nefsi emmare şehri şeyh sadık efendi den alıntı

Başlatan alperen68, 07 Temmuz 2009, 21:27:10

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

alperen68

’Rabbimiz kavmimiz ile aramızı hak ile aç , zira Sen (hayırlı bir kapı) açanların en hayırlısısın’’(A’raf,7/89)
‘’Allahım! Bize bu hazinenin kapılarını aç , bu rumuzlarının sırlarını açıkla’’
Ey kardeşAllah seni iki cihanda azîz kılsın.Yüce Allah’ın izni ile söylüyorum . Allah’ın yardımıyle beni dinle, bize yönel,çekinme.Zira sen emniyettesin.Rabbine dua edip de ki: İlâhi !Muradım Sen’sin ,rızâna ermeyi niyâz ediyorum.Cemâlin hürmetine,Ya Râhim,lûtfunla merhamet et ve duayı kabul buyur!’’

Benim canım! Varlık ikliminde seyr ve sefer , fena sahrâsında seyahat ettiğimiz esnâda şâh-ı bekâdan dosdoğru bir yol ihsan olundukta, bu uyku ile uyanıklık arasına benzeyen bir hâl idi.
Bu hâl içinde büyük ve muazzam bir fenâ şehrine vardım.Bunun enini ve boyunu gözle ihata etmek mümkün olamaz .Şehir halkı o kadar kalabalık idi ki, hiç bir çarşısına rahat girilmez.Ahâlisi ise ,dünyada ki çeşitli kavimlerden meydana geliyor.Kimi Arap,kimi Acem, kimi Türk, kimi Rûm. Kafirlerin her türlüsü burada mevcud olduğundan hayretler içinde kaldım.Acâip bir gezintiye çıktım.Şehrin ortasında muazzam bir kale inşa olunmuş, kalenin burçları göklere dayanmış.Surların dışında kalan , bu şehre ezelden beri hakikat güneşinden bir ışık düşmemiş ve düşmemekte.Ahâlisini görünce anladım ki, şehir halkının semâları bile, bir karanlık ülkedir.Zirâ meşrepleri köpekler gibi bir lokma için birbirleriyle hırlaşıp basit bahanelerle birbirlerini parçalarlar.Şehvet ve gazapla rı gâlip olduğundan , ateş unsurundan olan tabiatları icâbı mağlup ettiklerini katlederler. Zinâya istekli ve düşkün olduklarından bir fahişe avradın ardına düşerler..Üçü-beşi onun ardına düşünce , bazen kıskançlıkla birbirini helak ederler.Livatadan fazla haz alırlar.Hırsızlık,çekiştirme,iftira,içki,yalan ve gıybet sürüp giden adetleri olup zerre kadar Allah’tan korkmazlar.Bu büyük günahları işleyenlerin çoğu Müslüman hatta bazıları da alimler olup iyiyi emr,kötüyü men (Emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker)eden alimler ,vaizler ve iyi insanlar dahi bu şehirde zuhur etmiş olup,amma bu (Nefs-i) EMMARE ŞEHRİ ahâlisiyle hiçbir şekilde uyuşamayıp , bahis konusu şehrin ortasında ki kaleye hicret ederlermiş.
Bu fakir dahi bu şehirde ikamet istemedim.Ulu şehrin sözden anlayan âlimlerini bulup ,şehrin ismini,sultânını,valisini ve halini sorayım diye ulemâdan birini bulup durumu sordum.Dedim ki:
Şehrinizin ismi nedir? Dedi ki:
Bu şehrin ismi (Nefs-i ) EMMÂRE ‘dir.Burası gaflet ve karanlıklar ülkesidir. Sultanımıza AKL-I MEÂŞ (dünya refâhı için düşünen akıl ) derler .Alimdir , idareciliğinde mâhir bir müneccim ve mühendistir,akıllı bir tabipdir.Her şeyden haberi var.Yeryüzünde onun gibi yoktur.
Sonra padişahın veziri kimdir ? diy sorduğum da dedi ki:
-Veziri idrak kuvvetidir.Kethudası müşterek his’tir.Harç vekili vehim ve vesvese kuvvetidir. Tebaasını sordum.Onun bana haber verdiğine göre anladım ki ; tüm kötü huylar ve kötü huylular, Akl-ı Meaş denilen padişahın hizmetçileri ve sırdaşları olmuşlar.
Bu fakir dahi Akl-ı Meâş’ın her alanda mahir bir üstad olduğunu bildiği için maişetini temin etmek maksadı ile onunla alakalı her sahada bilgi tahsil etmek arzusuyla bir zaman ona hizmet ettim.Kaabiliyetimi beğendiğinden büyük bir hevesle nice ilimler tahsil etmemi temin etti,beni kendisine sırdaş kıldı.Böylece ilmin her sahasında mâhir ,halk arasında meşhur oldum,hezarfen(bin fenne vakıf) diye tanındım.Fakat Akl-ı Meâş’ın hâkimiyeti altında bulunan bütün ahâlinin ,günahın her çeşidini işlemekte olduğunu, bu iklimin padişahı olan Akl-ı Meâş’ın ,onları işlemekte oldukları günahları gördüğü halde engellemeyre gücü yetmediğini görünce, ruhuma büyük bir sıkıntı geldi .Bir gün Akl-ı Meâş’ı ârifane ağırlayıp kendisine dedim ki :Padişahım!Senin bu şehrin bilginleri ilimleriyle amel etmiyorlar,Allah’tan korkmuyorlar.Cahilleri de tevbe ve istiğfar etmiyor,gönüllerini iman nuru ile ışıklandırmıyorlar.Mutlak olarak şekil yönünden insan ,ama hâl ve hareket tarzı bakımından hayvandırlar,hatta onlardan daha da aşağıdadırlar.Bu ne hikmettir,açıklar mısınız? Dedi ki :
-Bunlar benim tebaamdan değillerdir.Eskiden şeytan bu şehir halkını baştan çıkarmış, vesvese ve desise ve bütün avenesi ile bu Emmare Şehri halkıyla ülfet etmiş,halk onların fesadına maruz kalmış,fesadlarını ortadan kaldırmak için bir çare bulamadım.
Padişah , bu sözleri söyleyince, Emmare Şehri’nden göç etmeye niyet ettim ve dedim ki:Padşahım!Bu aciz kuluna ihsanda bulunduğun gibi , kimseye ihsanda bulunmadın.Devletinizin sayesinde nice safalar ettim.Samur kürklerle,onlarla arkadaşlarla,ahbablarla,saz,söz,oyun ve eylence ile birlikte oldum.Bunlardan hiçbirini bana yasaklamadın,bunları yapmama müsade ettin.Ama zevk ve safamız, bu noktada son buldu.Yüksek müsadeniz olursa bir seyyah olan bu fakir, şehrin ortasında ki kaleye varmak ister.Padişah dedi ki:Okaleye (Nefs-i)
LEVVAME SAHASI adı verilmektedir.Okale dahi benim hakimiyetimin altındadır    TO BE CONTINUED.......