Son nefeste imansız gitmekten korkulur mu?

Başlatan fuducuk, 17 Kasım 2008, 03:26:50

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

fuducuk

Selâmün Aleyküm kardeşlerim.

Görevlerimizi her ne kadar yerine getirmeye çalışıyor olsak bile son nefesi imansız verme ihtimali var. Bu durum beni çok düşündürüyor ve çok üzülüyorum. Çok korkuyorum. Nice alim mertebesindeki ve daha çeşitli mertebelerdeki kıymetli insanların hayatı boyunca imânlı, son nefesini ise imansız verdikleri gerçeği var ortada. Çok korkuyorum, gerçekten çok korkuyorum. Allah bize son nefesimizi imanlı halde vermeyi nasip etsin.

Güzel kardeşlerim, ben kendi dilim ve kalbim ile bu konuda dua ediyorum. Fakat Peygamber Efendimizin(s.a.v.) bu konu hakkında bize tavsiyede bulunduğu birşey ya da öğrettiği bir dua var mı? O duayı da ezberlemek ve sık sık okumak istiyorum. Sizlerin de tavsiyesi varsa lütfen paylaşın.

İmansız gitme korkusu beni çok üzüyor, çünkü geri dönülmez bir yol, pişmanlıkların fayda etmeyeceği o sonsuz acı ve umutsuzluk, düşünmesi bile çok kötü. Ne kötü bir son, o sondan başlayan ne kötü bir sonsuzluk, telâfisi asla yok... :(

Selâm ile...

Tuğra

#1
Mümin havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunursa, Allahü teâlâ, o kuluna ümit ettiğini verir ve korktuğundan onu emin kılar.[Tirmizi]

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Öyle iki ilaç var ki, bir tanesi ebedi Cehennemden kurtarır, bir tanesi de hesapsız Cennete götürür.

1- La ilahe illAllah, Muhammedür resulullah: Bu kelime-i tevhidi söyleyen ve inanan Cehennemde ebedi kalmaz.

2- İstiğfar: İstiğfar her derde devadır. Fakirliğe de, vücuda da, borca da, geçimsizliğe de şifadır. Bir de, ölürken son nefeste imanla gitmeye ve de sorgusuz sualsiz Cennete gitmeye sebep olur.

Bazıları dua ederken ''Son nefese kadar imanlı olmayı nasip et yarabbi'' derler.Bu eksik duadır.

Büyüklerin tavsiyesi her duada ''Son nefes dahil olmak üzere  bu alemden imanla göçmemizi nasip et yarabbi''
〰〰〰〰🐠

fuducuk

Alıntı yapılan: Tuğra - 17 Kasım 2008, 03:45:00
Mümin havf ve reca [korku ile ümit] arasında bulunursa, Allahü teâlâ, o kuluna ümit ettiğini verir ve korktuğundan onu emin kılar.[Tirmizi]

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:
Öyle iki ilaç var ki, bir tanesi ebedi Cehennemden kurtarır, bir tanesi de hesapsız Cennete götürür.

1- La ilahe illAllah, Muhammedür resulullah: Bu kelime-i tevhidi söyleyen ve inanan Cehennemde ebedi kalmaz.

2- İstiğfar: İstiğfar her derde devadır. Fakirliğe de, vücuda da, borca da, geçimsizliğe de şifadır. Bir de, ölürken son nefeste imanla gitmeye ve de sorgusuz sualsiz Cennete gitmeye sebep olur.

Bazıları dua ederken ''Son nefese kadar imanlı olmayı nasip et yarabbi'' derler.Bu eksik duadır.

Büyüklerin tavsiyesi her duada ''Son nefes dahil olmak üzere  bu alemden imanla göçmemizi nasip et yarabbi''

Allah razı olsun cevap için.

Değinilen nokta da çok önemli; "Son nefese kadar değil son nefes dahil olmak üzere..."

Bu duaları okumak ve yazıda bahsi geçenleri yapmak Allah'ın izni ile bizi daha sağlama alır değil mi?

Yalnız kafamın almadığı birşey var, bu büyük zatlar nasıl bir gaflete düştüler ki imansız gittiler? Oradaki noktayı iyice idrâk etmek istiyorum.

Tuğra

Bahsettiğiniz kimler ?

Hakiki alimler HzAllah'tan hakkıyla korkanlar ve itaat edenler,tevazu sahibi olanlardır.

Alıntı YapBu duaları okumak ve yazıda bahsi geçenleri yapmak Allah'ın izni ile bizi daha sağlama alır değil mi?

Mü'min her zaman korku ile ümit arasında olmalıdır,elbetteki dualar ile Allah'ü Teala Hz'leri müslümanları inşAllah koruması altına alır.İstiğfarı bol çekmek tesbih namazını sık kılmak ise bizinillah günah işlemeyede engeldir,yani Cenabı Hakkın koruması olur üstümüzde.
〰〰〰〰🐠

fuducuk

Direkt bildiğim bir isim yok. Fakat aşağıdaki yazının son cümlesine birkaç defa denk geldim. Soruyu sorma amacım da o idi;

Peygamber Aleyhisselâm (Öyle kimseler bulunur ki, günahı sebebiyle Cennete girer.) buyurunca, nasıl olur diye sual ettikle­rinde şöyle buyurdu:
(Bir günah işler ve tevbe eder. Cennete girinceye kadar o günahını unutmaz. Şeytan keşke onu günaha sokmasaydım der.) Göğe ulaşacak kadar günah olsa da, tevbe ile afvolacağı hadis-i şerifle bildirilmiştir. Bu bakımdan Allahü teâlânın rah­metinden asla ümit kesmemelidir. Buna karşılık Allahü teâlânın azabından ve gazabından da emin olmamalıdır. Ehemmiyet verilmeden işlenen bir günah sebebiyle şiddetli azaba duçar olunabilir. Bilerek veya bilmeyerek yapılan bütün günahlara muhakkak tevbe etmelidir. Tevbe edilmeyen herhangi bir günahtan Allahü teâlâ intikam alabilir. Çünki, Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Yüz bin sene ibâdet eden, makbul bir kulunu, bir günah için sonsuz olarak reddedebilir ve hiç bir şeyden çekinmez.
Kur'ân-ı kerîm, iki yüzbin sene itaat eden İblisin kibredip secde etmediği için ebedî mel'un olduğunu haber veriyor. Adem aleyhisselâmın oğlunu bir adam öldürdüğü için ebedî tard eyledi. Musa aleyhisselâm zamanında, (İsm-i a'zamı) ı bilen, her duası kabul olan, ilmi ve ibâdeti pek çok olan Bel'âm-ı Bâûrâ isimli bir zat, bir harama az bir meylettiği için imansız gitti. Sa'lebe Eshâb-ı kiramdan çok kıymetli bir kimse idi. Bir kerre sözünde durmadığı için sahabilik şerefinden mahrum kaldı, imansız gitti. Allahü teâlâ, bunlar gibi daha daha nice kimselerden, bir günah sebebiyle intikam almıştır.
O halde, her müminin günah işlemekten çok korkması lâzımdır. Ufak bir günah işledikte, hemen tevbe ve istiğfar edip yalvarması lâzımdır.
Ey kardeşim, görüldüğü gibi, nice âlimler, âbitler, hattâ sahabeden olan nice kıymetli zatlar, bir günah sebebiyle imansız gitmiştir. O halde biz neyimize güveneceğiz? İmansız gitmekten korkmamak, imansız gitmeğe sebeptir.

Tuğra

〰〰〰〰🐠

Tuğra

#6
Ayakları sağlam ve imanları kuvvetli olan arifler bile imansız gitmek korkusu ile yaşamışlardır. İmansız gitmemek için ellerinden gelen ne geldi ise yapmışlardır. Başkalarını da bu tehlikeden korumak için  neler yapmalarının gerekli olduğunu bildirmişlerdir. Alimler imansız gitmeğe sebeb olan birçok alâmetler sayarlar. Bunlardan bazıları şunlardır: 

Bid'atlere dalmaktır. Bid’at, Peygamberimiz s.a.v. ve onun Eshâbı zamanında olmayan ve ibadetlere sonradan ilâve edilen şeylerdir. Resûl-i ekrem “Bid'at sahipleri, cehennemde cehenemliklerin köpekleridir.” buyurmuştur.  Bunun için, itikatta, amelde peygamber efendimizin varisleri olan Ehli sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi imanmalı, yine onların bildirdiği gibi ibadet etmeliyiz. Bid’at sahibi, reformcu kimselerden uzak durmalıyız. 

Amelde nifak ve riyaya düşmek. Resûl-i ekrem:

“Münafıkın belirtisi üçtür: Söylediği vakit yalan söyler, söz verdiği vakit sözünde durmaz, kendisine güvenildiği vakit emânete hıyanet eder. Bu adam namaz kılıp, oruç tutsa ve kendini Müslüman sansa da yine münafıktır.” buyurmakla buna işaret etmişlerdir.

Bunun için geçmiş büyükler son nefesde imansız gitmekten son der­ce korkmuş, hatta bazıları, “Nifaktan, ayrılıktan, kalb bozukluğundan uzak olduğumu bilmem, benim için bütün varlığı ile kâinattan daha sevimlidir.” demişlerdir.

Ebû'-Derdâ hazretleri, Nifakı, kalbi bozuk olduğu halde saygılı ve dürüst ibadet yapıyor gibi görünen, olarak bildirmiştir.

Hazreti Enes, “Ey insanlar! Sizler yaparken önem vermediğiniz ve hiçe saydığınız öyle hatalar var ki, biz bunları Resûl-i ekrem'in zamanında tehlikeli günahlardan sayardık”, demiştir.

Ebû Zer Gıfari hazretleri buyurdu ki:  “Resûl-i ekrem bana dört öğüt vermiştir ki, benim yanımda bunlar dünyalardan kıymetlidir. Resûl-i ekrem buyurdu ki: “Ey Ebû Zer, gemini yenile, zira derya derindir. Yükünü azalt, çünkü yol engebeli ve arızalıdır. Azığını tam al, zira yol uzaktır. Paranı hâlis al kalp para alma, zira gittiğin yerde sarraf vardır kalp parayı kabul etmez.”

Saîd bin Cübeyr hazretlerine Allah korkusunu sorduklarında, “Allahtan öyle korkmandır ki, o korku, seninle günah arasında perde olup sana günahı yaptırmamasıdır.” demiştir, işte gerçek Allah korkusu böyle olur.

Mehmet Oruç

--------------------------------------

Süfyan-ı Sevrî  hazretleri bir gün şiddetle ağlıyordu. O kadar ki, kendinden geçmişti. Yanındakiler onu kasdederek : «Koskoca bir âlim ağlıyor!» dediler.

O da onlara şu karşılığı verdi: «Biz, bir zamanlar günahlarımız için ağlamıştık. Şimdi ise İslâm için ağlıyoruz. O yüce ve eşsiz nimetin elimizden çıkmasından korkuyoruz! Öyle kul vardır ki, hâlen puta tapmaktadır. Fakat  Allahü teâlânın ilminde ve takdirinde, o kulun akibetinin bahtiyarlık olduğu vardır. Yine öyle kul vardır ki, hâlen ibadet ve tâatle meşguldür.

Fakat  Allahü teâlânın ilminde onun akibetinin bedbahtlık olduğu sabit olmuştur. Nitekim Peygamber efendimiz bir hadîslerinde şöyle buyurmuştur :

«Sizden biriniz cennet ehlinin ameli ile amel eder, nihayet cennetle kendisi arasında bir arşınlık bir mesafe kalmışken, cehennemliklerin ameliyle amel eder de cehenneme gider!..» İşte insanı ağlatan ve aklı baştan alan bu korkunç akibettir. Yine bir hadîs-i şerifte : «Mü'minlerin iman bakımından en sadık olanları, dünyada en çok tefekkür edenleridir. Cennette ferah ve sürurları en çok olanlar da, dünyada en çok ağlayanlar olacaktır.» buyurulmuştur. Siz bunları bilmez ve düşünmez misiniz?»
〰〰〰〰🐠

ozkan.akyurek

çok güzel bi yazı olmuş ellerinize sağlık..