Ölünün Arkasından Kuran-ı Kerim Okunur mu?

Başlatan muhibban, 25 Ekim 2008, 22:15:53

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

azizistanbul

ölülerin arkasından kuranı kerim okumak velev ki ölüye faydası olmasın en azından diriler ölen yakınlarına kuranı kerim okumak bahanesiyle kuranı kerimi ellerine almış olurlar.
bizim memlekette bir adet vardır. her perşembe günü akşamı yani cuma akşamı ve yine her pazar akşamı yani pazartesi akşamı ölülerine yasin ve mülk suresini okurlar . Bu adet bir çok yerde vardır. Ben öyle düşünüyorum ki böyle bir gelenek olmasa kuranı kerim okumasını bilenler dahi senelerce kuranı kerim açmazlar.
Ülkemiz zor bir dönemden geçti ve geçiyor. Bu ülkede yaklaşık 100 yıldır kuranı kerim öğrenmek isteyenlerin çoğunluğunun kuranı kerimi öğrenme sebebi ölmüşlerinin ruhlarına bir şeyler gönderebilmektir. yani bugün burada yazanlar ve burada yazılanları okuyanlar kısacası tüm islami kesimin bulundukları itikadi noktaya gelmesinde bu felsefenin derin etkileri vardır. farkında olsunlar yada olmasınlar.
Çünkü islami hizmetlere yardım ve katkıların temelinde de bu düşünceler vardır.

Diğer taraftan okunur mu okunmaz mı sorusuna gelince ise arkadaşlar zaten cevap vermişler.Ehli sünnet olanlar okur . Ehli sünnet dışı bazı akımlar okumaz. En başta vehhabiler okumaz. diğerlerini de ayrı ayrı incelemek lazım.
جُلُوسُكَ سَاعَةً عِنْدَ حَلَقَةٍ يَذْكُرُونَ اللهَ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ اَلْفِ سَنَةٍ


pembe papatya

aziz istanbul kardese katılıyorum, gercekten güzel acıklamışş. Allah Razı Olsun

kobra21212121

Allah razı olsun kardeşler.Allah rızası için yapılan hiç bir ameli  karşılıksız  bırakmaz.

Mücteba

Ölüye Hediye

Resûlullah (s.a.v) bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurdular:

“Mü’min kabirde suda boğulmak üzere olan ve bulduğu her şeye tutunmaya çalışan kimse gibidir. Babasından, oğlundan, kardeşinden, arkadaşından hâsılı herkesten bir duâ bekler. Dünya ehli için hediye ne ise ölüler için duâ da böyledir. Bir melek ölünün yanına, üzerinde nurdan bir mendil bulunan nurdan bir tabakla girer ve “Bu kardeşinin hediyesidir.” der. Dirilerin hediyelerle mesut olmaları gibi o da bu hediye ile sevinir.”

Diğer bir hadîs-i şerîfte şöyle buyruldu:

Ölünün kabirde en zor gecesi ilk gecedir. Ölülerinize sadakayla merhamette bulunun.”

Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Bir Mü’min Âyetü'l-Kürsî okuyup sevabını ölülere bağışladığında Allâhü Teâlâ, doğudan batıya her kabre kırk nur indirir ve yattıkları yerleri genişletir.”

Diğer bir hadîs-i şerîfte:

“Kim kabristana girer ve Yâsin sûresini okursa Allâhü Teâlâ o kabristanda bulunan ölülerin azabını hafifletir ve okuyan kişiye de orada bulunan ölüler sayısınca sevap yazar.” buyrulmuştur.



ihvan

#35
"""" Anne karnındaki bebek, annenin yemesinden beslenir..Kabirdeki insanlar kendisine okunan Kuran-ı Kerimin ruhlarına hediyesi ve dua larından beslenir""" H.Arıkan hocaefendi

mazhar

Ölenin ardından yapılan yedinci, kırkıncı, elli ikinci gece merasimleri

Anadolu’nun büyük bir kısmında 7’nci, 40’ıncı ve 52’nci gece gibi uygulamalara maalesef sıkça rastlanmaktadır. Çocukluğumda hatırlıyorum; bizim köyde de âdetti. Hatta rahmetli dedem, o geceye mahsus bir duadan bahsetmiş ve onun yazılı olduğu bir kitapçığı bana vermişti. Ama daha sonraları ne yaptım, nereye koydum hatırlamıyorum. Şu an kütüphanemde gözükmüyor. Belki de bunun bid’at olduğunu öğrendikten sonra imha etmiş olmalıyım.

Evet, sanki çok önemli ve kesin bir emirmiş gibi, maalesef insanların pek çoğu ölen sevdiklerinin arkasından yapacakları hatimler, hayır ve dualar için; yedinci, kırkıncı, elli ikinci günleri beklemektedirler... Hatta, yukarıda da ifade etmeye çalıştığım üzere, elli ikinci geceye mahsus bir dua bile ihdas etmişler... Güya ölünün kemikleri etlerinden elli ikinci gecede ayrılırmış ve bu esnada müthiş bir azap duyarmış da, bu azabı duymaması için, belirlenen o dua okunurmuş... Oysa bütün bunlar bid'attir, dinimizde yeri yoktur.

Ölen bir din kardeşimizin arkasından okumak, dua etmek ve hayır yapmak için; ne yedinci, ne kırkıncı gün, ne de elli ikinci gece diye hususi bir zaman tayin edilmez. Bilakis böyle günleri beklemek, manasız olmaktan öteye; yapılacak hayrın geciktirilmesi açısından mahzurludur da...

Ölenin ruhu için yapılan hayırlar, verilen sadakalar, her an kabrinde kendisine erişir ve o kişi, suda boğulmak üzere olan kimsenin kurtulmak için yardım gözlediği gibi orada, çocuklarından, dost ve ahbaplarından gelecek hediyeleri bekler. Gönderilen sadaka, hayır, istiğfar, Kur'an ve duaların sevabını bir melek kendisine arz eder ve o esnada mevta öyle sevinir ki, tıpkı hayattakilerin bekledikleri bir hediyeye sevindikleri gibi…

Nitekim Rasûlüllah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: “Ölünün mezardaki hâli, imdat diye bağıran denize düşmüş kimseye benzer. Boğulmak üzere olan kimse, kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, meyyit de babasından-anasından, kardeşinden-arkadaşından gelecek bir duayı gözler. Kendisine bir dua gelince dünyanın hepsi kendisine verilmiş gibi sevinmekten daha çok sevinir. Allah Teâlâ, yaşayanların duaları sebebiyle, ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin de ölülere hediyesi onlar için duâ ve istiğfar etmektir." (Ebû Mansur, İbn Abbas radıyAllahü anhüma’dan rivayet etmiştir)

Halbuki ölenler için o geceleri tayin ederek Kur'an okumak, istiğfar ve dua etmek, yukarıda da ifade ettiğimiz üzere bid’attir, günahtır. Dinimizde böyle bir şey yani ölene dua etmek için belli günler tayin ve tesbit etmek yoktur. Bid’atin her türlüsünden olduğu gibi, bu ve bezeri nev’inden de kaçınmak gerekir.

Aslında sayısal değerlere bağlı kalmadan evlerde böyle cemiyetler düzenlenmesinde, dualar edilmesinde hiçbir mahzur yoktur... Mahzur, bu işlerin böylesine uydurma günlere hasredilmesi, yeni-yeni hurafelerin ortaya çıkması ve bu ameliyenin vecibe halini almış olmasıdır.

***

Yazımızın bu noktasında meşhur bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak isterim. Hikâyenin başlığı;

MEZARLIKTAKİ SEVAP PAYLAŞIMI

Sonrası ise şöyle devam ediyor:

Müslümanlar kabirlerden geçerken Fatihalar, İhlâslar vakit müsaitse-fırsat varsa Yâsîn suresi okurlar, mezardakilerin ruhlarına hediye ederler.

Bunlar, tıpkı sağlığında verilen hediyeler gibi ölüleri sevindirir, onlara fayda verir.

Nitekim salihlerden biri bir akşam, misafir olmak istediği köyün mezarlığına kadar gelmiş; ancak köyde bir tanıdığı bulunmadığından, mezarlığın tenha bir yerinde sabahlamaya karar vermiş.

Yatsıyı kılıp duasını yaptıktan sonra otların üzerine yatıp uyumuş.

Geceleyin İbretli bir rüya görmüş…

ütün kabir halkı ayakta, sevinçle bir şeyler paylaşıyorlarmış… Merak edip sormuş:

— Ey kabristan sakinleri, ne paylaşıyorsunuz böyle sevinçle? Biri cevap vermiş:

— Sevap paylaşıyoruz, sevap!

— Sevap sizin için çok mu önemli?

— Ne diyorsun sen! Ateşe düşen bir adamın, ateşin yakmadığı bir gömleği giymesi ne kadar mühimse, sevap da bizim için öyle önemli. Çünkü bizler de, sizin gibi hayatta iken bazı günahlar işlemişiz. Bu günahlardan dolayı burada ateş gibi sıcakların İçinde yatıyoruz. Ancak bize sevap hediye edilirse, onları sırtımızda sıcaklık geçirmeyen gömlek gibi hissediyoruz. Sıcaklığın te'siri azalıyor. Azabımız hafifliyor. Uyuyan zat tekrar sormuş:

— Söyler misiniz, bu taksim ettiğiniz sevabı kimler hediye etti?

— Bu sevabı yoldan geçen mü'minler hediye ettiler. Birçok insan mezarlıktan geçerken duygusuz ve anlayışsız şekilde dalgın-dalgın geçip gidiyor. Bir Fatiha üç İhlâs, yahut bildikleri bir duayı okuyup da ölülere hediye etmiyorlar. Ama öyleleri de var ki; yarın biz de öleceğiz, bize de okumazlar sonra, diyerek mezarlıktan geçerken hemen bildikleri duaları okuyup ölmüşlere hediye ediyorlar. İşte böyle bir grup geçti buradan… Akşamdan bu yana onların okuduklarının sevabını paylaşıyoruz. Artık bu sevaplarla bizi sıkan sıcaklığın te'sirinden biraz daha kurtulacağız. Bunun için sevinçli görüyorsun bizi…

Misafir yolcu, bundan sonra gördüğü her mezarlıktan okumadan geçmemiş. Mutlaka bildiği dualardan okuyup hediye ederek, mevtaların sevap paylaşmalarına vesile olmaya gayret etmiş…

***

S O N U Ç

Biz de her daim fırsat kollamaya çalışalım, ölmüşlerimize ve diğer ölmüş bütün mü'minlere hediyeler göndermekten geri kalmayalım… Hatta hayatta olan kardeşerimizi de dualarımızdan eksik etmeyelim.

Hasılı; 7’nci, 40’ıncı, 52. gece gibi merasimler-törenler İslâm’a sonradan sokuşturulmuş uydurma âdetlerdir, bid’attir! Yine bunun gibi;

- Ölüye telkın verilirken can gelir, kalkmak ister, başını tahtaya çarpar ve zaman, "eyvah ben ölmüşüm" der, sözü de…

- Ölen bir kişinin etleri ölümünden 40 - 52 gece sonra kemiklerinden ayrılır. Ölünün etleri kemiklerden kolay ayrılsın diye o gece evinde dua edilir, saçmalığı da…

- Bir kişi gömüldükten sonra ruhu 7 gün evini ziyaret eder, lafları da hurafeden ibarettir.

Binaenaleyh ölenin ruhuna hediye olmak üzere yapacağımız hayırlar-hasenatlar, hatimler, dualar için belli günleri beklememeli, her an her zaman onları hatırımızdan çıkartmamalıyız.

Ruhlarını; Tevhid, İstiğfar, İhlâs ve Kur’an… hatimleriyle devamlı olarak şâd etmeye gayret etmeliyiz. Nitekim ölen mü’min için İhlâs-ı şerif hatminin önemini belirten Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:

"Sevdiğiniz ölmüş bir kişinin ardından, eğer 1000 defa Kul huvallhu ahad (İhlâs-ı şerif) suresini okursanız, o kişinin ruhunu azaptan kurtarmış olursunuz". Diğer hatimlerle alakalı da muhtelif rivayetler vardır. Dileyen, ihtiyaç hisseden kardeşlerimiz, dini eserlerin mevzu ile ilgili bölümlerine bakabilir.

Yazıya son noktayı bir başka hadis-i şerifle koymak istiyorum: “Yâsîn sûresini mevtâlarınızın yanında okuyunuz.” (el-Münâvi, Muhammed Abdurrauf, Feyzu’l-Kadîr, 6, 200.)

***

Rabbim (.c.c.), hayatımızla da mematımızla da ilgili bütün alanlarda bid’atlerden uzak, sünnet-i Rasûlüllah’a ittiba üzere bulunmayı cümlemize ve bilcümle Ümmet-i Muhammed’e nasip ve müyesser eylesin. Amin…
Halis Ece.com