Uykuda ikinci ve üçüncü zaman dilimleri

Başlatan İsra, 17 Kasım 2009, 04:08:39

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

İsra

İkinci Zaman Dilimi:

Güneş doğduktan, öğleden 45 dakika sonrasına kadar geçen süre içinde bir miktar uyunan uykuya kaylûle denir.

Tıpçıların da üstadı Hz. Peygamber (asm), bizzat bunu uygulayarak, “Gündüz orucu için sahur yemeğinden, gece ibadetine kalkmak için kaylûleden yararlanın”1 tavsiyesinde bulunmuştur. Onun seçkin arkadaşları özellikle cuma günü erken davranır ve namazdan sonra da kaylûle yaparlardı.

Kaylûle neler kazandırır?

• Yarım saatlik kaylûle, iki saat gece uykusuna denktir.

• Hergün; ölümün küçük kardeşinin elinden bir buçuk saati kurtarıyor, ömrümüze ekliyoruz. Hatta bu zaman zarfındaki uyku ile açılacak kalbî kanallardan, yakaza (uyku ile uyanıklık arası) ile metafizik âlemlere dalışlar bile yapılabilir.

Bugün Japonya’da, öğle üzeri bir miktar uyku, kanunî bir mecburiyet hâline getirilmiştir. Her işveren ve işyeri, bu imkânı çalışanına tanımak zorundadır. Yoksa güzel hasletlerimiz, özelliklerimiz bireysel ve sosyal hayatımızda itibar görmediğinden bize küserek yabancılar çarşısında mı sergilenmeye başlamış?

• Kuşluk vakti, yani güneşin doğmasından öğleden biraz sonraya kadarki zaman dilimi arasında bir miktar uyumak sünnettir.

• Bu uyku, doyurucu olduğundan gece kalkıp, ilim, ibadet ve tefekküre, zikre sebep olur. Böylece hem ömrün, hem de rızkın artmasına vesile olur.

• Beynin en çok, gece saat üç ile beş arası üretim yaptığının tespit edildiğini hatırlatalım. Vücut ritmi, salgıları, uyku, yemek, gece namazı, Sünnet-i Seniyye arasında şaşırtıcı paralellikler vardır. Tansiyon sabah yükselir. O saatlerde kalkıp abdest alarak veya eli yüzü yıkayarak ibadet etmek, duâ ve tefekkürde bulunmak, yüksek tansiyon üzerinde müspet etki yapar.

• Sağlıksız ruh/beden, uyku düzenini ve süresini olumsuz etkiler. Stres, sıkıntı, korkudan doğan uyku bozuklukları, karabasanlara yol açar. Bunun sebebi, güzel ahlâklının güzel düşünmesi; güzel düşünenin rüyasında güzel levhaları görmesi; fena ahlâklının, fena düşündüğünden, fena levhaları görmesidir.2

Üçüncü Zaman Dilimi:

İkindi namazından, güneşin batışına dek süren zaman içindeki uykudur. Buna feylûle denir. Bu saatlerde uyumak son derece sakıncalıdır.

• Bu uykudan gelen sersemlikle ömür kısacık gibi gelir.

• O gün hayatının maddî ve manevî neticesi, üretimi ekseriyâ ikindiden sonra tezahür ettiğinden, o vakti uykuyla geçirmek, sonucu görmemek hükmüne geçer. Güya o günü yaşamamış gibi olur.Akşam karanlığıyla yüz yüze gelmek ise, karamsarlık, bedbinlik vermez mi?

Uzmanlar, bu saatlerdeki uykunun sakıncalarını şöyle sıralar:

• Tansiyon akşama doğru düşüş gösterir.

• Kalp atışları yavaşlar.

Şu halde bu saatleri uykuda geçirip bütün bütün hareketsiz bırakmak yerine, hareket ederek oksijen almak daha faydalı ve daha bereketli değil mi?


Dipnotlar:


1-İbni Mâce, Sıyâm, 22; Feyzü’l-Kadîr, 4; vd.

2-Mektubat, s. 263.

Ali Ferşadoğlu

İsra

Amerikalı bilim adamları, gündüz uykusunun sadece yorgunluğu almakla kalmayıp, beynin yeni bilgileri öğrenme yetisini artırdığını tespit etti.

Araştırmalarının sonuçlarını Amerikan Bilimsel İlerleme Topluluğu'nun (AAAS) San Diego'daki yıllık toplantılarında sunan bilim adamları, günde 1,5 saat kestiren gönüllülerin kendilerini zorlayan anlama testlerinde daha iyi sonuç aldıklarını belirtti.

Berkeley'deki California Üniversitesi'nde yapılan araştırmada, beynin yeni öğrenilecek bilgiler için kısa süreli hafıza süreci oluşturacak yer yaratmak amacıyla uykuya ihtiyacı olabileceği kaydedildi.

Deneyde, sağlıklı yetişkin deneklere sabahleyin zor bir anlama testi uygulandı ve genellikle tümü benzer notlar aldı. Daha sonra bunların yarısı "siesta" yapmaya gönderildi, ardından da başka bir test yapıldı. Bu sefer uyku çekenler, uyumayanlardan daha iyi sonuçlar aldı.

Bilim adamları, beynin elektrik faaliyetini kontrol ettiklerinde bu sürecin, derin uykuyla rüya süreci arasındaki bir uyku aşaması olabileceğini ve hızlı göz hareketi olmayan bu aşamada, beynin hippokampüsünde bulunan gerçek temelli hatıraların "geçici bellek"ten ön-yüz korteks adı verilen bölgeye taşındığını düşünüyor.