Tarikat Ehli Haramları Nasıl Terk Eder?

Başlatan gülgiller, 15 Ekim 2011, 17:09:01

« önceki - sonraki »

0 Üyeler ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

gülgiller

ben bu sorunun cevabini bulamadim kendi tarikatimda tam net? ve soruyorum haramlari terk ederken yavas yavas olmaliyim yoksa hizli hizli mi olmaliyim.... farkli yasam bicimi gecirmis biri icin ....hizli hizli gidersem nefsimin daha fazla kabarcagini soylediler buda bir andan hata yapabilcegimi gosterirmis ?

Mücteba

#1
Önce şerîat, sonra tarîkat, sonra mârifet, sonra hakîkat...

Allahü Teâlâ'ya giden yollar, mahlûkatın nefesleri kadar çoktur.
Hikmet sahipleri, bunlardan dört makamlı bir yol seçmişler:

1- Şerîat,
2- Tarîkat,
3- Mârifet,
4- Hakîkat.

Bu dört derecenin her biri ancak şerîatla  tamam olur. Şerîat tam yaşanmadan, Tarîkat, Mârifet ve Hakîkat hâsıl olmaz. Bütün bu mertebelerde kemâl bulan kimse, Şerîat'ten çıksa, hepsinden çıkmış olur.

H.Ş.: "Şerîat, ağaç; Tarîkat, dalları; Mârifet, yaprakları; Hakîkat de meyvesidir, Ağaç olmazsa, dalı, yaprağı, meyvesi de olmaz."

Şerîat asıl, diğerleri ona bağlıdır. varlığı, aslın var olmasıyla mümkündür. Asıl yoksa ona bağlı olan da yoktur.
Şu halde mânevî terakkî, Şerîat'ı tam yaşamakla mümkündür. Şerîat'tan ayrıldığı halde kendisini doğru yolda bilen insan, hüsrandadır; mülhittir ve küfre meyletmiştir. Sapık ve saptırıcı olmaktan kurtulamaz, Hakk'ın rızâsını bulamaz. O ancak şeytana bağlıdır.

A.C. "Bu (sapıklık,) açık bir hüsrandır". (S. Hac 11)

Bu dört mertebe kırk makamdır. Kul ancak bu makamlara ulaşınca, Allah'ın rızâsına mazhar olur.
Bu makamlardan 10'u Şerîat'ta, 10'u Tarîkat'ta, 10'u Mârifet'te, 10'u da Hakîkat'tadır.

devamı için tıklayınız


Mücteba

#2
Alıntı yapılan: gülgiller - 15 Ekim 2011, 18:55:05
tessekur ederim bunlari az cok biliyorum... fakat sorumun cevabi bu deil... ornegin biz zaten hasta kullariz nefsimize yenilen kisileriz zaten bu yuzden bi yola giriyoruz nefsimizi yenmek icin ben bazi seylerde cok hizli davrandigim gibi bazi seylerde yavas davraniyorum ama kendimi zorluyorum ... buna ragmen hizli gittigimi soyleyenler oldu...ve bu nefsi daha beter kabartip insanlarda kusur bulmama dahi neden olabilirmis

Aslında sorunuzun cevabını içermekle birlikte biraz kapalı bir cevap olmuş. Konuyu açmak gerekirse.
Şeriat ilahi emir ve yasakların tamamıdır. Şerîat tam yaşanmadan, Tarîkat, Mârifet ve Hakîkat hâsıl olmaz.
Siz tasavvufa intisab ettiğinizi söyleyip, bir takım haramlara devam ettiğinizi söylüyorsunuz. Bu ehl-i sünnet alimlerine göre oldukça tehlikeli bir süreçtir.

Bu noktada size düşen işlemeye devam ettiğiniz günah ve haramları bir an önce bırakıp, işlediğiniz günahlara tevbe istiğfara devam etmelisiniz. Zaten tasavvuf müessesinin şiarlarından biri de günahsız bile olsanız anlık-günlük-haftalık olarak tevbe ve istiğfara devam etmektir.

Maddî kirleri sabun ve su giderdiği gibi kalbi karartan, insanı cehennemlik yapan, mânevî hastalık ve kirleri de tevbe, istiğfar ve Allâh'tan korkarak gözlerden akıtılan nedâmet yaşları giderir.

Bilhassa gece yarılarında ve seher vakitlerinde namaz kılarak ve salevat-ı şerife ve dualar okuyarak Cenâb-ı Hakk' tan af ve mağfiret dilemelidir.

İnsan, işlediği günâhın zararını bilmelidir. Çünkü günah insanı dünya ve ahiret saadetinden uzaklaştırır.
İnsan, işlediği günahlardan kalben elem ve pişmanlık duymalıdır.
Bir daha günah yapmamağa kararlı olmalıdır. Bir günah işleyince hemen akabinde iyilik yapmalı, namaz kılıp istiğfar etmelidir. En büyük istiğfar tesbih namazıdır. Vaktin durumuna göre hergün-her hafta kılmaya çalışmalıdır. Ehli tasavvuf haftada en az bir gün kılmalıdır.
Ayrıca hakkına tecâvüz ettiği kimselerle helâllaşmalıdır. Kalb gaafil ve günah yapmaya istekli olduğu halde sırf dil ile yapılan tevbe ve istiğfar faydasızdır.

Büyük İstiğfar

سُبْحَانَ ٱللهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ ٱللهِ ٱلْعَظِيمِ اَسْتَغْفِرُ ٱللهَ
ٱلْعَظِيمَ وَاَتُوبُ اِلَيْكَ


"Sübhânallâhi ve bihamdihî sübhânallâhi'l-azıym estağfiru'llâh'el-azıym ve etûbü ileyk."

Bilhassa kendisinden büyük günah sâdır olmuş kimseler ise, aşağıdaki şu duâya çokça devam etmelidir:

ٱَللّٰهُمَّ مَغْفِرَتُكَ اَوْسَعُ مِنْ ذُنُوبِى وَرَحْمَتُكَ اَرْجٰى
عِنْدِى مِنْ عَمَلِى


"Allâhümme mağfiretüke evseu min zünûbî ve rahmetüke ercâ indî min amelî."

müteallim

s.a. kardesler.
1.ci olarak bu bölümün modorötörü olarak cok meskuliyetimden dolayi gözümden kacmis kardesler birbiri ile baya mücadeleye girmisler bunun gibi hususlar özelden olmali forum ortaminda olmamali cünkü buraya günlük binlerce kisi giriyor.onun icin kavga icerikli mesajlari sildim kuusura bakmayiniz.bundan dolayi kirdiysam özür dilerim.

2.ci olarak sorulan soruya MÜCTEBA kardesim gerekli cevabi vermis onada bu hizmetinden dolayi tesekkür ederim.Allah razi olsun.

3.olarak sunu ifade edeyim bazi seyler bicak keser gibi bir anda olmaz tedrici tedrici alistira alistira olur.bunun misali kur´ani kerimde coktur.bir anda bütün kötülüklerden dönmek mümkün olmayabilir.amma zaman gectikce islami duygulari yasadikca kisi alisir.bunun icin zaman zaman Allaha yakin olan kisilerin sohbetine gitmek ve oralardan istifade etmek lazimdir.

4. olarak tarikat ve hakikat seriatin hadimleridir hizmetcileridir.biraz acacak olursak tarikat seriati yasamak icindir.kardesimizi kinamamak lazim tarikata devam ettikce seriati daha iyi ögrenir ve yasar.H.Z.Allah hepimizin yardimcisi olsun.

AMIN

  Kuslar gibi ucmasini baliklar gibi yüzmesini ögrendik amma kardesce yasamasini ögrenemedik

fazıl14

Şeyh Necmüddîn-i Kübra (k.s) buyurmuşlar;

Şeriat vapur gibidir, Tarikat kutup yıldızı gibi.Hakikat ise deniz dibindeki inci gibidir. Kim o inciye sahip olmak isterse mutlaha vapura (şeriate) binmeli, bir kutup yıldızının (tarikatın) yardımı ile denize açılmalıdır. İncinin yeri ancak böyle bir vasıta ve böyle bir işaretle bulunabilir. Kim böyle yapmazsa gerçek maksat olan Hakikat incisine sahip olamaz...
Şeriat temeldir, tasavvuf ise binadır. Temelsiz bina olmaz. Fakat binasız temel olabilir. Ama temelden maksatta üzerine bina yapmaktır. Şeriat beden,tasavvuf ruhtur. Şeriat lafız, tasavvuf manadır. Şeriat şekil, tarikat muhtevadır. Şeriat deniz, tarikat denizdeki incidir. Şeriat süt, tarikat sütten çıkan kaymaktır. Şeriat ağaç, tarikat ve tasavvuf bu ağaçta zuhur eden meyvedir. Şeriat ağacında bitmeyen hal, vecd ve ma’rifet meyvelerine itibar edilemez. Onun için şeraitsiz bir tarikat düşünülemez, fakat tarikat ve tasavvufsuz bir şeriat düşünülebilir.Zira bir ağaç meyve vermese de ağaçtır, ama bir meyvenin vücuda gelebilmesi için mutlaka bir ağacın bulunmasına ihtiyaç vardır. Lakin ağacın kemal halide meyveli olma halidir. Bundan dolayıdır ki İslam da şeriat herkes için mecburi olduğu halde tarikat ve tasavvuf ihtiyaridir. Çünkü tarikat ve tasavvuf bir kemal halidir. Buna herkezin gücü yetmez.

"El-mücâhid fî sebîlillâh, el-müştâk ilâ cemâlillâh, hüve ünvânüküm"

("Ünvanı: Cemal-i ilâhiye âşık, Allah yolunda mücahit")

"İtikaden Ehl-i Sünnet, Amelen Hanefi, Meşreben Nakşî-yi Müceddidî"

lalegül

Alıntı yapılan: Mücteba - 15 Ekim 2011, 23:57:23

İnsan, işlediği günâhın zararını bilmelidir. Çünkü günah insanı dünya ve ahiret saadetinden uzaklaştırır.
İnsan, işlediği günahlardan kalben elem ve pişmanlık duymalıdır.
Bir daha günah yapmamağa kararlı olmalıdır. Bir günah işleyince hemen akabinde iyilik yapmalı, namaz kılıp istiğfar etmelidir. En büyük istiğfar tesbih namazıdır. Vaktin durumuna göre hergün-her hafta kılmaya çalışmalıdır. Ehli tasavvuf haftada en az bir gün kılmalıdır.


Allah c.c. razı olsun kardeşim.
Şu rahmete bakın ki,
insanlar bütün azalarıyla günah işlerken,
sadece diliyle yaptığı tövbeyle affolunuyor.

Aziz Mahmud Hüdai (k.s)

Mücteba

Alıntı yapılan: lalegül - 17 Ekim 2011, 16:10:36
Alıntı yapılan: Mücteba - 15 Ekim 2011, 23:57:23

İnsan, işlediği günâhın zararını bilmelidir. Çünkü günah insanı dünya ve ahiret saadetinden uzaklaştırır.
İnsan, işlediği günahlardan kalben elem ve pişmanlık duymalıdır.
Bir daha günah yapmamağa kararlı olmalıdır. Bir günah işleyince hemen akabinde iyilik yapmalı, namaz kılıp istiğfar etmelidir. En büyük istiğfar tesbih namazıdır. Vaktin durumuna göre hergün-her hafta kılmaya çalışmalıdır. Ehli tasavvuf haftada en az bir gün kılmalıdır.


Allah c.c. razı olsun kardeşim.

Cümlemizden.

Mücteba

#7
Öğrencilerinden biri Mevlana´ya sormuş;

“Efendim, bu 4 kapı meselesini ben pek anlayamıyorum. Bana anlayabileceğim bir lisanla anlatır mısınız?”

“Şimdi bak, karşı medresede dersini çalışan dört kişi var ve hepsi rahlelerine eğilmiş. Sen git bunların hepsinin ensesine bir şamar at, sonra gel sana anlatayım.”

Öğrenci gitmiş, birincinin ensesine bir tokat Nakşetmiş.

Tokadı yiyen derhal ayağa kalkıp arkasını dönmüş ve daha kuvvetli bir tokatla Mevlana´nın öğrencisini yere yıkmış. Öğrenci dayağı yemiş, geri dönecek ama hocasına itaat var.

Yaradana güvenip ikinciye de bir tokat akşetmiş. O da derhal ayağa kalkıp elini kaldırmış.

Tam tokadı vuracakken vazgeçip yerine oturmuş.

Öğrenci devam etmiş, üçüncüye de bir tokat atmış.

üçüncü şöyle bir kafasını çevirip baktıktan sonra çalışmasına devam etmiş.

Dördüncü, tokadı yemesine rağmen hiç oralı bile olmadan çalışmasına devam etmiş.

Öğrenci Mevlana´ya dönmüş, olanları anlatmış.

Mevlana;  “İşte sana istediğin örnekler….

- Birinci, şeriat kapısını geçememiş biri idi.

Şeriatta kısasa kısas olduğu için, tokadı yiyince kalktı, aynısını sana iade etti.

- İkinci, tarikat kapısındadır. Tokadı yiyince o da kalktı, tam tokadı iade edecekti ki, tarikat öğretisinde verdiği söz aklına geldi.

“Sana kötülük yapana bile iyilik yap” Onun için döndü, oturdu.

- Üçüncü, marifet kapısına kadar gelmiştir.

İyinin ve kötünün tek Yaradandan geldiğini bilir, inanır.

"Yaradan bu kötülüğe hangi iblisi alet etti" diye merakından şöyle bir dönüp baktı.

- Dördüncü, hakikat kapısını da geçmiştir.

İyinin ve kötünün tek sahibi olduğunu ve aynı olduğunu bilir. Onun için dönüp bakmadı bile…”