.RUHUNUZ ŞAD OLSUN ECDADIM.AMİN.
















söz Hayâtî'dir; İnanç taşıyoruz.....

[/center]

ASUDE


Tuğra

Alıntı YapİŞKALCİ DEVLETLER ÜLKEMİZİ İSTİLA ETTİKLERİNDE TOPKAPI SARAYINDAN EMANETLERİ KACIRARAK KORUMUŞ OLAN ECDADIMIZI RAHMETLE ANIYOR.RUHUNUZ ŞAD OLSUN ECDADIM.AMİN.

Amin,Hz.Allah onlardan razı olsun.Çok teşekkürler Duha
〰〰〰〰🐠

ihvan

doğuda olmamız hasebiyle,hep gözümüzde tüten o mukaddes emanetleri.böyle arada bir gidip ziyaret ediyoruz . istanbulumuzu iki hafta önce yine topkapı sarayında mukaddes emanetlerde idim .orada askerliğide yaptığımdan pek yabancısı değiliz.ailemi,bir çok ziyaretten sonra.topkapı sarayınada götürdüm.ve hep içim burkularak mahzun ve yetkililere sitemkar ederek . o mukaddes emanetlerin olduğu yerde değişmeyen saygısızlık devam ediyor...o boş camilere bile başlarını kapatmadan giren yerli yabancı turistler,şanlı peygamberimizin emanetlerine karşı aynı duyarlılık  olmadan girip çıkabiliyorlar..buralarda yanlız kadir gecelerinde çıkarılan törenlerle ziyaret edilen sakalı şerifler.topkapı müzesinde mukaddes emanetler adı verildiği halde,mukaddesce ziyaret edilmiyor...malesef ...emanetleri korumak elbette güzeldir,koruyalım lakin lütfen artık kime ait olduklarını iyice düşünerek saygıyı ön plana alalım..sultanahmet camisi kadarda olsa önem verelim ,saygı gösterelim diyorum acizane...bu benim dileğim.

ihvan

geçen haftalarda ziyaret etmek nasip oldu...bu konudaki eleştirilerimi yazdım forumda.kısaca yazacak olursam,sultan ahmed caminde gösterilen saygı yerli ve yabancı turistler tarafından,burada malesef o saygı ve hürmeti göremedim.25 yıl önceki gibi isteyen istediği kılıkla girebiliyor...insaf ya hu,edep ya hu.....ne zaman uyanacak yetkililer bilemiyorum.

ihvan

osmanlı torunları bunları nasıl geziyo  ah ah...edep kalmamış hürmet kalmamış

ihvan

resimlerde bile çok güzeller.....mevlam şefaatını eksik etmesin

duha

Ber-ceste,Begenmenize sevindim kardeşim ben tşk ederim  l5))


ASUDE,Ecmain Cümlemizden İNŞAllah... :)


Tuğra,Amin kardeşim...Bşy değil ben tşk ederim  l5))


ihvan,kardeşim size şiddetle katılıyorum  &)) diğer eleştirilerinizide okumuş bulunmaktayım dogru söze ne deni bana 5 kere gitmek nasip oldu çok şükür ama ortam gerçekten beklenen saygıyı görmüyor  ş3))

söz Hayâtî'dir; İnanç taşıyoruz.....

[/center]

Lika

Emeğine sağlık.Allah razı olsun duha.
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim

duha

Alıntı yapılan: Lika - 21 Ağustos 2008, 23:00:08
Emeğine sağlık.Allah razı olsun duha.

Ecmain İnşAllah... zs3)) l5))
söz Hayâtî'dir; İnanç taşıyoruz.....

[/center]

ihvan

benimde bir çok ziyaretim oldu duha kardeşim geçenlerde çoluk cocuk gittik.aynı duyarsızlık malesef devam ediyo hürmet saygı  nerede .göstermelik  kuranı kerim okunuyo ,kime okunuyo,bu sitede hocaefendiler var Allah aşkına o ortam kuranı kerimin okunacağı ortammı.....hanıma dedim ,hanım tekbirlerle gez içinden söyle  buralar tekbirsiz gezilmez...

duha

Alıntı yapılan: ihvan - 22 Ağustos 2008, 10:28:29
benimde bir çok ziyaretim oldu duha kardeşim geçenlerde çoluk cocuk gittik.aynı duyarsızlık malesef devam ediyo hürmet saygı  nerede .göstermelik  kuranı kerim okunuyo ,kime okunuyo,bu sitede hocaefendiler var Allah aşkına o ortam kuranı kerimin okunacağı ortammı.....hanıma dedim ,hanım tekbirlerle gez içinden söyle  buralar tekbirsiz gezilmez...


Malesef öyle kardeşim Rabbim Islah Etsin İnşAllah...
söz Hayâtî'dir; İnanç taşıyoruz.....

[/center]

Lika



Peygamberimiz'in mektubu bulundu

Hz. Muhammed’in Kıpt Kavmi’nin reisi Mukavkıs’a gönderdiği İslam’a davet mektubu, Topkapı Sarayı’nda sergilenmeye başlandı.


Saraydaki restorasyon çalışmaları sırasında zarar gördüğü iddia edilen mektup ve diğer kutsal emanetlerin bir metre yakınına kimse yaklaştırılmıyor.

Topkapı Sarayı’ndaki restorasyon sırasında Hz. Muhammed’in ceylan derisine yazdığı mektubun zarar gördüğü ve Ramazan’da bile sergilenmediği haberi üzerine kutsal emanet hafta başında sergiye açıldı.

Önceki uygulamaların aksine, kutsal emanetin etrafı güvenlik kordonu altına alındı. Ziyaretçilerin mektup ve yanında bulunan diğer emanetlere bir metrenin altında yaklaşmaları engellendi. Mektubun, restorasyon öncesine göre biraz daha yıprandığı da Topkapı Sarayı Müzesi’ne giden ziyaretçilerin gözünden kaçmadı.

BELİRLİ GÜNLERDE ZİYARET

Kültür ve Turizm Bakanlığı da Topkapı Sarayı Müzesi yetkililerinin bilgi vermekten kaçındığı Hz. Peygamber’in gizlenen mektubuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Peygamber Efendimiz (sallAllahu aleyhi vesellem) ’in ceylan derisine yazdığı mektubun zarar gördüğü iddialarını 8 ay önce “Ramazan’da sergilenecek” diye yanıtlayan bakanlık, yeni bir açıklama yaptı.

Bakanlığın açıklamasında “Topkapı Sarayı Müzesi Mukaddes Emanetler Dairesi’nde, Hz. Osman’ın Kuran- ı Kerim’i ve Hz. Peygamber’in Kıpt Kavmi’nin Reisi Mukavkıs’a göndermiş olduğu İslam’a davet mektubu her yıl Ramazan ayında belli bir süre teşhire konulmaktadır” denildi.

OSMANLI GELENEĞİ

Osmanlı döneminde, Hz. Osman’ın Kur’an-ı Kerim’i, Hz. Peygamber’in Mektubu ve Sakal-ı Şeriflerin, her yıl Ramazan ayının 15. günü saray halkı ve devlet erkanı tarafından Padişah nezaretinde ziyaret edildiğini hatırlatan bakanlık, bunun zamanla geleneğe dönüştüğünü kaydetti.

Bakanlık, “Osmanlı Padişahları tarafından titizlikle uygulanan bu gelenek, Saray’ın müze olarak faaliyet göstermeye başladığı 1924 yılından itibaren devam ettirilerek, eserler sadece Ramazan ayının belirli günlerinde teşhire konulmaya başlanmıştır” dedi. Kağıt ve deri malzemeden oluşan eserlerin uzun süre teşhir edilerek zarar görmesinin engellendiğinin dile getirildiği açıklamada, eserlerin her yıl Ramazan ayında teşhir edildiği, Ramazan Bayramı’nın ardından yeniden mahfazalarında koruma altına alındıkları kaydedildi.

bugün
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim