Çağın Yeni Hastalığı

Başlatan Tuğra, 16 Haziran 2010, 11:23:38

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra


Panikatak, depresyon, fobiler derken bir önemli hastalığımız daha oldu: Mükemmeliyetçilik...

Evinizde, ilişkilerinizde, iş yerinizde, okulda en  iyi  olmaya çalışırken ne kadar yıprandığımızın farkında mısınız? Modern dünyada hayat bir yarış, başarı her alanda yegane hedefken, stres, depresyon ve anksiyete yaşayan insanların sayısı giderek artıyor. Hal böyle olunca rahatsızlık sayımız da gün geçtikçe fazlalaşıyor. Şimdilerde ise, 'mükemmeliyetçilik' gündemde...

Uzman  psikolog Pelin Atasoy'a göre bu, çağımızın rahatsızlığı ve giderek daha çok insan, 'mükemmeliyetçilik'ten muzdarip olacak.

Panikatak, depresyon, fobiler derken, insan 'bir mükemmeliyetçilik hastalığı eksikti' diyor. Gerçekten, bu da nereden çıktı?

Mükemmeliyetçiliğe hastalık dedemiz tam olarak doğru olmaz. Mükemmeliyetçilik bir kişilik  özelliği olarak tanımlanabilir. Kişinin hayatını oldukça zorlaştıran, törpülenmesi gereken bir  özellik . Mükemmeliyetçilik belki de her zaman vardı, ancak adı konmamıştı. Bir süredir var olan ekonomik ve sosyal ortamın bireye yüklediği  beklentilerle , kişinin var olmasının/kabul görmesinin dış etkenlere daha da çok bağlanmasıyla mükemmeliyetçiliğin tetiklendiğini ve artış gösterdiğini düşünüyorum.   

Siz bu konuda bir çalışma yapmaya ne zaman karar verdiniz?

Kendimin, mükemmeliyetçi özellikler taşıdığını ve bu durumun hayatımı çok zorlaştırdığını fark ettiğimde, bu konu üzerinde okumaya ve araştırmaya başladım.

Mükemmeliyetçi kişilerin özellikleri nelerdir?

Mükemmeliyeti insan, kendinin ve/veya çevresindekilerin en ufak bir hatasını bile kabul edemeyen, kendini ya da etrafındakileri sürekli olarak eleştiren, kendi doğrularına göre düzeltmeye çalışan , ulaşılması neredeyse imkansız, gerçek dışı hedefler koyan ve doğal olarak bu hedeflere ulaşamadığında da hayal kırıklığı ve öfke yaşayan, süreçten keyif almaktan uzak, sonu odaklı, sürekli olarak beğenilmeme ve sevilmeme kaygısı yaşayan biridir. Tatminkar ilişkiler yaşaması ve işler yapması oldukça zordur. Kendini ve başkalarını acımasızca eleştirir ve mutsuzluk üretir. Mükemmeliyetçi kişi kendi sırtını sıvazlamadığı, kendini ödüllendirmediği için sürekli olarak dışarıdan onaylanma ve olumlu geri bildirim bekler. Alamadığı zamanlarda da yaşadığı hayal kırıklığı yıkıcı olabilir.

Mükemmeliyetçi kişilerin hayatında çok fazla 'meli', 'malı' vardır. "Kocam eve asla geç gelmemeli","Ben hep eğlenceli biri olmalıyım", "Arkadaşlarım bana böyle davranmamalı"... gibi takıntılı davranışlar gösterebilir. Sürekli organize etme, planlama, derleme, toplama gibi. Sürekli olarak her şeyi kontrolü altında tutmaya çalışır.

Mükemmeliyetçilikle baş etmek için neler yapılabilir? Bizlere ne öneririsiniz?

Mükemmeliyetçilikle baş etmek oldukça zordur. Çünkü öncelikle mükemmel olmadığımızı kabul etmek gerekir; bu da, ciddi bir farkındalık, cesaret ve iç görü geliştirmeyi gerektirir. Mükemmeliyetçilikle tek başımız mücadele etmek çok hırpalayıcı olabilir. Bu nedenle ben kendinde bu özellikleri gören ve tek başına bu konuyu halletmekte zorlanan kişilere psikolojik destek almalarını öneririm. Bunun yanı sıra mükemmeliyetçi kişiler öncelikli olarak, "ya hep ya hiç" şeklindeki düşünce tarzlarının farkına varmalıdır.

Alışkın oldukları olumsuz eleştirel düşüncelerinin yerine daha mantıklı düşünceler koymayı denebilirler. Kendilerine, hata yapmaya hakları olduğunu ve hata yapmadan büyümenin ve gelişmenin mümkün olmayacağını hatırlatabilirler. Kişi yaptıkları için değil, kendi olduğu için değerli ve önemli olduğunu kendi kendine hatırlatmaya çalışmalıdır.

Türkiye Psikiyatri Derneği'ne göre ülkemizde 15-55 yaş arasındaki nüfusta en yaygın hastalıklar içinde depresyon ve anksiyete bozuklukları ilk beşte yer alıyor. Bunun mükemmeliyetçilikle bir ilgisi var mı?

Kesinlikle var. zaten yapılan araştırmalar, mükemmeliyetçilikle anksiyete, depresyon ve obsesif-kompulsif bozukluk arasında yüksek korelasyon olduğunu göstermektedir. Mükemmeliyetçi bireyler, en ufak hatanın bile katastrofobik sonuçlar doğurabileceğine inanır ve bundan dolayı aşırı derecede endişe ve kaygı üretirler.

Gelecekte mükemmeliyetçilik artacak mı?

Yukarıdaki sistemin bize dayatması sorusunda da belirttiğim sebeplerden dolayı bu sorunun artacağına inanıyorum.

Mükemmeliyetçi olup olmadığınızı nasıl anlarsınız

• Sürekli olarak denetleme ve onay alma
• Tekrarlama ve düzeltme
• Aşırı planlama, düzenleme ve sıralama
• Karar vermede güçlük çekme
• Erteleme
• Kaçınma
• Başkalarını değiştirmeye çalışma

Mükemmeliyetçilikle baş etme yolları

• Mükemmel olmanın yarar ve zararlarını ayrı ayrı sıralayın: ödediğiniz bedellerin çok daha fazla olduğunu görebilirsiniz
• Ya hep ya hiç şeklinde eleştirel düşünce tarzının farkına varın: kendiniz ya da bir başkası tarafından mükemmel olmayan şeyler yapıldığında, yapılanların iyi olan yanlarını bulmaya çalışın
• Yapabilecekleriniz konusunda gerçekçi olun: gerçekçi hedefler koydukça, mükemmel olmayan sonuçları, korktuğunuz ya da kaygılandığınız olumsuz sonlara varmadığını yavaş yavaş fark edeceksiniz
• Eleştiri karşısında ve kendiniz hakkında daha nesnel olmaya çalışın: eğer biri sizi yaptığınız bir hatadan dolayı eleştirirse, hatanızı anlamaya çalışın ve hata yapma hakkınız olduğunu hatırlayın. Hatasız öğrenme ve gelişmenin de mümkün olmayacağını unutmayın.

Elele, Haziran 2010
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Panikatağı tetikleyen gıdalardan kaçının!

Psikiyatri uzmanı Dr. Nihat Kaya, beslenme alışkanlıklarının panikatağı artırıp-azaltabileceğini söyledi.

Kaya, koyu çay, kahve, kolalı içecekler, alkol, aşırı sigara içimi, aşırı yemek yemek, tatlılar, uzun süre aç kalmanın panikatağı tetiklediğini aktardı. Dr. Kaya, panikatağı olanların beslenmesine dikkat etmesi gerektiğini belirtti.

Beslenme alışkanlıkları panikatak rahatsızlığını tetikleyebiliyor. Psikiyatri uzmanı Dr. Nihat Kaya çay, kahve ve kolalı içeceklerin panikatak rahatsızlığını tetiklediğini balık, ıspanak, pırasa, muz, brokoli, kereviz, enginar, mercimek, nohut, fasulye, bezelye, barbunya gibi gıdaların ise panikatak hastalarını rahatlattığını söyledi. "Sorularla Panikatak" kitabının yazarı psikiyatri uzmanı Dr. Nihat Kaya, yeme-içme davranışlarının panikataklarla yakından ilgili olduğunu belirtti.

Uzun süre aç kalmanın kan şekerini düşüreceğini, düşen şekeri normale çıkarmak için böbrek­üstü bezlerimizden adrenalin salgılanacağını ifade eden Kaya, "Kortizol ve büyüme hormonları salgılanır. Bu hor­monlar depolarımızdaki yağlardan, proteinlerden şeker üret­meye çalışır. Bu arada çarpıntı, ağız kuruluğu, terleme, sinirlilik, ortaya çıkar.

Panikli bir insan nor­mal olan bu durumu he­men panikatak olarak değerlendirir ve korkuya kapılır. Korkuyla beraber adrenalin daha da yükselir ve gerçek panik başlar." diye konuştu.

Yemek sonrası alınan gıdaların hazmı için midenin daha çok enerjiye gereksinimi olduğunu ifade eden Dr. Kaya, bu enerjinin kanla sağlandığını dile getirerek, "İstirahat durumundaki çalışmasını terk eden kalp, hızlan­maya ve mideye daha çok kan pompalamaya başlar.

Panikataklı biri kalbine çok duyarlı ve odaklı olduğundan bunu hisseder. Çarpıntıyı, "Panik başladı" diye düşünür ve korkar. Oysa bu da fizyolojik, normal bir durumdur. Panikle tanışmamış olsa belki hiç dikkatini çekmeyecektir.

Dolayısıyla açlık-tokluk durumumuz, ne yiyip-içtiğimiz panikataklarımızla yakından ilişkilidir." dedi. Dr. Kaya, koyu çay, kahve, kolalı içecekler, tatlı yiyecekler ile aşırı yemek yeme, yemeklerden sonra hemen uyuma ve uzun süre aç kalmanın panikatağı tetiklediğini, buna karşılık ıspanak, pırasa, muz, brokoli, kereviz, enginar, balık, kepekli buğday ekmeği, mercimek, nohut, fasulye, bezelye, barbunya yemenin ve panikatak ve kaygı giderici özelliği olan melisa, papatya gibi bitkisel çayları tüketmenin panikatak hastalarını rahatlatacağını söyledi.

  Panikatakta beslenme nasıl olmalı?

•Panikatağı tetikleyici yiyecek ve içeceklerden kaçınılmalı.
•Günde 3 öğün yerine 5 öğün, ama az az yemek tercih edilmeli.
•Mevsimsel beslenilmeli (kışın kış, yazın yaz sebze ve yiye­ceklerini tercih etmek).

•Özellikle sebze yemeklerini az pişirip vitaminlerinin hasar gör­mesine engel olmalı. Yemeklerde mutlaka sıvı yağ kullanılmalı. Yağı kesinlikle yakmamalıyız.
•Kaygı giderici özelliği olan melisa, papatya bitki çaylarından 3 fincan içilmeli.
•Çay tiryakileri günde beş-altı bardağı geçmemeli ve açık çay içmeli.

•Omega-3 ve omega-6 bakımından zengin balıklar yenmeli. Balık sevmeyenler her gün bir yemek kaşığı keten tohumu yiyebilir.
•B vitaminlerinin sinir sistemini güçlendirdiği ve beyindeki serotonini artırdığı, âdet öncesi gerilimi azalttığı bilinmektedir. Bu nedenle kepekli buğday ekmeği yemek; mercimek, nohut, fasulye, bezelye, barbunya yemek faydalıdır.
•Evde, işyerinde lavanta bulundurup ondan yayılan rahatlatıcı kokular içe çekilmeli. Güzel kokulu duş jelleri kullanılmalı.

Panikatağı tetikleyen yiyecekler

•Koyu çay,
•Kahve,
•Kolalı içecekler,
•Alkol,

•Aşırı sigara içimi,
•Esrar, 'ecstasy', kokain,
•Aşırı yemek yemek,

•Özellikle tatlı yiyecekler (Bunlar kan şekerini aniden yük­­seltir. Doğrudan glikoz içeren yiyecekler kan şekerini ani­den yükselttiğinden şekeri düşüren insülin hormonunu aşırı salgılatır ve kan şekerini aniden düşürüp paniğe sebep olabilir),
•Yemeklerden sonra hemen uyumak (özellikle ağır yemeklerden sonra),
•Aşırı ve hızlı kilo vermek-rejim yapmak (Bu durum vücut kimyasını bozarak paniğe, depresyona yol açabilir. Ayda en fazla iki-üç kilo verecek şekilde diyet yapılmalıdır),

•Düzensiz ve tek yönlü beslenme,
•Uzun süre aç kalmak,
•Vitaminden yoksun yiyeceklerle beslenmek,
•Rejim amaçlı iştah kesici ilaçlar, paniğe, depresyona sebep olabilmektedir.

Zaman
 
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Distimik Depresyon Nasıl Anlaşılır?

Toplumda oldukça sık görülür fakat çoğu durumda fark edilemez. Peki nasıl anlaşılır Distimik bozukluk. Distimik bozukluğu yaşayan kişi kendisini "ben kendimi bildim bileli böyleyim, depresifim" diye tanımlar. Hastalık belirtilerini kendi kişilik özelliği sandığı için tedavi alma gereği duymaz.

Dr. Semra BARİPOĞLU anlatıyor:

Distimik bozukluk, depresyonda görülen şikayetlerin daha hafif şiddette olduğu, ancak uzun süre devam ettiği bir psikiyatrik hastalıktır. Kişi çoğu zaman mutsuz, karamsardır.

Uyku, iştah düzensizlikleri, enerjide azalma, dikkat, konsantrasyon bozukluğu, karar vermede güçlük vardır.

Toplumda oldukça sık görülmesine karşın, bu hastalıkla ilgili talihsizlik, distiminin çoğu durumda fark edilememesi ve bireyin tedavi yardımından mahrum kalmasıdır.

Hastalık belirtileri ani başlangıçlı olmadığı ve kişinin yaşam akışında belirgin bir değişmeye yol açmadığı için hasta yakınlarının dikkatini çekmemektedir.

Distimik bozukluğu yaşayan kişinin kendisi de durumunu "ben kendimi bildim bileli böyleyim, depresifim" diye tanımlar. Hastalık belirtilerini kendi kişilik özelliği sandığı için tedavi alma gereği duymaz.

İçinde bulunduğu durumu öylece kabullenmiştir. Oysa bu hastalığın tanınması ve erken tedavisi çok önemlidir. Çünkü gecikilmesinin faturası kişiye ve çevresine getirdiği yükler bakımından oldukça ağır olmaktadır.

ÇOCUKLUKTA BAŞLAR, EN AZ 2 YIL SÜRER

Distimik bozukluk genel olarak çocukluk ya da ergenlik döneminde başlar ve kronik bir seyir izleyerek en az iki yıl sürer. Yani bireyin akademik ve sosyal olarak kendini en çok geliştirmesi gereken yılları etkisi altına alır.

Hastalık bazı kişilerde yetişkin yaş döneminde başlayabilir. Zaman zaman bu tabloya majör depresyon eklenir ve sık sık yineleyebilir.

Hastalığın belirleyici özelliği, kişinin isteksizlikten, ilgisizlikten yakınmasıdır. Ancak belirtiler genellikle dışarıdan gözlenmez, çevresindekiler söylemese kişinin mutsuz, karamsar olduğunu fark etmezler.

ÜRETKENDİR AMA KENDİNİ YETERSİZ HİSSEDER

Hastada uyku, iştah ve yaşamla ilgili sorunlar varsa da fark edilmeyecek düzeydedir. Ancak kişi hiçbir şeye motive olamamaktadır. Normalde hoşlandığı aktivitelerden, hobilerinden bile artık zevk almamaktadır.

Çoğu zaman durgun, dalgın ve sessizdir. Hayat, taşınması zorunlu, çok ağır bir yük gibidir. Kişi sadece temel sorumluluklarını yerine getirir, başka şeyle ilgilenmez.

Yaşamını işine adamış gibidir; eğlenceye, sosyal aktiviteye enerjisi ve isteği kalmamıştır. Çok çalışmasına, üretken olmasına karşın sürekli olarak yetersizlik duygusu içindedir.

Aslında, bu hastalık nedeniyle var olan potansiyelini de tam olarak ortaya koyamaz, kariyerinde hak ettiği seviyeye gelemez. Tüm bunlar kişinin yakın çevresiyle ilişkilerini bozar, evlilikte görevlerini yerine getirememesine ve çatışmalara yol açar.

NASIL TEDAVİ EDİLİR?

Distimik bozukluğun tedavisinde başlıca ilaç ve psikoterapiden yararlanılır. Etkin bir tedavi planıyla hastalık belirtilerinde önemli ölçüde gerileme ve kişinin fonksiyonelliğinde belirgin artış sağlanmaktadır. Antidepresan grubu ilaçlar bu hastalıkta oldukça iyi etki gösterir.

Koruyucu olarak ilaç tedavisine en az iki yıl devam etmek gerekir.

İlaç tedavilerine istenen yanıt alınamazsa, tmu (Transkraniyal Manyetik Uyarım) tedavisinden de yararlanılabilir. Psikoterapi kişinin psikolojik savunmalarını güçlendirmek, bakış açısını geliştirmek, stresle baş etmesini kolaylaştırmak için oldukça etkili bir tedavi aracıdır.

Değişik psikoterapi teknikleri kişinin durumuna göre özelleştirilerek süreç içinde uygulanır.

aktuelpsikoloji.com
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Panikatak 'geliyorum' diyor

Halk arasında panikatağın aniden ortaya çıktığı biliniyor.

Dallas'taki Southern Methodist Üniversitesi araştırmacıları, bilinenin aksine panikatağın kriz geçirmeden bir saat önce psikolojik belirtiler gösterdiğini saptadı.

Panikatak hastalarına, solunum frekansını, kalp ritmindeki değişiklikleri ve terlemeyi belirlemek için derinin geçirgenliğini ölçen bir cihaz takan bilim adamları, ataktan yaklaşık bir saat önce hastaların kalp ritminin yükseldiğini ve solunumun yüzeyselleştiğini tespit etti.

Araştırmayı yürüten Dr. Alicia Meuret, karbondioksit partiyel basıncındaki ani artışın hastada boğulma hissi yaratarak, krizi tetikliyor olabileceğini söyledi.

Bilim adamları, panikatak hastalarında krizin belirtilerinin tespit edilmesi halinde ilaçla müdahale ederek, atağı önleyebilmeyi amaçlıyor

AA
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Bu Hastalığa Dikkat!

Günümüzde pek çok kadında görülen ve gizli depresyon olarakta adlandırılan distimik bozukluğu önemli bir hastalık haline geldi. İşte gizli depresyonun belirtileri ve etkileri...

Verimleri düşüyor

ABD'li psikologlar araştırmalar sonucunda en az iki yıl boyunca günlerin bir çoğunda kendini mutsuz, enerjisi düşük, karamsar, özgüveni eksik, kararsız, umutsuz hisseden ve de aşırı ya da az yemek yiyen kişilerin depresyondan daha ağır bir rahatsızlığa, "distimik bozukluğa" sahip olduklarını saptadı. ABD'de 43 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada, distimik bozukluk taşıyanların verimsiz çalıştığı, fiziksel ve duygusal sorunlar yaşamaya daha yatkın oldukları saptandı. Distimi hastaları sahip oldukları özellikleri karakterlerinin bir parçası gibi algılıyor, sorunlarını bastırmaya çalışarak doktora gitme gereği görmüyorlar.

Teşhisi kolay değil

Fakat hastalık intihar eğilimini de artırdığı için teşhisi büyük önem taşıyor. Fakat hastalığın teşhisi o kadar da kolay değil. Distimi teşhisi için beyin taraması veya kan testi sonucu gibi kesin bulgular hiçbir şey ifade etmiyor, doktorlar hastalığı belirtilerin ne kadar süredir devam ettiğine bakarak teşhis edebiliyorlar. Depresyon tedavisinde de kullanılan ilaçlar distimi hastalarında sonuç verdiği saptandı. Fakat distimi tedavisi, şiddetli depresyonlara göre daha uzun sürüyor ve hastalarının 4'te biri tam olarak hastalığı atlatamıyor.

Daha geç evleniyorlar

Bir kişinin çocuklukta yaşadığı bir travma sonucu distimi hastası olma ihtimali artarken, hastalığa ilerleyen yaşlarda da yakalanabiliyor. Boşanma, işten ayrılma, sevdiği bir yakınını kaybetme gibi etkenler de distimiyi tetikliyor. Distimi, kadınlarda erkeklere nazaran 2 kat daha sık görülüyor. Yaşadıkları travmalar nedeniyle distimikler, yaşıtlarına göre daha geç evleniyor.

mynet
〰〰〰〰🐠