Derin olan kuyu mu, kısa olan ip mi?

Başlatan Lika, 16 Mart 2010, 05:00:45

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Lika

‘Bir yanda kriz, bir yanda borçlar, bir yanda evin ve çocukların sorunları… Bu stres beni öldürecek galiba’ Çıkış yolu nerede acaba?

     Evet, hayat filmimizde kendimizi zaman zaman dramatik sahneler içinde buluveriyoruz. Hatta bazen senaryoda başrol oyunculuğunu bile üstlenebiliyoruz. Küçükken hatıra defterlerine yazdığımız gibi, hayat yolu engebeli, çatallı ve karışık…

    Bir önceki yazımda bahsettiğim bu tür kabz hallerinde sudan çıkmış balığa dönmemek, ümitsizlik bataklığına yuvarlanmamak için yaşamı yaşanılır kılacak tedbirler almalı strateji ve yöntemler geliştirmek durumundayız. En azından mevcut stresi artırmamak, yol açtığı etkiyi azaltmak için çaba harcamalıyız.

    Düşünün bir kere, stresli olaylardan ne kadar kaçabiliriz?

    Nereye kadar?

    Hastalıklar, ölümler, maddi sıkıntılar, zor insanlar…

    Yapabileceğimiz en makul ve mantıklı şey, stresin bünyemizde sürekli misafir olmasının ve yürek evinde yerleşmesinin önüne geçip, duygusal ya da fiziksel bir tahribe yol açmasını engellemek…

    Tabi, bu söylemesi kadar kolay değil! Çünkü, bu bir sanat hatta incelikleri de zamanla öğrenilen bir zanaat…

Anti-stres reçeteniz

   *
     Günlük yaşamda sık kullandığınız mali-meli eklerini kullanmayın. Kılı kırk yaran mükemmeliyetçiliği bırakın, esnek ve hoşgörülü olabilin. Çevrenizde bazı değişimler istemek en doğal hakkınız. Lakin bunu bir dayatmaya ve zorlamaya dönüştürmeyin. Kaybeden siz olursunuz. En güzeli, dünyayı değiştiremeyeceğimize göre düşüncelerinizi değiştirin. Değiştirebileceğiniz ve değiştiremeyeceğimiz şeyler arasındaki ayırımı iyi yapın. Enerjini israf etmeyin. Kilitlendiğiniz en son noktada yüzleşme ve kabullenme seçeneği de listenizde olsun. En azından sükunete erersiniz.
   *
     Farkındalık kazanın. Bir kağıda kendinizle, işle eve evle ilgili stres nedenlerini yazın.Zihinsel fiziksel belirtilerinizi ekleyin. Etki alanınıza giren değiştirebilecek, değiştirelemeyecek ve kısmen  kontrol edilebilecekleri ayrı hanelere yazın. Baş etme taktiklerinizi gözden geçirin. Sıra güncellemede…
   *
     Kendinize zaman ayırın. Size katkı sağlayacak, sevdiğiniz bir şeyle meşgul olun. Kendinizi yenileyin, yerinizde saymayın. Bugün dünden farklı olsun.
   *
     Geriye değil ileriye bakın. Suçlu aramayın, suçlamayın. Mutsuzluğunuzu dış kaynaklı bir nedene dayandırmak size kurban psikolojisini yaşatır. Sizi olduğunuzdan kötü yapar. Duygularınızdan ve tepkilerinizden siz sorumlusunuz. Mesela ‘Beni öfkelendirip çileden çıkardı da bağırmak zorunda kaldım’ diyerek sorumluluktan kaçmayın.  ‘Öfkelendim öfkemi kontrol edemedim’ deyin. Bu şekilde çözüm sürecinde ilk adımı atmış olursunuz.
   *
     Sizi bunalıma sürekli olumsuzluğa sürükleyen iki boyutlu gözlüğü çıkarın. Yerine ‘Kader adalet ve hikmetle iş görür’ cümlesini yansıtan üç boyutlu gözlüğü takın.
   *
     Yaşama ve insanlara fazla bağlanmayın. Beklentilerin gerçekleşmemsi gergenliğe ve hayal kırıklığına yol açar. Ne güzel der Can yücel şiirinde ‘Bağlanmayacaksın bir şeye öyle körü körüne. O olmazsa yaşayamam demeyeceksin. Çok sahiplenmeden çok ait olmadan yaşayacaksın Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin kalacakmış gibi hayat. İlişik yaşayacaksın. Ucundan tutarak’ Yani İmam Hanefi hazretleri gibi ne kaybettiğine mahzun ne kazandığına mesrur olabilmek…
   *
     Öfkelenmemize neden olan olayları ya da insanları yok edemeyiz ama öfke duygusuna verdiğimiz içsel ve dışsal tepkilerimizi kontrol edebiliriz. Öfkenizi boşaltıp, ben böyleyim diye nefis müdafası yapmayın. Bu anlarda duyguyu arka plana aklı ön plana alarak hareket edin. Ortamdan uzaklaşın gerekirse terk edin. Böyle anlarda sorunlar çözülmediği için ipler tamamen kopabilir.
   *
   Kısa ve uzun vadeli; açık, gerçekçi ve ölçülebilir hedefler belirleyin. Her gün yapılacak işler listesi hazırlayın. Öncelik, önem ve aciliyet sırasına göre başlayın uygulamaya. ‘Biraz sonra’ kavramını sözlüğünüzden çıkarırsanız erteleme sorununu aşar, hayatı da ıskalamazsınız.
   *
     Biyolojik saate uygun yaşayın. Doğru nefes almayı ve gevşemeyi öğrenin. İşlenmiş ambalajlı gıdalardan kaçının. Sağlıklı ve dengeli beslenin. Hem başkaları hem de kendiniz için dua edin. Araştırmalar, düzenli ibadet eden ve rutin dini bir aktiviteye katılanların stresin fiziksel ve duygusal etkilerini en az yaşadığını göstermekte.
   *
     Açık ve net iletişim kurun. Sınırlarınızı koyun. Yerinde hayır demeyi öğrenin. İletişim becerilerinizi geliştirin. Bozuk plak gibi konuşmak yerine az ve öz konuşmayı tercih edin. Sıkıntılarınız paylaşın ama sürekli kalbi ötelere açık olmayan insanlara anlatarak da tazelemeyin.

     Derin olan kuyu değil kısa olan iptir!

     Ve bu ip bizim elimizde…

    Her engeli ve zorluğu yaşam şartlarınızı iyileştiren bir fırsata dönüştürüp; yaşama yepyeni ve farklı pencerelerden bakabilme temennisiyle…

Berrin Göncü - Psikolog
Ne içindeyim zamanın,Ne de büsbütün dışında;Yekpare geniş bir anın Parçalanmış akışında,
Rüzgarda uçan tüy bile Benim kadar hafif değil.Başım sukutu öğüten Uçsuz, bucaksız değirmen;İçim muradıma ermiş Abasız, postsuz bir derviş;
Kökü bende bir sarmaşık Olmuş dünya sezmekteyim,Mavi, masmavi bir ışık Ortasında yüzmekteyim