Vücuttaki Madensel Maddeler

Başlatan Tuğra, 16 Haziran 2010, 00:34:48

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuğra

İnsan vücudunun en önemli kısmı sudur. Su canlılığın olabilmesi için vazgeçilmez bir maddedir. Ancak, suyun görev yapabilmesi için, tuza da gerek vardır. Sofra tuzu olarak tanıdığımız madde sodyum ve klor elementlerinden yapılmıştır. Bu iki element birlikte hareket ederler. Bu nedenle özellikle sodyumu ele alacağım.

Sodyum

Gıdalarla alınan sodyum ile böbrek tarafından atılan sodyum miktarına bağlı olarak kanda ve tüm vücutta belirli bir denge içinde bulunur. Böbrekler, atılan sodyum miktarını değiştirerek belirli bir oranda bu dengeyi korumaya çalışır.

Aşırı terleme ve kusma ile, tuz alınmadan aşırı miktarda su içilmesi kandaki sodyum oranını düşürür, bol tuz yenilmesi ve az sıvı alınması da bu miktarı normalin üzerine çıkarır. Bunların dışında, öncelikle böbrek ve böbrek üstü bezi olmak üzere bazı organların hastalıklarında da bu denge bozulabilir.

Vücuttan tuz ve su eksildiğinde, ağız kuruluğu, halsizlik, tansiyon düşüklüğü, çarpıntı ve şok görülebilir.

Tuz alınmaksızın bol su alınması halinde de, su zehirlenmesi olarak adlandırılan, adale kasılmaları, çırpınmalar, şuur kaybı ve koma ile ölüme kadar varabilen bir tablo görülebilir.

Potasyum

Hücrelerin içinde bol miktarda bulunup, kanda ve doku arası sıvılarda daha az miktardadır.

Böbrek ve böbrek üstü bezi hastalıklarının dışında, kanda potasyum azalması aşırı ishal ve kusma ile idrar söktürücü ilaçların uzun süre kullanılması halinde görülür. İlk belirtisi kas güçsüzlüğüdür. İleri derecelere vardığında bağırsaklara ve solunum kasları dahil olmak üzere tüm kaslarda hareket kısıtlılığı olacak ve bu da hayati tehlike yaratacaktır.

Potasyumun kanda yüksek düzeylerde bulunması, böbrek hastalığı, ciddi yanıklar, kanamalar gibi etkenlere bağlı olarak idrar miktarının azalması hallerinde görülebilir. Genellikle fazla bir belirti vermeden kalp üzerinde toksik etkiler gösterebilir. Bu etki de bazen hayati tehlikelere yol açabilir.

Kalsiyum

Sağlıklı insanların kanının 100 mililitresinde 8.8 ile 10.4 mg. arasında kalsiyum bulunur. İnsan vücudunda kalsiyum dengesi, paratiroid bezleri ve D vitamini tarafından düzenlenir. Öncelikle kemik metabolizması ve kaslar için gerekli bir madensel maddedir.

Eksikliği halinde, dilde, dudaklarda, parmaklarda duyu değişiklikleri, kaslarda ağrı ve kramplar görülür. Kalp de bir kas olduğu için kalsiyum metabolizmasından çok etkilenir. Uzun süreli kalsiyumdan fakir beslenme, kemiklerin zayıflaması gibi bir sonuç yaratır.

Kalsiyumun kandaki düzeyinin gerektiğinden fazla olması hali, genellikle, paratiroid bezinin hastalıklarında görülmektedir. Hafif dereceli yükselmeler, fazla bir belirti vermez. Bu hastalarda sık böbrek taşları görülür. Kalsiyum yükseldikçe kas güçsüzlüğü, böbrek kireçlenmesi, kemiklerde gereğinden fazla kireç toplanması gibi durumlar belirir.

Fosfor

Kalsiyumla birlikte hareket eden bir elemandır. Böbrek, paratiroid bezi ve hormon düzensizliklerinde, vücuttaki fosfor dengesinde de bozulmalar olur.

Kronik açlıklar, bağırsaklardaki emilim bozuklukları, alkolizm, devamlı idrar söktürücü kullanılması gibi hallerde kandaki düzeyi düşer. Tıp dilinde hipofosfatemi olarak adlandırılan fosfor eksikliklerinde, sinir ve kas ilişkisinde aksaklıklar, kas güçsüzlüğü, kas hücresi yıkımı, beyin fonksiyonlarında bozulma, koma ve hatta ölüm bile görülebilir.

Magnezyum

Magnezyum da vücudun önemli elementlerindendir. Kanın bir litresinde 1.6 ile 2.1 miliekivalan magnezyum bulunur.

Eksikliğinde, iştahsızlık, bulantı, kusma, uyuklama, güçsüzlük, titreme, kas seyirmeleri ve kasılmaları gibi belirtiler görülür.

Yüksekliği, böbrek yetersizliği olan hastalarda, sindirim sistemi tedavisi amacıyla magnezyumlu ilaçlar verilmesi halinde görülür. Kas refleksleri kaybolur, kalp elektrosunda bozukluklar görülür, solunum ve dolaşım aksar, şok ve hatta ölüm bile görülebilir.

Eser Elementler

Sodyum, potasyum, fosfor, magnezyum ve kalsiyum gibi vücutta bol bulunan elementlerden başka, çok düşük miktarlarda bulunmasına rağmen çok önemli görevler yapan maddeler de vardır. Eser elementler olarak adlandırılan bu maddelerin önemlileri şunlardır;

Demir

Toplam olarak erkeklerde 3.45, kadınlarda ise 2.45 gr kadar demir, tüm vücuda dağılmış olarak bulunur. Bunun %60-70 kadarı kan hücrelerinde hemoglobin içinde, %10-12 kadarı kaslarda miyoglobin içinde ve enzimlerde, %15-30 kadarı da, karaciğer, dalak ve kemik iliğinde depolanmış olarak bulunur.

Gıdalarla alınır. Kadınlar her ay muayyen dönem için, gıdalarında daha fazla demir bulunmalıdır. En önemli demir kaynağı, et, karaciğer ve dalak gibi gıdalardır.

Gıdalarla az alınması, sindirim sisteminde demir emilimiyle ilgili sorun olması, kan kaybı gibi hallerle vücutta demir azalması, kendini demir eksiklği kansızlığı şeklinde gösterir.

Bazı hastalıklarda ya da ilaç şeklinde gereğinden fazla demir alınmasında vücutta aşırı demir birikir. Zamanında tedavi edilmezse, karaciğer sirozu, şeker hastalığı, ciltte bronz rengi, kalpte büyüme ve tahribat gibi hayati önemi olan sorunlar yaratabilir.

İyot

Vücuttaki iyodun %80 kadarı tiroid bezinde bulunur. En önemli kaynağı, deniz ürünleridir. Denizden uzak, deniz ürünlerinin yenmediği ortamlarda, eğer içme sularında da yeterli iyot yoksa, iyot eklenmiş sofra tuzları kullanarak gereken miktarı almalıdır.

Yeterli iyot alınmadığı taktirde, iyot eksikliği guatrı denilen bir tür guatr görülür. Eksikliğin ciddi olduğu hallerde, tiroid yetersizlğine bağlı ciddi sorunlar görülebilir.

İyot fazlalığının sorun yaratabilmesi için, alınması gereken dozun 20-30 kat fazla çok uzun süreler için alınmalıdır. Bu da, ters bir etki yaratarak tiroid bezinin çalışmasını durdurabilir.

Çinko

İnsan vücudunda toplam olarak 1-2.5 gram çinko bulunur. Kemiklerde, dişlerde, saçta, deride, kaslarda, testislerde ve karaciğerde depolanmış haldedir.

Toprak yiyenlerde, bağırsak paraziti olanlarda ve devamlı olarak lifli besinleri çok bol tüketenlerde çinko eksikliği görülebilir. Eksikliği özellikle gelişme çağındaki çocuklar için önem taşır. Yeterli çinko alamayanlarda, gelişme bozukluğu, saç, deri ve tırnak sorunları görülür. İleri boyutlu eksikliklerde, çocukların cinsel gelişmesi de aksar.

FLUOR

Kemiklerin ve dişin yapısındaki önemli maddelerdendir. Çay ve deniz balıklarında bol miktarda bulunursa da en önemli kaynak içme sularıdır. İçme sularına fluor katılması, o suyu içen toplulukta diş çürüğü ihtimalini büyük oranda ortadan kaldırır.

Fluor alınması aynı zamanda osteoporoz denilen kemik zayıflaması hastalığını da önleyici ve tedavi edici etki oluşturacaktır.

Gereğinden fazla alındığında da zarar verebilir. Kalıcı dişler üzerinde sarı-kahverengi lekeler ortaya çıkar ve diş minesi bu bölgelerde tahrip olmaya başlar. aşırı fluor yüklenmesi kemiklerde de normal dışı gelişmeler ve eklemlerde çarpılmalar gibi belirtiler ortaya çıkarır.

Bakır

Normal bir erişkin insanda 100-150 mg. kadar bakır bulunur. Bunun %90 kadarı kas, kemik ve karaciğerde depolanmış haldedir.

İleri derecede beslenme ve bağırsakta emilme bozukluğu olanlarda bakır eksikliği görülebilir. Bu durumda kansızlık, cilt ve kemik kusurları ve zeka gelişme bozuklukları görülür.

Bakırın da fazlası zehirleyicidir. 15 mg.dan daha fazla elementel bakır yutulması halinde, bulantı, kusma, ishal, karın ağrısı, yaygın kas ağrıları gibi belirtiler ortaya çıkar. Zihinsel kusurlar ile koma ve ölüm de görülebilir.

Kobalt

B 12 vitamininin yapısına katılır. Eksikliği, bir çeşit kansızlık yapar. Kobalt eksikliği bulunanların kansızlık amacıyla kulanılan ilaçlarına mutlaka kobalt katılmalıdır. Ancak kobalt tedavisi, bu zehirli bir madde olduğu için çok dikkatle sürdürülmelidir. Aşırı miktarlar, özellikle çocuklarda tiroid eksikliği ve kalp yetersizliği gibi tehlikeli durumların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Krom

Kromdan zengin bir madde olan bira mayası kullananlarda, kolesterol ve trigliserit gibi kan yağlarında düşme, şeker toleransında düzelme görülmektedir. Şeker hastalarında ise insülin ihtiyacı azalmaktadır. Ani kilo kaybı, sinir uçları tahrişi ve şeker toleransı bozukluğu olanların tedavisinde en etkili madde kromdur.

Selenyum

E vitamini ile birlikte, antioksidan bir madde olarak tanınır. Böylece hücre yıkımını yavaşlatmak gibi bir etkiye sahip olur.

Selenyumdan eksik beslenmenin çok uzun süreler devam etmesi, vücuttaki selenyumun da azalmasına neden olur. Özellikle Çin'in bazı bölgelerinde çocukluk döneminde görülen kalp kası hastalıklarının nedeni selenyum eksikliğidir. Daha düşük boyutlu selenyum eksikliğinde tırnak yatağında beyazlanma, kaslarda ağrı ve hassasiyet görülür.

Selenyumun da aşırısı zarar verir. Özellikle hücre yaşlanmasını yavaşlatıcı etkisinin belirlennmesinden sonra, selenyum haplarını gereğinden fazla kullanan kişilerde zehirlenme belirtileri görülebilmektedir. Aşırı selenyum alındığı hallerde saç ve tırnak dökülmeleri, deri döküntüleri ve polinevrit denilen sinir rahatsızlığı ortaya çıkar.

Manganez

Kemiklerin ve bir çok enzimin yapısına giren manganez, kepekli tahıllarda, yeşil yapraklı sebzelerde ve çayda bol miktarda bulunur. Deney amacıyla manganezden arıtılmış bir beslenmeye giren kişide kilo kaybı, bulantı, kusma, deri tahrişi, saç uzamasında yavaşlama ve saç renginde beyazlaşma görülmüş.

Manganez zehirlenmesi ise beslenme ile fazla manganez alınmasıyla oluşmaz. Nadiren, manganez üretimde çalışan kişilerde ortaya çıkabilir ve Parkinson hastalığı benzeri sinir sistemi belirtileri ortaya çıkarır.

Molibden

Çok uzun süre, sadece damardan beslenmek zorunda kalınılan bir hastada molibden eksikliği görülmüş. Bu hastada çok hızlı bir nabız, hızlı solunum, gece körlüğü, görme bozukluğu, aşırı uyarılma ve koma ortaya çıkmış. Ancak bu durumun çok seyrek olduğunu da bilmek gerekir.

Silisyum

Hayvan deneylerinde, silisyum eksikliği, gelişme geriliği, kemik, kıkırdak ve bağ dokusu bozukluklarına neden olmaktadır. Ancak şu ana kadar insanlarda silisyum eksikliği ile ilgili bir tesbit yapılamamıştır.

Fazlalığı ise, magnezyum trisilikat yapısında olan antiasitleri, mide rahatsızlığı nedeniyle uzun yıllar boyunca kullanan kişilerde görülür. Bu kişilerde silikat yapısında olan böbrek taşlarına sık rastlanılmaktadır.

Görüldüğü gibi insan vücudunda bir çok element var. Bunların hemen hepsi çok önemli görevler yapmakla beraber, fazlalığında ise toksik etki yaratmaktadır. Gerek eksikliği ve gerekse fazla birikmeyi önlemenin tek yolu, hemen her türlü gıdanın yer aldığı karışık bir beslenme uygulamak ve vitaminler de dahil olmak üzere hiçbir ilacı konunun uzmanı bir hekime danışmadan kullanmamak.

genetikbilimi.com
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Atardamarlardaki Tıkanmalar ve Dolaşım Bozuklukları

Atardamarlardaki tıkanıklıkların en sık görüldükleri bölge gövdenin alt yarısıdır. Yukarıda, vücuttaki bütün organ ve sistemlerin  kalpten çıkan ana damar olan AORTA'dan temiz kanlarını aldıklarından söz etmiştik. Aorta ve dallarında ortaya çıkan tıkanıklıklar bu dalların beslediği organlarda ve tıkalı seviyenin altındaki dokularda beslenme bozukluklarına neden olur.

Bu tıkanıklıklar damar sertliği gibi nedenlerle yavaş yavaş gelişebildiği gibi atardamarın bir pıhtı veya benzeri bir yapıyla tıkanması sonucu ani olarak ortaya çıkabilir.

Gövdenin alt yarısını ilgilendiren damar tıkanıklıklarında olay yavaş geliştiyse çoğunukla bacaklarda kıllarda azalma, ayak tırnaklarında büyüme bozuklukları, çabuk kırılma ve kabalaşma, soğuktan çabuk etkilenme ve zamanla ayaklarda sürekli soğukluk, önceleri uzun mesafe yürüyüşlerde, yokuş ve merdiven çıkmalrda ortaya çıkan ve gittikçe ilerleyen kalça ve baldırda kasılma tarzında ağrılar atardamar tıkanıklıklarının en önemli belirtileridir.

Gerekli önlemler alınmadıkça ve tedavi edilmedikçe hastalık ilerleme gösterir ve istirahat sırasında da çok ızdırap veren ağrılar ortaya çıkar. Kritik düzeyde beslenme bozukluğu olan bacaklar genellikle travma ve enfeksiyonlara normal beslenen uzuvlardan çok daha duyarlı ve dayanıksızdır.

Basit bir ayakkabı vurması bile bu durumdaki ayaklarda tehlikeli yaraların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bu şekilde ortaya çıkan yaralar yeterli kan alamadıklarından iyileşmede son derece güçlük gösterirler ve olaya enfeksiyonun eklenmesiyle tedavisi çok güç olan durumlar ortaya çıkar ve tedavi edilemeyen yaralarda doku ölümü gelişerek GANGREN denilen tablo ortaya çıkar.

Gangren gelişen uzuvlar artık kesilerek tedavi edilebilirler. Kesilmenin gecikmesi hayatı tehdit eden durumlar ortaya çıkarır.

Ani gelişen damar tıkanıklıklarında genellikle hastayı çok müşkül durumda bırakan tablolar ortaya çıkar.Erken müdahale edilmezse uzuv kaybına gider.

Damar sertliğine bağlı olmayan atar damar tıkanıklıkları da seyrek olmayarak görülmektedir. Bunlar arasında alt tarafı en çok ilgilendireni BUERGER hastalığıdır. Buerger hastalığı hemen hemen tamamen sigara içen insanlarda ortaya çıkar.

Hastalığın başlama yaşı genellikle damar sertliği olgularına göre daha gençtir. Yine damar sertliği olgularına ters olarak aşağıdan başlayıp yukarı doğru ilerler. Bu nedenle cerrahi müdahale şansları azdır. Sigaranın bırakılması hastalığın ilerlemesini önemli oranda azaltır.

Bu nedenle zamanında tespit edilen olgular sigarayı bırakıp uygun şekilde tedavi edilirlerse uzun süre sorunsuz idare edebilirler.

Atardamar hastalıkları kollarda ve diğer bölgelerde de ortaya çıkabilir. Her zaman organik bir nedene bağlı olmayabilir. Fonksiyonel olarak ortaya çıkan ve damarda spazm dediğimiz geçici daralmalar oluşabilir.

Bu durumların başında REYNAUD sendromu dediğimiz patolojiler gelir. Ellerde soğuma ve parmak uçlerında morarma ile seyreden bu durum bazen altta yatan nedenler bulunup yok edilerek, bazen de bir neden bulunmaksızın tıbbi veya bazı tür cerrahi yöntemler kullanılarak tedavi edilirler.

Kaynak: Prof. Dr. Neyyİr Tuncay Eren
〰〰〰〰🐠

Tuğra

Atardamarlarda sabit kasılmalara bağlı olarak ortaya çıkan kan akımındaki azalmaya dolaşım bozukluğu denir. Belirtileri nelerdir?

El ve ayaklarınız yaz-kış bir türlü ısınmıyor, yaz-kış soğuk, buz gibi ve ağustos ayında bile ayaklarınızı ısıtmak için kışlık çoraplar mı giyiyorsunuz?

Tansiyonunuz hep düşük oluyor ve 10-11 üstüne çıkmıyor. Sabahları yataktan kalkarken gözünüzün önünde kararmalar oluyor mu?

Durup dururken gözlerinizin önünde ışık parlamaları, yanıp sönen ışıklar, kırık çizgiler görüyor musunuz?

Eğer bu bahsedilenleri yaşıyorsanız siz de dolaşım bozukluğu olabilir.

Bu hastalıkta damarlarda kalıcı değişiklikler veya damar içinde daralmalar olmaz sadece kaslarda büzülmeler görülür. Bununla birlikte bu bozukluk uzun sure devam edecek olursa değişiklikler kalıcı hale gelebilir.

Atardamarların çevresindeki kasların büzülmesine bağlı olarak dolaşım bozukluğu ortaya çıkmaktadır. Bu kasılmaya bağlı olarak damarlarda kan akımı yavaşlar. Günlük hayatımızda çevredeki değişikliklere bağlı olarak herkeste ve her gün normal olarak kan damarlarında bu daralmalar, genişlemeler olmaktadır. Bununla birlikte bazı kişilerde kan damarları en küçük bir olayda ve hatta normal durumlarda bile daralmaktadır.

Dolaşım bozukluğu sebebi nedir?

Dolaşım sistemindeki bütün dokular (atar damarlar, kılcal damarlar ve toplar damarlar) beynimizdeki dolaşım merkezi tarafından kontrol edilmektedir. Dolaşım merkezi sempatik sistem dediğimiz sinir sistemi aracılığıyla damarları kontrol etmektedir. Bu sistemin etkin olduğu kişilerde damarlarda büzülmeler daha belirgin olmaktadır.

El ve ayaklar neden ısınmıyor?

Dolaşım merkezinin etkinliği kişiden kişiye değişmektedir. Bazı kişilerde bu merkezin aktivitesi düşük olmakta ve buna bağlı olarak damarlar gevşek durmakta ve el-ayak genel olarak sıcak ve kuru olmaktadır. Dolaşım merkezinin aktif olduğu durumlarda ise eller ayaklar soğuk olmaktadır. Damarların gevşeyip daralmasının kontrol edildiği dokular en fazla el ve ayaklarda bulunmaktadır. Bu nedenle dolaşım bozukluğu belirtileri en fazla el ve ayaklarda görülüyor.

Op. Dr. M. Erman Emre
〰〰〰〰🐠