Cinayet Haberleri Örnek Oluyor

Başlatan Tuğra, 28 Eylül 2009, 12:48:43

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra

Cinayet haberleri, sağlıklı bireylerin şiddeti normal kabul etmesine yol açarken yeni canilere de ilham veriyor.

Cinayet, taciz, tecavüz gibi şiddet içerikli olaylar medyada haber olarak duyurulurken suçun işleniş şekli, suç aletleri ve mekanda ortaya çıkan görüntülere kadar tüm ayrıntılarıyla aktarılıyor.

Korku filmlerini aratmayan cinayet ayrıntıları, kitle iletişim araçları vasıtasıyla sabah-akşam fark etmeksizin sıkça tekrarlanıyor ve toplumun şiddet olaylarına bakışı değişiyor. Bu tür haberler sağlıklı bireylerin şiddeti normal kabul etmesine yol açarken cinayet işlemeye yatkın olan kişilere ise ilham veriyor.

Haberdar etmekle cinayet işleyen kişileri medyatik hale getirerek popülerleştirmek arasında ciddi farklar olduğunu söyleyen uzmanlar, şiddete medya aracılığıyla meşruiyet kazandırıldığına vurgu yapıyor. Kız arkadaşını öldürdüğü için aylardır Türkiye'nin birinci gündem maddesi olan C.G.'nin internette fanlarının oluştuğuna dikkat çeken uzmanlar, bu tür haberler yayınlanırken çok dikkatli davranılması gerektiğini söylüyor.

SADECE YAPABİLDİĞİNİ GÖSTERMEK İÇİN CİNAYET İŞLEYENLER VAR

17 yaşındaki M.F.'nin annesi Asiye F.'yi öldürmeden önce internet sitesinde 'yakında herkes beni tanıyacak' demesi, şiddet olaylarının medyada nasıl yer bulduğunun en önemli kanıtını oluşturuyor. Şiddetin estetize edilerek adeta kutsallaştırıldığını söyleyen psikiyatrist Prof. Dr. Kemal Sayar, cinayeti işleyen kişilerin kahramanlaştırıldığını belirtiyor.

Sadece yapabildiğini görmek için cinayet işleyen gençlerin olduğunu anlatan Sayar, ergenlik çağındaki birçok gencin kahramanlaştırılan bu kişilerle kendini özdeşleştirebileceği uyarısında bulunuyor. Prof. Dr. Kemal Sayar, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Şiddet haberleri ayrıntılarıyla değil, insanlarda oluşturduğu yıkımlarla gündeme gelmeli. Olumsuz örneklerin yaşadığı acılar toplum tarafından doğru algılanmalı.

Ancak maalesef medya bu cinayet haberlerini sanki çizgi film verir gibi kullanıyor. Çizgi filmlerdeki insanlar defalarca yere düşse de, vurulsa da zarar görmez. Bu olayın muhataplarının da sanki zarar görmediği ya da acı çekmediği gibi bir intiba uyandırılıyor."

Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur, cinsel saldırı, yaralanma ve cinayet haberlerinde kullanılan dilden daha çok görüntünün önem taşıdığını söylüyor. Bir görüntünün sayfalarca yazıdan daha çok insanı etkilediğini vurgulayan Sungur, "Hiç bu konuları düşünmemiş biri eğer takıntılıysa görüntüler sayesinde kafasındaki korkularını kolaylıkla cisimlendirmiş oluyor." diye konuşuyor.

Haberlerde cinayet ve tecavüze ait ayrıntıların olumsuz etkilerine değinen Sungur sözlerini şöyle sürdürüyor: "İnsanların kendilerini korumak için bu tür haberleri de bilmeye hakkı var.

Ama mağdurları ajite eden ya da bu işi yapanları zaman zaman kahraman gibi gösteren, şiddeti önceleyen haberlerle bilmek zorunda değiliz. Mesela 'Annesini 10 parçaya ayırdı' ayrıntısını vermek yerine öldürdüğünü söylemek çok daha doğru bir yaklaşım olur. Çünkü bu bilgiyi bilmek bize ekstra korku ve endişenin dışında bir şey kazandırmaz."

Duyguların bulaşıcı olduğunu söyleyen psikiyatrist Bülent Budak, olumsuz örneklerin mümkün olduğunca az gösterilmesi gerektiğini belirtiyor. Özellikle görsel öğelerin çok daha güçlü uyaranlar olduğu için insanları daha fazla etkilediğini ifade eden Budak, bu tür yayınların en çok çocuk ve gençleri etkilediğini dile getiriyor.

Olumsuz örneklerin insanlardaki güven duygusunu zayıflattığına dikkat çeken Budak, "Bu olaylar yetişkinlere aile bireylerini kaybetme korkusu veriyor. Depresyon, panik atak ve gece korkuları oluşturuyor." ifadelerini kullanıyor.

Cinayet haberlerinin medyada yer alış biçiminden meslek kuruluşları da rahatsız. Münevver Karabulut cinayetinde medyanın büyük hatalar yaptığını düşünen Çağdaş Gazeteciler Derneği Başkanı Ahmet Abakay, şiddetin meşrulaştırılmaması gerektiğinin altını çiziyor.

Cinayetin arkası yarın tadında dizileştirilerek bir gün içinde defalarca yayınlandığını söyleyen Abakay, bu yolla toplumun şiddet bilgisinin artırıldığını vurguluyor. Abakay, "Televizyon ve gazetelerin başında olan insanlar reyting veya tiraj getirdiği için bu tür haberleri gözlerini kırpmadan yayınlıyor." diye konuşuyor.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç ise gazetecinin her türlü şiddeti haklı gösteren, özendiren ve kışkırtan yayından etik olarak uzak durması gerektiğini aktarıyor. Erinç, özellikle televizyon kanallarında verilen haberlerin çocukların göremeyeceği geç saatlerde verilmesinin önemine dikkat çekiyor.

İşlenilen cinayet ve tecavüzü bütün ayrıntılarıyla özendirici bir üslupla veren basının büyük hata yaptığını söyleyen medya eleştirmeni Ragıp Duran da bu tavrın değiştirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Televizyonda çocukların da izleyebileceği saatlerde yer alan haber bültenlerinde cinayet haberlerinin çok sık ve ayrıntılarıyla yer alması küçük çocukların dünyasında da şiddeti normalleştiriyor. Haberlerde sık sık tekrar edilen cinayet zanlısının ismi, kötü fiil işlemiş, sevilmeyecek bir karakter olması gerekirken bir kahraman gibi çocukların zihnine kazınıyor.

Öyle ki bugün ilkokul çocukları sınıflarında kız öğrencileri kovalayarak 'cemgaripoğluculuk' oynamaya başladı. İlkokul ikinci sınıf öğrencisi 8 yaşındaki İ., ne kadar dehşetli bir halde olduğunun farkına bile varmadan sınıf arkadaşlarıyla oynadıklarını söylediği bu cinayet oyununu şöyle anlatıyor:

"Elime bıçağımı alıyorum (elindeki kalem), kızın arkasından koşuyorum, 'cemgaripoğlu' diye bağırıyorum. O da korkup kaçıyor. Kızın önüne bi zıplıyorum, bıçağımı saplıyorum." Küçük İ.'nin oyun sandığı bu davranış ve sözleri, bütün ailenin bir araya geldiği akşam saatlerinde yayınlanan haber bültenlerinden aylardır bu topluma aktarılan cinayet hikâyesinin bir sonucu sadece.

Zaman
〰〰〰〰🐠

fasulye

#1
Amansız cümlelerin gölgesinde yetişen nesil..
Sıcak kıpırdanışlarla mazAllah diyen yüreklerden serin esintiler kuşatsın ruhlarımızı..

Tuğra


Çoğu katil, adli tıp teknolojileri sayesinde onu kolayca ele verebilecek çok basit ipuçlarından tamamen habersizdir.

Katilin sırra kadem bastığı ya da biz bilsek bile takipçilerinin hiç bir şekilde katili tepeleyemediği 'kusursuz' cinayet vakaları özellikle polisiye edebiyatın ve sinemanın en sevdiği motiflerden.



Teknoloji ve bilim ilerledikçe deneyimli ya da potansiyel katiller gerçek hayatta da daha yaratıcı silahlar ve yöntemler elbette geliştirdi, ama becerileri henüz kurgulanmış muadillerinin becerilerine ulaşamadı. Çünkü çoğu katil, onu kolayca ele verebilecek çok basit ipuçlarından tamamen habersizdir.

Peki edebiyatta yazarın kolayca kaçmasına izin verdiği bu 'süper zeki' katiller, gerçek hayatta olur mu? Gerçek dünyada 'kusursuz' cinayet işlemek ve katilin paçayı kurtarması mümkün mü?

YATIŞ AÇISI BİLE BİR İPUCU
Bir cinayete kaza süsü vermeye çalışmak en eski yöntemlerden. Ancak bir patolojist maktulun bedenini incelerken sadece ölüm nedenini araştırmıyor. Kurbanı öldürdüğü söylenen şey her neyse, ona ait büyük küçük tüm verileri de doğrulamaya çalışıyor, bunlara kendi bulduğu verileri ekliyor. Örneğin olası bir mücadele esnasında maktulun bedeninde kalmış olabilecek ezikler, tırnak izleri, maktulun tırnaklarının içinde katilin deri konusundan parçacıklar, başkasına ait taze salya, kan vs. pek ala olayın kaza değil cinayet olduğunu ele verebiliyor.

Elbette bunlar, katilin o esnada düşünebileceği şeyler değil. Silahlı saldırı ile öldürülmüş birinin bedenine kurşunun hangi açıdan, ne kadar hızla, ne kadar mesafeden, birkaç kurşun sözkonusuysa, ne kadar aralıklarla girdiği kolayca tespit edilebiliyor. Üstelik bunlar basit şeyler ama yine de cinayet anında pek az katilin aklına tırnakların içini temizlemek, kendi saçlarından dökülen kepeği toplamak, eldivenle su içtiği bardaktan salyasını temizlemek geliyor. Bir mikron deri ya da salya, DNA testi yardımıyla pek çok durumda katilin neredeyse tüm profilini ortaya çıkarıyor.

Katil kurbanını öldürdüğü anda örneğin hipostasisin konumunu ayarlamak şöyle dursun, ne olduğunu bile bilmez. Öldürür, cesetten kurtulur ve kaçar. Halbuki hipostasis çok önemli bir ipucudur; birisi öldüğünde kan basıncı düşer ve bedendeki kanın önemli bir bölümü yerçekimi marifetiyle bedenin yere yakın kısmında toplanır. Bu da ölüm anında bedenin pozisyonunu, cesedin bulunan yerde öldürülüp öldürülmemiş olduğunu belli eder. Ceset bulunduğunda sağ yanına yatıyor ama hipostasis sol yanında toplanmış ise maktulun taşındığı ortaya çıkar.

Ayrıca cesedin yerle temas ettiği tarafında üstüne yapışmış bulunan toprak ve tozlar, mikroskobik farklılıklar gösteren bileşenler olduğu için cinayetin işlendiği mekan da anlaşılabiliyor. Zira kırsal kesim bile olsa toprak bileşenleri incelenerek cinayet yerinin neresi olabileceği aşağı yukarı tespit edilebiliyor.

DELİLLER YOK OLMUYOR
Polisiye romanlarda rastladığımız, delilleri asitle yoketme fantezisi de pek doğru sayılmaz. Çünkü plastik ve yağ türevleri başta olmak üzere pek çok bileşik asitte erimez. DNA testi ile kolayca tespit edilebilen maktul özellikleri, bu dış delillerin yardımıyla birleşince neredeyse ortaya maktulun mesleğini bile belli eden sonuçlar çıkabiliyor.

Katilin kim olduğunun tespitinde en zorlanılan cinayet silahlarından biri zehir. Zira kurban yaşama gözlerini yumduğu anda katili kilometrelerce uzaktaki akrabasının evine çoktan varmış olabilir.

Gerçek hayatta rastlanan en son 'ileri teknoloji' zehirleme vakası, gizli bilgileri Batı istihbaratı ile paylaşan eski KGB elemanı Alexander Litvinenko'nun zehirlenerek öldürülmesiydi. Zehirin tespiti günler aldı çünkü polonyum-210 ilk kez bu şekilde kullanılıyordu.

Ancak katilin bilmediği ya da atladığı şey, polonyum-210'un da pek ala onu ele verebileceğiydi. Bu maddenin bıraktığı alfa radyasyonu, çok küçük miktarlarda da olsa tespit edilebiliyor ve katilin izi bu şekilde sürülebiliyor; ne zaman maktulun yanında olabileceği, ne zaman ayrıldığı, yiyeceği ya da içeceğine maddeyi ne zaman ve ne miktarda koyduğu, hangi kapıdan girip nereden çıktığı, arabasını nereye ve ne zaman parkettiği, oradan ne zaman ayrıldığı, ya da metroya hangi istasyondan ne zaman bindiği gibi pek çok şaşırtıcı veri buradan bulunabiliyor.

Kısacası polisiye edebiyattaki o 'kusursuz' cinayet bugünkü teknolojik takip yöntemleri karşısında imkansız görünmekte. DNA izi zor bulunan bir katil bunu bilse bile, onun dışında binlerce değişkeni de aynı anda hesaba katmak zorunda. Zira adli bilimin yararlandığı ipuçlarının sayısı o kadara arttı ki, sadece tek bir hata bile katili ele verebiliyor.

Dolayısıyla 'kusursuz' cinayet planlayan birinin kurtulma umudu tek bir şeye bağlı: Bıraktığı izleri göremeyecek kadar gevşek bir adli tıp departmanına denk gelmesi!

ntvmsnbc
〰〰〰〰🐠