Bir evden bir kurban yeter

Başlatan Oruc_Reis, 31 Ekim 2006, 16:09:03

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Oruc_Reis

“Bir evden bir kurban yeter!”

1- Abdullah bin Ömer hazretleri, devlet kadrosunda vazîfe almaktan uzak durdu. İlme ve cihada ağırlık verdi. Zaten, babası Hz. Ömer, şehâdetinden önce yerine oğlunu göstermesini isteyenlere, “Bir evden bir kurban yeter!” buyurmuştu.
Seçilmemek şartıyla Hz. Osman’ı halîfe seçen şûrâ üyeliğinde bulundu.
Hz. Osman’ın şehâdetinden sonra, Hz. Ömer’in oğlu olması, ilmî mertebesinin yüksekliği ve savaşlardaki kahramanlığı ileri sürülerek, halîfe olması istendiyse de kabûl etmedi. Hz. Ali’ye bî’at etti. Fakat, iç hâdiselere karışmadı.
“Cihâd, İslâm ülkesinde, Müslümanlar arasında olmaz. Cihâd, kâfirlere ve gayrimüslim memleketine karşıdır” buyururdu.
Kur’ân-ı kerîmin tefsîri husûsunda sahâbenin ileri gelenlerinden idi. Helâle ve harâma âit hadîs-i şerîflerin çoğunu o bildirmiştir.
İşittiği hadîs-i şerîfleri yazar, gerek duymadıkça hadîs-i şerîf rivâyet etmezdi.
İbni Ömer hazretleri, ekseriyâ Resûlullah efendimizin hizmetinde ve huzurunda bulunurdu. Bulunmadığı zamanlarda, Onun söz, fiil ve takrîrini sorar, araştırırdı.
Anlayamadığında, bizzat Resûl-i ekremden öğrenir, bildiğini öğretmekten zevk duyardı.
Medîne-i münevverede ders meclisi kurup, hadîs-i şerîf öğretti. Ayrıca hac mevsiminde de dünyanın her yerinden gelen ilim ve hak âşıklarına hadîs-i şerîf rivâyetinde bulundu.
Hz. Âişe buyurdu ki:
- Hâl ve hareketinde Resûlullaha en çok benzeyenlerden biri de İbni Ömer idi.
Abdullah bin Ömer hazretleri, Mûte ve Yermük Savaşlarında bulundu. Hz. Ebû Bekir’in hilâfeti zamanında Hâlid bin Velîd’in Arabistan’da isyân hâlinde bulunan mürted kabîlelere karşı açtığı sefere iştirâk etti.
Ayrıca Nihâvend Muhârebesine ve Hz. Osman’ın Mısır vâlisi Abdullah bin Sa’d’ın Kuzey Afrika fütûhatını tamamlamak için Medîne’den gönderdiği yardımcı kuvvetler ile harbe katıldı.
Yine az zaman sonra 650-651 târihinde Sa’îd bin Âs kumandasındaki Horasan ve Taberistan Seferine iştirak etti.
Abdullah bin Ömer hazretleri, Hz. Muâviye’nin hilâfetinde, Yezîd bin Muâviye ile Bizans Seferine katıldı. Eyyûb Sultân hazretleriyle İstanbul surları önüne kadar gelip, Bizanslılar ile olan mücâdelede bulundu...


2- Evliya olabilmek için

Bir gün Abdullah bin Ömer hazretlerinin devesi kayboldu. Çok aradı, bulamadı. “Alana helâl olsun!” deyip mescide girdi. Sonra birisi gelip, “ Deven filân kimsede!” dedi.
Mescidden çıkıp giderken, hatırladı. “Ben onu alana hediye etmiştim” deyip tekrar mescide döndü.
* * *
Peygamber efendimiz bir nasîhatinde, Abdullah bin Ömer hazretlerine buyurdu ki:
- Allah için sev, Allah için darıl, Allah için anlaş! Evliyalık mertebesine ancak böyle kavuşabilirsin! Bu minvâl üzere olmıyan kişi, namazı ve orucu çok olsa bile, îmânın tadını alamaz. Yâ Abdullah, sabaha çıktığın zaman akşam için kendini kaygılandırma! Akşama çıktığın zaman sabah için kendini kaygılandırma! Sağlığında hastalığın ve hayatında ölüm için tedbîr al!
* * *
Abdullah bin Ömer hazretleri, harâmdan çok korkardı. Bunun için, sık sık buyururdu ki:
- Kambur oluncaya kadar namaz kılsanız ve kıl gibi oluncaya kadar oruç tutsanız, harâmdan kaçmadıkça bunların va’dedilen mükâfâtına kavuşamazsınız!
Birisi, Abdullah bin Ömer hazretlerine, “Allah için, seni çok seviyorum” deyince buyurdu ki:
- Ben de Allah için, seni hiç sevmiyorum. Çünkü sen, ezânı tegannî ederek, şarkı söyler gibi okuyorsun.
Tâbiînin büyüklerinden Nâfi’ buyurdu ki:
“Ben henüz çocuk iken Abdullah bin Ömer ile beraber gidiyorduk. Ney sesi işittik. Hz. Abdullah, kulaklarını parmakları ile kapadı. Oradan hızla uzaklaştık. Bir müddet sonra bana, “ Ney sesi daha işitiliyor mu?” diye sordu. “Hayır işitilmiyor.” diye cevap verince, ondan sonra parmaklarını kulaklarından ayırdı.”
Resûlullah efendimiz, Abdullah bin Ömer’i çok severdi. Nitekim bir gün Hz. Abdullah, Resûlullahın huzûrlarına gelmişti. Resûlullah efendimiz ona çok iltifât edip, “Kıyâmet günü herkesin berâtı [kurtuluş vesîkası] her işi ölçüldükten sonra verilir. Abdullah’ın berâtı ise, dünyada verilmiştir” buyurarak onu medh ve senâ buyurdu.
cihan baginda ey akil, budur makbul-i ins i cin.Ne kimse senden incinsin, ne sen bir kimseden incin.